Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan duygulandıran 'Srebrenitsa' paylaşımı: Tarifi mümkün olmayan acılar yaşadık
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan duygulandıran 'Srebrenitsa' paylaşımı: Tarifi mümkün olmayan acılar yaşadık
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Srebrenitsa Soykırımı'nın 25. yıl dönümünde sosyal medya hesabından video paylaşımında bulundu. Erdoğan paylaşımında, 'Tarihin acı ve utanç sayfalarından biri olan Srebrenitsa Soykırımı'nın 25. yıl dönümünde alçakça katledilen aziz şehitlerimizi rahmetle anıyor, kederli ailelerine ve yakınlarına şahsım, milletim adına başsağlığı diliyorum.' ifadelerini kullanan Erdoğan, 'Bosnalı kardeşlerimizi asla yalnız bırakmayacağız' ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Boşnak askerin asırlarca konuşulacak hikayesi...
Dünya
Boşnak askerin asırlarca konuşulacak hikayesi...
Tarihler 11 Temmuz 1995'i gösterdiğinde Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı Srebrenitsa katliamı yaşandı. Bosna Savaşı sırasında 8 binden fazla Boşnak sivilin Sırp askerler tarafından katledildiği Srebrenitsa Katliamı, üzerinden 25 yıl geçmesine rağmen hala yakın tarihin utanç tablolarından biri olarak tazeliğini koruyor. 8 Temmuz'da ise farklı bir hikaye tekrar gün yüzüne çıktı. Boşnak askeri olan Senad Medanoviç'in hikayesi. Sırplar ailesini diri diri yakmış, evini de yerle bir etmişti. Çaresizce ağaca sarılmış görüntüsü katliamın sembolü haline geldi.
Yeni Şafak
Avrupa'nın yüz karası Srebrenitsa Soykırımı: Bosna Hersek ordusunda görevli eski general yaşadıklarını anlattı
Dünya
Avrupa'nın yüz karası Srebrenitsa Soykırımı: Bosna Hersek ordusunda görevli eski general yaşadıklarını anlattı
Bosna Hersek'in doğusundaki Srebrenitsa'nın 11 Temmuz 1995'te Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerce ele geçirilmesinin ardından başlayan, kısa zaman içinde en az 8 bin 372 Boşnak sivilin hunharca öldürüldüğü soykırım, sadece kurban ailelerinin değil tüm Boşnak ulusunun da en derin yarası olarak kabul ediliyor. 28 yıl önce başlayan ve 3 buçuk yıl süren saldırılar gerçekleşirken, Bosna Hersek Ordusu’nda görev alan Sırp general Divjak Bosna Hersek’i, Boşnakları savunmak için mücadele etti. Jovan Divjak, kendisinin ve ordudaki diğer görev arkadaşlarının tek amacının Bosna Hersek’in toprak bütünlüğünü korumak ve Boşnak halkının zulme uğramadan, barış içinde yaşaması için verdikleri mücadeleyi anlattı.
DHA
Aynı acı
Aynı acı

“O sabah, hepsi de otomatik silahlar ve makineli tüfekler taşıyan bin civarında Sırp, köyümüze baskın düzenlemişti. Evleri tek tek dolaşarak, insanları dışarı çıkmaya ve köy meydanında toplanmaya zorladılar. Ben bu sırada evimizdeydim. Ben Sırplara kesinlikle güvenmediğim için, evden çıkmaya ve onlara teslim olmaya niyetim yoktu. Aileme ‘Bunlar hepimizi öldürecekler’ dediğimde, onlar bana inanmadı. Ama kısa bir süre sonra, dışarıdan silah sesleri ve çığlıklar gelmeye başladı. Meydana topladıkları herkesi öldürüyorlardı. O anda ani bir karar verdim: Kaçacaktım.

