* New York’ta terkedilen 100 cenaze, ABD’yi ayakta tutan her şeyi sıfırladı. * 11 Eylül Atlantik Ekseni’ni vurdu. Küresel finans krizi onları vurdu. COVID-19 salgını onları vuruyor? Üçü dünyanın merkezini değiştirdi. * Peki, neden Türkiye Yükselişi? Bizi dünyanın en diri, en enerjik ülkesi yapan ne? * 2023’ün bile ötesinde bir “ortaklık coğrafyası” inşa ettiren güç nasıl kuruluyor?
* New York’ta terkedilen 100 cenaze, ABD’yi ayakta tutan her şeyi sıfırladı. * 11 Eylül Atlantik Ekseni’ni vurdu. Küresel finans krizi onları vurdu. COVID-19 salgını onları vuruyor? Üçü dünyanın merkezini değiştirdi. * Peki, neden Türkiye Yükselişi? Bizi dünyanın en diri, en enerjik ülkesi yapan ne? * 2023’ün bile ötesinde bir “ortaklık coğrafyası” inşa ettiren güç nasıl kuruluyor?

New York’ta bir cenaze evine ait iki kamyonette 100 ceset bulundu. COVID-19’dan ölen cenazeler, çevredekilerin haber vermesiyle ortaya çıktı.

Sadece bu gerçek bile, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyaya yayılan hegemonyasını yerle bir etmeye yeter.

Salgın bütün dünyayı vurdu ama bazı ülkeleri resmen çökertti. ABD ise, bütün askeri gücü ile, bütün siyasi gücü ile, bütün ekonomik gücü ile, bütün imaj ve dünyayı efsunlayan gücü ile tam bir hezimet yaşadı.

Virüs Çin’den yola çıktı, ABD’yi kırıp geçirdi. Salgın, sadece bir insani felaket getirmedi, ABD’yi ayakta ve güçlü tutan her şeyi silip süpürdü.

“3. Dünya ülkesi” oldular. Dalga geçtikleri ülkelerde bile böyle manzaralar yok.

Tam bir “Üçüncü Dünya” manzaraları izliyoruz şimdi. Hani o dalga geçtikleri milletler, o fakir ülkeler var ya, oralarda bile böyle görüntüler yok.

Hiçbir şey yapamadılar. Millet olarak acizlikle boğuşurken devlet olarak rezillikle yüzleşiyorlar. Sağlık sisteminin yetersizliğini geçtik, devleti sadece güç olarak algılamanın, öyle yapılandırmanın hezimetini yaşıyorlar şimdi.

Vietnam Savaşı’nda bile bu kadar kayıp vermemişlerdi.

On binlerin ölümü, Bill Gates’in milyar dolarları,Google’ın çipleri,ABD’yi batıracak.

ABD’nin teknolojik üstünlüğü, hastalığı yenmek yerine hastaları izleme üzerine formatlıyor kendini. Hâlâ aynı yolda gidiyorlar. Böyle yaptıkları için bunları yaşadıklarını hâlâ anlamıyorlar.

Onlar için on binlerin ölümü, Bill Gates ve benzeri kişi ve şirketlerin ne kadar güç elde edeceği, Google ve Apple’ın ürettiği çiplerin ne kadar satılacağı yanında anlamsız.

Salgından ne kadar para kazanabiliriz, ne kadar güç elde edebiliriz, hangi şirketlerin hissesi ne kadar yükselir hesapları yapıyorlar. Hangi ilaç firmaların aşı ve ilaç üreteceği ve kazanacağı milyar dolarlar daha önemli onlar için.

Hükümet deviren, rejim değiştiren, yeryüzünü talan eden, “Yeni Amerikan Yüzyılı” ilan eden ABD’ye ne oldu?

