Bahreyn'de koronavirüs vakası 2'ye çıktı
Dünya
Bahreyn'de koronavirüs vakası 2'ye çıktı
Bahreyn Sağlık Bakanlığı, ülkede tespit edilen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısının 2'ye yükseldiğini açıkladı. Bahreyn Sağlık Bakanlığı dün İran'dan dönen bir kişide virüsün tespit edildiğini açıklamıştı.
AA
Körfez ülkelerinde koronavirüs vakası
Dünya
Körfez ülkelerinde koronavirüs vakası
Kuveyt Sağlık Bakanlığı, İran'ın Meşhed kentinden gelen 3 kişide yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tespit edildiğini açıkladı. Bahreyn Sağlık Bakanlığı da, İran'dan dönen bir kişide salgın görüldüğünü ve bunun ülkede tespit edilen ilk vaka olduğunu açıkladı. Afganistan'da ise en az 10 kişinin koronavirüs şüphesiyle karantina altına alındığı bildirildi.
IHA
Kardeş kavgası
Kardeş kavgası

Pazartesi akşamı, Umman’ın başkenti Maskat’a gitmek üzere Katar’ın başkenti Doha’dan kalkan Katar Havayolları’na ait uçağımız, ilk önce kuzey yönüne doğru ilerleyip İran hava sahasına girdi. Ardından, İran topraklarına paralel biçimde bir süre uçarak, Umman’ın Basra Körfezi’nin çıkışındaki toprağı olan Musandam Yarımadası’ndan geçti, sonra güneye yönelerek -bir saat 20 dakikalık bir yolculukla- Maskat’a ulaştı. Normalde Doha’dan kalkan bir uçak, hafif güneydoğuya doğru 50 dakika uçtuğunda Maskat’a varabilecekken, Katar Havayolları’nın bu ilginç ve daha uzun rotayı takip etmesinin sebebi, Körfez’de hâlâ devam eden siyasî kriz:

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır -bir de onların peşine takılan Bahreyn-, 5 Haziran 2017’de, Katar’la bütün ilişkileri kestiklerini açıklamıştı. Sonradan Maldivler (Suudi Arabistan’ın direkt etkisiyle), Yemen (Suudilerin güdümündeki güney hükümeti), Moritanya, Cibuti, Komor Adaları, Nijer, Gabon, Senegal (bilâhare abluka listesinden çıktı), Çad (2018’de kamptan ayrıldı) ve Ürdün (2019’a kadar sürdürdü) de onları takip etmişti. Katar’a kara, hava ve deniz yönünden kapsamlı bir abluka başlatan tüm bu ülkeler, gerekçe olarak, Doha yönetiminin “teröre desteğini” ileri sürüyordu. İran’la yakın münasebetler, “Siyasal İslâmcı” hareketlerle (Hamas, Müslüman Kardeşler Teşkilâtı ve diğerleri) dirsek teması, bilhassa Türkiye ile giderek derinleşen ittifak gibi unsurlar da diğer gerekçeleri oluşturuyordu. El Cezîre televizyonunun yayınlarından, Katar’da mukîm Yûsuf el Karadâvî’nin bazı fetvalarından ve Doha’nın “hiperaktif” politik üslubundan da fazlasıyla rahatsızlardı. Öyle ki, “Yeniden barışmak istiyorsan, şartımız şu: El Cezîre’yi kapatacaksın” bile dediler.

Ablukanın başlangıcında, Katar’ın bu kuşatmaya çok uzun süre dayanamayacağı tahminleri yapılıyordu. Fakat öyle olmadı: Aksine, uğradığı büyük zarara rağmen, söz konusu abluka Katar için “alternatifleri çoğaltma” fırsatına dönüştü. Yurtdışındaki yatırımlar artırıldı, gayrimenkul ve inşaat sektörlerine para akışında kesenin ağzı epey açıldı, özellikle ABD ve Avrupa’da lobicilik faaliyetlerine hız verildi, medya alanındaki yatırım ağı genişletildi, kurulan yeni iletişim kanallarıyla “kitle iletişim” sahasına yoğunlaşıldı. Ayrıca, ülke içinde de modernleşme hamlelerinde vites büyütüldü, kültür ve eğlence sektörlerinde önemli atılımlar sağlandı, kurulan yeni müze ve sanat merkezleriyle, farklı alanlara eğilindi. Ev sahipliği için hazırlanılan 2022 Dünya Kupası’nın getireceği prestije siyasî bir hava katmak için de Avrupa ülkeleriyle teşrik-i mesai hızlandırıldı.

