Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yüzlerce Filistinli çocuk Harem-i Şerif'te marş söyledi
Dünya
Yüzlerce Filistinli çocuk Harem-i Şerif'te marş söyledi
Yaz kampındaki yüzlerce Filistinli kız öğrenci Harem-i Şerif'e geldi. Harem-i Şerif'in önünde toplanan kız öğrenciler, hep bir ağızdan coşkuyla; ''Cennet vatanım sen hep iyi ol'' marşını söylediler. O anlar etraftaki halk ve yaz kampı öğretmenleri tarafından kayda alındı. Yayınlanan video kısa sürede sosyal medyada gündem oldu.

Yeni Şafak
İskandinavya Müslümanları hedef alıyor
Dünya
İskandinavya Müslümanları hedef alıyor
Irkçı ve İslam karşıtı hareketler, Norveç, Danimarka, İsveç ve Finlandiya’da her geçen gün güçlenirken, Müslümanlara karşı saldırılar da artıyor. Norveç’te İslam’ın yasaklanması için gösteri yapan aşırı sağcı grubun yöneticisi Anna Braten, Kur’an-ı Kerim’i yere fırlatarak Müslümanlara hakaretler yağdırıp terör saçtı.
Yeni Şafak
“Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert...”
“Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert...”

Anneler gününün bir özel gün olarak başlangıç hikâyesine dair birkaç farklı rivayet bulunsa da en çok kabul göreni, ABD’nin Virginia eyaletinde ikamet eden öğretmen Anna Jarvis isimli bir kadının, 1905 yılında vefat eden annesi için her yıl kutlama yapmak istemesi.

Video: “Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert...”


Bu kutlama ilk kez, 1908 yılında bir okulda 407 çocuk ve anneleriyle gerçekleştirilmiş, fakat Anna’nın bu girişimi, temsilciler meclisi tarafından uygun görülmemiş, resmiyete kavuşturulmamıştı. Anna işin ucunu bırakmamış, medya ve politikacıların önde gelen isimlerinden aldığı destek ile 1914 yılının ikinci pazar gününün anneler günü olarak ilan edilmesini sağlamıştı. Ne yazık ki Anna yola çıkış niyeti ile varılan sonuçtan memnun olmamış, “Anneler Günü”nün ticarileştirilmesine karşı durmaya çalışarak davalar açmış ama açtığı davaları kaybetmiştir.

Anneler Günü, Mayıs ayının ikinci pazarına denk geldiği, yani o sıra okullar açık olduğu için “özel gün” olarak sırrına/tarihine vakıf olduğumuz bir gün.

“Babalar Günü” haziran ayında kutlandığı için tarihine dair paylaşılan bir hikâye yoktur genellikle. Babalar Günü, son on yıldır tüketim kültürünün desteği ile bir özel gün olarak daha belirgin hale geldi.

Babalar Günü’nün arkasında bir oğul hikâyesi bulacağınızı düşünür müsünüz?

Hayır, babalar gününde bir “oğul hikâyesi” yok.

Sonora Smart Dodd adında bir kadın, sivil savaş gazisi olan ve onu beş erkek kardeşi ile birlikte tek başına büyüten babasını, her yerdeki babalara adanacak şekilde bir seremoni ile kutlamayı düşünür.

Daha önce de babalar gününü kutlamak için başka girişimler olmuştu. Nitekim 1908’de West Virginia Kilisesi vaazlarını babalara adadı. Dodd’un çabaları ile ilk babalar günü 19 Haziran 1910’da Pazar günü gerçekleşti. Dodd bugünü babasının doğum günü olan 5 Haziran’da kutlamayı umuyordu, ama zamanlama ve planlamadaki aksaklıklar organizasyonu birkaç gün geciktirdi. Yakın kilisedeki başka papazlar bu harekete ayak uydurdu ve Dodd çabalarını takdir eden yüzlerce mektup aldı. Babalar Günü kutlaması 1916’da Başkan Woodrow Wilson’ın ve 1924’te Başkan Calvin Coolidge’in desteği ile ivme kazandı. Yeni bulunmuş/konulmuş kutlama, kâr sağlamak isteyen tüm kıyafet imalatçılarının ilgisini çekti. 1966 itibariyle, Başkan Lyndon B. Johnson ilk Başkanlık beyanını haziran’ın üçüncü pazar günü sunarken şöyle dedi: “Devlet ve Kamu yönetimini, bugünü gözetmede işbirliğine ve tüm insanları babalarına duydukları toplumsal ve kişisel sevgi ve şükranlarını ifadeye çağırıyorum.”