Dünyanın her köşesine saldıran, milyonları öldüren, ülkeleri işgal eden, kendine yan bakan her milleti cezalandıran, hemen bütün terör örgütlerini yöneten, bitmek bilmez bir iştahla dünyanın kaynaklarını talan eden, hükümet devirip rejim değiştiren, donanmasıyla okyanusları kontrol eden, bir zamanlar “Yeni Amerikan Yüzyılı” ilan etmeye kalkışan ABD, kendi içinde, evinde vuruldu.

Artık hiçbir zaman, dünyaya öncülük edecek imajı olmayacak. Dünyayı baskı altına alan gücü ve kredisi olmayacak. “Muhteşem Amerika” propagandaları alıcı bulmayacak. Dünyanın, zihinlerdeki Amerika algısını kökten değiştireceği gibi, kendi vatandaşını bile koruyamayan ülke hafızalardan silinmeyecek.

Bir imparatorluğun çöküşünü izliyoruz.

Neden Avrupa böyle oldu? İngiliz kibri ne hale geldi? Soykırımcı Fransa’ya ne oldu?

Peki, Avrupa daha mı iyi?

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere, benzer bir çaresizliği yaşıyor. O kibir yerle bir oldu. Binlerce ölü, çaresiz bir sağlık sistemi, acizliği örtbas etme çabaları, başaramayınca derin bir suskunluk, içe kapanma.

Yine Fransa, Afrika’yı ve Müslüman ülkeleri sömüren, milyonları öldüren, soykırımlar yapan, daha birkaç gün önce Libya üzerinde uçaklar dolaştıran Fransa, “hasta olan ölsün” demenin ötesinde hiçbir şey yamamıyor. Ne tuhaf, sömürgeci ülkeler ağır bedeller ödüyor.

11 Eylül Atlantik Ekseni’ni vurdu. Küresel finans krizi onları vurdu. COVID-19 salgını onları vuruyor?

Evet, virüs Çin’de ortaya çıktı. Ama neden ABD’yi ve Avrupa’yı böyle şiddetle vurdu? Atlantik ekseni ülkeleri böylesine sarstı? Bu sorular çok önemli. Çünkü cevapları geleceğin dünyasını gösteriyor.

11 Eylül, Atlantik eksenini vurdu. Küresel finans, askeri ve siyasi sembolleri vurdu. 2008 ekonomik krizi, aynı ülkeleri, küresel ekonominin merkez ülkelerini vurdu. COVID-19 salgını yine Atlantik Ekseni ülkelerini, bugüne kadar dünyayı yöneten ülkeleri vuruyor?

Bu üç olayın da çok ciddi jeopolitik sonuçları oldu, olacak. Bu üç olay da çok büyük güç kaymalarına yol açtı, açacak. Güç haritalarını, dünyanın merkezini değiştiriyor değiştirecek. Dünyanın eksenini kaydırıyor, kaydıracak.

“400 yıl sonra Batı için dünyanın sonu”

“400 yıl sonra Batı için dünyanın sonu” derken aslında bunu ifade etmeye çalışıyorum. Batı’nın bir daha asla dünyaya hâkim olamayacağını söylerken bunu anlatmaya çalışıyorum.

Salgın bütün insanlığı tehdit ediyor, mücadele ortak. Ama sonuçlarını tespit etmek, geleceğe doğru bakmak zorundayız. Batı’nın “yalan dünyası”na artık inanamayız, öyle bir beklentiyi devam ettiremeyiz.

Çok ciddi güç yükselişleri bekliyoruz. Bazı ülkelerin yıldızlaşmasını bekliyoruz. Bunun işaretleri salgınla gelmedi, çok önce başladı. Almanya, Türkiye, Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkelerin geleceğin küresel iktidar alanında, ekonomik alanında, ulus üstü yönetimlerinde daha da merkezileşeceğini biliyoruz.

Yeni siyasi dalga Türkiye’dir. Afrika’dan ABD’ye, Asya’dan Ortadoğu’ya her yerdeyiz.

Türkiye güçlü bir siyasi dalga oluşturacak. Çok ciddi bir ekonomik dalga oluşturacak. Çok ciddi bir insani dalga inşa edecek. Dünyanın yeni şekillenişine büyük katkılarda bulunacak.