Ablukanın belki de en keskin sonucu, Katar’ın İran’la geliştirdiği yeni ve derin bağlantılar. Katar Havayolları’nın İran hava sahasını kullanıyor olması, aslında meselenin en ‘soft’ tarafı. Ekonomik, ticarî ve siyasî yönden ilişkiler gittikçe ilerlerken, Katar, bu denklemde “zayıf” tarafı oluşturuyor. Bilhassa doğalgaz nedeniyle elinde tuttuğu muazzam maddî güce rağmen, İran’a karşı yeterince sert ve mesafeli dur(a)mayan Katar’ın bu siyasetini El Cezîre’nin yayınlarında net bir şekilde görmek mümkün: Kanalın Suriye ve Yemen olaylarında izlediği yeni politika, tümüyle “İran’ı gücendirmemek” hedefine odaklanmış görünüyor. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn yönetimlerinin çok çeşitli yönlerden gündeme getirildiği El Cezîre’de, İran’a tamamen “Tahran penceresinden” bakan bir üslup hâkim oldu. “Yemen’deki sivil katliamı”, başrol oyuncularından biri Suudi Arabistan (diğeri de İran) olduğu için sürekli manşetlere tırmanırken, Suriye’deki insanlık dramı, adet öznesiz cümleye dönüşmüş durumda. “Soğuktan donan mülteciler” haberleştirilirken, onları o hale getiren İran yönetimi es geçiliyor.

Katar’ın karşı kutbunda yer alan Suudi Arabistan-BAE-Mısır-Bahreyn dörtlüsünün kendi öz kardeşlerine yönelik düşmanca tavrı, ABD ve İsrail yönetimlerinin Ortadoğu’daki ayrılıkları derinleştirmek yönündeki politikalarının hızlıca başarıya ulaşmasına yol açıyor. Körfez’de ekonomik, siyasî ve sosyal birliktelikler güçlendirileceğine böylesi çatışma alanları üretilirken, İran da bu darmadağın ortamda kendi mezhepçi ajandasını bölgeye dayatmaya devam ediyor.

Bu durum kimleri sevindirir? Herhalde ilk önce ve en çok, silah tüccarlarını. Sonra da “İslâm dünyası ayağa kalkmasın” diye her türlü tedbiri alan odakların hepsini, doğudan ve batıdan.

Bahreyn'de İsrail bayrağı yakan kişiye 3 yıl hapis cezası
Dünya
Bahreyn'de İsrail bayrağı yakan kişiye 3 yıl hapis cezası
Trump yönetiminin hazırladığı Yüzyılın Anlaşması'na tepki göstermek amacıyla Bahreyn'de düzenlenen protestolarda İsrail bayrağı yakan bir kişiye 3 yıl hapis cezası verildi. Bahreyn Mahkemesi'nin gerekçeli kararında, "Trafik ve kamu sağlığı tehlikeye atılmıştır" denildi.
Yeni Şafak
Ölüsü-dirisi
Ölüsü-dirisi

Kâsım Süleymani suikastı, İran devleti açısından, olabilecek en doğru zamanda gerçekleşti. İran içinde, Irak’ta ve bütün bölgede İran’ın mezhepçi politikalarının sorgulanmaya başladığı, Iraklı Şiîlerin bile Tahran’ın kendilerine reva gördüğü “ikinci sınıf vatandaş” muamelesine isyan ettiği, “direniş” söylemlerinin artık miadını doldurmuş göründüğü kritik ve zor bir zamanda, ABD Başkanı Donald Trump’ın Süleymani’yi öldürtmesi, İran için -kelimenin tam anlamıyla- “hayat öpücüğü” oldu. Gözü yaşlı milyonlar sokakları doldurdu, kitleler “Hacı Kâsım” için tek yürek oldu, İran’ın politikalarına yönelik rezervler ve eleştiriler unutuldu… Şiî cephede bu türden bir “safları sıklaştırma” işlemini şu dönemde kimse beceremezdi. Trump becerdi.

Süleymani’nin öldürülmesi, yalnızca politik anlamda İran’ın artı hesabına yazılmadı. Şiî inancının baskın karakteri olan “yas geleneği” de bu sayede kendisine modern zamanlarda yeni bir “kahraman” ve “idol” buldu. Süleymani’nin Bağdat’ta başlayan cenaze töreni Kerbelâ ve Necef’te devam etti, Ahvaz, Meşhed, Tahran ve Kum duraklarından sonra, dün memleketi Kirman’da -izdihamda ölümler eşliğinde- sona erdi. Tüm bu şehirlerde, tümüyle siyaha bürünmüş kalabalıklar, Kâsım Süleymani’yi “cennete” uğurlarken, yüzlerine adeta Kerbelâ Katliamı’nın yası sinmişti. İran devlet yönetimi de bu noktada halkı ustaca yönlendirdi: Resmî sosyal medya hesaplarından paylaşılan çizimlerden birinde, “Hz. Hüseyin” olduğu ima edilen (ve yüzü görünmeyen) bir figür, Kâsım Süleymani’yi bağrına basarken görülüyordu. Bir diğer çizimde, açıkça “Hz. Peygamber” olduğuna işaret edilen bir başka kişi, yine “cennette” Süleymani’yi kucaklıyor; hemen arkasında da “Hz. Hüseyin” yer alıyordu. Çevrelerinde ise Şiî dünyanın yakın dönemde ölmüş önemli şahsiyetleri. Musavver cennette, herhangi bir Sünnî figür yoktu.