Babalara duyulan toplumsal ve kişisel sevgi ve şükranları sunmakta bir sorun mu ortaya çıkmıştı ki baba sevgisi için devlet desteği devreye sokulmuştu?

Esasen sorunun başlangıcı 17. yüzyıla kadar gidiyor.

Dieter Thoma, Babalar kitabında, modernliğin aynı zamanda “babanın ölümü” süreci ve babasızlığın modernliğin bir parçası olduğunu anlatır.

Peki “babayı öldüren” kimdir? Babayı erkekler öldürmüştü. Dünya savaşları milyonlarca genci babasız bırakmıştı.

“Ne var ki babasızlık sadece bir savaşın sonucu değil, aksine modernliğin bir parçasıdır... Ailede babalar hâlâ makbuldür. Ama politikada Locke’la birlikte babasızlık ve çocuksuzluk çağı başlar. Toplum sözleşmesinde işbirliği yapan insanların bunu ana babanın çocukları ve çocukların ana babası olarak değil, sadece birey olarak yapmaları gerekmektedir.” (Dieter Thoma, Babalar, s.19-36)

“17. yüzyılın sonunda tarih laboratuvarında büyük bir deney için başlama gongu çalar. Modernite adını taşıyan bu deney politikada ve özel hayatta üç yüz yıldan beri sürüyor, kah başarıyla kâh başarısızlıkla. Laboratuvar bu büyük deney için üç tutamak hazırlamıştı.

Birinci tutamak: Eğer politikada “yüce” baba lağvedilirse, vatandaşların anlaşmasına dayanması gereken yeni bir siyasi düzene ihtiyaç duyarız. Bu nasıl işleyebilir?

İkinci tutamak: Eğer aile babası ataerkil dünya düzenindeki desteğini yitirirse, kimliği bin parçaya bölünür, baba modeli onarıma gönderilir. Yeni baba nasıl bir görüntü sergiler?

Üçüncü tutamak: Politika ve özel hayat aynı kalıplar içine oturtulmayacaksa, devlet ve aile arasındaki iş bölümünün nasıl bir görünüm kazanacağı konusunda tamamen yeni bir anlaşmaya varılmalıdır. Kim kime karışacaktır? Çocuk dairesi aileye mi? Baba, okul müdürüne mi? Devlet üreme meselesine mi?” (Dieter Thoma, Babalar, s.31)

Yukarıdaki “üç tutamağın” ortaya koyduğu sorulara henüz yeterli cevaplar bulunabilmiş değil. Bildiğimiz babaların ve oğulların birbirinin dünyasına giderek yabancılaştığı.

Babalar gününün resmi bir gün olarak kutlanmasını isteyen evladın, bir kız evlat olması ayrıca düşündürücü değil mi?

Keşke elimizde Dodd’un beş erkek kardeşinin babalarının emeğini, fedakarlığını nasıl değerlendirmiş olduğuna dair bilgiler olsaydı.

Keşkenin bıraktığı boşluğu en iyi dolduracak şey bir şiirin mısralarıdır. Hüsrev Hatemi’nin mısraları hepimizin pederini tanımlayan bir sığınak adeta:

Karda soğuk kokardı paltosu Peder Bey’in

Soğuğun da kokusu mu olurmuş? Demeyin

Babalar paltolardır, siyah, gri, lacivert

Her pederin pederi kendi yüreğine dert,

Her anne yüreğinde kendi annesi anı,

Bilinç okyanusunun köpek balıklarıysa,

Parçalar anılara biraz derin dalanı

Şunu kabul etmek zorundayız, kadın ya da erkek hiçbirimiz babalarımızla annelerimizle konuştuğumuz kadar uzun konuşamıyoruz. Gsm operatörleri anneler günü yapılan konuşmaların dakikası ile babalar gününde yapılan konuşmaların dakikasını karşılaştırıp kamuoyu ile paylaşsa farkı daha iyi görürüz diye düşünüyorum.

Yapı Kredi üst yönetiminde değişiklik
Ekonomi
Yapı Kredi üst yönetiminde değişiklik

Yapı Kredi Bankası tepe yöneticiliğine Marco Iannaccone getirildi. Iannaccone, yeni görevine resmi kurumlardan alınacak onaylardan sonra başlayacak.

