Fransız savaş uçakları Endonezya topraklarına indi
Dünya
Fransız savaş uçakları Endonezya topraklarına indi

Hint Okyanusu'ndaki Fransız donanmasına ait Charles de Gaulle uçak gemisinden kalkan 7 savaş uçağı hava muhalefeti nedeniyle Endonezya'nın Sumatra Adası'na acil iniş yapmak zorunda kaldı. Eğitim tatbikatı için havalanan uçakların yakıtları azaldığı için hava muhalefeti altında, Sumatra Adası'nın 120 kilometre açığında seyreden gemiye dönmeyi riskli bulduklarından üsse indiği ifade edildi.

AA
NATO Türkiye'de toplanacak
Dünya
NATO Türkiye'de toplanacak
NATO'nun en üst düzey karar alma mekanizması Kuzey Atlantik Konseyi, Genel Sekreter Stoltenberg'in başkanlığında Türkiye'de bir araya gelecek. Stoltenberg, toplantıya başkanlık etmesinin yanı sıra üst düzey Türk yetkililerle ikili görüşmelerde de bulunacak.
AA
72 yaşındaki gezgin varille Atlas Okyanusu’nu geçmeyi başardı
Dünya
72 yaşındaki gezgin varille Atlas Okyanusu’nu geçmeyi başardı
72 yaşındaki Fransız Jean-Jacques Savin’in kendi tasarladığı fıçı kapsülle Atlas Okyanusu’nu geçmeyi başardığı bildirildi.
Diğer
Okyanusta yaşıyor: Mersin'de yakalandı
Gündem
Okyanusta yaşıyor: Mersin'de yakalandı
Mersin'de avlanmaya çıkan balıkçıların ağına, türü bilinmeyen 3 balık takıldı. Balıkçılar, daha önce Akdeniz'de hiç görmediklerini söyledikleri balıkları kent merkezine getirip sergiledi. Atlas Okyanusu'nda yaşadığı ve Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e girdiği düşünülen balıklar, kent merkezindeki balık pazarında sergilenmeye başladı.
DHA
* Müslüman coğrafyayı Doğu’dan da kuşatmak * Budist ve Hindu medeniyetleri ile de çatıştırmak.. * Düşünce öncülerimiz neden bir söz üretmez?
* Müslüman coğrafyayı Doğu’dan da kuşatmak * Budist ve Hindu medeniyetleri ile de çatıştırmak.. * Düşünce öncülerimiz neden bir söz üretmez?

Öteden beri zihnimi kurcalayan bir konu var. Bakıyorum; pek kimse bu konulara ilgi duymuyor. İlgi duymayınca, izlemeyince, kafa yormayınca da bir süre sonra önümüze konulacak fotoğraflara şaşkınlıkla bakmak zorunda kalıyoruz.

Mesele şu:

Video: * Müslüman coğrafyayı Doğu’dan da kuşatmak * Budist ve Hindu medeniyetleri ile de çatıştırmak.. * Düşünce öncülerimiz neden bir söz üretmez?


Batı’nın, Atlantik İttifakı’nın, ABD-İsrail ekseninin yıllardır sürdürdüğü İslam’ı, Müslümanları tarih dışına itme, yeniden güç olmalarını engelleme, istila ve iç savaşlarla bunaltma, bu olmazsa doğrudan istila projelerine şimdi yenileri mi ekleniyor?

İslam’ı ve coğrafyasını Doğu’dan da kuşatmak?

Batı’dan kuşatılan İslam, bundan sonra Güney’den ve Doğu’dan da mı kuşatılacak? Hristiyan-Yahudi aşırı sağının yönettiği Batı’dan saldırılara, bundan sonra Budist dünya ve Hindu dünyası da mı katılacak?

İslam tüm medeniyetler için ortak sorun haline mi getirilecek? Batı-İslam, Hristiyan-Yahudi medeniyeti ile İslam çatışmalarına bundan sonra Budist medeniyeti-İslam, Hindu medeniyeti-İslam çatışmaları mı eklenecek?