Bu bir temenni, duygusal beklenti, hamaset, fantastik düşünce değil. Zihinsel önyargılardan kurtulan herkes bunu görüyor, görecek.

Türkiye;

Salgınla en iyi mücadele eden ülke oldu. Dünya Sağlık Örgütü’nü bile yer yer dinlemedi kendi tedavi yöntemlerini uyguladı. Başardı..

Dünyanın en iyi sağlık sistemine sahip ülkesi olduğu ortaya çıktı. Hastaneden sağlık ordusuna, solunum cihazından diğer tıbbi yeterliliklere ve toplumsal dayanışma modeline kadar müthiş bir direnç gösterdi.

Altmış ülkeye yardım gönderdi. ABD ve İngiltere dâhil, hemen bütün Avrupa ülkelerine, yardımlar devam ediyor. Uçaklar ardı ardına havalanıyor.

Bosna, Kosova, Makedonya’dan Müslüman ülkelerin büyük çoğunluğuna yardım ulaştırılıyor. Daha dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Filistin’e yardım gönderildi.

Türk dünyası ile tam bir dayanışma örneği sergiledi. Türk Konseyi ortak çalışması örnek oldu.

Latin Amerika’dan Afrika ülkelerine, Asya’nın birçok ülkesine Türk yardımları ulaştırıldı. Devam ediyor…

Neden Türkiye Yükselişi? Bizi dünyanın en diri, en enerjik ülkesi yapan ne?

Yumuşak Güç’ü (Soft-power) en iyi uygulayan ülke oldu. Dünyanın buhranlı günlerinde bütün insanlık için söylenecek sözü olduğunu, yapacak çok şeyi olduğunu gösterdi. Dünya da bunu gördü.

Türkiye, şu an dünyanın en diri, en enerjik ülkesidir. Salgın sonrasında da en sürpriz yükselişi yapacak ülkedir.

Çünkü Türkiye;

1- Afrika, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar arasındaki güç boşluğunu dolduracak tek ülkedir. İş buraya doğru gidecek.

2- Dünyanın en büyük tedarikçi ülkelerinden biri haline gelecek.

3- Sağlık sisteminde rol-model olacak. Salgın sonrası olağanüstü bir sağlık turizmi patlayacak.

4- Bazı Avrupa ülkelerinin bıraktığı boşluk Türkiye tarafından doldurulacak.

5- Sadece yumuşak güç ya da ekonomi değil, askeri-güvenlik, jeopolitik anlamda da Türkiye en ciddi güç yükselişini yakalayacak ülke olacak.

6- Artık terörle, içerideki kavgalarla, dışarıdan müdahalelerle, 15 Temmuz benzeri saldırılarda durdurulma ihtimali geçmişte kaldı.

Atlantik’ten Pasifik kıyısına uzanan bir ortak siyasi dil. 2023’ün bile çok ilerisine uzanan ortaklık coğrafyası..

7- Atlantik kıyılarından Pasifik kıyılarına kadar ortak bir siyasi dil, amaç, kaygı, ekonomik ortaklıklar Türkiye tarafından geliştirilecek.

8- Arap dünyasında oluşturulan “Türkiye karşıtı eksen”in zarar verme imkânı daralacak. Kuzey Afrika’dan Irak’a, Orta Asya’dan Güney Asya’ya kadar bir kardeşlik, ortaklık coğrafyası için adımlar atılabilecek.

9- 1. Dünya Savaşı sonrası en büyük bölgesel denklem değişikliği Türkiye tarafından inşa edilecek. Arap rejimlerinde olduğu gibi, vesayet yönetimlerinin gücü büyük oranda zayıflayacak.

10- Türkiye İslâm jeopolitiğini çok etkin biçimde kullanan ülke olacak. Yeni dünya inşa edilirken hem kendisini hem coğrafyasını merkeze taşıyacak.

