Bakanın anne ve dayısı trafik kazası geçirdi
Gündem
Bakanın anne ve dayısı trafik kazası geçirdi
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli'nin annesi Nurhan Pakdemirli ve dayısının içerisinde bulunduğu otomobil ile traktör çarpıştı. Kazada yaralan Nuran Pakdemirli ve dayı Cemali Çetin, hastanede tedavi altına alındı.
DHA
İnsafsız gelin kaynanasını sokak ortasında tekme tokat dövdü!
Gündem
İnsafsız gelin kaynanasını sokak ortasında tekme tokat dövdü!
Bursa'da eve girmediği gerekçesiyle sokak ortasında kaynanasını döven gelinin görüntülerine sosyal medyada tepkiler çığ gibi büyüyor. 55 yaşındaki gelin, güpegündüz sokak ortasında mahallelinin bakışları altında Alzhemir hastası 82 yaşındaki kayınvalidesini evire çevire dövdü. O anları bir kişi cep telefonuna anbean kaydederek sosyal medyada paylaştı. Görüntüler üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı devreye girerek yaşlı kadını dayakçı gelinin elinden alıp sahiplendi. Dayakçı gelin ise polis tarafından gözaltına alındı.
Diğer
Yaşasın analar, babalar, çocuklar
Yaşasın analar, babalar, çocuklar

İstanbul her şeyde birinci. Nüfusta, ticarette, ihracat ve ithalatta, suçta, vergide, gelirde… Deniz sayısı bile çok. Birçok şehrin denize kıyısı yok ama İstanbul’un Marmara’sı var, Karadeniz’i var, bir de ikisi arasındaki Boğaz’ı var.

Video: Yaşasın analar, babalar, çocuklar


Bu kadar birincilik yetmez gibi, gelir dağılımındaki eşitsizlik konusunda da ilk sırada. En zenginler de burada, en fakirler de. İkisi arasındaki uçurumun en fazla olduğu şehir İstanbul.

Büyük, daha fazla büyürken, küçük zaman içinde daha fazla küçülüyor demektir.

Kapitalizmi iliklerine kadar yaşayan, nefes alırken ‘kapi’, verirken ‘talizm’ diyecek kadar derinden hissedenlerin sayısı da gittikçe artıyor.

*

İşin garip yanı, ayrım da yok.

Hiçbir kesim, kendini dışarıda tutamamış maalesef.

Sağcısı, solcusu…

Dinlisi, dinsizi…

Köylüsü şehirlisi…

Müslümanı, Ermenisi, Yahudisi, Urumu hep aynı durumda.

Bu ne anlama gelir?

Paylaşmayı bilmediğimizin resmidir.

Gemisini kurtaran kaptan, denize düşenlere aldırış etmiyor, onları geride bırakıp dumanını savura savura uzaklaşıyor.

*

Hâlbuki bu tablo daha şık hale getirilebilir.

İnsanlar, insanlara, insan gibi davransa, hep beraber insanca yaşarlar.

(Biraz, tiyatrocuların tiyatro tarifine benzedi ama ne zararı var?)

«

Sadece “insan gibi” davranmak bile yeterli.

Gibisi dahi dünyayı güzelleştirir, memleketi güzelleştirir.

Ya tam olarak ‘insan’ olunursa?

*

Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğrencilerinin çıkardığı Yazı’yorum dergisinin ilk sayısında, Emine Kara “Babamın ayakkabıları” başlıklı bir portre yazmış.

Kısmen bakalım, belki ilaç niyetine geçer.