Batı siyasi aklının; her ne kadar başka söylemler üzerinden pazarlamaya çalışsa da, Müslüman dünyaya yönelik tehdit algılaması ve müdahaleleri tamı tamına medeniyet eksenlidir.

İslam bütün medeniyetlerle çatışma halinde tezi işleniyor..

Terörü İslam’la özdeşleştirip küresel ölçekte terörle mücadele doktrini dayatan, ama İslami kimliği kullanan her terör yapılanmasının altından kendi istihbarat teşkilatları çıkan bu akıl, Müslüman dünyayı Batı’nın küresel hâkimiyeti önündeki tek güçlü siyasal tez ve tehdit olarak görmektedir.

Böyle olunca da, Müslüman dünyayı hem bütün çevrelerden kuşatma, hem kendi içinde sonsuz savaşlara sürükleme, bu iç savaşlar için bütün farklılıkları ve kimlikleri çatışma gerekçesine dönüştürme, hem de İslam medeniyetini dünyanın bütün medeniyetleriyle çatışmalı, kavgalı hale getirmeye dönük çok büyük bir hesap uygulanıyor.

Müslümanların katledilmesini bize alkışlatan akıl bu..

Bu akıl, 2001 yılında Afganistan Cenk Kalesi’nde Müslümanların canlı yayında katledilmesini bize alkışlatan akıldır. Bu akıl, EbuGureyb’de İslam’a ve bize ait ne kadar değer varsa aşağılatan, bunu ibadet aşkıyla yapan akıldır. Bu akıl, DEAŞ’ı kurup dünyayı DEAŞ’a karşı savaşmıyorsun diye tehdit eden akıldır.

Bu akıl, Müslüman topraklarını Müslümanları oyuna getirerek bazen onların eliyle talan eden akıldır. Bu akıl Müslüman topraklarını İslami kimliği kullanan terör örgütleri üzerinden istilaya hazır hale getirebilen akıldır.

Bu akıl, bizi kötü sembollerle rehin alıp ülkelerimizin talan edilmesine, mahvedilmesine gönüllü razı olmamızı başarabilen akıldır. Bu akıl, FETÖ gibi “iç işgalciler” üzerinden Türkiye’yi rehin almaya çalışan, başaramayınca da başkalarını ikame edebilen akıldır.

Dudak bükmeyin, afaki gelmesin, bir akıl geliştirin!

Bu aklı kutsamıyorum, yüceltmiyorum, hesaplaşılamaz demiyorum. Kendi aklımızı öne çıkarma çağrısı yapıyorum sadece. Binlerce yıllık, kadim coğrafya bilgeliğini, Anadolu basiretini, bu topraklardaki bin yıllık siyasi genetiği harekete geçirme çağrısı yapıyorum. Bunu başarabileceğimize inanıyorum.

Bazılarına bu cümlelerin çok ileri sözler geldiğini, afaki geldiğini, bu yüzden dudak büktüklerini biliyorum. O bazılarının Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Müslüman dünya ile Batı ve Doğu arasındaki ilişkilere dair anlamlı tek cümlesi olduğunu sanmıyorum. Onların Irak işgalini Saddam’la, Libya’nın çökmesini Kaddafi ile, Afganistan’ı Taliban’la anlama dışında bir zihinsel çaba içinde olmadıklarını zaten biliyorum.

Bölgemizde yaşananlar, Batı’daki ve Doğu’daki gelişmeler ve eğilimler, küresel güç haritasındaki yeni durumlar, hem İslam iç savaşını hem de İslam’ın, Müslüman dünyanın dört bir taraftan çevrelenmesini öne alan bir projeyi anlamamızı kolaylaştırıyor. Sadece yerel değil, küresel ölçekte bakış bunun için yeterlidir.

Müslümanın adalet arayışı, Batı’nın stratejik arzuları…

Savaşı İslam’ın kalbine taşıyanlar, Hristiyan-Yahudi medeniyeti ile İslam arasında savaş inşa edenler, yine yerel sorunları kullanıp Doğu medeniyetleri ile İslam arasında çatışmacı bir geleceğin hazırlığını yapıyor. Çin (Budist medeniyeti) ile İslam dünyası, Hindistan (Hindu medeniyeti) ile İslam dünyası arasında sonsuz çatışmalar duvarları inşa ediyor.