Arka kapıdan bahçeye çıktım, sonra da evimizin yakınındaki ormanlık alana doğru koştum. Kamufle olabileceğim bir ağaç kümesinin altına gizlendim, köyü görebileceğim bir açıdan olan-biteni izlemeye başladım. Silah sesleri, insanların çığlıklarına karışıyordu. Sırplar, o geceyi içki içip eğlenerek ve evleri yağmalayarak geçirdi. İçini boşalttıkları ev ve binaları da ateşe veriyorlardı. Sabah olduğunda, ellerinde tuttukları 40 kadar erkeği köyün dışında infaz ettiklerini gördüm. Ardından, gizlenen birileri var mı diye bakmak için etraftaki ormanlıklara dağıldıklarında, beni fark edeceklerinden korkup daha uzaklara kaçmaya başladım.

Ulaşmak istediğim yer, Bihac’dı. Burası hâlâ Müslümanların elindeydi, oraya varabilirsem güvende olacaktım. Bunun için batıya doğru ilerleyip, Grmec Dağı’nı aşmam gerekiyordu. Köyümüzün bağlı olduğu Kljuc şehriyle Bihac arasında, bu dağ vardı. Tam altı gün boyunca ormanlık alanlarda gizlenerek ve bulduğum şeylerle beslenerek yaşadım. Ama sonunda, dağı aşamadan Sırplara esir düştüm. Beni Manjaca’daki toplama kampında bir hücreye attılar. Kampta, köyümdeki katliamdan kurtulmuş 9 kişiye daha rastladım. Onları öldürmeyip savaş esiri olarak yanlarına almışlardı. Kurtulanlar içinde, erkek kardeşlerimden biri de vardı. Üç erkek ve bir kız kardeşim, annem ve diğer yakın akrabalarımın hepsi öldürülmüştü. Onların nereye gömüldüğünü sordum, toplu mezarın yerini tarif ettiler. Toplama kampında 17 ay kaldıktan sonra, Boşnaklarla Sırplar arasındaki bir esir takasıyla serbest kaldım.”

Senad Medanoviç, Bosna Hersek’in kuzeybatısındaki Prhovo köyünde, 1 Haziran 1992 günü Sırpların işlediği mezalimi böyle anlatmıştı. Bu sözleri söylediği gün, tarihler 23 Eylül 1995’i gösteriyordu. Prhovo’yla birlikte Kljuc (Klivaç) ve çevresi yeniden özgürlüğe kavuşmuş, Senad da geride kalanları görmek üzere evine ve köyüne koşmuştu. Beraberinde yabancı gazeteciler de vardı. Bir zamanlar ailesiyle birlikte mutlu bir şekilde yaşadıkları mekânın yıkıntılarını gezerken, bir yandan da hikâyesini nakletmişti. Onun, nihayet dayanamayıp bir ağacın gövdesine kapanarak ağlarken çekilen fotoğrafı, Bosna Savaşı’nın en ünlü karelerinden biri olarak hafızalarda yer edecekti.

***

Bugün, yakın tarihin en büyük vahşetlerinden Srebrenitsa Katliamı’nın 25’inci yıldönümü. 1992’nin bahar ve yaz aylarında Kljuc ve köylerinde Bosnalı Müslümanlara yönelik başlayan katliamlar, 11 Temmuz 1995’ten itibaren Srebrenitsa’da soykırıma dönüşmüştü. Tek suçları Müslüman olmak olan 8 binden fazla insanın savaştan önce birlikte yiyip-içtikleri, aynı köyü ve şehri paylaştıkları, komşuluk ettikleri Sırp caniler tarafından katledildikleri bir soykırıma…

Srebrenitsa ve diğer katliam noktalarında günümüze kadar sürekli tekrarlanan anma törenleri, kurbanların yakınlarının acısını tazelemekten başka bir işe yaramıyor. Gidenler geri gelmiyor çünkü. “Uluslararası sistem” denilen canavar da, “stratejik hesaplar” heyûlasını yedeğine alarak, Müslüman ölümlerine karşı gözlerini yummaya ve üç maymunları oynamaya devam ediyor. Tam da Srebrenitsa’nın yıldönümüne denk gelen şu gelişme mesela, bunun pratik bir ispatı:

