YazarlarEğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan asla

Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!

Yusuf Kaplan
YusufKaplanGazete Yazarı

Dünyada ruh, yalnızca Türkiye’de var.

Bunun, bizi gelecek adına ümitvâr kılan en önemli göstergesi şu: İnsanlığın sorunlarıyla hemdert, hemdost ve hemhâl olan insanlar yalnızca bu ülkenin çocukları şu çivisi çıkmış dünyada!

Bunu görüyor bütün dünya da! 

O yüzden üzerimize üzerimize geliyorlar, o yüzden içerden ve dışardan çepeçevre kuşatıyorlar ya!

Eğer biz, üzerimizdeki yükün, insanlığın yükünü taşıma yükünün yükümlülüklerini hakkıyla yerine getirebilirsek, kim ne tür plan, tezgâh, tuzak kurarsa kursun, kim ne türden oyunlar oynarsa oynasın, hepsini püskürtürüz Allah’ın izniyle...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Yusuf Kaplan : Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!
Haber Merkezi30 Eylül 2017, CumartesiYeni Şafak
Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ! yazısının sesli anlatımı ve tüm Yusuf Kaplan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


SÖMÜRGECİ EĞİTİM, KÜLTÜR VE MEDYA REJİMİ YIKILMALI!

Ama bu ruh aşınıyor hızla...

Bu ülkedeki pozitivist, ezberci, sığ ve diplomalı câhil yetiştiren seküler eğitim sistemi; her Allah’ın günü genç kuşaklarımızı kurşuna dizen, bu ülkenin ruh köklerinden uzaklaştıran yayınlarıyla sömürgeci medya rejimi; bu toplumun medeniyet birikimini yoksayan, yok etmeye çalışan metamorfoz yemiş fikir, kültür ve sanat dünyası yıkılmalı -kimsenin gözünün yaşına bakmadan hem de!

Bu ülkenin ruh kökleri, sâbiteleri, aşılamayan evrensel değerleri sömürgeciler tarafından değil, cellâdına âşık tasmalı çekirgeler, zihinleri sömürgeleştirilen yerli sömürgeciler tarafından yok ediliyor, kurşuna diziliyor...

Dünyanın sömürgeleştirilemeyen tek ülkesi olacaksınız, sonra da varlık nedeninizi, dünya tarihini yapmanızı mümkün kılan ruh köklerinizi oluşturan, yüzyılların mücahedesi, mücadelesi ve çilesiyle inşa ettiğiniz ruhunuz, medeniyet ufkunuz ve dinamikleriniz yerli sömürgeciler tarafından yerle bir edilecek ve siz hiç bir şey olmuyormuş gibi hareket edeceksiniz!

İşte bu olmaz!

Bir toplum, kendi intiharını seyredemez!

Hele de insanlığın dün umudu olmuş, yarın da umudu olabileceğini gösterecek kadar dünyanın mazlumlarına, yoksullarına, kimsesizlerine kucak açan bir ülkenin çocukları, intihar edemez, kendi intiharını seyredemez!

DÜNYANIN İHTİYACINI HİSSETTİĞİ RUHU BİZ SUNABİLİRİZ YALNIZCA!

Öte yandan bir de dünyanın eşiğine sürüklendiği bir kültürel nihilizm felâketi var.

Amerika’dan bütün dünyaya ânında yayılan ayartıcı ve sığ “pornografik” kültür, dünyanın her bir köşesinde algı melekelerini ve düşünme kabiliyetlerini,  duyarlıklarını ve duyarlılarını yitiren bir güruh üretiyor yalnızca.

Dünya hiç bu kadar tüketimin kölesine dönüşmemişti!

Dünya hiç bu kadar ruhunu yitirmemişti.

Dünya hiç bu kadar çölleşmemişti.

Şunu aslâ unutmayalım: Dünyanın ihtiyacını hissettiği ruhu, biz sunabiliriz yalınızca.

Yeter ki, biz, sahip olduğumuz ruhu müdrik olarak hareket edelim; öncelikli olarak atmamız gereken hayatî adımları daha fazla ertelemeden atalım; asıl işimize bakalım; eğitim, kültür ve medyada seferberlik başlatalım; hem İslâm’ı hem de dünyayı iyi tanıyan; hem aşağılık kompleksine kapılmayan hem de “ver mehteri” gibi genç kuşakları aptallaştıran, içi boş, hamaset yüklü sloganlarla ayartan aşırı-özgüven duygusu tuzağıyla kibrinin kölesi yapmayan, aksine kendi çocuklarımızı, yürek ülkesinin çocuklarını yetiştirmeye yoğunlaşalım, “kendi geleceğimizi nasıl inşa edebileceğimiz ve insanlığın önünü Hakikat medeniyetine nasıl açabileceğimiz” zorlu meselesi üzerinde kafa patlatalım, işte o zaman bizi kimse durduramaz.

O yüzden ne yapıp edip ruhumuza, ruh köklerimize gözümüz gibi sahip çıkacağız...

Ne yapıp edip bu ülkenin çocuklarına diriltici ruh aşısı yapacağız...

Ve şunu aslâ unutmayacağız: Maddî gelişme geçicidir; asıl gelişme fikir, sanat, ilim, irfan, hikmet, ve elbette ki ahlâk güzergâhlarında elde edilecek manevî gelişmedir

Manevî açıdan gelişmiş, sâbitelerine, ruh köklerine yürekten sahip çıkan bir ülkenin çocuklarını hiç bir maddî güç yok edemez. 

Fikrî birikimi güçlü, ruh kökleri muhkem, istikameti sağlam bir toplum, kaybetse de, kazanır mutlaka sonunda. 

Tıpkı Selçuk çocuklarını tarihten silen Moğolların, bir süre sonra, Selçuk çocuklarının insanı kanatlandıran engin ve zengin ilim, irfan ve hikmet birikimleri ve ruh kökleri karşısında diz çökmeleri gibi...

YÜZLERCE DEĞİL BİR KAÇ TANE ÇIĞIR AÇICI ÜNİVERSİTE!

O yüzden çok okula, yüzlerce üniversiteye ihtiyacı yok bu ülkenin.

İnsanlığın önünü açacak hem kendini hem de dünyayı iyi tanıyan; bu dünyada yaşayan ama bu dünyayı yaşamayan; insanlığın yükünü omuzlarında taşıma şuuruyla nefes alıp veren; aldığı nefesi hakikatin sesine, hakikatin sesini insanlığın nefesine dönüştürebilecek diriltici bir ruha sahip öncü kuşakları yetiştirecek, dünyaya dünya çapında fikir adamı, sanatçı, bilim insanı armağan edecek üç beş çaplı okula, birkaç çığır açıcı üniversiteye ihtiyacı var. O kadar.

Son olarak, her zaman söylediğim gibi: 10 yılda 100 yılın tohumlarını ekemezsek, yok olmaktan kurtulamayız.

Vesselâm.