11- Tam bu sırada “içeride” çok keskin bir direnç son kez sahnelenebilir. İşte bunu aşmak gerekiyor.

12- Salgın küresel, insanlığın ortak sorunu. Ama salgın sonrası nelerin değişeceğinin doğru tespit edilmesi, aralıksız buna hazırlık lazım.

Türkiye de bunu yapıyor zaten. Geleceğe yatırım yapıyor, geleceğin kapılarını aralıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi “2023’teki hedeflerimizden bile çok ilerisinde” bir hedefe ilerliyoruz.

*Salgın sonrası nasıl bir dünya kurulacak? *Kimler kaybedecek, kimler kazanacak? Kimler için tarihin sonu? *2023 gerçek oluyor. Türkiye’yi durdurma imkanları olmayacak. *Türkiye süper güç olabilir mi? Hayal görmüyoruz..
*Salgın sonrası nasıl bir dünya kurulacak? *Kimler kaybedecek, kimler kazanacak? Kimler için tarihin sonu? *2023 gerçek oluyor. Türkiye’yi durdurma imkanları olmayacak. *Türkiye süper güç olabilir mi? Hayal görmüyoruz..

Salgın (COVID-19) sonrası nasıl bir dünya şekillenecek?

Ülkeler bir yandan salgınla mücadele ederken diğer yandan bunu öngörmeye, buna hazırlanmaya çalışıyor.

Tarihte ilk kez bir salgın çok kısa süre içinde, bu kadar yayıldı.

Tarihte ilk kez bir salgın, bölgesel değil küresel, ülke ayırımı yapmadan, yaşam tarzına bakmadan, zengin-fakir ayırımı gözetmeden, gelişmiş-geri kalmış ülke ayırımı yapmadan bütün ülkeleri, bütün milletleri vurdu.

Buna göre, geçmişteki salgınlar lokaldi. Buna göre geçmişteki büyük savaşlar (Dünya savaşları) bile lokaldi.

Batı için tarihin sonu mu?

O “lokal, bölgesel” salgın ve savaşlar dünyayı dramatik biçimde değiştirdi.

Yeni devletler, yeni sistemler, yeni düzenler kuruldu.

Şimdi ne olacak? Salgın bittikten sonra, ülkeler, devletler neleri değiştirecek? Ne tür eğilimler, ne tür siyasi hareketler, ne tür devlet düzenleri, ne tür bir küresel düzen öne çıkacak?

Dünya zaten değişiyordu. Var olan küresel sistem çöküyordu. Kapitalizm, Batı emperyalizmi için tarihin sonu tartışması başlamıştı.

Coğrafi Keşiflerden bu yana dünyayı yönetenler için tarihin sonuna yaklaşılmıştı.

Nasıl bir dünyaya gidiyoruz, 21. yüzyıl neleri değiştirecek, ne tür güç kaymaları yaşanacak, hangi güçler gerileyip kimler öne çıkacak, nasıl bir ekonomik/finansal düzene geçilecek gibi temel, esaslı tartışma konuları zaten vardı.

Türkiye’yi durdurma imkânları olmayacak.

Aslında bu eğilimler dünya genelinde ve ülkeler özelinde zaten başlamıştı. Atlantik ekseninin küresel iktidar gücü zayıflarken yeni güçler sahne alıyordu. Güç kadar zenginlik de, etkinlik de dağılıyordu.

Mesela Türkiye, kuruluşundan bu yana ilk kez “merkezi güç/ülke” olarak öne çıkıyor, bu yönde yoğun hazırlık yapıyordu. Etrafındaki çatışma haritası, cepheler inşa edilmesi hep bu yüzdendi.

Türkiye’yi durdurmak, ABD, Avrupa, İsrail ve onların bölgemizdeki ortakları için en öncelikli konu haline gelmişti. Çünkü Türkiye, bir cephe ülkesi gibi değil bir süper güç gibi hareket etmeye başlamıştı.

Şimdi hesaplar yeniden yapılacak.

