Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Altaylı’yı ABD’ye kaçıracaklardı
Gündem
Altaylı’yı ABD’ye kaçıracaklardı
Eski MİT’çi Enver Altaylı’nın yasa dışı yollardan ABD’ye kaçmaya çalıştığı ortaya çıktı. Şüpheli Seda C., Nazlı Ilıcak’ın akrabası Ali Serhat Ilıcak’ın kendisinden Enver Altaylı’nın mutlaka yurt dışına çıkarılmasını istediğini söyledi. İddianamede Altaylı’nın MİT’çi Mehmet Barıner’i ABD’deki Halkbank davasına müdahil olması için de bu ülkeye götürmeye çalıştığı belirtildi.
Yeni Şafak
CIA&FETÖ’nün Hacı Bey’i: Enver Altaylı
CIA&FETÖ’nün Hacı Bey’i: Enver Altaylı

Savcılığın iddianamesinde, Enver Altaylı’nın CIA bağlantıları ayrıntılarıyla ortaya çıktı. CIA ajanları ile görüşmeleri ve onlarla “çektirdiği fotoğraflar” iddianamede yer aldı.

Mesela, Altaylı CIA’in eski şeflerinden Alan Fiers ile 53 kez telefonla görüşmüş...

Enver’in “Devletin güvenliği açısından çok hassas bilgileri yurtdışında CIA ile bağlantılı kişilere servis ettiğinden” de bahsediliyor.

Altaylı, “Türkiye’de askeri darbeye ortam hazırlamak amaçlı faaliyet yürütülmesine dair” raporlar hazırlamış ve FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden iki gün evvelinde Ankara’ya gelmiş!

2017’de FETÖ’ye yardımdan ve Casusluk gerekçesiyle tutuklanan Mister Altaylı; CIA’in Özbek asıllı ajanı Ruzi Nazar’ın (1917-2015) talebesidir.

Altaylı, Ruzi Nazar’ı “CIA’in Türk Casusu” adlı kitabında anlatmıştı. (Doğan Kitap, 2013)

Kitabın arka kapağında Mümtazer Türköne ile Taha Akyol’un Altaylı’ya övgü dolu satırları yer alıyor.

Altaylı, 12 Eylül 1980 öncesindeki Hergün gazetesinin sahibiydi; Taha Akyol da Yazı İşleri Müdürü idi.

DERİN FOTOĞRAF

Bu sütunda, yıllardır Enver Altaylı’nın derin bağlantılarına zum yapılıyor.

Yine, defalarca “15 Temmuz’dan birkaç gün önce Enver Altaylı ve Rahip Maskeli CIA ajanıAndrew Brunson ile gizlice bir araya gelen çok ünlü siyasetçi kim?” diye sorduğumuzu burada okudunuz.

Altaylı’yı, CIA’in Soğuk Savaş dönemindeki ünlü ajanlarından Duane Clarridge ile birlikte gösteren bir fotoğraf da iddianamede yer aldı ve dün bir gazetede yayınlandı.

Enver Altaylı, hayranlık beslediği Clarridge ile vefatından altı hafta kadar evvel çektirmiş bu fotoğrafı…

Şimdi, bakınız ne diyeceğim?

Acaba; Altaylı, Brunson ve şu pek meşhur siyasetçiyi de “kapalı kapıların ardında iken” gösteren bir fotoğraf var mıdır?

Tam da burada; bir başka yaman soru daha akla geliyor:

Şayet, ABD&FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’da darbe teşebbüsü başarılı olsaydı; ünlü siyasetçi “Başbakan mı yapılacaktı?”

SICAK PATATES

Meral Akşener’in İP’leri Pensilvanya’nın Elindeki Partisinde Genel Başkan Yardımcılığı yapan, sonrasında apar topar İP’in İstanbul İl Başkanlığına getirilen Buğra Kavuncu, Enver Altaylı’nın yeğenidir.

Buğra Kavuncu’nun, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının açıklanmasından bir süre önce bu göreve getirilmesi bir tesadüf değildi: Nitekim Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasında, “Canan Kaftancıoğlu’nun tandemi” olarak nasıl büyük bir gayret gösterdiğini gördük.

*

15 Temmuz’dan önce mütemadiyen “Ben Başbakan olacağım!” diye çok iddialı konuşan Meral Akşener, 15 Temmuz darbesinin berhava olmasıyla birlikte haftalarca suskun kalmıştı!

