Payitaht Abdülhamid yeni bölüm 2. fragmanı
Payitaht Abdülhamid yeni bölüm 2. fragmanı
Cuma akşamlarının vazgeçilmezi Payitaht Abdülhamid yeni bölümüyle izleyicinin karşısına çıkacak. Payitaht Abdülhamid'in 81. bölümünün 2.fragmanı yayınlandı.
Diğer
Seçilenler unutmasın! Sorumluluk tarihi bir mirastır
Seçilenler unutmasın! Sorumluluk tarihi bir mirastır

Yıl 1889. Osmanlı Devleti yığınla problemler ile boğuşmaktadır. Avrupa devletleri 1878’de hayata geçirdikleri Şark Meselesini adım adım uygulamaktadırlar. İngiltere Kıbrıs ve Mısır’a, Fransa Tunus’a yerleşmiştir. İtalya Banco Di Roma aracılığıyla Trablusgarp’ta gelecekteki işgalin hazırlıklarını yapmaktadır. Girit Müslümanlardan tahliye edilmekte, Balkanlar kaynamaktadır.

Video: Seçilenler unutmasın! Sorumluluk tarihi bir mirastır


II. ABDÜLHAMİD; ZENGİBAR VE ALMANLAR

Bütün sorunlara ve baskılara rağmen, dinî, vicdani ve tarihi sorumluluk devrededir. Sadrazam Kamil Paşa Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu bir arizasında; Almanların, Doğu Afrika’da Zanzibar (Zengibar) adasındaki faaliyetlerinden haber vermektedir.

Raporda, Almanlar “sözde insanlığa hizmet maksadıyla”, bölgedeki zenci ticaretini kontrol etmek için Hannover’den 12 top göndermeye hazırlanmışlardır. Sadrazam Kamil Paşa, Almanların asıl niyetlerinin İslam alemi aleyhinde bir girişimde bulunmak olduğunu düşünmektedir. Bu duruma Osmanlı Devletinin kayıtsız kalmasının mümkün olamayacağı gerekçesiyle Sultan’a sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Almanlar, daha önce burada bir ticaret kolonisi oluşturmak istemiş ama başaramamışlardı. Bundan dolayı Müslüman olan ada ahalisini abluka altına alıp cezalandırmak istemektedirler. Kamil Paşa, yazısında, Hilafet makamımın meseleyi gözardı edemeyeceğini ve destek maksadıyla Zengibar hakimi nezdine bir elçi gönderilmesini önermektedir. Böylece ada ahalisinin yalnız olmadığı gösterilecek ve Almanların önü kesilecektir.

Hikaye uzun, tamamını anlatmaya sütunumuz yetmez. Nitekim bu teklif kabul edilir ve çeşitli hediyeler ile Mehmed Rüşdü Bey elçi olarak gönderilir. Elçi kabulü vesilesiyle hakimin sarayının önüne geçici de olsa Osmanlı bayrağı asılarak gereken mesaj dünyaya verilir.

Aradan nerdeyse çeyrek asır geçer. Tahtta Sultan Reşat oturmaktadır. Osmanlı Devleti ise Balkan felaketi ile yüzleşmektedir. 4 Ocak 1913’te, İstanbul’a bir telgraf ulaşır. Zengibar hakiminden Sadaret’e yazılan telgrafta, Balkan felaketinin işitilmesi üzerine büyük üzüntü duyan ada halkının bir komisyon kurarak yardım topladıkları bildirilmektedir. Aslında Sultan II. Abdülhamid gibi Zengibar Sultanı da değişmiştir. Ama sorumluluk tohumu meyvesini vermiştir. Yeni Zengibar hakimi ve ahalisi Balkan mağdurlarına yardım yapmak için topladıkları 300 lirayı bir Hindistan bankası aracılığı ile hükümete havale etmişlerdir.

CEMİYET-İ HAYRİYE VE İSLAM MECMUASI

Aynı yıl İstanbul’da başka bir sorumluluk örneği sergilenecektir. Balkan felaketinden sonra Osmanlı’da yaşayan hemen her unsur devletin geleceğinden kaygı duyup ayrı hesaplar yapmaya başlamıştır. Devletin bekasından endişe duyan ve özellikle Türk-Arap yakınlaşmasını sağlamak isteyen bir grup hamiyetperver harekete geçmiştir. İçinde kimler yok ki: Türkler, Lübnanlılar, Libyalılar, Mısırlılar, Tunuslular ve Kazanlılar...

Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzeddin, Sadrazam Said Halim Paşa, Abbas Hilmi Paşa, Şerif Ali Haydar, Yusuf Şetvan, Talat Paşa, Gümülcineli İsmail, Abdülaziz Çaviş ve Emirulbeyan Şekip Arslan, ülkesine, milletine ve ümmetine karşı sorumluluk duyan isimlerden sadece bazılarıdır. Cemiyet-i Hayriye-i İslamiye adını verdikleri kuruluşlarıyla hızla harekete geçip Müslümanlar arasında dayanışmayı sağlayacak pek çok girişim başlattılar. Kısa zamanda biri Medine’de diğeri de Kudüs’te çok dilli iki üniversite kurdular.