Afrika’nın derinliklerinde Müslüman-Hristiyan, Müslüman-Animist çatışmaları örgütleyenler, şimdi hem Müslümanları hem Çin ve Hindistan’ı provoke ediyor. Onlar, İslam’ın, Müslümanların dini öğretilerini, inançlarını, adalet arayışlarını kendi stratejik arzuları için seferber ediyor. Müslümanların hassasiyetlerini kurşuna dönüştürüyor.

Çin ve Hindistan Batı’nın İslam’la savaş doktrinine katılacak mı?

Son günlerde Keşmir’de olayların yeniden patlak vermesine dikkat. Onlarca Hindistan askeri ölürken Pakistan’a nota verildi. Bir Hind-Pakistan savaşı neden tetiklenir? Ama bu, sadece Pakistan’la Hindistan arasında bir sorun olmayacak.

Keşmir davasının haklılığı ortada iken, Pakistan’ın yönünü Çin’e çevirmesi, ABD-Hindistan-İsrail yakınlığı bu proje için elverişli zemin oluşturuyor. Bu da meselenin Keşmir meselesinin ötesinde hedefleri olabileceğini öne çıkarıyor.

Yine Doğu Türkistan’da yıllardır devam eden katliamı daha da artırmak için Çin’e fırsatlar hazırlanıyor. Maalesef Çin de Hindistan da bu tuzağa düşüyor, Batı’nın İslam’la savaşına sürükleniyor.

Müslüman düşünürler neden bir söz üretmez!

Biz kendimize göre, durduğumuz yerden bakalım. Müslüman dünyanın, Batı ile, Doğu ile Güney ile çatışma halinde olması aslında bizim tercihimiz değil. Onlar bunu Müslümanların “çatışmacı kimliği” diye pazarlıyor. Ne yazık ki bunu bize bile pazarlayabiliyorlar.

Elbette yerel sorunlarımız çok önemli, çok hassas. Ama 21. yüzyıl, yüzlerce yıllık değişimlere hazırlanırken, küresel güç haritası üzerinde çok büyük ve uzun soluklu bir mücadele yürütülürken, yerel krizlerin ötesine de geçip, Müslüman dünyanın dört bir taraftan çevrelenmesi projesine de dikkat kesilmemizi öneriyorum. Siyasilerden çok Müslüman düşünürlerin bu alanda tezler, söylemler üretmesinin zorunluluğu apaçık ortadadır.

Güç yükselişi dışında hiçbir seçeneğimiz yok. Türkiye’yi yalnız bırakma lüksümüz yok

İşte böyle bir dönemde yeryüzünün en karmaşık bölgesinde yaşıyoruz. Bütün medeniyetlerin, kimliklerin hak iddia ettiği bu coğrafyada, bir güç yükselişi dışında hiçbir seçeneğimiz yok. Türkiye bunu yapmaya çalışıyor ve bu yüzden ağır saldırılar altında. Bu yüzden Türkiye’nin mücadelesini destekleme dışında seçeneğimiz yok. Bu ülkeyi yalnız bırakma lüksümüz yok. Batı’nın Müslüman dünyayı küresel ortak sorun ilan etmesine karşı harekete geçmek için fazla zamanımız yok. Bir coğrafya dirilişi dışında gideceğimiz hiçbir yol yok!

Avrasya ve Akdeniz…
Avrasya ve Akdeniz…

Parçalayarak düşünmek; başka bir ifâde ile “perakende düşünüş” sağladığı bâzı kolaylıkların yanısıra, kavrayış açısından da zaaf doğuruyor. Ayırımlar zihnîdir. Belirli adlandırmalar üzerinden işler. Ama bâzen adlandırmalarımızın tutsağı hâline gelebilip bağları ve bütünlükleri ıskalayabiliyoruz.