Sahi, neden acaba?

Buğra Kavuncu’nun dayısı Enver Altaylı ile alakalı mevzularda Meral Hanım’ın asla “topa girmediği” gözleniyor!

İP’in Genel Başkanı Hanımefendi’nin; “Hacı Bey” kod adlı Altaylı’nın belgelenen casusluğu ile onun CIA&FETÖ bağlantıları hakkında “ne düşündüğünü” bir türlü öğrenemedik!

HİPER AKTİF AJAN

İddianamede, CIA ile bağlantılı eski MİT’çi Enver Altaylı’nın CHP’nin Başı Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Rasim Bölücek ile telefon trafiği de yer alıyor.

-Cepten, fazla değil 1159 defa görüşmüşler!

Eh, 15 Temmuz’daki görüşmeleri de buna dâhil…

Hürriyet’in ulaştığı Mister Bölücek “Enver Abi hiperaktiftir. Beni günde 10 kez aramıştır” diyor!

FETULLAH’A MEKTUPLAR

Savcılığın iddianamesinde Enver Altaylı’nın Fetullah Gülen’e “Muhterem Efendim” hitabıyla yazdığı mektuplar da yer aldı!

FETÖ&CIA bağlantısının göbeğindeki Enver Altaylı, 2011’de Silivri Cezaevi’nde kuşkulu bir şekilde hayatını kaybeden Kâşif Kozinoğlu’nu hedef gösterdiği mektubunda; “MİT Müsteşarı olmak istiyor. Böyle bir şey, felaket olur! Allah, sizi ve cemaati korusun!” diye yazmış…

Altaylı, bir başka mektubunda (2008) ise, Locaefendisi’ne “İlker Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olmasına ilişkin” bilgi verirken “Yeni Genelkurmay Başkanı’nın zatı alinize, yapılan hizmetlere bakışı son derece menfidir” diyor!

2008-2010 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan İlker Başbuğ; “Yargı kararları iki dudağının arasında olan” Pensilvanya’daki Terörist Başı Fetullah’ın talimatıyla 6 Ocak 2012’de tutuklandı ve seri iftiralarla tam 26 ay hapis yattı!

USLANMAZ MÜFTERİ

İlker Başbuğ hakkındaki dezenformasyon ve iftiraların pazarlayıcılarından biri olan CIA Elemanı -FETÖ’cü Kaçak- Emre Uslanmaz…

Twitter’da (19 Temmuz 2013) Akşener’e “Cumhurbaşkanlığı adaylığınızı açıklasanız daha pozitif olurdu” diye yazmıştı!

Bir sene kadar sonraki (10 Ağustos 2014) Cumhurbaşkanlığı seçiminde Akşener’i aday olarak görmek isteyen FETÖ; 2016’da bu defa Hanımefendi’yi “Başbakan” yapmak istemişti!

* VİP Dinleme Davası: ABD ve İsrail istihbarat çetesi.. * 15 Temmuz bir imha planıydı. Yüz yıl önce Osmanlı’nın imhası gibi.. * FETÖ, PKK, ABD, İsrail, iki veliaht ve “içeridekiler”. Hep aynı yerde duruyorlar. * Durmadılar, durmazlar. FETÖ dışındaki ortakları sahaya sürüyorlar şimdi
* VİP Dinleme Davası: ABD ve İsrail istihbarat çetesi.. * 15 Temmuz bir imha planıydı. Yüz yıl önce Osmanlı’nın imhası gibi.. * FETÖ, PKK, ABD, İsrail, iki veliaht ve “içeridekiler”. Hep aynı yerde duruyorlar. * Durmadılar, durmazlar. FETÖ dışındaki ortakları sahaya sürüyorlar şimdi

“VIP Dinleme” adı altında devam eden dava dün sonuçlandı, Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de içinde bulunduğu 131 sanığa 3 yıl 9 ay ila 45 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.

FETÖ’nün istihbarat kadrosu olarak bilinen, siyasetçi, gazeteci, işadamı, sanatçı birçok kişiyi kanundışı dinleyen bu yapı, aslında ABD-İsrail istihbaratının Türkiye’deki taşeron çetesiydi.

Biz onların mağdurlarıydık. Hakkımızda dosyalar düzenler, dinleme kayıtları tutarlar, soruşturmalar açtırırlardı. Şahsımla ilgili kayıtlarda hiç tanımadığım insanlarla “konuşmalar/diyaloglar” vardı.

