Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Dünyaya film dili armağan edecek bir sinemamız olacak mı? (1)
Dünyaya film dili armağan edecek bir sinemamız olacak mı? (1)

Bütün çağrılar, çağlarını kurmak için vardır. Çağını kuramayan bir çağrının varlığından da, yaşadığından da başka kültürleri, dünyaları yaşattığından da sözedilemez.

ÇAĞRI VE ÇAĞ, NORM VE FORM

Çağrının çağını kurabilmesi için, aslî dinamiklerinin (normlarının, hakikat ilkelerinin), hayata anlam katacak, yeni durumlarda çağrının çağa her dem taze bir ruh üflemesini sağlayacak usûl’lere, yani yeni söyleme biçimlerine (form’lara) ihtiyacı vardır.

Medeniyet, formları yaşıyorsa medeniyetin çağrısı çağını kurar, kurabilir. Başka medeniyetlerin formlarını ödünç alıp dönüştürür, kendine maleder, oradan yeni bir form geliştirebilir. Formları canlı olan, yaşayan medeniyetler, formlarının canlılığını normlarının canlılığına, hem yeni formlar üretebilme hem de başka medeniyetlerden formlar ödünç alabilme kabiliyetine borçludur.

Normlarınız yaşıyorsa, başka medeniyetlerle imajinatif ilişkiler kurabilirsiniz. Normlarınız can çekişiyorsa, başka medeniyetlerle imajinatif ilişkiler kuramaz, başka medeniyetlerden aldığınız formlar, sizin normlarınızı da deforme eder, tarumar eder, yok eder, sizi de tanınamaz hâle getirir!

ASIL VE USÛL KAYNAKLARINIZ SAĞLAMSA, RUH SUNARSINIZ DÜNYAYA...

Norm ve form kavramlarıyla yaptığım bu gözlemleri, bizim medeniyetimizin diliyle yaptığımda daha muazzam bir ufuk çizgisine taşıdığını göreceğiz bu gözlemlerin bizi.

Asıl ile usûl kelimeleri aynı köktendir. Daha burada, işin en başında bir bütünlük fikri, seküler / parçalı değil bütüncül bakış fikri bizi bambaşka bir dünyanın eşiğine götürür. İrtibat fikri.

Asıl, usûl varsa, vusûle (varış’a) ulaştırır insanı. Usûl yoksa vusûl gerçekleşmez; yolculuk fusûl’le (sapma, savrulmayla) sonuçlanır.

Medeniyet yaşıyorsa, asıl ve usûl kaynakları da diridir; dolayısıyla diriltici bir ruhu vardır. İşte bu ruh, zeitgeist olarak kendini gösterir.

Sinema, çağın zeitgeist’ıdır. Ruhu yani. Türkçe’ye “zamanın ruhu” diye çevrilen Zeitgeist kavramı, bir medeniyetin kendi zihni’ne, zemin’ine ve zaman’ına sahip olması anlamına gelir.

Bir medeniyet, kendi zihni’ne (düşünme biçimlerine), zemin’ine (yaşama mekânlarına) ve zaman’ına (çağa hâkim olan duyarlıkları, zevkleri, söylemleri, algılama biçimlerini geliştirebilme imkânlarına) sahipse, aslî dinamikleri diridir, usûl’leri yeni durumları açıklayacak kadar canlı, yaşayan usûllerdir; dolayısıyla her dem taze ruh üfleme istidadı ve imkânları mevcuttur, demektir.

Üç gün sinema sorunu’nu mercek altına almak, Türkiye’de sinema yapmanın nasıl yeldeğirmenlerine karşı dalgakıranlar gibi savaşmak olduğunu göstermek niyetindeyim.

Türkiye’de dünya ölçeğinde sinema yapabilmek ve özgün bir film dili kurabilmek için üç temel algılama sorununu halletmek gerekiyor.

Birincisi, sinema’nın ne olduğuyla; ikincisi, sinemanın nasıl yapıldığıyla; üçüncüsü de, bizim ne ve nerede olduğumuzla ve özgün bir film dili geliştirebilecek sinemayı nasıl yapabileceğimizle ilintili.

