Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Avrasya Tüneli’nden 2018 yılında 17,5 milyon araç geçti
Ekonomi
Avrasya Tüneli’nden 2018 yılında 17,5 milyon araç geçti
Asya ve Avrupa yakasını denizaltından karayolu ile birbirine bağlayan Avrasya Tüneli’nden 2018 yılı içinde 17,5 milyon araç geçti. 2017 yılına kıyasla bu oran yüzde 14 artış gösterdi.
IHA
Avrasya pazarına Türk müteahhit damgası
Ekonomi
Avrasya pazarına Türk müteahhit damgası
Yurt dışında geçen yıl 19,4 milyar dolarlık proje üstlenen Türk müteahhitleri bu projelerin yüzde 46'sını Avrasya bölgesinde gerçekleştirdi. Tutar bazında en çok projeye imza atılan ülke 3,9 milyar dolar ile Rusya olurken, bu ülkeyi 3 milyar dolarla Suudi Arabistan, 2 milyar dolarla Katar izledi.
AA
Köprüde sürücüleri cezalı duruma düşürecek teklif
Ekonomi
Köprüde sürücüleri cezalı duruma düşürecek teklif
Köprü ve tünellerden ihlalli geçişlerde ödenecek ücrete ilişkin bilginin tel bir platform üzerinden verilmemesinden kaynaklı çok sayıda sürücü ödeyeceği ücretten haberi olmadığı için cezalı duruma düşmüştü. Bu karışıklık düzeltilmeden Osmangazi Köprüsü'nden gelen bir görüntü araç sahiplerini cezalı duruma düşürmeye adeta davetiye çıkarıyor. Köprüden geçmek için aracıyla gişelere gelen ünlü sunucu Bekir Develi ödemesini nasıl yapacağını söylemeden gişe görevlisi kendisine köprüden şimdi ücretsiz geçebileceğini ve ücretini de 15 gün sonra ödeyebileceğini söylüyor. Develi ise gişe görevlisine konuşmaları kayıt altın aldığını, ücreti de şimdi ödemek istediğini belirterek geçiş ücretini nakit olarak vererek köprüden geçiyor.

Yap-işlet-Devret modeliyle yapılan Yavuz Sultan Selim ve Osmangazi Köprüsü ile Avrasya Tüneli'nden ihlalli geçiş yapanlar sorgulama ekranı farklılığından ötürü cezalı duruma düşüyor. HGS üzerinden yapılan sorgulamada borcu olmadığını görüp her hangi bir ödeme yapmayan yüzlerce sürücü aylar sonra kendilerine gelen binlerce TL'lik ceza ile şoke olmuştu.



Yeni Şafak
Fetvalar zamanın
dilini yakalamalı
Hayat
Fetvalar zamanın dilini yakalamalı
Avrasya Fetva Meclisi 3. Toplantısı, 20’den fazla ülkeden din adamları, akademisyenler ve alimlerin katılımıyla İstanbul’da başladı. “Kur’an ve Sünnet’in doğru anlaşılıp yorumlanması gerekiyor” diyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, fetva konusunda güncel bir dil ve üsluba ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Yeni Şafak
Avrasya Tüneli'nden 2 yılda 31,5 milyon araç geçti
Ekonomi
Avrasya Tüneli'nden 2 yılda 31,5 milyon araç geçti
Resmi verilere göre Avrasya Tüneli'nden günde ortalama 50 bin araç geçiyor. Toplam 1.2 milyar dolara mal olan tünelin ilk yılında sürücülere ve ekonomiye katkısı 1,2 milyar lira.
DHA
Ahlaki erozyon artışı
Ahlaki erozyon artışı

Bakü’de, Avrasya Hukuk Kurultayı esnasında, çok sayıda hukuk adamıyla görüşme fırsatım oldu. Birçoğu adalet sistemimizin önemli alanlarında çalışıyor. Yargı mensubu, akademisyen, avukat, bürokrat.

Video: Ahlaki erozyon artışı


İkili görüşmelerimizin tamamında ya adalet sistemindeki ahlaki erozyondan ya da benim mesleğimden dolayı, medyadaki ahlaki erozyondan bahsedildi. Hepimiz ahlaki erozyon artışından, yaygınlaşmasından şikâyet ettik.