*

Kısılmış ve kızarmış gözlerinde bir şeylerin yorgunluğu okunur babamın. (…)

Kaşlarının hemen bitişiğinden yukarıya doğru halkalanan o kıvrım ve kırışıklıkları görünce, zamanın bir adamın üzerinden hangi ağırlıkta geçtiğini anlar insan. Hafif seyrelmiş saçlarının beyazları olduğu gibi, dökülen kısımları da sakalına taşınmıştır sanki. (…)

Babam gülümsediğinde sanki ağaçların yarıdan yukarısı görünmez olur. Çünkü o gökyüzü gibi gülümser. Onun her tebessümü, ‘gülümserlik’ katar bakana. Çok konuşmaz. Aldığı terbiye gereği nasihat eder bir duruşu vardır; yumuşak. Sesinde “Söylediklerimi yaparsan huzurun olur” tınısı vardır. Annem bu sesi duyduğunda, yukarıda bahsettiğim gibi gülümser. Yıllar ve zamanın taşıdığı tüm ağırlıklar onların üzerinden geçtikçe, onları birbirine o kadar benzetmiştir ki biri konuşurken öbürünü arar gözlerin, diğeri sustuğunda nedenini karşıdakinde bulmak ihtiyacı hissedersin.

(…)

Yoksulluk yıllarında kız kardeşim ve ben okula giderken, babam da işe giderdi. Yağmurlu günlerde biz babamın dönüşünü camda değil, evin girişinde beklerdik. Ayakkabıları ıslanmış mı diye bakmak için. Çünkü sadece bir çift ayakkabısı vardı; birkaç helal lokması ve bir de ailesi…

İşte bu ayakkabılar dünyanın tüm kilitlerinden ve şifrelerinden ve hatta tüm güvenlik sistemlerinden daha güvenlidir. Tüm dağlardan daha sağlam bir duruşu vardır bu ayakkabıların kapı önünde. İster tozlu veya çamurlu, ister eski yıpranmış olsun, her zaman asil ve kale surları gibi dayanıklıdır. Ağırdır.

Babamın ayakkabıları hangi renge bürünürse ve hangi makam halılarının üzerine gezinirse gezinsin, onlar her zaman adaleti, hakkaniyeti ve iyi niyeti temsil eden bir adamı taşımışlardır sırtında.

Bu sıcacık yüzün, sapasağlam duruşun, yumuşacık seslenişin ve huzur katan aydınlık gülümserliğin altında ezilen ve eriyen insan; bazen bu hoşluk yitip gidecek olursa ne olurdu diye düşünmeden edemez.

Fakat annem, bu soru hiç sorulmamışçasına kurar cümlesini:

“Ayakkabısı kapının önünde dursun da para pul istemez.”

*

Bilmem, bir yere varabildik mi? Varmışızdır herhalde.

Diyorum ki yaşasın ‘az’ın da ‘çok’un da, ‘var’ın da ‘yok’un da kıymetini bilen analar, babalar, çocuklar.

Bedelliler 'kadına şiddetle mücadeleyi' de öğrenecek
Gündem
Bedelliler 'kadına şiddetle mücadeleyi' de öğrenecek
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı işbirliğinde, bedelli askerlik hizmetinden yararlanacaklara yönelik 21 günlük temel askerlik eğitimi kapsamında “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konusunda farkındalık seminerleri verilecek.

Yeni Şafak
Bedelliler 'kadına şiddetle mücadeleyi' de öğrenecek
Gündem
Bedelliler 'kadına şiddetle mücadeleyi' de öğrenecek
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı işbirliğinde, bedelli askerlik hizmetinden yararlanacaklara yönelik 21 günlük temel askerlik eğitimi kapsamında “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konusunda farkındalık seminerleri verilecek.

Yeni Şafak
Aile içi eğitimin maneviyatı (2)
Aile içi eğitimin maneviyatı (2)

70’li yılların başında okula başladığımda, ev ödevi olarak sınıf öğretmenimiz üç madde yazdırırdı. Üçüncüsü her zaman şu olurdu: “Çok çok çalış!” Beş yıl boyunca aynı sınıf öğretmenimiz bu ödevi son madde olarak vermeye devam etti.

Video: Aile içi eğitimin maneviyatı (2)


Gelgelelim yıllar geçtikçe bu son madde giderek bende biriken bir suçluluk duygusuna dönüşüyordu. Nereden bakarsanız bakın, diğer ödevleri zar zor yapıp bitirince bir de çok çok çalışmaya vakit kalmıyordu herhalde. Vakit olsa canım istemiyordu. Canım istese üşeniyor, bir an önce başka bir şey yapmak istiyordum.