Bir insan tanımadığı, bilmediği biriyle ne konuşur? Öyle bir konuşma aslında hiç olmamıştı. Bunun yanında beni konferansa davet eden bir vakfın üniversite öğrencisi çalışanı bile dosyaya alınmıştı.

ABD VE İSRAİL İSTİHBARATI LİSTELER VERİYOR, ONLAR CEZALANDIRIYORDU!

İstedikleri insanı istedikleriyle konuşmuş, istedikleri insanı vatan haini, istediklerini ajan ya da terörist yapıyorlardı. ABD ve İsrail istihbaratının bu ülkede rahatsız olduğu bütün isimler o listelerde, dava dosyalarında, soruşturma dosyalarındaydı.

Bu teşkilatlar tarafından ellerine listeler veriliyor, onlar da gerekeni yapıyorlardı! Mağdurların tamamı ABD’nin, İsrail’in ulusal çıkarları için tehdit gösterdiği isimlerdi.

Zamanında dün ceza alanlarla yakın ilişkide olan birçok gazeteci, siyasetçi, işadamının şimdilerde keskin FETÖ düşmanı olduğuna bakmayın, onlar ilk fırsatta yine cepheden Türkiye’yi vurmaya başlayacaklar. Nitekim bir süredir bu yönde hareketlenmeler, oluşumlar, ortak söylemler, dayanışmalar belirgin bir şekilde hissedilmeye başladı.

ENVER ALTAYLI, BAĞLANTILARI, İKAME FETÖ YAPILANMASI..

Birkaç gündür, CIA ajanı Enver Altaylı iddianamesinden parçalar yayınlıyoruz. Altaylı’nın FETÖ ile ilişkisi, Gülen’e yazdığı mektuplar, telefon görüşmeleri, hazırladığı raporlar, FETÖ’nün ana iskelet yapısının dışında bir başka FETÖ yapılanması daha olduğunu ve bugünlerde bunların sahaya sürüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.

İçeride yeni siyasi ittifak ve oluşumlarla, dışarıda Muhammed bin Zaid ve Muhammed bin Selman gibi kukla liderlerle, Türkiye’ye yönelik çevreleme, köşeye sıkıştırma, durdurma çabaları devam ediyor.

FETÖ, PKK, ABD, İSRAİL, İKİ VELİAHT VE İÇERİDEKİLER. HEP AYNI YERDEYDİLER..

İçeridekiler, Türkiye’nin çıkarına ne varsa karşı çıkıyor. Bu yüzden! FETÖ neye karşı çıkmışsa, PKK neye karşı çıkmışsa, ABD ve İsrail bölgede hangi alanlarda Türkiye’ye karşı çıkmışsa, iki Arap Veliaht Türkiye’ye hangi alanlarda itiraz ediyorsa onlar da aynı şeylere karşı çıkıyor.

Suriye’nin kuzeyine müdahalelerden Libya ve Akdeniz’deki mücadeleye kadar hiçbir alanda Türkiye’nin yanında yer almadılar. Almazlar, alamazlar da..

Sadece bu kriter hepsini ele vermeye yetiyor.

“Bunların hepsi mi FETÖ’cü” diyenlerin elbette hakkı var. FETÖ sadece bir örgütle sınırlı değil. “İhale”yi alanlardan biri, Türkiye içindeki “ana yüklenici” sadece.

BAYKAL’A KUMPASI, CHP’DE EKSEN KAYMASI, MHP’NİN BÖLÜNMESİ, MUHAFAZAKAR MUHALEFET. İŞ BÜYÜK..

Görüntüde bir taşeron örgüt ama kavganın çerçevesi bu kadar değil. Çok daha öte, çok daha büyük bir hesaplaşma var ve bu asla bir iç politik mesele ya da Türkiye’nin iç siyasetiyle sınırlı bir iktidar mücadelesi de değil.

Baykal Kumpası’ndan CHP’nin PKK ile aynı mevzie sürüklenmesine, MHP’nin bölünmesinden AK Parti’yi bölme planlarına, Saadet’in o eksene hapsedilmesinden “muhafazakar muhalefet”i oluşturan çevrelerin ayrışma ve savruluşuna, FETÖ yerine ikame edilenlerden coğrafyanın tamamında Türkiye’yi geri çekilmeye zorlayanlara kadar bir çokları bu çok kapsamlı projenin içinde.