Salgın yeni bir dönem başlatmıyor. Başlayan, devam eden köklü değişimi, güç kaymalarını baş döndürücü bir şekilde hızlandırıyor. Durdurulamaz bir hıza, geri dönülemez bir alana yükseltiyor.

Güçlü ve zengin ülkelerin üstündeki örtü kalktı. Zaafları ortaya çıktı. Zayıf görünen bazı ülkelerin (Türkiye gibi) ne kadar dirençli, ne kadar güçlü olduğu da ortaya çıktı.

Şimdi bütün hesapları yeniden yapmanın, gerçekleri yeniden tanımlamanın zamanı işte. Korana salgını sonrası bu olacak.

Peki; dünyada, bölgemizde, Türkiye’de neler değişecek?

Dünyada, küresel ölçekte neler olabilir? ABD ve Avrupa’da neler olabilir? Rusya’da neler olabilir? Ortadoğu’da neler olabilir? Türkiye ne yapmalı, neler yapabilir? Bu soruların cevaplarını doğru öngören, ona göre hazırlık yapan ülkeler inanılmaz bir ivme yakalayacak.

Kısa ve belki de orta vadede olabileceklere ilişkin kişisel tahminlerim şöyle:

1. Küreselleşme artık çok daha şiddetli sorgulanacak. Devletlerin içe kapanmasını, siyasi ve ekonomik savunmaya yoğunlaşmasını bekliyoruz. Belki de bu, liberal düzenin sonuna yaklaştıracak dünyayı.

2. Devletler ulus-üstü yapıları, aracı kurumları devreden çıkarıp devletten devlete ilişkiyi öne çıkaracak. Devletler daha merkezileşirken coğrafya ölçekli bloklaşmalar öne çıkacak.

3. Finansal, teknolojik, dijital ağlar şirketlerden ve çokuluslu örgütlenmelerden çok devletlerin denetiminde yürütülecek. Çok kutuplu, çok boyutlu ilişkiler ağı öne çıkacak. Devletler, küreselleşmenin sembollerine karşı savunmaya geçecek.

İçeride dayanışma dışarıda güvensizlik

4. Bütün ülkeler, üretimde dışa bağımlığı en aza indirmek için olağanüstü bir çaba içine girecek. Ülkeler, kendine yeter hale gelmenin hesaplarını öne alacak, stratejik ürünler sıkı denetime tabi tutulacak.

5. İçeride dayanışma, dışarıda güvensizlik esas alınacak. Uluslar ve devletler güçlenecek küresel ağlar tehdit görülecek. Bu da, küreselleşmenin esaslı bir sorgulamadan geçeceğine işaret ediyor.

6. Biyolojik savaş, dijital savaş, biyo-terör gibi kavramlar gündelik hayatımıza girecek. Yeni siyasi, ideolojik düşünceler ve örgütlenme biçimleri öne çıkacak.

Pasifik’te çok büyük bir kapışma başlıyor

7. Çin; salgın döneminde kendini küresel liderlik koltuğuna oturtmaya çalışıyor. İnanılmaz bir soft-power atılımı yürütüyor. Bu, hem “Çin Virüsü” kavramını hafızadan silmek ve sorumluluktan kurtulmak hem de ABD ve Avrupa’nın çaresizliğinden yararlanmak, stratejik sektörlerde dünyayı domine etmek ve artık açık oynamak şeklinde kendini gösteriyor.

8. Asya’da ABD-Çin rekabeti dayanılmaz bir hal alacak. Asya’da Çin-Hindistan rekabeti sertleşecek. Avustralya, Endonezya, Filipinler, Malezya, Tayland, Japonya ve Kore’yi içeren çok geniş alanda inanılmaz bir jeopolitik güç mücadelesi başlayacak. Ortadoğu’daki güçler rekabeti, hesaplaşmasının ağırlığı Pasifik bölgesine kayacak.

