İsveç'ten göçmenlere: Gelirseniz D vitamini eksikliği yaşarsınız
Dünya
İsveç'ten göçmenlere: Gelirseniz D vitamini eksikliği yaşarsınız
İsveç, ülkeye göç etmek isteyen kişilerin D vitamini eksikliği gibi sağlık sorunları yaşayacakları konusunda uyarılarda bulundu.
Diğer
Adaleti arayanlar
Adaleti arayanlar

BAKÜ

Kürsüye çıkanların konuşmaları, adaleti arayan insanların sesiydi bir anlamda. Dünyanın dört bir yanında, milyonlarca insanı ilgilendiren sorunlardı anlatılanlar. Hepsinin ortak tek bir noktası vardı: Adalet.

Video: Adaleti arayanlar


-Kuruluşunun yüzüncü yılında Birleşmiş Milletler Cemiyeti, dünyadaki adaletsizlikleri çözemiyor, sorunları ortadan kaldıramıyor.

-Küresel adalet arayışında Uluslararası Adalet Divanı’nın önemi arttı ama üzerine düşeni yapamıyor.

-Göçmenler, sığınmacılar, savaş mültecileri insanca bir hayat arayışında yaşamlarını yitiriyor. Dünya adaleti arayan bu insanlara kör, sağır, dilsiz.

-Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçlara karşı hiçbir şey yapılmıyor, adalet mekanizmaları çalıştırılmıyor.

-Doğu Türkistan’da binlerce Müslüman toplama kamplarında tutuluyor.

-Gazze’de abluka, kuşatma ve baskı altında tutulan iki milyona yakın Filistinli, dünyada adaletin olmadığını gösteriyor.

-Yemen’de çocuklar kuşatma altında yaşamlarını yitirirken, adaletin adını anan olmuyor.

-Yukarı Karabağ’da hukuksuzca işgal edilmiş topraklardan göç etmek zorunda kalan 1,5 milyon Azeri, adaletin tecellisini bekliyor.

-Dünyada terörle mücadelede adaletsizlikler bitirilemiyor. FETÖ gibi terör örgütleri yargılanmıyor, korunuyor, destekleniyor.

-İslam ümmetinin haklarını arama, koruma ve geliştirme çabaları yetersiz. Müslümanların adalet arayışı her ülkede devam ediyor…

HUKUK ADAMLARININ ADALET ARAYIŞI

Türkiye Hukuk Platformu’nun Bakü’de yapılan 2. Avrasya Hukuk Kurultayı’nda hangi konuşmacıyı dinlesek insanlığa, İslam dünyasına ait bir dramdan, bir haksızlıktan, adaletsizlikten bahsettiğini gördük.

26 ülkeden, 350 hukukçu… Akademisyenler, yüksek yargı mensupları, avukat, yargı bürokrasisinden insanlar. Dünyadaki adaletsizliği tartıştılar, konuştular ve çözüm yolları aradılar.

Eğer dünyada bir adaletsizlik haritası çıkarılsaydı, bu haritada en çok İslam ülkelerinde adalet arayışının olduğu, dünyada en çok Müslümanların adaletsizliğe uğradığı görülecektir.

“Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözünün sahibi olan Müslüman ülkelerin hukuk ve adalet karnesinin hiç de iyi olmadığını acı bir gerçek olarak görmemiz gerekir.

Bu yüzdendir ki, çoğu Müslüman 350 hukukçunun en çok dile getirdiği konu, dünyada Müslümanların uğradığı adaletsizlikler olsa da, en acı çektikleri konu da kendi ülkelerindeki adalet sorunlarının varlığı olsa gerek.

DÜNYADA ADALETİ ARAYANLAR

Müslümanlar olarak daha sıcak çatışma ve daha dramatik adaletsizlikler yaşasak da, aslında dünyanın her yanında insanlar adaleti arıyor, adaletsizliğe isyan ediyor ya da çaresizce feryat ediyor.

Güney Afrika’da hala ırkçılığa maruz kalmış, fakirliğe mahkum edilmiş kara derililerden tutun, Çin’de günde bir dolara çalıştırılan çağdaş kölelere, Orta Amerika’da binlerce kilometre yol yürüyen Guatemala, Honduras, El Salvadorlu fakirlerden tutun, Fransa’da Sarı Yeleklilere, Yunanistan’daki işçilere kadar… herkesin aradığı şey, adalettir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana adil bir dünya, adil bir yaşam, adil bir düzen ihtiyacı sanırım hiç bu kadar artmamıştı. Bu arayış azalmıyor, artıyor tam aksine. Adaleti arayanların sesi her geçen gün daha çok çıkıyor.

DÜNYADAKİ ADALETSİZ DÜZENİ KİM YIKACAK?