BİR MEDENİYET HABİTUS’U OLARAK SİNEMANIN VAROLUŞSAL İMKÂNLARI...

Birinci “sorun”dan başlayalım: Sinemanın ne olduğunu tam olarak bildiğimizden kuşkuluyum. Her şeyden önce, sinema, belli bir medeniyet habitus’unun / vasat’ının çocuğu: Modernliğin, Heidegger’in deyişiyle, “insanı, her şeyin ölçüsü ve ölçütü” yapan, “varlığa varoluşsal bir saldırı”nın gerçekleştiği, modern insanı, “demir kafes”e (Weber) veya “modernlik hapishanesi”ne (Foucault) tıkayan köklü bir “özgürlük kaybı” ve “anlam krizi” ürettiği “araçsal akıl”ın insanın varlığını bile tehlikeye düşüren antroposantrik / “insan-merkezci” aşırılıklarının ve paradokslarının -düşünceden sanatın bütün alanlarında- tartışılmaya başlandığı çok yönlü bir bunalımlar çağının ortasında doğdu sinema.

O yüzden, sinema, çağın imkânlarını ve zaaflarını bütün yönleriyle ifşa eden, çağın zeitgeist’ı olarak nitelendirilecek, bu nedenle de, Deleuze’e, düşünce ve düşünme işini / işlevini “üstlenen” bir “aparatus” olduğunu söyletecek kadar çok katmanlı bir form.

BÜYÜK KRİZ ZAMANLARI SİNEMA GİBİ “BÜYÜK FORMLAR”A GEBEDİR...

Medeniyetler, büyük varoluşsal bunalımlarla karşı karşıya kaldıkları zaman aralıklarında bu tür “büyük form”lara “gebe kalırlar”.

Sözgelişi, İslâm’ın doğuşu sırasında hakikat’in ne’liğinin ve boyutlarının keşfi ve ifadesi sürecinde şiir’in, modern Batı uygarlığı’nın doğuşu sırasında -Toscana’da- doğa’nın ve dolayısıyla insanın doğasının ve özgür iradesinin keşfi sürecinde resim sanatı’nın imajinatif şekillerde “kullanılması” gibi, modernliğin felsefî krizinin yol açtığı “varlık” ve “dil”in imkânlarının ve zaaflarının anlaşılması sürecinde de sinema benzer bir önaçıcı “iş” gören “çoğul bir form” olarak doğdu: Sinema tarihine yakından baktığımızda bu çerçevede oldukça zihin ve ufuk açıcı bir “rol” oynadığını görürüz sinemanın.

Bütün bu “büyük” işleri, sinema, yalnız başına yapmadı elbette: Düşünürlerin, ressamların, şairlerin, müzisyenlerin, romancıların katıldıkları oldukça üretken ve diyalojik bir tartışma ve konuşma zemininde yaptı.

Bu noktada, kırılma noktası, Dadacılık ve Kübizm’di: Münhasıran Picasso’yla birlikte, -insanı tanrılaştıran antroposantrizm’in resim sanatındaki yansıması- perspektif kırıldı. Buradan açılan koridordan bütün diğer sanatçılar, -romancılar, müzisyenler, tiyatrocular- yalnızca birer ifade biçimi olarak sanat formlarını değil, bizatihî sanatın üretiliş sürecini, dolayısıyla dilin ve varlığın varoluş -ve de yokoluş- süreçlerini kıyasıya tartıştılar.

Sinema, modernitenin ürettiği krizin tam ortasında doğdu; modernitenin krizini anlama, anlamlandırma ve aşma sürecinde...

Sonuç ne, peki? Pazar günkü yazıda bakalım bu sorunun cevabına...