15 TEMMUZ’A UMUT BAĞLAYAN HERKES ERDOĞAN DÜŞMANI OLDU.KİMLER HANGİ FOTOĞRAF KARESİNDE?

15 Temmuz’a umut bağlayan herkes Erdoğan’ın yanından uzaklaştı. Sadece uzaklaşmadı, Erdoğan düşmanı oldu. Dahası, 15 Temmuz’dan beklenti içine giren, ona göre örtülü pozisyon alan herkes aslında bugün bir anlamda Türkiye karşıtı pozisyona demirledi.

Ekonomiden dış politikaya, Türkiye’nin bölge politikalarından askeri operasyonlara kadar her alanda Türkiye karşıtı bir yerde duruyorlar. Dikkatle bakıldığında kimlerin hangi fotoğraf karesinde olduğu açık görülüyor.

15 TEMMUZ BİR İMHA GİRİŞİMİDİR. OSMANLI’NIN İMHASI GİBİ.

15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye, coğrafyanın geleceğinde siyasi denklemden tamamen çıkarılmış olacaktı. Bu başarılamadığı için farklı bir yöntem devreye sokuldu, içerideki “hakkaniyetli kaygılar”ı örtü olarak kullanılıp yeni psikolojik ortam hazırlanmaya başlandı. Bu çabaların tamamı, 15 Temmuz projesinin parçasıdır.

Birci Dünya Savaşı’nda Osmanlı nasıl imha edilmişse, 15 Temmuz’da aynı senaryo uygulandı. Türkiye ikinci kez imha edilecekti. Bu bir darbe girişimi değil bir çokuluslu saldırdıydı.

BÜTÜN VESAYET ÇEVRELERİ HAREKETE GEÇİRİLDİ. HEPSİ ASLINDA TEK PAKET.

Cumhuriyet’in ilanının yüzüncü yılına yaklaşırken Türkiye’nin kendi yolunu çizeceğini anlayanlar doğrudan müdahil olmuştu. İçeride sadece FETÖ değil, başka ortakları da vardı. İşte bugünlerde o “ortaklar” kendini belli etmeye başladı. Bütün vesayet çevreleri harekete geçirildi. Bugün yaşanan budur.

15 Temmuz’la Gezi olayları, 15 Temmuz’la PKK ve terörle mücadelenin seyri, 15 Temmuz’la Suriye’nin kuzeyindeki harita çalışması, 15 Temmuz’la Akdeniz’deki saflaşma ve bunun içeriye yansıması, 15 Temmuz’la Libya ve iki Arap Veliaht’ın Türkiye ile savaşları bağlantılıdır hatta tek bir pakettir.

FETÖ DIŞINDAKİ ORTAKLAR, YEDEKLER SAHAYA SÜRÜLÜYOR.

Türkiye, bütün bunlara, Selçuklu’danbu yana, yüzlerce yıldır verdiği mücadele ile cevap vermiş ve vermektedir. Erdoğan, bu mücadelenin sembol ismi olduğu için, bu yolu açtığı için “düşman” ilan edilmiştir.

VİP Dinleme Davası’nın, ABD ve İsrail istihbarat çetesi hakkındaki davanın sonuçlanması vesilesiyle dikkat çekmiş olalım, 15 Temmuz’la amaçlanan hedeften vazgeçilmişdeğildir. Sadece farklı bir yöntem izleniyor şimdi.

Yedekler devreye sokuluyor şimdi. FETÖ dışındaki ortaklar sahne alıyor.