AB ortak amaç olmaktan çıkacak

9. Avrupa’da AB diye ortak amaç olmayacak. Küresel ölçekte güç çözülmeleri ve yeni hesaplaşma şekilleri AB’nin varlığını anlamsız hale getirecek. 2. Dünya Savaşı sonrasına ilişkin Alman projesinin (AB) çözülmesini izleyeceğiz.

10. AB ülkeleri, özellikle de İtalya, İspanya, Fransa, Almanya geçmiş siyasi mirasına, tarihine dönecek. Emperyal ülkeler kendi haritalarına yönelecek.

Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zaid’in yeni Ortadoğu projesi çöker

11. Ortadoğu’da, Türkiye’nin yükselişini, ABD ve Avrupa bağımlılığı ile ayakta duran ülkelerin zayıflamasını göreceğiz.

12. Yeni başlatılan Muhammed bin Selman ve Muhammed bin Zaid önderliğinde yürütülen ABD/Avrupa ile Ortadoğu’daki yeni statü projeleri çok ciddi başarısızlıklar yaşayacak.

13. Otuz yıldır gerileyen Arap dünyası, var olan rejimler ve liderlerin Batı ile girdikleri yeni tür bağımlılık ilişkisi yüzünden büyük çöküşler yaşar.

2023 hesabı gerçek oluyor.

14. Salgın sonrası dünyadaki değişim, Türkiye’ye coğrafya karakterli çok ciddi çıkış, yükseliş alanları açacak. Bu, zaten başlamıştı. Bunu kırmak için bölgesel bir duvar örülüyordu. Ama artık onun bir anlamı kalmayacak. Türkiye hem Batı’da, hem Doğu’da hem de kendi jeopolitik haritasında olağanüstü bir güç inşası imkânı bulacak.

15. Atlas Okyanusu’ndan Pasifik kıyılarına kadar etkili bir siyasi dil, söylem, duruş, İslam jeopolitiğini de öne çıkaran Türkiye tarafından üretilebilecek. Bu ortak dil, 2. yüzyılın en güçlü siyasi yükselişine zemin hazırlayabilir.

Türkiye süper güç olur mu?

16. Türkiye’de bunu kaldırabilecek güç, feraset siyasi birikim, toplumsal bilinç, teknoloji, güvenlik perspektifi elbette var. Gerekten de yeni bir dünya düzeni şekilleniyor ve Türkiye bu düzenin merkezine yerleşiyor.

17. 2023 hesabı gerçek oluyor. Türkiye’nin hesabıyla dünyanın değişimi daha da örtüşüyor. Salgın karşısındaki durumumuz ve direncimiz nasıl süper güçlerden bile iyiyse, salgın sonrası değişimler ülkemize çok geniş yollar açacak.

Bu umut değil, gerçek. Önümüzdeki günlerde bu yönde tartışmalara devam edeceğiz.