Dahası, bir türlü zihnimde netleşmiyordu: Ne yaparsam acaba “çok çok çalışmış” olacaktım? Ya ben çok zannederken az olmuşsa? Sonra mesela ödev yaptıktan sonra kitap ve dergi okurdum. Acaba bunlar okul ödevi olarak “çok çok çalışma”ya dahil oluyor muydu?

Televizyon öncesi zamanlardı. Telefon bile evlere daha yeni yeni giriyordu. Bilgisayara internete cep telefonuna sanki daha asırlar vardı. En anlamlı ‘kendini yetiştirme kabiliyeti’ biz çocuklar için kitap okumaktı.

Ama işte bütün bu soruların yüküyle ezilir, bir türlü çok çok çalıştığıma ikna olmazdım. Bu sebeple de bir ödevimi eksik bıraktığım ve bundan hiç sorgulanmadığım için sorumluluk duygum zedelenirdi. Vicdan azabı duyardım.

Düşünüyorum da ne kadar naifmişiz. Sorumluluk duygumuz verilen ödevi en yetkin haliyle yapıp yapmadığımızı sorgulamakla bile devreye girebiliyormuş. Şimdi bakıyorum, internetteki sitelerden indirilen ev ödevlerini dahi başkalarına (ebeveynlerine bile) hazırlatarak mezun oluyor öğrenciler.

***

Evin içinde ev ödevi yapmak zorunda olan ve zorunda olmayan iki çocuk annesinin elini kolunu bağlayan çaresizlikten ve çocuktaki ödev ve sorumluluk ilişkisinin maneviyatından dem vuracağımı söylemiştim önceki yazımda. Sorumluluk duygusu çocukta elbette ödevle arttırılabilir. Ama asıl ödev anne babanın da kendini tıpkı çocukları gibi yapması. İnşa etmesi. Öğrenmesi.

Neyi mi? Ev ödevlerini yapmayı tabii ki! Ne midir anne babaya düşen ev ödevi? Baştan söyleyeyim, çocukların ödevlerini savsaklamadan yapmalarını sağlamaktan asla ibaret değil. Hatta mümkünse bu konuda pek az müdahil olmalılar.

Maalesef çocuklarını ödevlerinin başına oturtmak için o kadar ısrarcı baskıcı davranıyor ki ebeveynler, bugün gördüğümüz en iyi ihtimalle anne baba istediği için çocukların masa başına oturması. Onların zoruyla. Fakat çocukların odaklanma becerisi internet televizyon ve sosyal medya yüzünden zaten pek düşük, ödev yapmak hasebiyle anne babayı memnun etme konusunda bile pek şevkli değiller.

Dağılıp gidiyor zihinler. Kopuk kopuk. Sorumluluk bilincinin ödev yapmakla orantısı hiç kurulmuyor. Zaten anne babalar da çocukla en büyük ilgilenme yönteminin “hadi evladım dersinin başına” komutu vermek olduğunu sanıyorlar. Hakkını yemeyelim, dahası, çocuklarıyla beraber matematik problemi çözmekle, dil ve imla testi yapmakla onların ilgi ve şefkat ihtiyacını karşıladıklarını düşünüyorlar.

Kendi şevkleri, azimleri, hevesleri, ödevini hakkıyla yapma arzuları hiç gelişmiyor bu şekilde. Sorumluluk duygusu ancak vebalini göze alırlarsa kazanılır. Bu şekilde sırtlarını sizin inisiyatifinize dayıyorlar. Sonra bir bardak su getir kızım deyince, kalk kendin al, diye kafa tuttuklarında yaka silkiyorsunuz.