Kırklareli’de akılalmaz olay: Planörden atılan 6 çantada uyuşturucu bulundu
Gündem
Kırklareli’de akılalmaz olay: Planörden atılan 6 çantada uyuşturucu bulundu
Kırklareli'nde, planörden ağaçlık alana atıldığı ileri sürülen 6 çantada uyuşturucu madde ele geçirildi. Akılalmaz yöntem akla dünyaca ünlü uyuşturucu baronu Escobar'ı getirdi. Planör ünlü uyuşturucu baronu Escobar'ın da sevkıyat yöntemleri arasında yer alıyordu.
DHA
Al sana siyasi ayak
Gündem
Al sana siyasi ayak
FETÖ’nün siyasi ayağı, CIA ajanı Enver Altaylı iddianamesinden çıktı. Altaylı’nın, darbe sürecinde Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Rasim Bölücek ile bin’in üzerinde görüşme yaptığı tespit edildi. Kılıçdaroğlu’nun ağzına sakız olan “kontrollü darbe” söyleminin de bir CIA üretimi olduğu anlaşıldı.
Yeni Şafak
Kozinoğlu felaket olur
Gündem
Kozinoğlu felaket olur
FETÖ’nün CIA bağlantısını kuran eski MİT’çi Enver Altaylı’nın Gülen’e gönderdiği raporlar ele geçirildi. Kasım 2011’de Silivri Cezaevi’nde şüpheli biçimde ölen Kaşif Kozinoğlu’nu hedef gösteren Altaylı, “MİT Müsteşarı olmaya çalışıyor. Böyle bir şey olursa Allah Fethullah Hoca Efendi’yi, cemaatin önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur” diyor.
Yeni Şafak
Köpeklerine nal taktılar, itlerini at sanıyoruz
Köpeklerine nal taktılar, itlerini at sanıyoruz

Fetullahçı Terör Örgütü ile ilgili kıramadığımız bir kısır döngü oluştu. Bu döngü şu: “Efendim madem Fetullahçı bir terör örgütü var. O halde bu örgütün siyasi ayağını bulalım veya siyasi ayağı ile niye mücadele edilmiyor?” Bu konuda söyleyecek çok sözüm var. Bu tezi dile getirenlerle ilgili sıralayacak yüzlerce husus var. Ama bu yazımda hiç kimseyi itham etmeden, eleştirmeden çok samimi bir çağrı yapmak istiyorum. Evet, Fetullahçı hainlerin siyasi ayak dâhil her ayağı var. Bu örgüt zaten kırkayak ve bunlarda her ayak var. Dolayısıyla mücadeleyi bir ayak veya birkaç ayak üzerinden yaparsak varacağımız hiçbir sonuç yoktur.

Ülkemiz, milletimiz ve inancımız için bir terör örgütünden öte bir kötülük abidesi olan Fetullahçı alçaklarla mücadelede ayak işlerini bırakmamız lazım. Ayak işleri ile meşgul olursak, bu örgütün başının oyuncağı oluruz. Bu örgütün başı ve beyniyle mücadele etmediğimiz sürece, hedefimiz bu örgütün beyin takımı olmadığı sürece elde edeceğimiz bir netice olmaz. Ayrıca bu örgütün beyninin nasıl çalıştığını tespit etmediğimiz müddetçe de mücadele ettiğimizi düşündüğümüz ayaklar konusunda da yanıldığımızı hiç anlayamayız. Biz örgütün ayakları ile mücadele ettiğimizi düşünürken, örgütün bizim ayaklarımızı birbirine doladığını iş işten geçince ancak anlarız.

Ayak işlerini bırakalım, nasıl bir örgüt ile karşı karşıya olduğumuza bakalım. Bu örgütün elebaşı Pensilvanya şarlatanının babasından başlayarak, günümüze gelmeliyiz. Bu sapkın elebaşının nerede ne zaman doğduğu ve asıl isminin ne olduğundan, nerelerde eğitim aldığına kadar bütün ayrıntılarına inmemiz gerekir. Çocukluk yıllarını geçtik, 1959 yılında Diyanet’e nasıl girdiğinden 27 Mayıs darbesinden sonra gittiği askerde neler yaptığına bakmamız lazım. Türkiye’nin ve dünyanın iki karanlık adamı Kasım Gülek ve Ruzi Nazar ile o genç yaşta yollarının nasıl kesiştiğini sorgulamak gerek. 1960’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda bu Pensilvanya melununu kimlerin koruduğunu bulmamız lazım.

Bu elebaşı şarlatana, 27 Mayıs zorbalığının ülkeyi yönettiği dönemde üzerinde asker üniformasıyla camilerde vaazlar verdirildi. Henüz 20-22 yaşlarındayken. Erzurum’da verdiği vaazlarla milleti galeyana getirip sinema baskınları yaptırıyordu, üstelik bunları yaptığı dönemde hava değişimine giden bir er idi. Bu arada vaaz derken, din, iman konularını işlemiyordu. Komünizmin ne kadar kötü olduğunu anlatıyordu. Bu işi o kadar iyi yapmış ki, yukarıda bahsettiğim Kasım Gülek ve Ruzi Nazar ile bu sayede yolları kesişti. Bu işi o kadar iyi yapmış ki terhis olduktan sonra Komünizmle Mücadele Derneğini kurma şerefine(!) nail olduktan sonra tekrar Edirne’deki imamlık görevine dönmüş.