IHA
UEFA engeline FB’nin etkinlik çalımı
UEFA engeline FB’nin etkinlik çalımı

Türkiye’de futbol ekonomik anlamda bitmiş durumda… Herkes böyle söylüyor…

Ocak ayında açıklanan borç rakamları, mali planlar ve iş birliği çabaları gösterdi ki Türkiye futbolunun dört büyükleri çok ciddi bir borç batağında.

Video: UEFA engeline FB’nin etkinlik çalımı


Ayrıca UEFA’ya göre bu borçları kapatmak için para toplamanın belli kuralları varmış. Öyle üç-beş iş insanı bir araya gelip para yatıramıyormuş. Mutlaka yüksek sayıda katılım olması gerekiyormuş.

Fenerbahçe de bu soruna bir çare bulmak için 4 Nisan’da başlattığı “Fener Ol” kampanyasıyla taraftarına bağış yapma çağrısında bulundu. UEFA bu kampanya için en az 25 bin kişinin katılımı gerekiyor demiş… Fenerbahçe Spor Kulübü’nün resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya göre Fener Ol kampanyasına 500 bin kişi katılmış.

Kampanyaya ivme kazandırmak için 12-13 Mayıs tarihlerinde Acun Ilıcalı’nın TV kanalında özel programlar yapıldı. İsim babası Ali Taran olan “Fenerbahçe WinWin” kampanyasıyla forma satışı (300 TL) ve SMS (20 TL) gönderimi için çağrı yapıldı. Sonuç olarak iki günde 950 bin SMS gönderilmiş ve 123 bin forma satışı yapılmış.

Özetle, iki gecede WinWin için toplanan para, bireysel bağışlar hariç yaklaşık 56 milyon TL. Fener Ol kampanyası içinse henüz resmî açıklama yapılmasa da 8 milyon Euro toplandığı konuşuluyor…

Şimdilik toplanan para Fenerbahçe’nin 65 milyon Euro olduğu söylenen borcunu ödemeye yetmiyor. Ancak, Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu ekonomik şartlar da düşünüldüğünde yönetimin başarılı bir hamlesi olduğu ve iyi bir geri dönüş sağlandığı söylenebilir. Üstelik WinWin Mayıs ayı sonuna kadar, Fener Ol da bir yıl boyunca devam edecek.

Böyle özel kampanya ve gecelerin dünyada da örnekleri var. 1948 yılından beri her yıl New York’ta düzenlenen MET Gala mesela. Metropolitan Sanat Müzesi bünyesindeki Kostüm Enstitüsü için gelir elde etme amacıyla düzenlenen, alametifarikası “kırmızı halı” geçişi olan bir etkinlik…

Bu geceye katılmak isteyenler kişi başı 30-35 bin doları gözden çıkarıyorlarmış. Gala yemeği için masa almak isteyenler 275 bin ila 500 bin dolar ödüyormuş. Ancak bunlar bireysel katılımcıların ödedikleri paralar… Mesela Yahoo, 2015’te sponsor olduğu iki masa için toplamda 3 milyon dolar ödemiş…

Dış basındaki Forbes gibi ekonomi dergilerini tarayarak, MET Gala sonucu toplanan paralar hakkında bir fikir edinmeye çalıştık. 2017 yılında 12 milyon, 2018’de 13 milyon dolar toplanmış. 2019’da Mayıs ayının başında düzenlenen gecede bu kez bir rekor kırılmış ve 15 milyon dolar toplanmış.

Bir gecede 15 milyon dolar!!! Fakat, bağışlar sadece bu gecenin gelirinden elde edilmiyor.

Galanın ev sahipliğini de yapan, Şeytan Marka

Giyer (Devil Wears Prada) filminde portresi çizilen Vouge dergisinin meşhur baş editörü Anna Wintour, Enstitü için 186 milyon dolar toplamış.