Tam bu esnada, Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneğinin (İGİAD), ‘Türkiye İş Ahlakı Araştırması 2018’ raporu açıklandı. Dernek Başkanı Mahmut Karahan raporun tüm detaylarını bana gönderdi. Okuyunca, adalet ve medya alanında yaşanan ahlaki erozyonla, iş dünyasında yaşanan erozyonun şaşırtıcı benzerliklerini gördüm.

ÖNEMLİ İŞ AHLAKI ARAŞTIRMASI

Rapor 2008 yılından beri, her beş yılda bir düzenli olarak yapılıyor ve bir trend görülmeye çalışılıyor. Üç değerli akademisyen, Prof. Dr. Ömer Torlak, Prof. Dr. Şuayıp Özdemir, Doç. Dr. Erkan Erdemir araştırmayı hazırladı.

Bu isimlerle konuştuğumda, iş ahlakında yaşanan erozyonun, 2008-2013 yılları arasında azaldığını, ancak 2013 yılından sonra tekrar ahlaki sorunların arttığını detaylı bir şekilde anlattılar.

Rapordan bazı bölümleri özetleyerek alıntılıyorum.

Araştırmaya katılan insanların iş dünyasında gördüğü en önemli üç problem:

1. Yalan söyleme,

2. İşin hakkını vermeme,

3. Rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık.

Çalışanların en önemli üç problemi:

1. Yalan söyleme,

2. İşe geç gelmeyi adet edinme,

3. Yapılan işin hakkını vermeme.

Yöneticilerin en önemli üç problemi:

1. Yalan söyleme,

2. İşe almada kayırmacılık (torpil) yapma,

3. Verilen sözleri tutmama.

İş ahlakı sorunlarının ortaya çıkmasına neden olan sebepler:

1. Aşırı kazanma hırsı,

2. Çalışanların ücretlerinin düşük olması,

3. İşini kaybetme korkusu,

4. Kötü örneklerin yaygınlığı,

5. İş dünyasında güven duygusunun zayıflığı,

6. Yalan söyleyenlerin daha çok kazanıyor olması.

İş ahlaknının oluşmasında etkili olan değerler

1. Dürüstlük,

2. Adalet,

3. Sorumluluk sahibi olma,

4. Merhamet,

5. Çalışkanlık,

6. Helal kazanma.

İş ahlakı sorunlarını gidermek için öneriler:

1. Eğitim verilmeli,

2. Ahlaki değerler önemsenmeli,

3. Gerekli cezalar/yaptırımlar uygulanmalı,

4. Yazılı kurallar, yasal düzenlemeler yapılmalı,

5. İşçi/çalışan hakları verilmeli,

6. Denetim/kontrol sağlanmalı.

SEKÜLER BAKIŞ AÇISI ARTTIYOR

Araştırmada ilginç olan tespitlerden biri, iş dünyasında aktif olan yeni kuşaklar, iş ahlakı referanslarının din ve geleneksel kültürden daha çok, seküler verilerinden referans almasıdır. Yani işçi haklarını “kul hakkı” referansıyla değil, ‘çalışan mutluluğu’ açısından değerlendirenlerin oranı daha çok artmış.

Ahlaki erozyon meselesinin bilimsel açından incelenmesi ve tespiti geleceğimiz açısından çok kritik bir konu. Sadece iş dünyasında değil, bürokraside, siyasette, medyada, eğitim dünyasında, yargıda da bu tür bilimsel araştırmaların yapılması şart. Böylece genel olarak ahlaki erozyonun ne durumda olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarına, akademik kurumlara çok iş düşüyor.

Araştırmanın tamamına www.igiad.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Maalesef yeterli ilgiyi görmedi. Ancak çok önemli bir konu olduğunu tekrar hatırlatırım.