Komünizmle Mücadele Derneği’ni kurma madalyasını boynuna asan CIA’nın Gülen’i, artık Diyanet’te merdivenleri beşer beşer çıkarak yükselmeye başlar. Daha aday memurken, Kırklareli’ne vaiz olur. İlkokul terk ve henüz 4 yıllık memuriyet hayatı olmamasına rağmen Türkiye’nin üçüncü büyük ili İzmir vaizliğine atanır.

Amerikan Protestan misyonerlerinin Osmanlı coğrafyasında ilk adım attıkları yer olan İzmir, CIA’nın Gülen’i için merkez seçilir. Tıpkı 1820’de gelen Evanjelist misyonerler gibi çevre illerle birlikte eğitim faaliyetlerine girer, Haçlılara hizmet hareketi. 1820’de İzmir’e gelen Evangelistler, 1891 yılında İzmir Amerikan Koleji’ni açmıştı. Pensilvanya iblisi de, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1934 yılında kapattığı İzmir Amerikan Koleji’nin yerine Yamanlar Koleji’ni açtı. Üstelik 1982 yılında Kenan Evren’in ülkeyi yönettiği dönemde. Bu elebaşı melunun da sözde askeri yargı tarafından arandığı o tarihlerde.

CIA’nın Gülen’i bütün dönemlerin iktidarları ve siyasetçileri ile iş tuttu. Burada onları saymaya kalksak sayfalar yetmez. En başta söyledim, derdim bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Bu söylediğim tarihler birilerine çok uzak gelebilir. Çok eskiye gitmeye gerek yok. Yaşı 30’un üzerinde olan herkes 28 Şubat’ı ve bu melunun o dönemde ne yaptığını bilir. Bilmeyenler de çok basit Google taramasıyla ulaşabilir. Ama mesele bu elebaşının ilişkileri değil, mesele bu elebaşının iplerini kimin oynattığıdır.

Evet, Fetullahçı alçakların bütün ayakları araştırılsın. Ancak araştırmaya ayaklardan değil kafadan başlamamız lazım. Eğer kafayı koparabilirsek, ayaklar işlevsiz hale gelir. Kafayı koparamazsak ayakçılıkla yetiniriz ki, bu, Fetullahçı hainlerden başka kimsenin işine de yaramaz.

15 Temmuz’dan sonra başlatılan mücadelede zaman zaman ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “At izi, it izine karışmış vaziyette. Bu tür şeylerden uzak kalmak lazım” demişti. Sayın Erdoğan çok haklıydı, hâlâ da çok haklı. Ancak, öyle bir örgütle karşı karşıyayız ki, “Köpeklerine nal takmış, itlerini at sanıyoruz…”

İran rejimi zorda mı?
İran rejimi zorda mı?

3 Ocak’ta Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ve beraberindeki 9 kişi CIA ve MOSSAD işbirliğiyle düzenlenen suikast’la öldürüldüler. Süleymani’nin suikast öncesi günlerde bölgedeki hareketleri adım adım izlendi.

İran derin devleti ve istihbaratının beyni olan Kasım Süleymani ‘nin Şam Havalimanı’ndan Bağdat Havalimanı çıkışına kadar tüm adımlarının bir muhbir ağı tarafından Pentagon’a aktarıldığı güvenilir kaynaklarca ifade edildi. Aslında Süleymani ve yanındaki milis güçlerin üst düzey yöneticileri kendilerinin fark edilmemesi için bazı tedbirleri almışlardı. Cham Wings özel havayoluna ait uçağa Şam’dan binen Kasım Süleymani ve refakatindeki yetkililerin adları uçak yolcu listesinde yer almadı. Süleymani Bağdat’a indikten sonra da gümrükten geçmedi. Buna rağmen Süleymani’nin Suriye’den kalkış ve Bağdat’a iniş yaptığı saatler, ABD ordusuna aktarıldı. Amerikan NBC kanalı, Kasım Süleymani’nin öldürüldüğü operasyonun ilginç ayrıntılarını paylaştı ve suikast ile ilgili çok çarpıcı iddialarda bulundu. Suriye’nin başkenti Şam’daki havalimanında muhbirlerden aldığı gizli bilgileri edinen CIA, Bağdat’a gitmek üzere havalanan İranlı General Süleymani’yi hangi uçağın taşıdığını tam olarak biliyordu. Süleymani ve Ebu Mehdi el Mühendis’i taşıyan iki araba ve eskortların her biri dört ‘’Cehennem Ateşi ‘’ füzesi ile donatılmış üç Amerikan insansız hava aracı tarafından vurularak öldürülmüşlerdi. NBC, operasyondan ABD Başkanı Donald Trump dışında sadece İsrail Başbakanı Netanyahu’nun haberi olduğunu ve saldırı konusunda ondan yardım alındığını ileri sürdü.