Tabii ki yayın hayatını da eksik etmediler. İslam dünyasının büyük bir sınavdan geçtiği o dönemde bu grup, İstanbul’da Kazanlı Halim Sabit’in idaresinde İslam Mecmuası dergisini çıkartıp Müslümanların fikir dünyasını dönüştürecek yeni bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Dönemin anlayışının oldukça ilerisinde olan yazı ve yorumları ile önce Osmanlı toplumuna ama genel olarak İslam dünyasına hitap eden dergi, savaşın başlamasına rağmen yayın hayatını sürdürüp misyonunu icra etmiştir. Kendi beyanlarına göre hedefleri; “Allah’ın yardımıyla, kalplerdeki fıtrî din ve iman hissinin inkişafının neşvünemâ bulmasına; din ve milliyet fikirlerine münevver bir cereyan verip, Müslümanlık alemi için mesut bir hayat hazırlamaktı.”

Zengibar’a ilgi duyan, Zengibar’ın da harekete geçmesini sağlayan, İstanbul’da bu cemiyeti hayata geçiren hep aynı sorumluluk duygusu değil midir?

1914 yılı başlarında yayın hayatına başlayan İslam Mecmuası ancak 105 yıl sonra hatırlanabildi. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğretim üyelerinden İlhami Danış, Mustafa Göleç ve Ömer Faruk Köse’nin gayretleriyle, Zeytinburnu Belediyesi ve eski Başkanı Murat Aydın’ın himmetiyle dergi yeniden gün yüzü gördü, hayat buldu. İnternetten bile erişimi mümkün olan Dergi hakkındaki yorumu okuyuculara bırakıyorum.

Ama bir sözüm daha var. Dün bir sorumluluk bilinci ile gittiğimiz sandıklardan seçilip çıkanlar bugün önümüzdedir. Onlar da hızla seçim havasında sıyrılıp tarihten devraldıkları o yüce sorumluluk duygusu ile hareket etmelidirler. Siyasetin hangi yelpazesinden olurlarsa olsunlar; onlar artık halkın güvenini kazanmış “şeyhu’l beled ve şehremîni”dirler. Bu yüzden hiç kimsenin kimliğine, cinsiyetine, boyuna-posuna, şekline, kıyafetine bakmadan “insanlara mesut bir hayat” sunmak için ellerini taşın altına koymalıdırlar.

Beka meselesi
Beka meselesi

Mahallî seçimler yaklaşınca beka meselesi gündeme sokuldu, hem siyaset yapanlar hem de yazarlar bu meseleyi yazmaya ve konuşmaya koyuldular.

Siyasetçiler kendilerince haklı olarak ülkenin bekasının kendi iktidarlarına ve programlarının gerçekleşmesine bağlı olduğunu söylüyorlar.

Video: Beka meselesi


Okur yazarlar ise kadroları, programları ve ihtiyaçları göz önüne alarak veya tarafgirlik sebebiyle çarpıtarak görüş bildiriyorlar, bir kısmı da algı operasyonu yapıyorlar.

Beka ülkenin mevcut dünya durumu ve şartları müvacehesinde ayakta kalması demek olduğuna göre bu ayakta kalan, yıkılmayan, yutulmayan bünyenin nasıl bir bünye olmasını istiyorlar, istiyoruz?!

Araya tarihten bir ibret sokmak gerekirse sayın Koloğlu’nun “Abdülhamid Gerçeği” isimli şaheserinden bir alıntı yapayım:

Koloğlu, Sultan Abdülhamid’in “Panislamcı olmadığını, yalnızca tahtını ve devletini Hristiyan ve Müslüman bölücülere karşı korumaya çalıştığını” ifade ettiği bölümü şöyle bitiriyor: Avrupalı sömürgecilerin ‘bilinçli korkusunun (ya bütün Müslümanlar birleşip ayaklanırsa) karşısına, sadece ‘ekonomik siyasi özgürlüklerimiz gitse ne gam, dinimiz elde kalsın da’ diyen ‘bilinçsiz korku sahiplerinden’ değildi (s.207).

Ekonomik ve siyasi özgürlüklerini sözde dini korumak için feda edenlerin halini görüyoruz; yalnızca bunları değil, dinlerini de kaybetmek üzereler; Suud ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere vaktiyle Osmanlıya cephe alan ve ipi kopmuş teşbih gibi dağılanların sonunu ne yazık ki, içimiz yanarak görüyoruz. İslam birliği ve dayanışması için sarf edilen bunca gayretten de sonuç alınamıyor.

Peki ekonomik ve siyasi özgürlüğümüzü korumak adına dinimizden vaz mı geçelim veya dini, beşeri akıl ve çıkarlarımıza uyarak değiştirip adı yine İslam olan ama kendi İslam olmayan yeni bir din mi icad edelim?!