Rusya ve Çin, Suriye’nin kuzey bölgelerinde oldukça zor şartlar altında yaşayan sivillere Türkiye üzerinden BM insanî yardımlarının ulaştırılmaya devam edilmesi konulu tasarıyı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto etti. Vetoyla birlikte, İdlib ve Halep mıntıkasında, en az 3 milyon insan büyük bir mağduriyetle karşı karşıya. Kısacası: Suriye krizi, 1990’larda gündemi işgal eden Bosna Savaşı’ndan farksız bir seyirde devam ediyor. Dünyanın gözleri önünde kıyılan bir halk ve insanî yardımları bile engelleyen ülkeler…

Saraybosna, 1992-1996 arasında, tam 1425 gün boyunca kuşatma altında tutulmuştu. “Modern dünya”nın tam da böyle bir yer olduğundan habersizcesine, “Bu nasıl olabildi?” diye merak edenler, 2020’nin Suriye’sine veya Doğu Türkistan’ına bakabilir. Mahiyet itibariyle, değişen bir şey yok zira. Acı da çaresizlik de aynı.

On birden on beşe
On birden on beşe

Sırpların yoğun gayretleriyle dünyaya “katliam” olarak pazarlanan Srebrenica, hiç şüphe yok ki açık bir soykırımdı. Boşnak erkeklerin ve erkek çocukların “ayrım yapılmaksızın” katledildiği bu soykırımın bu yılki yıldönümünde kemiklerinden kimlik tespiti yapılan dokuz şehit konulacak toprağa.

Rahmetli Aliya, kitaplarından birinde BM koruması altındaki bir şehirde Sırpların böylesi bir soykırıma cesaret edemeyeceklerini düşünmesinin hata olduğunu anlatır uzun uzun. Bence bu bir hata değildir Aliya açısından. NATO emrindeki Hollandalı askerlerin koruduğu, BM tarafından güvenli bölge ilan edilmiş ve silahtan arındırılmış bir şehir olan Srebrenica’da hiç kimse ihtimal vermezdi böyle bir soykırıma. Ne var ki söz konusu “Müslüman halkların son üç asırlık tarihi” olduğunda böylesi imkânsız ihtimallerin hayata geçirildiğini, Müslüman halkların haklarının defalarca hiçe sayıldığını da görüyoruz.

Sosyal medyada durmadan karşıma çıkan ve operasyon olduklarına hiç şüphe duymadığım bazı hesapların “Tito çok büyük adamdı, Yugoslavya da acayip güzel bir ülkeydi” zırvalarının saklamaya çalıştıkları yalın gerçek şudur: “Yugoslavya, dağılırken Sırplar lehine dağılmış, dağılan Yugoslavya’daki tüm Müslüman halklar derhal ‘düşman’ ilan edilmiştir. Ve evet, bu zemini de kesintisiz diktatörlüğü boyunca Tito ve sosyalist rejim hazırlamıştır.”

Bu, burada bir dursun.

15 Temmuz gecesi Türkiye’nin var oluşuna ve var kalışına kastedenler de Çetnikler idi. Buna hiç şüphe yok. “İmkânsız ihtimal”i hayata geçirmeye çalışırken kendilerine belirledikleri hedef ise “Müslüman Türklerin durdurulması” hedefi idi.

Şunu kesin olarak biliyoruz artık. Sırpların ilerleyişlerini durdurmuş, onları hemen her cephede yenilgiye uğratmaya başlamış Boşnakları “masaya oturmaya ikna eden” asıl şey Srebranica soykırımı idi. Dayton Anlaşması isimli garabet metni imzalamak zorunda kalmak ancak bu soykırımın yol açabileceği bir sonuçtu.