Halfeti’de HDP provokasyonu: HDP'li vekil Halfeti’deki parkta gösteri yaptı hedefine ulaşamayınca belediye başkanını hedef aldı
Gündem
Halfeti’de HDP provokasyonu: HDP'li vekil Halfeti’deki parkta gösteri yaptı hedefine ulaşamayınca belediye başkanını hedef aldı
Şanlıurfa Halfeti Belediye Başkanı Şeref Albayrak, ilçedeki 4 Nisan parkını halkın kullanımına sunmaya çalışınca teröristbaşı Öcalan’ın yeğeni HDP Milletvekili Ömer Öcalan’ın hedefi oldu. Yeni Şafak’ın konuştuğu Albayrak, “Park millet parkı haline getirilecek ve içine aşevi, cami ile park yapılacak. Tehditle bir yere varamazlar” dedi.
Yeni Şafak
HDP'li Pervin Buldan'dan ittifaka Öcalan çağrısı: Barış için serbest kalmalı
Gündem
HDP'li Pervin Buldan'dan ittifaka Öcalan çağrısı: Barış için serbest kalmalı
HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, düzenlediği basın toplantısında terör örgütü PKK elebaşı Öcalan hakkında 'demokrasiden yana olanlar' olarak nitelendirdiği bloğa çağrı yaptı. Elebaşı için 'sayın' ifadesini kullanan Buldan, 'Tecrit altında tutulması barışın önünde engel teşkil ediyor. Öcalan'ın özgürlüğü barış ve demokratik zemin için elzemdir' diye konuştu.
Diğer
Türk sinemasının usta ismi Fatma Girik öldü iddialarını yalanladı: Son halini tanıyamayacaksınız
Hayat
Türk sinemasının usta ismi Fatma Girik öldü iddialarını yalanladı: Son halini tanıyamayacaksınız
Türk sinemasının usta isimlerinden olan Fatma Girik (79), sosyal medyada yayılan 'öldü' iddialarını yalanlayarak hayranlarına, "İnanmasınlar, gayet iyiyim, sağlıklıyım" dedi. İşte Yeşilçam'ın unutulmaz ismi Fatma Girik'in son son hali.
DHA
Kredisini yapılandıranlara dikkat çeken çağrı: Ödeyen varsa iade için başvursun!
Ekonomi
Kredisini yapılandıranlara dikkat çeken çağrı: Ödeyen varsa iade için başvursun!
Konut kredisi yapılandırmalarına yönelik çok sayıda yargı kararına rağmen bazı bankalar komisyon ya da erken ödeme tazminatı almaya devam ediyor. Hiç bir yasal dayanağı olmayan söz konusu ücretler için gerekli yasal mercilere başvuranlar ise parasını geri alıyor. Son olarak kendisinden kredi yapılandırmasında alınan yüzde 1’lik ücreti şikayet eden vatandaşı tüketici hakem heyeti haklı buldu ve ödenen ücretin iadesine yönelik karar verdi. Konuyla ilgili konuşan tüketici birlikleri ise kredi yapılandırmasında komisyon veya erken ödeme tazminatı ödeyen vatandaşların bu paralarını geri almaları için tüketici hakem heyetlerine başvurmaları yönünde çağrıda bulunuyor.
Yeni Şafak
Emine Erdoğan, Hint sinemasının ünlü aktörü Aamir Khan'ı kabul etti
Hayat
Emine Erdoğan, Hint sinemasının ünlü aktörü Aamir Khan'ı kabul etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Hint sinemasının dünyaca ünlü aktörü Aamir Khan'ı kabul etti.
AA
Ünlü aktör Aamir Khan, yeni filminin mekan seçimi için İstanbul'a geldi
Gündem
Ünlü aktör Aamir Khan, yeni filminin mekan seçimi için İstanbul'a geldi
Hint Sinemasının dünyaca ünlü oyuncusu Aamir Khan, geçtiğimiz günlerde yeni filminin mekan seçimleri için Türkiye'ye gelmişti. Niğde ve Adana'daki incelemelerini tamamlayan Khan'ın bir sonraki durağı İstanbul oldu. Aamir Khan ve ekibinin, yeni filmi için İstanbul'da mekan seçimi ve inceleme yapacakları öğrenildi.
DHA
Durakta kalmak
Durakta kalmak

“Ben gelmek istemiyorum!” dedi yerinden hiç kıpırdamadan insanlardan biri. Yeryüzünde ne kadar başka insan kaldıysa hepsi bir an dönüp ona baktı. Aslında zaten hiç kimsenin bir yere gidebildiği yoktu.