***

Ebeveynlerin ev ödevi evet öncelikle çocukta otorite kurmak ve disiplin duygusunu geliştirerek mesuliyet almalarına dönük davranmak olmalı. Ailede anne babaya karşı eksilen saygıyı ve hürmeti çocuktaki otorite ihtiyacına bağlamak sosyolojik bir veri olarak geçerlidir şüphesiz. Ama sorunun kökeni de burada. Çocuğuyla arkadaş olacağım derken çocuğun hiyerarşi duygusunu dejenere ederseniz değerler silsilesinde aileyi önemsizleştirmekle öğretmenine ve okul ödevlerine karşı da umursamaz ve ihmalkâr olmalarına yol açılıyor.

Neden sonuç ilişkileriyle gerçeğin tamamına vakıf olamadığımızdan dem vurmuştum önceki yazımda. Çocuk eğitiminde anne baba olarak “ne yaparsanız yanlış yaparsınız nasılsa” diye Freud’un sözünü haklı çıkarmış sonra da tam tersini iddia etmiştim. Ne yaparsanız yapın doğru yaparsınız. Çünkü olanda hayır vardır, her an zuhur eden haktır, en belalı vukuatı bile celalinden bize bildiren Haktır.

Psikolojinin analiz yöntemleriyle nefsin emmare ve levvame (kendini en fazla kınayan nefs mertebesine gelebilirsiniz o da sabit olmaz.) Nefsini ruh kılmadan ilim bilmek imkansız. Ruh, kalp, akıl ve nihayetinde sır olduğunda… Arif: İrfan kaynağı. Kendinden üretendir artık o bilgiyi. Dönüştürür, kullanır, yağmalatır, paylaşır.

***

Evet evde ailede okulda sokakta arif insan tipi yetiştirmenin yöntemlerini yeniden eğitimin içine koymanın yolunu bulmalıyız. Eğitim dediğimiz kelimenin içi var içi var kültürümüzde. Öğreten anlamına gelen müderris, medrese, idris derken nefsine arif olacak kişinin nefs eğitimini alması olmalıdır ana tema. Aslına dönme tatbikatı.

Müfredat: Ölmeden önce ölme ve nefsini hesaba çekme odaklı olmalıdır. Bilgiyi dönüştürüp insanlığın yararına kullanacak olan talebeyi yetiştirmektir marifet. Test usulüyle yarış atları gibi çocukları strese sokup sonradan kullanamayacakları bilgilerle doldurarak unvan peşinde koşmalarını sağlamakla medeniyet değerleri kurulamıyor.

Maarif dediğinizde: Talebe vardır, talep eder. Ana babası için değil, kendi nefsi için! Medrese kültürünü aile ve okul yapımıza uygun olarak bugünün ruhunda yeniden diriltmek gerekiyor. Çünkü nefsini bilmeden / kendini bilmeden sorumluluk alıp kendine yeterli olacak, kaynağı kendinden çekecek yetişkinler (kamil, arif, veli) yetiştirmek mümkün değil.

Kalp ilmi, eğitimin maneviyatı olarak yeniden telakki edilmeli. Nefs eğitmenleri kadim (evrensel) yöntemlerle yüzyıllarca olduğu gibi yeniden hemhal olmalı. En az akil yetiştirmek kadar arif yetiştirmek konusunda sorumluluk almalıyız, ancak o zaman “çok çok çalış” ödevini ihya ederiz ve yaşadığımız şehir Medine-i Münevvere olur.

Tıp literatürüne giren çift
Hayat
Tıp literatürüne giren çift
Trabzon’da Kurt çiftinin ilk gebeliğinde bebeğin uzuvları gelişmedi, ikincisinde ikizlere gebe kalındı. Ancak gebeliği normal fetüs ve mol gebelik birlikteliği ile tıp literatürüne 49. vaka olarak geçti.
IHA
Türkiye çağrısı: Yüzde 300 artış bekleniyor
Ekonomi
Türkiye çağrısı: Yüzde 300 artış bekleniyor
Haftalık turizm dergisi Travelweek'in son sayısında Türkiye'ye seyahat eğiliminin sürekli arttığı bilgisine yer verildi. Derginin yazısında, 2018'de rezervasyon artışının yüzde 214 olarak gerçekleştiği, 2019'da bu rakamın yüzde 300 seviyesine çıkmasının beklendiği vurgulandı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.