Video: Avrasya ve Akdeniz…


Akdeniz’i düşündüğümüzde bu tabloyu daha berrak görebilmek mümkündür. Bilindiği üzere Akdeniz bir iç deniz. Cebel-i Târık Boğazı ile Atlantik’ten ayrışıyor. Beşerî-siyâsal bakış, coğrafî-kültürel alışkanlıklar veyâ iklim oynamaları Akdeniz’i çeşitli parçalara ayırmış durumda. Meselâ Adriyatik, İyon, Ege Denizleri sanki başka başka denizler gibi bir algılamanın konusu oluyor. Hâlbuki Akdeniz bir bütün. Hem coğrafî hem de târihsel açıdan yapılabilecek tutarlı bir ayırım yön ayırımı olabilir. Meselâ Batı, Doğu ve Kuzey Akdeniz bağlamları bana hayli tutarlı geliyor. Buna göre meselâ İtalyan Çizmesi Batı-Doğu ayırımının nirengi noktasını veriyor. Kafalarımızı karıştıran başka bir ayırım da, renk zıtlığı (Ak-Kara) üzerinden zihinsel bir kopukluk doğurmakta. Karadeniz-Akdeniz bütünlüğünden bizi uzaklaştırıyor. Hâlbuki, Karadeniz, Kuzey Akdeniz’den başka bir şey değil. Eğer bir bütünlük kurabilirsek, Karadeniz’i Akdeniz’in kapsama alanına yerleştirebilirsek, olup bitenlere dâir daha kavrayışlı ilişkilendirmeler ve değerlendirmeler yapabiliriz kanaâtindeyim.

Diğer bir ayırım ise Avrupa ve Asya arasında. Bu ayırımı, yer yer abartılara varan kültürel farklılıklar temelinde alabildiğine keskinleştiriyoruz. Hâlbuki Avrasya kavramı, sâhip olduğu ideolojik muhtevâ bir kenara, târihsel bir olgu. Modern Avrupa’nın kökleri Avrasya olgusunu anlamamıza yetiyor. Modern Avrupa ulusları, Grekoromen değil, Batı Roma’nın sonunu getiren Asyagil topluluklar ile Roma otoritesi ile başından sonuna kavgalı olan yerli Avrupalı toplulukların harmanlanmasından doğdu.

Kritik tarihsel eşik, Amerikalar ile Avrupa’yı bütünleştiren Atlantik bağlamındadır. Atlantik oluşumu Avrasya’yı baskılamanın ve dışlamanın fonksiyonu olarak tecessüm etti. Bu aynı zamanda Kara Avrupası ile Atlantik Avrupası arasındaki ayırımı belirledi. Atlantik Dünyâsında merkezî bir konum elde eden Birleşik Krallık, dünya paylaşımında zaafa uğrattığı Fransa ve Almanya ekseni üzerinden Kara Avrupa’sını istikrarsız kılmak için uğraştı. Bu iki devleti on seneler boyunca birbiriyle savaştırdı. Bu da yetmedi, Rusya’yı devreye sokarak Kara Avrupa’sını mâceradan maceraya sürükledi. Rusya’yı da boş bırakmadı ve Japonya ile dengeledi.

II. Genel Savaş içinde tablo değişmedi. Atlantik için büyük tehlike Almanya ile Rusya arasındaki saldırmazlık anlaşmasıydı. Hitler’in Todd ve Spears gibi akıllı danışmanlarını dinlemeyerek bir ihtirasla Rusya’ya saldırması savaşın kaderini değiştirdi. Atlantik rahatladı. Hegemonyasını yeniledi.

Savaş sonrası yapılanan dünyânın, Kara Avrupa’sını baskılayan ve onu kalın bir duvarla Asya’dan ayrıştıran bir yapılanmaya işâret ettiğini artık görebiliyoruz. NATO, bu baskılamanın aygıtı olarak çalıştı. İdeolojik düzeyde anti-komünist olsa ve sanki Sovyet kampına karşı kurulmuş gibi gözükse de NATO esasta Avrupa’yı baskılayan bir yapılanmaydı.

Buna mukâbil AB, Atlantik Dünyâsına karşı kurulan bir direncin adıdır. Atlantik Dünyâsı Avrasya bağını koparmak için yapmadığını bırakmadı. İki Almanya’nın birleştirilmesi, Doğu Avrupa’nın zincirlerinden boşaltılarak AB’ye eklemlenmesi , Kara Avrupası için hem kültürel hem de ekonomik açılardan ağır mâliyetler doğurdu. Almanya-Rusya yakınlaşmasını savunan Brandt Doktrini benzeri girişimler ise devamlı olarak istikrarsızlaştırıldı.