Uluslararası hukuk, adalet ve ekonomi
Uluslararası hukuk, adalet ve ekonomi

Hafta başında Türkiye Hukuk Platformu tarafından Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de organize edilen II. Avrasya Hukuk Kurultayı’nı takip etme imkanım oldu. Bu yıl “Uluslararası adalet için uluslararası hukuk” teması ile düzenlenen kurultaydaki açılış konuşmaları ve oturumlarda dile getirilen görüşler aslında bir süredir benim de dikkat çekmeye çalıştığım üzere bugün dünyadaki pek çok sorunun sebebinin egemen güçlerin hukuku ayaklar altına alan uygulamalarından kaynaklandığı yönündeydi.

Video: Uluslararası hukuk, adalet ve ekonomi


HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, ÜSTÜNLERİN HUKUKU

Aslına bakarsanız “Hukukun üstünlüğü mü yoksa üstünlerin hukuku mu?” sorusu oldukça klişe haline gelmiş bir soru. Herkesin cevabını bildiği bu soru bir soru olmaktan çok küresel bir eleştiriyi ifade eden kavrama dönüşmüş durumda. Bu kapsamda kurultayın açılışında bir konuşma yapan Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral’ın “Karabağ’ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde işgali ve bu işgalin halen sürdürülmesi” konusuna yaptığı atıf mevcut durumun özeti niteliğindeydi.

Türkiye Hukuk Platformu Genel Sekreteri Ahmet Akcan’ın da açılış konuşmasında dikkat çekmeye çalıştığı konuların başında böylesine önemli bir konunun tartışılması için Azerbaycan’ın özellikle tercih edilmesi geliyordu. Zira toplantının katılımcılarından hukukçu milletvekili Cahit Özkan’ın da belirtiği üzere tüm dünyanın gözleri önünde uluslararası hukuka aykırı bir şekilde gerçekleşen Hocalı katliamı ile yüzleşmeden uluslararası hukuktan söz etmek çok da mümkün görünmüyor. Bu bakımdan Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” çıkışının aslında “Hukukun üstünlüğü mü yoksa üstünlerin hukuku mu?” sorusuna verilen en anlamlı cevap olduğunu ifade etmek gerekiyor.

SONUÇ BİLDİRGESİNE KISA BİR BAKIŞ

Dünyanın pek çok ülkesinden hakim, savcı, akademisyen, avukat ve üst düzey yargı mensuplarından oluşan katılımcıların olduğu kurultayın sonuç bildirgesindeki başlıklar bugünün sorunlarını anlatmak açısından son derece önemli. Örneğin BM Güvenlik Konseyi’nin tüm devletlerin eşit, adil, etkin bir biçimde katılabildiği, yükümlülüklerin ve sorumlulukların aynı ilkeler çerçevesinde paylaşıldığı, insan haklarını ve insan onurunu korumayı kendisine temel gaye edinen bir yapıya kavuşturulması, Yukarı Karabağ ihtilafının çözümü için Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde adil ve kalıcı bir çözüm bulunması, Filistin’de, Suriye’de ve Myanmar’da olmak üzere, uğradıkları baskı, zulüm ve kendilerine yöneltilen şiddet sebebiyle ülkelerini terk etmek zorunda kalan mültecilerin vatanlarına güvenli bir şekilde geri dönüşlerinin sağlanması, FETÖ terör örgütünün Avrasya coğrafyasında arz ettiği ciddi tehlikelerin daha fazla farkında olunması ve bu tehlikelerle mücadele noktasında Türkiye ile işbirliğinin arttırılması, Avrasya ve İslam coğrafyasındaki devletlerin hak ve menfaatlerini korumak ve kendi aralarındaki uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi, Dünya barışına katkı çabalarına da destek verilebilmesi için daimi mekanizmalar ve platformlar oluşturulması önerileri dikkate değerdir.