Kimi sessizce acı çekerek adalet arıyor (Doğu Türkistan, Myanmar). Kimi canını vererek adalet arıyor (Gazze, Yemen). Kimi sokaklarda gösteri yapıp, ortalığı ateşe vererek adalet arıyor (Fransa). Kimi yürüyerek (Orta Amerika), kimi sadece ölerek (Suriye) adaleti arıyor… Neticede dünyada herkes bir şekilde adaleti arıyor.

Kurultayın sonuç bildirgesinde tüm dünyaya şöyle seslenildi.

“Uluslararası hukukun, tüm devletlerin eşit, adil, etkin bir biçimde katılabildiği, yükümlülüklerin ve sorumlulukların aynı ilkeler çerçevesinde paylaşıldığı, insan haklarını ve insan onurunu korumayı kendisine temel gaye edinen bir yapıya kavuşturulması arzu edilmektedir.”

Bu kadar geniş coğrafyaya yayılmış, milyonlarca insanın “adalet” diye isyan ettiği bir dünyanın huzur bulması mümkün değildir.

Dünyadaki bu haksız düzeni, ‘adalet’ diye feryat eden insanlar yıkacaktır bir gün.

Magazin terörü
Magazin terörü

Amin Maalouf, “Afrikalı Leo” isimli eserinde Endülüslü Selma el Hürre’nin dilinden çarpıcı bir özgürlük-kölelik saptaması yapar. Granada’daki evlerinde Verda adındaki köleleri istediği gibi giyinebilmekte, hafif hareketler yapabilmekte, şarkı söyleyip dans edebilmektedir. Selma, “Ben özgürdüm, o ise köleydi. O nedenle karşılaştırılamazdık, eşit koşullarda değildik” der.

Video: Magazin terörü


Özgür insan kendisini dini, ahlaki vb. kurallarla sınırlar; kölenin böyle mükellefiyetleri yoktur.

Özgür insan, kölelerin, ya da süfli yaratıkların, örneğin hayvanların hayatına merak duyar. Eski Roma’daki arenalarda tribünlere oturmuş özgür insan, ölmek ve öldürmek arasında bırakılmış köleleri, kendisinden çok uzaktaki canlıları güvenle ve keyifle izler. Sirkte, hayvanat bahçesinde, belgesellerde hep bizden uzaktakini izleriz, merakla, ilgiyle, ama güven içinde izleriz.

Sorun şurada: Modern dünya, köleleri özgürleştirerek eşitlemek yerine, özgürleri köleleştirerek eşitliği sağlıyor.

Arenadaki gladyatörü tribüne çıkarmak yerine, tribündekini arenaya indiriyor. Sirkteki maymun, hayvanat bahçesindeki domuz, belgeseldeki yılan aramıza karışıyor. Modern insan özgürleşmiyor; tüketimle, medyayla, sosyal medyayla, propagandayla, ideolojilerin, sapık cemaatlerin, süfli yaşam tarzlarının büyüsüyle köleleştiriliyor.

Magazin izlemek de biraz böyle değil midir? İnançlarımız, ahlakımız, geleneklerimiz özgür bireyler olarak bizi belli bir çerçevede tutar. O çerçevenin dışında, spot ışıklarının altında parıldayan, bizden olmayan hayatları, özgür insanlar olarak asla yaşamayacağımız hayatları, o hayatlardan çok uzakta olmanın verdiği güvenle seyrederiz.

Sinema ve televizyon modern insanın hayatına girdiğinde aktörler, aktrisler ve onların parlak yaşamları ulaşılamayacak, dokunulamayacak kadar uzaktaydı; bugün ise, karmaşık ilişkiler dünyası çoğu kişi için ulaşılabilir hayal olarak görülüyor.

Bizde de artık özgür insan ile süfli arasındaki perde yırtılıyor. Özgür ile köle, özgürlükte değil, süflilikte eşitleniyor.

Bundan bir müddet önce, bazı yarışma programları evlilik programları, kayıp aranıyor programları gibi televizyon şovlarının sunucu ve yapımcılarının PKK teröründen daha tehlikeli, daha tahrip edici olduğunu dile getirmiştim ve başıma gelmeyen kalmamıştı. Mahremiyeti yok eden, inançları, ahlakı sarsan, ailenin temeline sinsice dinamit koyan, milyonlarca insanı, özellikle de kadınları saatlerce ekrana kilitleyip adeta uyuşturan bu programları “masum”, yapımcılarını da “hayırsever”, “vatansever” olarak nitelendirenler bile çıkmıştı.

PKK’yı milletçe “düşman” olarak konumlandırıyoruz ve tehditlerine, tahribatına karşı tedbirliyiz. Ancak ekranlar aracılığıyla evlerimize kadar giren sinsi tehlikeyi “dost” sanmanın, “masum” sanmanın tedbirsizliği içindeyiz. Oysa PKK sadece kalleşçe saldırılar yapıp arada bir canımızı yakıyor; ekranlardaki sinsi terörist ise, çocukları, kadınları, erkekleri, aileyi, inancı, ahlakı, dayanışmayı, paylaşmayı ve daha nice özgürleştirici değeri yavaş yavaş tahrip ediyor, dinamitliyor, süflileştiriyor.