İki yol da çıkmazdır; sahih dinimizi ve bu dinin ahlakını hayatımızda koruyarak bugünkü zalim dünya düzeni karşısında ayakta kalmamız mümkündür ve hedef bu olmalıdır.

Ben bir Müslüman olarak siyasetçilerin kişiliklerine, programlarına ve hedeflerine bakıyorum, bunlar “nasıl bir bekayı hedefliyorlar” diye kendime soruyorum; dini feda ederek veya değiştirerek bir bekayı da istemiyorum, sonu hem din hem de dünya hayatı bakımından hüsran olan maddi çöküntüyü, zayıflığı, zilleti de istemiyorum.

Benim dinim Allah rızasını ve ebedî saadeti her şeyin önünde tutmamı istiyor, ama aynı zamanda bu dünyada var olmak, bu aziz dini aziz bir ümmet olarak insanlığa sunabilmek, rahmet ve adaleti dünya düzeninde hakim kılabilmek için zalimler karşısında maddi bakımdan da güçlü (onlardan daha güçlü) olmamı istiyor.

Okur yazarlara bakıyorum, peşin hükümlü ve şahsi hesaplı olanları mevcut iktidarı değerlendirirken ileri, güçlü zalim ülkelerden rakkamlar taşıyor ve bu vadilerde bizim geride kaldığımızı, bunun sebebinin de mevcut iktidar olduğunu ifade ediyorlar. Bu iktidarın müspet manada yapıp ettikleri dile gelince de başarıyı, daha önceki iktidarın mirasına bağlıyorlar.

Bunu tarafgirlik ve insafsızlık olarak değerlendiriyorum.

“Ahlakçılar” da 17 ve 25 Aralık arifesinden beri yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, adaletsizlik ve liyakatsızlıktan yoğun bir şekilde söz ediyorlar (Sanki bunlar daha önce yok idi!).

Niçin tırnak içinde “ahlakçılar” dedim.

Çünkü bunlar ahlakı istismar ediyorlar. Samimi olarak mevcut ahlaki arızalardan söz etseler, bunlardan dertlenseler, ıslah çareleri arasalar, hem ahlaklı hem de başarılı kadrolar varsa bunları tanıtsalar onlara katılmamak mümkün olmaz. Ama ortada fol yok, yumurta yok, işleri güçleri olanı abartarak ve ikna edici bir alternatif de sunmadan mevcudu yıkmaya uğraşmaktan ibaret.

İslam ve ülke düşmanları da dört gözle bunu bekliyorlar!

İşte ben böyle görüyor, böyle düşünüyorum; yine aleyhimde coşacaklarını bilerek de yazdım!

Payitaht Abdülhamid 78. bölüm fragmanı yayınlandı
Hayat
Payitaht Abdülhamid 78. bölüm fragmanı yayınlandı
Payitaht Abdülhamid'in 78. bölüm ilk fragmanı yayınlandı. Abdülhamid Han'dan 'Fuat'ın ayaklarımızın altına serilmesini emrediyorum.' emrini alan Ahmet Paşa kılıçları çekiyor. Büyük heyecana sahne olacak ekranların sevilen dizisi Payitaht Abdülhamid 15 Mart 2019 Cuma akşamı TRT 1'de olacak.
Diğer
Payitaht Abdülhamid'de zikir sahnesi
Payitaht Abdülhamid'de zikir sahnesi
Cuma akşamlarının vazgeçilmezi Payitaht Abdülhamid'de zikir sahnesi büyük beğeni topladı.
Diğer
Abdülhamid'i canlandıran Bülent İnal'ın kardeşi futbol camiasından
Hayat
Abdülhamid'i canlandıran Bülent İnal'ın kardeşi futbol camiasından
Payitaht Abdülhamid dizisinin başrol oyuncusu Bülent İnal'ın ağabeyinin futbol camiasının yakından tanıdığı bir isim olduğu ortaya çıktı. Ziraat Türkiye Kupası çeyrek final rövanşında Başakşehir tribününde görüntülenen İnan'ın Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman'ın yardımcılarından Ümit İnal'ın kardeşi olduğu öğrenildi.
Yeni Şafak
Sultan Abdülhamid'in anlatımıyla Peygamber Efendimiz
Sultan Abdülhamid'in anlatımıyla Peygamber Efendimiz
Cuma akşamlarının vazgeçilmezi Payitaht Abdülhamid'de Peygamber Efendimiz'in anlatıldığı sahne izleyenlerin tüylerini diken diken etti.
Diğer
Payitaht Abdülhamit hayranı olan Mesut Özil'e Bülent İnal'dan mesaj
Hayat
Payitaht Abdülhamit hayranı olan Mesut Özil'e Bülent İnal'dan mesaj
Sultan 2. Abdülhamid'in hayatını anlatan dizinin başrol oyuncusu Bülent İnal, sosyal medyadaki paylaşımlarıyla TRT1'de yayınlanan dizinin sıkı takipçisi olduğunu gösteren Mesut Özil'e görüntülü mesaj gönderdi.

Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.