Aslında, Kasım Süleymani’nin ölüm kararı Trump ve CIA Başkanı Haspel tarafından yapılan gizli bir toplantıda alınmıştı. Suikast’ten kısa bir süre önce ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ne yapılan Haşdi Şabi saldırısının arkasında Kasım Süleymani’nin olduğu MOSSAD tarafından tespit edilmişti. Ölüm kararının bizzat Trump tarafından Netanyahu ile paylaşıldığı biliniyor. Üstelik, suikastten birkaç gün önce, CIA Direktörü Gina Haspel’in, Başkan Trump’a, Süleymani’nin dirisi ölüsünden daha tehlikeli değerlendirmesinde bulunduğu ve suikast kararının bu değerlendirme sonrası alındığı, iddia edildi. Ayrıca, Kudüs Gücü Komutanı’nın öldürülmesinin Ortadoğu’da ABD’nin güvenliğini zayıflatmak yerine güçlendireceği kanaatına vardıkları iddia edilmişti.

SÜLEYMANİ NEDEN ABD VE İSRAİL TARAFINDAN ORTADAN KALDIRILDI

Kasım Süleymani ile ABD arasındaki ilişkiler günümüzde tam anlamıyla deşifre olmuş durumda. ABD işgalinden ve bu işgalin açtığı kapılardan girerek yerleştiği bütün Irak topraklarında tam yetkili olarak dolaşma imtiyazı ve gücünü kullanabilirken ne olmuştu da ABD ve İsrail Süleymani’yi ortadan kaldırmaya karar vermişlerdi. Tali neden İran’ın Irak’taki varlığı artık giderek ABD işgalinden daha fazla rahatsızlık konusu haline gelmişti. Iraklılar SUNNİ ve Şİİ’ler ABD’den olduğu kadar İran’dan da bağımsızlıklarını istiyorlardı. Ancak asıl neden ‘’Tanrıyı kıyamete zorlamak” isteyen Evangelistlerle, Mescid-i Aksa’ya saldırmak için bölgede krizin derinleşmesini isteyen Siyonistler’e Trump yaklaşan seçimler nedeniyle göz kırparak destek istemektedir. İran’ın bölge ülkelerini ABD ile müşterek mücadeleye çağırması karşısında Türkiye’nin ihtiyatlı hareket etmesi elzemdir. Zira İran Türkiye ve Rusya ile birlikte Astana zirvesinde yer almasına rağmen PKK/PYD ve FETÖ terör örgütlerine neredeyse açık destek vermektedir. Bölgede devlet dışı ve devlet içi aktörlerin birlikte kullanması Kasım Süleymani’nin mezhepçi politikalarıyla iç içe geçmesi neticesi kan ve göz yaşı dökülmesine neden olunmuştur. İran bölgede ABD ile zımni bir anlaşma içinde Amerikan stratejilerine payanda olmuştur.

Kasım Süleymani’nin ölümü ambargolar nedeniyle gittikçe zorlaşan hayat şartlarından dolayı iç muhalefeti törpüleyip, içeriyi de konsolide etmişti.

Oysa şimdi uçak faciasından sonra, uçakta hayatını kaybeden İranlıların cenaze törenleri sırasında göstericiler “Diktatöre ölüm” sloganı ile yeniden sokağa döküldü. Rejim göstericilere karşı Süleymani’nin cenaze törenini kullandı, şimdi de protestocular uçakta hayatlarını kaybedenleri bahane ederek yeniden sokağa çıktılar. Her ne kadar Trump ABD’nin İran’ın rejimi ile ilgili bir sorunları olmadığını iddia etse de molla rejimi İran’da sallanmaktadır!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.