ULUSLARARASI EKONOMİ GÜVENLİĞİ İÇİN ULUSLARARASI HUKUK

Bir süredir devam eden “ticaret savaşları” ve ABD’nin kendi çıkarlarını maksimize etmek için uyguladığı uluslararası hukuka aykırı yaptırım kararlarının ülke ekonomilerine verdiği zararlar ciddi bir tartışma konusu haline geldi. NATO ve BM sözleşmesi gibi çok taraflı anlaşmalara imza koyan ülkelerin “birbirlerini ekonomik yaptırımla tehdit dahi edemeyeceği” kesin hükümlere bağlandığı halde yapılan bu yaptırımların ortaya çıkması ve devam etmesi halen önemli bir sorun olarak uluslararası hukukun önünde duruyor. Zira her ne kadar içeriği ve etkileri ekonomik olsa da uygulanma biçimi bakımından tam da uluslararası hukukunun konusu olan bu sorunun çözümü aynı zamanda küresel ekonomi güvenliğinin tesisi açısından büyük önem arz ediyor.

Avrasya ve Akdeniz…
Avrasya ve Akdeniz…

Parçalayarak düşünmek; başka bir ifâde ile “perakende düşünüş” sağladığı bâzı kolaylıkların yanısıra, kavrayış açısından da zaaf doğuruyor. Ayırımlar zihnîdir. Belirli adlandırmalar üzerinden işler. Ama bâzen adlandırmalarımızın tutsağı hâline gelebilip bağları ve bütünlükleri ıskalayabiliyoruz.

Video: Avrasya ve Akdeniz…


Akdeniz’i düşündüğümüzde bu tabloyu daha berrak görebilmek mümkündür. Bilindiği üzere Akdeniz bir iç deniz. Cebel-i Târık Boğazı ile Atlantik’ten ayrışıyor. Beşerî-siyâsal bakış, coğrafî-kültürel alışkanlıklar veyâ iklim oynamaları Akdeniz’i çeşitli parçalara ayırmış durumda. Meselâ Adriyatik, İyon, Ege Denizleri sanki başka başka denizler gibi bir algılamanın konusu oluyor. Hâlbuki Akdeniz bir bütün. Hem coğrafî hem de târihsel açıdan yapılabilecek tutarlı bir ayırım yön ayırımı olabilir. Meselâ Batı, Doğu ve Kuzey Akdeniz bağlamları bana hayli tutarlı geliyor. Buna göre meselâ İtalyan Çizmesi Batı-Doğu ayırımının nirengi noktasını veriyor. Kafalarımızı karıştıran başka bir ayırım da, renk zıtlığı (Ak-Kara) üzerinden zihinsel bir kopukluk doğurmakta. Karadeniz-Akdeniz bütünlüğünden bizi uzaklaştırıyor. Hâlbuki, Karadeniz, Kuzey Akdeniz’den başka bir şey değil. Eğer bir bütünlük kurabilirsek, Karadeniz’i Akdeniz’in kapsama alanına yerleştirebilirsek, olup bitenlere dâir daha kavrayışlı ilişkilendirmeler ve değerlendirmeler yapabiliriz kanaâtindeyim.

Diğer bir ayırım ise Avrupa ve Asya arasında. Bu ayırımı, yer yer abartılara varan kültürel farklılıklar temelinde alabildiğine keskinleştiriyoruz. Hâlbuki Avrasya kavramı, sâhip olduğu ideolojik muhtevâ bir kenara, târihsel bir olgu. Modern Avrupa’nın kökleri Avrasya olgusunu anlamamıza yetiyor. Modern Avrupa ulusları, Grekoromen değil, Batı Roma’nın sonunu getiren Asyagil topluluklar ile Roma otoritesi ile başından sonuna kavgalı olan yerli Avrupalı toplulukların harmanlanmasından doğdu.

Kritik tarihsel eşik, Amerikalar ile Avrupa’yı bütünleştiren Atlantik bağlamındadır. Atlantik oluşumu Avrasya’yı baskılamanın ve dışlamanın fonksiyonu olarak tecessüm etti. Bu aynı zamanda Kara Avrupası ile Atlantik Avrupası arasındaki ayırımı belirledi. Atlantik Dünyâsında merkezî bir konum elde eden Birleşik Krallık, dünya paylaşımında zaafa uğrattığı Fransa ve Almanya ekseni üzerinden Kara Avrupa’sını istikrarsız kılmak için uğraştı. Bu iki devleti on seneler boyunca birbiriyle savaştırdı. Bu da yetmedi, Rusya’yı devreye sokarak Kara Avrupa’sını mâceradan maceraya sürükledi. Rusya’yı da boş bırakmadı ve Japonya ile dengeledi.