İran’ın 'Zafer-1' uydusu, Hint Okyanusu’na düştü: Pek çok bilimsel projede olduğu gibi başarısız oldu
Dünya
İran’ın 'Zafer-1' uydusu, Hint Okyanusu’na düştü: Pek çok bilimsel projede olduğu gibi başarısız oldu
İran’ın uzaya fırlattığı 'Zafer-1' uydusu, yeterli hıza ulaşamaması nedeniyle Hint Okyanusu’na düştü. İran İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Muhammed Cevad Azeri Cehromi, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, ABD’nin başarısız olan fırlatmalarını hatırlatarak, “Bugün, Zafer uydusu fırlatması başarısız oldu. Pek çok bilimsel projede olduğu gibi başarısız oldu” dedi.
DHA
Bir ilk gerçekleşti: Atlantik 4 saat 56 dakikada geçildi
Dünya
Bir ilk gerçekleşti: Atlantik 4 saat 56 dakikada geçildi
British Airways'ın New York'taki John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı'ndan kalkan uçağı 4 saat 56 dakika sonra Londra'da Heathrow Havalimanı'na inerek yeni bir rekora ulaştı. Bu rekor sesten yavaş ticari uçuşlarda kullanılan jetler için yeni bir rekor anlamına geliyor. Uçuşları 2003 yılında durdurulan sesten hızlı Concorde uçakları, Atlantik'i 3 saatten biraz fazla sürede geçiyordu.
AA
Hint Okyanusu açıklarında Türk gemisinde öldürülen kaptanın cenazesi İstanbul’a getirildi
Dünya
Hint Okyanusu açıklarında Türk gemisinde öldürülen kaptanın cenazesi İstanbul’a getirildi
Hint Okyanusu açıklarında gemide öldürülen kaptan Bora Ekşi’nin cenazesi Sri lanka Colombo’dan Türk Havayollarının uçağı ile saat 06.00 sıralarında İstanbul’a getirildi. İstanbul Havalimanı’nın kargoda bölümüne getirilen cenazeyi ailesi ve yakınları aldı.
IHA
Okyanusta Türk gemisinde dehşet: 1 ölü, 2 yaralı
Dünya
Okyanusta Türk gemisinde dehşet: 1 ölü, 2 yaralı
Hint Okyanusu'nda Türk bayraklı İnce Karadeniz adlı yük gemisinde makine yağcısı Ergin A.'nın bıçaklı saldırısı sonucu kaptan Bora Ekşi (42) hayatını kaybederken 2 mürettebat da yaralandı. Ergin A. mürettebat tarafından bağlanırken geminin rotasını adli işlemler için Sri Lanka'ya çevirdiği kaydedildi.
DHA
Libya’ya asker gönderilmeli mi?
Libya’ya asker gönderilmeli mi?

Türkiye’nin üç noktaya odaklanması gerekiyor. Daha doğrusu gerekiyordu. Bunu geçmişte de her vesile ile dile getirmiştim. Basra Körfezi, Akdeniz’in Afrika’ya açılan kapısı Libya ve Hint Okyanusu’nun anahtarı Yemen. Maalesef, her üç bölge de dünyanın en büyük çıkar çatışmalarına sahne olmaktadır. Tarihi derinliğinin nirengi noktaları olan bu bölgelerde Türkiye, sorumluluk almak zorundadır. Ancak aktif dış politikasını hazmedemeyen küresel güçler, Türkiye’yi sürekli bu bölgelerden uzak tutmaya çalışmaktadır.

Oysa, yoktan sebepler ile Katar kuşatıldığında, Basra Körfezi’ndeki ateşi Türkiye’nin hızlı ve kararlı politikası engelledi. Türkiye’nin Katar’da askeri üs bulundurması bölgeyi mutlak bir ateş sarmalından kurtardı. Bugün Körfez’de yumuşayan ilişkiler; Suudi Arabistan ile Katar arasında başlayan arka kapı diplomasının ardında; Türkiye’nin Körfez’de askeri varlığıyla bulunması yatmaktadır. Şimdi konuşulmuyor, anlatılmıyorsa da, Katar’daki Türk askeri varlığının barışa katkısını tarih yazacaktır.

Katar’a karşı harp başlatamayanlar, Yemen’i kana bulayıp dünyanın gözü önünde bir ülkeyi yok olmakla karşı karşıya getirdiler. Batılı askeri güçlerin Aden ve Babulmendep’te cirit atması bu harbi engelleyemedi. Bilakis koalisyon güçlerine sağlanan destek ile siyaset ve uluslararası diplomaside sergilenen hipokrasi savaşta da sergilendi. Tıpkı yıllarca İran-Irak savaştırıldığı gibi anlamsız bir şekilde Yemen-Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikler de savaştırıldı. Savaştırılıyor..