  • Leyla İpekçi’nin kanatları
  • Önümüz yaz. Mübarek Ramazan Bayramı’na şunun şurasında pek bir şey kalmadı. Dokuz günlük tatilde ne okuyacağız? Ne zaman işten uzaklaşsam ya da bir seyahate çıksam, en kritik soru bu: Yanıma hangi kitabı (kitapları) alacağım?
  • Genellikle aç gözlülük yapıp bir dolu kitap alır, onları bir güzel gezdirir; sonra da okumadan geri getiririm. Ancak, bu sefer ne okuyacağımı biliyorum…
  • Yanıma bir tek kitap alacağım. Leyla İpekçi’nin yazdığı Leyla’nın Defteri adlı eseri… Daha önce 12 kitabı yayınlanmış… İtiraf edeyim. Hiçbirini okumamıştım. Bu sefer imzalayıp yollamış. 19 Şubat’ta. Okunacak kitaplar dağının arasında bir yerde duruyordu. Tatil hazırlığı bâbında bir tarayayım dedim. Birden kendi ifadesiyle okunaksız olduğunu iddia ettiği, bana
  • ithafen düştüğü notu gördüm.
  • Ancak bir iletişim ustasının kaleme alabileceği biçimde zarafet ve nezahetle yazılan bu dört satır kelam, beni hemen kitabın içine aldı ve okumaya başladım…
  • Bitirmedim… Tatilde tadını çıkar çıkara okuyacağım. Akıl, zekâ ve duyarlılığın birleştiği betimlemelere ne kadar ihtiyacımız varmış…
  • Size kitabın önsözünden tadımlık birkaç paragraf:
  • [2019, ilk romanımın yayınlanışının 21’inci yılı. Kalemime yoldaşlık eden defterlerden alıntı ve notlardan, roman taslaklarından, yıllar içerisinde verdiğim söyleşilerden, bana edebiyat zevki ve şevki veren şair ve yazarların eserlerine dair denemelerimden oluşan bu kitap için ister istemez açıldı bütün eski defterler!
  • Bir de geçmişin farklı devirleri şimdi’nin sırrına girdikçe, zaman farkı ortadan kalkıyor, yepyeni anlamlar çıkıyormuş bugünün dilini canlandırmaya:
  • “İnsanlar geçmişteki evini arıyor, uzak ve güzel anılarını. Ben şimdiyi arıyorum. Şu anı” Ya da: “Allah’ım beni iç dünyamdan uzak düşürme. Amin” (2003) Gibi cümleler nasıl da içeriyormuş bugünü.
  • ‘Yazmak için tek kişi olmak lazım. Konuşmak için en az iki.’ Veya: ‘Def-terlerim benim için hem giyinme odası hem soyunma odası. (2001)’ Cümleleri de evet ne kadar münezzeh kalmış zaman kiplerinden.
  • ‘Zalim unutur, mazlum unutmaz’ Ya da: ‘Güzellik unutulmaz’(2005) Cümleleri kaç köşe yazıma konu olmuştur, sayısını hatırlamıyorum. ‘Güzelliğin unutulmaması’nın mesela tevhid sanatında güzelliğin ölçülerine dair sonradan yazacağım koca bir kitabın çıkış noktası olduğunu bu defterleri karıştırırken fark ettim.”
  • Ben de geç kalmış bir farkediş yaşıyorum şu sıra. Leyla İpekçi’nin iç dünyasının kapısını aralarken insanın kendine doğru yolculuğunu nasıl desteklediğine tanık oluyorum. Kitap, okurunun kanatları oluyor… Bu tatil bitireceğim kitabı ama şimdiden dünyevi zulümden bıkmış olan tüm dostlara şiddetle tavsiye ediyorum.
Pulitzer Ödülleri Trump’ı araştıran gazetecilere verildi
Dünya
Pulitzer Ödülleri Trump’ı araştıran gazetecilere verildi
Dünyanın en önemli gazetecilik ödülleri arasında gösterilen Pulitzer Ödüllerini kazananlar açıklandı. Trump ile ilgili yaptıkları haberler bu yıl New York Times ve Wall Street Journal ekiplerine Pulitzer ödülü getirdi. Geçen yıl hayatını kaybeden "Soul Kraliçesi" Aretha Franklin de özel bir ödülle onurlandırıldı. Associated Press haber ajansı, Yemen'deki iç savaşta yaşanan insanlık suçlarını ele alan haberleriyle "Uluslararası Habercilik" dalında ödül kazandı.
AA
Gelir vergisi beyannamesi için bugün son gün
Ekonomi
Gelir vergisi beyannamesi için bugün son gün
Ticari, zirai ve mesleki faaliyetinden dolayı gerçek usulde vergilendirilen 1 milyon 920 bin gelir vergisi mükellefiyle evini veya iş yerini kiraya veren yaklaşık 1,9 milyon kişinin, geçen yıla ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamelerini vermesi için tanınan süre bugün gün sonunda dolacak.
AA
Gelir vergisi beyannamesi için yarın son gün
Ekonomi
Gelir vergisi beyannamesi için yarın son gün
Gerçek usulde vergilendirilen 1 milyon 920 bin gelir vergisi mükellefiyle evini veya iş yerini kiralayan yaklaşık 1,9 milyon kişinin, geçen yıla ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamelerini yarın gün sonuna kadar vermesi gerekiyor.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.