Elimizde üç temel gösterge var. İlk olarak Atlantik Dünyâsı ile önlenemez bir dinamik yakalamış olan Çin arasındaki rekâbeti artık herkes biliyor. Çin’i durdurmanın yolu, Rusya ile bağlarını zayıflatmak, Çin-Hindistan, Hindistan-Pakistan ve Uygur meselesi üzerinden Türkiye-Çin arasındaki potansiyel gerilimlerİ tırmandırmaktan geçiyor. İkinci olarak ideolojik bulutlar dağıldıktan sonra ABD ve Britanya iflâh olmaz bir Rusya karşıtlığında ittifak ediyorlar. Rusya’ya uygulanan ambargolara Almanya ve Fransa’yı dâhil etmek bunun can alıcı boyutunu oluşturuyor. Üçüncü olarak AB-Atlantik gerilimi tırmandıkça tırmanıyor. Bütün bunlar daha genel seviyede Atlantik-Avrasya hesaplaşmasına işâret ediyor.

Atlantik- Avrasya hesaplaşması kaçınılmaz bir şekilde Doğu ve Kuzey Akdeniz’i içine alıyor. Rusya’nın Ortadoğu’ya müdahil olması bunun göstergesi. Türkiye fiilen NATO dışına itilmiş durumda. Ukrayna’yı kaybeden Rusya’nın Türkiye dışında alternatifi kalmıyor. Türkiye-Rusya ve İran’ın profil verdiği Astana Üçlüsü ve Rusya-Türkiye-Fransa ve Almanya’nın boy gösterdiği İstanbul Zirvesi farklı açılardan çekilmiş Avrasya fotografları. Türkiye tam da düğüm noktasında. Son zamanlarda yaşananlar bu fotografları kesip parçalamak adına yapılan girişimlere işâret ediyor. Evvelâ İran’ı hedefleyen ambargo hayâta geçirildi. Elyevm, başta Fransa ve Almanya’da, Avrupa’da olup bitenler bu fotografın bedeli. Macron ve Merkel’in siyâsal hayatları sönüyor. Bu arada Ukrayna ve Gürcistan meseleleri tırmandırılıyor.

Ezcümle, savaş Atlantik ile Avrasya arasında. Varılan kritik aşamada belirleyici olan Astana Üçlüsü ile İstanbul Dörtlüsü’nün örtüştürülüp örtüştürülemeyeceği…

* G20: Uzlaşma değil, restleşme zirvesi. Başıbozuk, ekseni kaymış dünyadayız. * Coğrafyamızda “Türkiye duruşu, Küresel alanda “Türkiye duruşu” * Erdoğan’ın çağrısı meydan okumadır ‘Atlantik Yüzyılları’nın sonu gelmiştir
* G20: Uzlaşma değil, restleşme zirvesi. Başıbozuk, ekseni kaymış dünyadayız. * Coğrafyamızda “Türkiye duruşu, Küresel alanda “Türkiye duruşu” * Erdoğan’ın çağrısı meydan okumadır ‘Atlantik Yüzyılları’nın sonu gelmiştir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, G20 zirvesi için Arjantin’de. Küresel iktidarın, dünyayı yöneten merkez ülkelerin liderlerinin katıldığı bu zirve, dünyadaki güç yapılanmasının, güç değişimlerinin, hesaplaşmaların seyrini izleme, ülkelerin pozisyonlarındaki değişiklikleri gözlemleme, ikili ve çok taraflı ittifak ilişkilerini takip etme için olağanüstü işaretler sunuyor.