Her ne kadar “sıradan” bir kabre defnedilmiş olsa da, Kâsım Süleymani’nin anısı Şiîler arasında sürekli canlı tutulacaktır. Diriyken Fars İmparatorluğu’nun sınırlarının genişletilmesine ve pekiştirilmesine çalışan -bu yolda yüzbinlerce Müslüman’ın canını da hiçe sayan- Süleymani, böylece ölüyken de Şiî inancının politik hedeflerinin canlı tutulmasına yardımcı olacaktır.

***

Bağlantısızlar Hareketi’nin 26-31 Ağustos 2012 tarihleri arasında Tahran’da düzenlenen zirve toplantısı, ilginç bir diplomatik skandala sahne olmuştu:

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, besmele ve hamdele faslından sonra Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin isimlerini tek tek anmışken, İran devlet televizyonunun resmî tercümanı, bu isimlerden ilk üçünü Farsça çeviride zikretmemişti. Dahası, Mursi’nin “sadece” Ehl-i Beyt’i andığı yönünde tercüme yapılmıştı. Tahrifat bununla da sınırlı kalmadı. Mursi, Suriye’de Beşşar Esed rejiminin sivil halka uyguladığı mezalimi de konuşmasında açıkça eleştirmişti. İran devlet televizyonu ise, konuşmada “Suriye” geçen her yeri “Bahreyn” olarak değiştirip verdi. Ve bunu canlı yayında, milyonların gözleri önünde yaptı. Devlet televizyonundan zirveyi Farsça çevirisiyle izleyen İranlılar, böylece Mursi’nin “Bahreyn’deki zulmü” eleştirdiğini düşündüler.

Uluslararası ilişkilerde şaşmaz bir kuraldır: Her devlet, kendisinin menfaatlerini korumayı önceler. Dolayısıyla, çeşitli ülkelerle farklı boyutlarda ilişkiler geliştirirken, bu altın kuralı hep akılda tutmak, yanılma payını da azaltır. İran’la münasebetlerde ise, dikkati azami boyuta taşımak gerekir. Rahmetli Muhammed Mursi’nin başına -hem de canlı yayında- gelen yukarıdaki tercüme kazası, İran’ın politika yapma biçiminin klâsik bir örneğidir. Kardeşlik ve vahdet içerikli söylemlere, abartılı iltifatlara, sıcak tebessümlere, ateşli sloganlara vs. hiç takılmadan tatbikata odaklanmak şarttır.

Kâsım Süleymani imajı üzerinden hızla tedavüle sokulan “ABD’nin şehit ettiği mazlum kahraman” söylemi de, “İran bunu hangi politik ve dinî kazanımlara tahvil edecek?” sorusu eşliğinde değerlendirilmelidir.

***

Kâsım Süleymani’nin Tahran’daki cenazesine katılanlardan biri de, Hamas lideri İsmail Haniye’ydi. Törende yaptığı heyecanlı ve hamasî konuşmada Süleymani’yi “Kudüs’ün şehidi” ilân eden Haniye, Arap dünyasında ciddi bir eleştiri tufanıyla karşı karşıya kaldı. Haniye, benzer övgüleri, Süleymani’nin evini ziyareti sırasında, ailesine de ifade etti. Süleymani’nin kızı Zeyneb de, “Babamın intikamını amcalarım alacak” dedikten sonra, “amcaları” arasında İsmail Haniye’yi de zikretti.

“Hamas nereye koşuyor?” sorusunun cevabını, önümüzdeki yazıda tartışalım.

Bahreyn'deki güvenlik zirvesine İsrail de katılacak
Dünya
Bahreyn'deki güvenlik zirvesine İsrail de katılacak
ABD öncülüğünde Körfez ülkelerinden Bahreyn'de düzenlenecek deniz güvenliği zirvesine İsrail'den de bir heyetin katılacağı bildirildi. İki gün sürecek programın ana gündem maddesi "Umman Körfezi'ndeki İran tehdidi" olacak.
AA
Korsan yayın yapan beoutQ için 'Arabistan merkezli' iddiası
Teknoloji
Korsan yayın yapan beoutQ için 'Arabistan merkezli' iddiası
beIN Media Group tarafından yayın hayatına geçirilen bir internet sitesinin iddiasına göre, merkezi Suudi Arabistan'da bulunan korsan yayın platformu beoutQ, faaliyetlerini yine merkezi uydu sağlayıcısı Arabsat aracılığıyla yürütüyor.
AA
Trump Bahreyn Veliaht Prensi'ni ağırlayacak
Dünya
Trump Bahreyn Veliaht Prensi'ni ağırlayacak
ABD Başkanı Donald Trump ve Bahreyn Veliaht Prensi Selman bin Hamed Al Halife 16 Eylül'de Beyaz Saray'da görüşecek.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.