Denilebilir ki, 11 Temmuz günü Boşnakların var oluşuna ve var kalışına kasteden Çetnikler ile 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin var oluşuna ve var kalışına kasteden Çetnikler aynı merkezden yönetilen, aynı pisliği kuşanmış adamlardı.

Bu şudur: 15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye’nin önüne bir “Dayton Anlaşması” koyacaklardı.

Bu, şudur da aynı zamanda: Boşnakların ilerleyişini durdurmak ve Balkanlar’ı “dizayn etmek” hangi amaçlara hizmet ettiyse Türkiye’nin ilerleyişini durdurmak da aynı amaçlara hizmet edecekti.

15 Temmuz’u püskürtmüş Türkiye’nin şu anda Kıbrıs’ta, Libya’da, Kuzey Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, hatta Lübnan’da aldığı inisiyatiften anlıyoruz ki 15 Temmuz hedefine ulaşsaydı FETÖ isimli P.İ.Ç organizasyonu, koltuğunun altına aldığı “Dayton Anlaşması”nı emperyalist efendileri adına imza ettirmeye çalışacaktı bize.

Bu da burada bir dursun.

Bana “gündelik politika ile niçin ilgilenmiyorsun” diye soranlara verecek cevabım şudur: Gündelik politika, genellikle görmemiz gereken asıl meseleyi görmememiz sonucunu doğurur. Bosna’da iktidarın nasıl süreceği bir “yön” meselesidir. Bir “fiili durum” meselesi değil. Fiili durumun çeşitli başarılarla yahut kimi başarısızlıklarla malul olması bir noktada önemini kaybeder. Önemli olan “eksen itibariyle yön tayin etmiş” bir iktidarın Bosna’daki varlığıdır.

“Ne diyon hemşerim?” diyenlerin çok net şekilde oyun dışı kaldığını söylememe bilmem gerek var mı?

Bosna’yı yönünü değiştirmeye mecbur etmiş bir soykırımdır Srebrenica. 15 Temmuz ise Türkiye’ye “yönünü değiştir” baskısıydı. Püskürttük Elhamdülillah o baskıyı. Fakat o baskıyı püskürtmüş olmamız Türkiye’ye “yönünü değiştir” diyenlerin varlığını ortadan kaldırmadı. Sadece planlarını artık sümüklü ‘Mehdi taslağı’nın atlet koklayıcı amatör P.İ.Ç’leriyle değil başka, bambaşka profesyonel aktörlerle yapacakları anlamına gelir.

O halde bu, şudur: “Hazır ol ceng ü cidale / İster isen sulh u salah”

Srebrenitsa acısının 25. yılı: 1000 cenaze hala kayıp
Dünya
Srebrenitsa acısının 25. yılı: 1000 cenaze hala kayıp
Sırp çetelerin, Temmuz 1995’te 8 bin 372 Boşnak sivili öldürdüğü Srebrenitsa soykırımı aradan geçen 25 yıla rağmen kurban yakınlarının ve Boşnak halkının kapanmayan yarası. 1000’den fazla kurbanın cenazesi ise hala bulunamadı.
Yeni Şafak
İstanbul Yenibosna'da metrobüste yangın paniği
Gündem
İstanbul Yenibosna'da metrobüste yangın paniği
İstanbul Bahçelievler'de seyir halindeki metrobüsün motor kısmından çıkan dumanlar paniğe neden oldu. Yolcuların hemen tahliye edilmesinin ardından çıkan dumanlara yangın tüpü ile müdahale edildi.
DHA
İstanbul son dakika haberleri: Yenibosna'da metrobüs yangını paniği
Gündem
İstanbul son dakika haberleri: Yenibosna'da metrobüs yangını paniği
İstanbul son dakika haberlerine göre: Bahçelievler'de seyir halindeki metrobüsün motor kısmından çıkan dumanlar paniğe neden oldu. Yolcuların hemen tahliye edilmesinin ardından çıkan dumanlara yangın tüpü ile müdahale edildi.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.