Video: * G20: Uzlaşma değil, restleşme zirvesi. Başıbozuk, ekseni kaymış dünyadayız. * Coğrafyamızda “Türkiye duruşu, Küresel alanda “Türkiye duruşu” * Erdoğan’ın çağrısı meydan okumadır ‘Atlantik Yüzyılları’nın sonu gelmiştir


G20, yani dünyanın patronlarının zirvesi, şu an için en üst karar alma ya da pazarlık platformudur. BM ve diğer ulusüstü kuruluşların, uluslararası sözleşmelerin, çok taraflı anlaşmaların çöktüğü, bugüne kadar denenen hiçbir çözüm ve uzlaşma girişiminin başarılı olamadığı, uluslararası teamüllerin bile sıfırlandığı, başıbozuk, hoyrat ve tamamen güç restleşmelerinin belirleyici olduğu, ekseni kaymış bir dünyadayız.

En acımasız savaş burada yaşanıyor

Ekonomik alanda, siyasi alanda, askeri alanda, ülkelerin tamamen güce yatırım yaptığı, güç dışında değerlerin anlamsızlaştırıldığı, merkez ülkeler arasındaki hesaplaşmaların dünyanın en kıyı/köşelerine kadar yansıdığı bir zamandayız. Ülkelerin ulusüstü yapılar yerine kendi tarihsel derinliklerine inip yeniden donandığı, iddialarını ve tezlerini bugüne taşıdığı, buradan bir gelecek inşa etmeye çalıştığı bir zamandayız.

Ne Suriye savaşı, ne Irak’ta olanlar, ne terör, ne Yemen, ne de bir başka yerel kriz.. En büyük savaş, en keskin güç hesaplaşması, en acımasız mücadele işte bu küresel iktidar alanını belirleyenler arasında yaşanıyor. Diğer yerel krizlerin hepsi, bu savaşın bize yansıyan, bize pazarlanan, dışa yansıyan kısımlarını oluşturuyor.

Eksik olan tek şey güçtür: İşte Türkiye’nin mücadelesi buradadır

Bu çerçevede hiçbir yerel kriz, hiçbir terör saldırısı bu savaştan bağımsız değildir. Müslüman dünyanın, yüz yıl önceki dünya savaşı kadar yakıcı yeni istila girişimlerinin bizim coğrafyamızda yoğunlaşması, sadece bizim zaaflarımızdan, beceriksizliğimizden, iş bilmezliğimizden değildir. İnsanlığın kalbinde, merkez coğrafyasında yaşayan bizler, merkez iktidar alanındaki her hesaplaşmanın bedelini kanımızla, canımızla, ülkelerimizin harabeye dönmesiyle, değerlerimizin aşağılanmasıyla ödüyoruz.

Eksikliğini duyduğumuz tek şey güçtür. Güç biriktiremediğimiz için bütün bunlara direncimiz düşüktür. İşte Türkiye, bu yolun yolcusudur, bu mücadeleyi vermektedir. Bir taraftan etkisizleşen insani değerleri ayakta tutmaya çalışırken diğer taraftan olağanüstü güç arayışına girmiştir.

Türkiye bu hesaplaşmanın tam merkezinde yer alıyor

Bu yüzden de G20 zirvelerinde ya da başka “masa”larda sadece Türkiye mücadelesi değil, coğrafya mücadelesi vermektedir. Bu yüzden de en ağır saldırılara maruz kalmakta, Atlantik merkezli saldırıların yanında kendi coğrafyasında da kendisine karşı cepheler kurulmaktadır.

Bugüne kadar, bütün çokuluslu müdahale senaryolarını boşa çıkaran ülke olarak Türkiye, kendisine ait coğrafya ve küresel güç aklını inşa etmiştir. İddiaları büyüktür, hedefleri büyüktür, mücadelesi büyüktür. Bunlar büyük olduğu için de Türkiye, küresel iktidar hesaplaşmasının tam merkezindedir.

Ticaret savaşları jeopolitik kavgadır

Arjantin’deki zirve, ticaret savaşlarının en açık hale getirildiği bir dönemde yapılıyor. ABD ile Çin arasında yüz milyarlarca dolarlık ticaret savaşının her hafta yeni bir paketi devreye giriyor. Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırılar yüzünden bizim de yeni arayışlara yelken açtığımız bir dönemde yapılıyor.