Yemen’de bir Türk üssü bulunsaydı böyle olur muydu? Olmazdı elbette.. En azından Katar’da alınan sonuç burada da sağlanabilirdi. Türkiye-Yemen tarihi ilişkileri, iki ülkenin birbirine karşı hiçbir çekincesinin olmaması ve halkların yakınlıkları bölge dengelerinde karşılık bulur, savaşın başlamasını veya bu dereceye varmasını engelleyebilirdi. Maalesef geç kalındı. Somali’nin yeniden inşasında gösterilen gayret, Yemen için gösterilemedi ve Türkiye’nin tarihi derinliğindeki nirengi noktalarından biri kırıldı.

Üçüncü nokta olan Libya’da Kaddafi’ye karşı 2011’de başlayan ayaklanmalar sırasında Türkiye oldukça mutedil davrandı. Taraflara itidali önerirken, insani yardım konusunda da dünyaya örnek operasyonlar gerçekleştirdi. Ama ne olduysa, birden sahaya Türkiye’nin tanımadığı güçler sürüldü. Olmadı, ABD’nin yıllarca beslediği Halife Hafter öne çıkarılıp Libya’da büyük bir fitne ateşi yakıldı.

Her yerde aynı taktik uygulandı. Önce terör yaygınlaştırıldı. Halk, siyaset, yönetimler; hemen herkes korkutuldu. Sonra sahneye sahte kurtarıcılar çıkarıldı. Ülkeyi bütünleştirmek iddiasında olan Hafter eliyle Libya bölündü ve tehdit Trablus, Mısrata sınırlarına dayandı.

Libya, Türkiye’nin namusudur. Trablus ve Mısrata, Türkiye’nin olduğu kadar bölge istikrarının ve geleceğinin anahtarıdır. Yalnız bırakılmayacak kadar önemli, gözden çıkarılmayacak kadar kıymetlidir. Üstelik bu bölgeler kabuğunu kıran Türkiye’nin Akdeniz’den çıkış; Afrika’ya giriş kapısıdır.

Şimdi gelelim can alıcı soruya: Türkiye, BM’nin tanıdığı Libya’nın meşru hükümeti olan Trablus’a yardım için bölgeye asker göndermeli mi? Orada Katar’da olduğu gibi bir üs kurmalı mı?

Cevabımız nettir. Bölgede dengelerin yerine oturması ve barışın sağlanması için evet, asker göndermeli ve gerekiyorsa üs kurmalıdır. Ancak bu, geciktirilmeden yapılmalıdır. Yeni bir Yemen hadisesi yaşanmadan Türkiye tedbirini almalıdır. Tarih tereddütlerin sebep olduğu binlerce felâketlere şahittir. Barışın korunması için Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yürütme; hızlı karar alarak, kamuoyunun vicdanını rahatlatmalıdır. Asker göndermek, üs kurmak savaşı göze almak olsa da; barışı tesis etmek için kaçınılmaz tek yoldur. Hafter ve etrafındaki paralı askerlerin diplomasi ile geri çekilmeleri mümkün değildir. Üstelik aleni bir şekilde, Türk, Türkçü, Türkiyeci ve Osmanlı diye suçladıkları Mısrata halkından intikam alma naraları atarken; onları durduracak tek çare Türk askerinin varlığı olacaktır.

Savaşı hiçbir yazımda savunmadım. Burada da asla savunmuyorum. Savaş çığırtkanlığını da ahlaksızca bulurum. Ama savaş narası atanlara karşı anladıkları dilden konuşulmasının gerektiğine inanırım.

Bu yüzden bir daha söyleyelim; Libya’ya asker göndermek savaşı değil barışı talep etmektir. Bölgede akacak kanları durdurmaktır. Türkiye ile asırlarca yaşanmış kan bağını ihya etmektir.

Dahası, başı her sıkıştığında Akdeniz Türkeri’nin sığınma adası olan Libya’ya karşı vefa borcunu ödemektir.

Fas'ın en huzurlu şehri: Şafşavan
Dünya
Fas'ın en huzurlu şehri: Şafşavan
Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nun birleştiği tarihi topraklarda yer alan, mavi ve beyazıyla büyüleyen küçük ve şirin bir şehir... Şafşavan. Evlerin mavi olmasının ise bir sebebi var.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.