Dünya kendini dönüştürerek ileriye doğru adımlar attıkça, insanın da alelacele pılı pırtısını toplayıp peşinden koşuşturması bekleniyor. Neredeyse yerleşik hale gelmiş böyle bir beklenti var. Dünyanın hızına ayak uydurarak peşinden gitmeyenlerin geride kalacağı, oyundan düşeceği varsayılıyor. Böyle bir sürüklenme halinin insana neler yapabileceği, onu nasıl köksüz, ‘vatan’sız, ikametsiz bırakabileceğini dert eden yok. Varsa da, dönüp söylediklerine kulak veren yok. Bugünü, dünü yaşamadığımız gibi yaşıyoruz. Sonradan edindiğimiz alışkanlık ve yönelişlerle yaşıyoruz. Dünkü halimiz, bugünkü halimizle bir köşe başında karşılaşsa muhtemel ki onu tanıyamaz. Kendi hayatımızın evvelki dönemlerine neredeyse bir başkası kadar yabancıyız.

“İnsanların vakit öldürmek için çırpındığı zamanlar bitti. Artık vaktin ölü olarak doğduğu, gelecek ufkunun yerini ‘hemen şimdi’nin aldığı bir çağda yaşıyoruz” diye yazmış ‘Zamanın Kokusu’ isimli derin kitabında Byung-Chul Han.

Dünkü hayatından, kişiliğinden, hikayesinden bütün bütüne kopmayı kabullenmeyenler yadırganıyor. İnatları, ısrarları, muhafaza etmeye çalıştıkları şeyler lüzumsuz bir uyumsuzluğun numuneleri gibi görülüyor. Toprağa kök salmaya, hayatına derinliğine nüfuz etmeye, belli bir hikayeye tutunmaya çalışanlar, bugünün değişime sonuna kadar açık kültüründe kendilerine bir yer bulamamakla, bir tür kültürel mızmızlıkla, modası geçmiş bir duygusallıkla yaftalanıyor. Dünyanın nereye doğru gittiği konusunda hiç kimsenin doğru dürüst bir fikri yok aslında. Ama büyük çoğunluk bunun tedirginliğini yaşamaya bile razı değil, sadece dünyanın peşine takılıp gitmek istiyorlar. Sanki kendilerinden geriye bir şey kalmayıncaya kadar değişmek değişmek değişmek istiyorlar.

“Dünya mı kendi etrafında dönüyor, insanlar mı dünyanın etrafında dönüyor, artık pek emin olamıyorum!” dedi beyaz saçlı adam başını iki elinin arasına almadan hemen önce.

Şimdiki zamanın, tıka basa dolu bir otobüs gibi zaman zaman beklediği durağa uğradığını düşündü. Yerinden kalkıp kalabalığı zorlamazsa, insanları itip kakmaz çekiştirmezse, hatta birilerini dışarıya çekip kendini içeriye atmayı denemezse zaten hiç binme şansım yoktu o otobüslerden birine. O yüzden ne kadar otobüs gelirse gelsin yerinden hiç kalkmayacaktı. Kendisini bir şekilde otobüsün içine atmayı başarmış yolculardan her biri, muhtemelen içeride olmanın verdiği rahatlıkla, duraktaki bankta oturup beklemekten hiç vazgeçmediği halde gelen otobüslerden hiçbirine binmeyen, binmeyi denemeyen bu garip yolcuyu yadırgayacaktı.

“Çoğu kişi dünyaya uyurgezer olarak gelmiştir, herhangi bir şeyin farkına bile varmadan yaşar, buna sebep görevlerini yapar, yapmazsa huzursuz olur, daha kötüsü huzursuz eder. Kendinin ne olduğu ile ilgilenebilecek hassasiyetlere sahip kişi ise ne kadar didinse kendi gözüne girecek bir yol alamaz. Ani parlayışlar, öne geçmeler, birden kavrayışlar, bir göz keskinliği...” diyor Şule Gürbüz ‘Çerçi Sanat’ta yayınlanan söyleşiye verdiği cevaplar arasında.

Bir de şunu düşünün; kendi hikayesini anlatan film artık hiçbir sinemada oynamayan bir karakter ne hisseder?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.