II. Genel Savaş içinde tablo değişmedi. Atlantik için büyük tehlike Almanya ile Rusya arasındaki saldırmazlık anlaşmasıydı. Hitler’in Todd ve Spears gibi akıllı danışmanlarını dinlemeyerek bir ihtirasla Rusya’ya saldırması savaşın kaderini değiştirdi. Atlantik rahatladı. Hegemonyasını yeniledi.

Savaş sonrası yapılanan dünyânın, Kara Avrupa’sını baskılayan ve onu kalın bir duvarla Asya’dan ayrıştıran bir yapılanmaya işâret ettiğini artık görebiliyoruz. NATO, bu baskılamanın aygıtı olarak çalıştı. İdeolojik düzeyde anti-komünist olsa ve sanki Sovyet kampına karşı kurulmuş gibi gözükse de NATO esasta Avrupa’yı baskılayan bir yapılanmaydı.

Buna mukâbil AB, Atlantik Dünyâsına karşı kurulan bir direncin adıdır. Atlantik Dünyâsı Avrasya bağını koparmak için yapmadığını bırakmadı. İki Almanya’nın birleştirilmesi, Doğu Avrupa’nın zincirlerinden boşaltılarak AB’ye eklemlenmesi , Kara Avrupası için hem kültürel hem de ekonomik açılardan ağır mâliyetler doğurdu. Almanya-Rusya yakınlaşmasını savunan Brandt Doktrini benzeri girişimler ise devamlı olarak istikrarsızlaştırıldı.

Elimizde üç temel gösterge var. İlk olarak Atlantik Dünyâsı ile önlenemez bir dinamik yakalamış olan Çin arasındaki rekâbeti artık herkes biliyor. Çin’i durdurmanın yolu, Rusya ile bağlarını zayıflatmak, Çin-Hindistan, Hindistan-Pakistan ve Uygur meselesi üzerinden Türkiye-Çin arasındaki potansiyel gerilimlerİ tırmandırmaktan geçiyor. İkinci olarak ideolojik bulutlar dağıldıktan sonra ABD ve Britanya iflâh olmaz bir Rusya karşıtlığında ittifak ediyorlar. Rusya’ya uygulanan ambargolara Almanya ve Fransa’yı dâhil etmek bunun can alıcı boyutunu oluşturuyor. Üçüncü olarak AB-Atlantik gerilimi tırmandıkça tırmanıyor. Bütün bunlar daha genel seviyede Atlantik-Avrasya hesaplaşmasına işâret ediyor.

Atlantik- Avrasya hesaplaşması kaçınılmaz bir şekilde Doğu ve Kuzey Akdeniz’i içine alıyor. Rusya’nın Ortadoğu’ya müdahil olması bunun göstergesi. Türkiye fiilen NATO dışına itilmiş durumda. Ukrayna’yı kaybeden Rusya’nın Türkiye dışında alternatifi kalmıyor. Türkiye-Rusya ve İran’ın profil verdiği Astana Üçlüsü ve Rusya-Türkiye-Fransa ve Almanya’nın boy gösterdiği İstanbul Zirvesi farklı açılardan çekilmiş Avrasya fotografları. Türkiye tam da düğüm noktasında. Son zamanlarda yaşananlar bu fotografları kesip parçalamak adına yapılan girişimlere işâret ediyor. Evvelâ İran’ı hedefleyen ambargo hayâta geçirildi. Elyevm, başta Fransa ve Almanya’da, Avrupa’da olup bitenler bu fotografın bedeli. Macron ve Merkel’in siyâsal hayatları sönüyor. Bu arada Ukrayna ve Gürcistan meseleleri tırmandırılıyor.

Ezcümle, savaş Atlantik ile Avrasya arasında. Varılan kritik aşamada belirleyici olan Astana Üçlüsü ile İstanbul Dörtlüsü’nün örtüştürülüp örtüştürülemeyeceği…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.