“Vatansever”, “hayırsever”, “masum”, “binlerce kişiye istihdam sağlayan” “işadamlarının” yapımlarıyla mahremiyet kavramı dönüşüyor, çıplaklık normalleşiyor, çarpık ilişkiler meşrulaşıyor; tüm değerler törpüleniyor. “Kayıp arama” ya da “evlendirme” gibi güya masum başlıklar altında, ya da “eğlendirme”, “yarıştırma” gibi maskelerin ardında bazen cahil, bazen ümmi Anadolu insanı, Anadolu kadını objektifin karşısında, spot ışıklarının altında, sahne dekorunun önünde masumiyetini ve mahremiyetini yitirip süfli bir seyirlik malzemeye dönüştürülüyor.

Evlerine televizyon sokmayan ya da televizyonu parçalayan delikanlı abilerimiz vardı; onlar bile karadelikte kayboldular, bu ilginç hikayelerini senaryo yapıyor, Youtube’da anlatıp takipçi kazanıyor, sosyal medyada binlerce tık alıyorlar.

Son iki asırdır bu toprakların dindarları/muhafazakarları modern teröre, medya terörüne asaletle ve cesaretle direniyordu; bugün ise çokları 15 dakikalığına şöhret olmanın peşinde koşuyor, her ne pahasına olursa olsun 125 bin Lira nafaka almanın hayalini kuruyor.

Amin Maalouf aynı eserde, son Endülüs sultanının Granada’yı düşmana teslim edip giderken bir tepede durduğunu, şehrini son kez seyrederken ağladığını, annesinin de “bir erkek gibi savunamadığın şehrin için şimdi bir kadın gibi ağlıyorsun” dediğini yazıyor. Kadın ya da erkek, Allah hiç birimizi değerlerimizi savunamayanlardan, magazin terörünün katlettiği, elimizden kayıp giden değerlerimiz için ağlayanlardan eylemesin.

Sabır dersini yazarken aldım
Hayat
Sabır dersini yazarken aldım
Hat sanatıyla küçük yaşlarda tanışan Muhammad Hobe, 8 yıl önce Güney Afrika’dan Türkiye’ye gelip Hattat Hasan Çelebi’den icazet aldı. Hat sanatının sadece güzel yazmak değil, ahlâk ve sabrı da öğrettiğine değinen Hobe, “İcazet almak bir başlangıç. Çok çalışıp icazet aldığınızda aslında daha çok çalışmanız gerektiğinin belgesini almış oluyorsunuz” diyor.
Yeni Şafak
ABD taş atan göçmenlere kurşunla karşılık verecek
Dünya
ABD taş atan göçmenlere kurşunla karşılık verecek
Meksika üzerinden ABD sınırına ilerleyen binlerce göçmen hakkında konuşan ABD Başkanı Donald Trump, "Askerimize taş atmak isterlerse, askerimiz buna karşılık verir. Meksika askerlerine yaptıkları gibi taş atmaya kalkarlarsa, güvenlik güçlerimize bunu silah gibi görmelerini söyledim" ifadelerini kullandı.
AA
Libya'da 158 kaçak göçmen boğulmaktan kurtarıldı
Dünya
Libya'da 158 kaçak göçmen boğulmaktan kurtarıldı
Libya'nın başkenti Trablus'ta 158 kaçak göçmen kurtarıldı. Yaklaşık denizden 26 mil açıkta şişme botta yakalanan göçmenlerin 9'unun çocuk 34 kişinin ise kadın olduğu belirtildi.
AA
"Amerika'ya hoşgeldin!" Meksikalı küçük kız
Dünya
"Amerika'ya hoşgeldin!" Meksikalı küçük kız
Trump’ın mültecilerle “sıfır hoşgörü” politikası sebebiyle yaşadığı iltica krizini Time dergisi de kapağına taşıdı. Dergi, Amerikan Başkanı Trump’ın mülteci krizine ilişkin tutumunu eleştiren "Amerika'ya hoşgeldin!" yazılı bir kapak yayınladı.
Yeni Şafak
'Umursamıyorum' ceketi ile göçmen kampına ziyaret
Dünya
'Umursamıyorum' ceketi ile göçmen kampına ziyaret
ABD'de ülkeye yasa dışı giren göçmen çocuklarının ebeveynlerinden ayrılması tartışmaları sürerken, ABD Başkanı Donald Trump'ın eşi Melania Trump göçmen çocukların kaldığı bir tesisi ziyaret etti. First Lady'nin ziyaret sırasında giydiği cekette yazanlar ise tartışmalara neden oldu.
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.