Avrupa Birliği ülkeleri, Latin Amerika, ABD, Güneydoğu Asya gibi “çevre”ler ya da “güç havzaları” arasında olağanüstü bir ticaret savaşı var ve bu çok daha büyüyecek. Bu kadarla değil, ticaret savaşları sadece ekonomik bir mesele değildir. Sadece kaynaklar ve pazarlar meselesi değildir. Ticaret savaşları jeopolitik bir kavgadır, güç hesaplaşmasıdır.

Çok büyük bir meydan okuma bu: ‘Atlantik yüzyılları’ sona ermiştir

Bunun bir adım sonrası, Allah korusun, bir kıyamet savaşına sürüklenmedir. Şüphesiz böyle bir durum, daha önceki örneklerinden çok daha yıkıcı olacaktır.

Çünkü dünya hiç bu kadar parçalanma görüntüsü vermemiş, hiç bu kadar yeni bölgesel bloklaşmalar olmamış, hiç bu kadar merkez güçlere hızla yeni ülkeler eklenmemiş, belki son dört yüz yıldır Atlantik çevresinin küresel hâkimiyetine meydan okuyacak bu kadar rakip güç yükselişi olmamıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “emperyalizmin prangaları”ndan söz ederek “milli para” ile ticaret kapıları aralamaya çalışması, birçok platformda bu çağrılarını yinelemesi, bazı ülkelerle ikili ticarette bunu teşvik etmesi, işte böyle bir hesaplaşmanın tam merkezinde yer almanın işaretidir ve çok büyük bir meydan okumadır.

Coğrafyamızda “Türkiye duruşu”, Küresel alanda “Tükiye duruşu”

Bu siyasi dil, küresel iktidar yapısının değişmesini içeren devrimci bir dildir, tarihsel bir çıkıştır. Coğrafyamızda bir “Türkiye duruşu” inşa ettiğimiz gibi, küresel ölçekte de bir “Türkiye duruşu” inşa edilmiştir. Bundan sonra yola böyle devam edilecektir. Bu yüzden de hem içeriden hem dışarıdan saldırılar da devam edecektir.

Suudi Veliaht Arjantin’de: Kirli eksenin büyük hedefi ülkemizdir

Arjantin’deki zirvenin şüphesiz en konuşulacak taraflarından biri Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman olacaktır. ABD ve İsrail’in Riyad’da iktidara taşıdığı, BAE’li Muhammed bin Zaid’le birlikte sahaya sürdüğü, bu ikisi üzerinden coğrafyanın imhasına yönelik planlar hazırladığı bir vahim durumla karşı karşıyayız.

Cemal Kaşıkçı cinayeti ile kendini ele veren bu kirli eksenin en büyük hedefi Türkiye’yi sınırlamaktır. Bu sebeple teröre destek dâhil, içeride fonlarla muhalefet oluşturmak dâhil ülkemize karşı her türlü örtülü projenin temsilcilerinden biridir Suudi Veliaht.

Kaşıkçı cinayeti ile bir tür nefret abidesi haline gelmesine rağmen G20 Zirvesi’ne gelmiştir. Bu yüzden de Arjantin zirvesinde bizi yoğun bir Veliaht tartışması beklemektedir.

G20 zirvesi bir uzlaşma değil artık bir restleşme, hesaplaşma zirvesidir. Küresel ekonomik krize çözüm arama değil, küresel ticaret savaşlarını daha da ateşleme zirvesidir. Dünyanın içinde bulunduğu çıkmaza çözüm üretme değil, güçler arasındaki kavgayı daha da alenileştirme platformudur. Amaç bu değildir ama gelinen nokta, varılacak yer burasıdır.

Biz de sizin gibi izleyeceğiz…

Atlantik çatlağı büyüyor
Dünya
Atlantik çatlağı büyüyor
Atlantik ötesi ittifakın iki yakası, ABD ile Avrupa arasındaki mesafe her geçen gün açılıyor. Son olarak Paris’te I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren ateşkes anlaşmasının 100. yıl dönümü sırasında Fransa ve Almanya liderlerinin ABD karşıtı mesajlar vermesi ve Donald Trump’ın Avrupalı müttefiklerine mesafe koyması aradaki gerilimi net olarak gösterdi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.