Diriliş Ertuğrul dizisinin oyuncusu Meksikalı bir çiftin İslam ile şereflenmesine vesile oldu
Dünya
Diriliş Ertuğrul dizisinin oyuncusu Meksikalı bir çiftin İslam ile şereflenmesine vesile oldu
Diriliş Ertuğrul dizisinde Abdurrahman Alp karakterini canlandıran Celal Al, Meksikalı bir çiftin İslam ile şereflenmesine vesile oldu. ABD'de katıldığı bir program sonrası sanatçı Celal Al ile sohbet eden Meksikalı çift, Diriliş Ertuğrul dizisini izlediklerini belirterek İslamiyeti uzun süredir araştırdıklarını ve Müslüman olmaya karar verdiklerini söyledi. Daha sonra Celal Al ile beraber kelime-i şehadet getiren çift İslam ile şereflenerek Müslüman oldu.
Yeni Şafak
“Ateş Krallıkları” kimin külahına ne anlatacak?
“Ateş Krallıkları” kimin külahına ne anlatacak?

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli ve Suudi Arabistan’ın sahibi olduğu MBC TV’de yayımlanmaya başlanan “Ateş Krallıkları” isimli televizyon dizisi Türk dizilerinin Arap dünyasında (aslında giderek bütün dünyada) efsane haline gelmiş etkisini kırmaya dönük bir hamle olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirmeye yol açan beyanlar, bizzat dizinin yapımcısının “Osmanlı yönetiminin arkasındaki vahşet dolu tarihi ifşa edeceğini” bu vesileyle ifade etmiş olması. Zaten dizi de doğrudan doğruya Osmanlı’yı, Osmanlı nezdinde de aslında bugünün Türkiye’sini açıktan hedef alıyor.

Arap resmi medyasında Türkiye’ye karşı bu kadar aleni ve bu ölçekte bir saldırı sanırım ilk defa vuku buluyor.

Geçmişten bu yana özellikle I. Dünya Savaşı sonrası kurulmaya çalışılan ulus devletler döneminde Türklerde “bizi arkadan vurmuş Arap”, Araplarda ise “bizi asırlarca sömürmüş Osmanlı” imajının nasıl bir emperyalist şeytan vesvesesi olarak halkları birbirinden uzaklaştırmaya, nefret ettirmeye çalışan bir söylem olduğunu anlatmaya çalıştık durduk. Doğrusu, çok şükür, geldiğimiz noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bütün resmi söylemlere rağmen artık ne Araplarda Osmanlı kendilerini sömürmüş bir ülke olarak algılanıyor ne de kendini bilmez, tarihini ve kültürün bilmezlerin dışında Türklerin genelinde Araplar bizi arkadan vurmuş hainler olarak görülüyor.

Dahası, bu iki taraflı propagandanın nasıl bir işgalci, kolonyalist amaca hizmet ettiği yönünde yüksek ve yaygın bir bilinç oluşmuş durumda. Elbette Araplar arasından Osmanlı’yı arkadan vurmuş hainler de çıkmıştır, ama o kadar hain, hatta daha fazlası Türkler arasından da Osmanlı’ya mensup diğer bütün milletlerden de çıkmıştır.

Bilakis hem Araplardan hem de diğer bütün Osmanlı akvamından Hilafete ölesiye sadık, Çanakkale’de de Trablusgarb’da da, Hicaz bölgesinde de diğer bütün cephelerde de insanlar Türklerin yanı sıra beraber savaşmış ve beraber şehit olmuştur. Bu savaşın sonunda Araplarla Türkleri birbirinden koparmak içinse apayrı kampanyalar her iki kavim arasında bu nefreti ekmeye çalışılmıştır. O yüzden Arap düşmanlığı Türk düşmanlığının kardeşidir. Her iki düşmanlığı aradan kaldırdığımızda ikisinin arasında sadece kardeşlik ortaya çıkar.

Son yıllarda Arap dünyasında Türk dizilerinin bu kadar rağbet görmesi, bu kadar geniş bir etki alanına kavuşması, Arapların Türk kardeşleriyle kucaklaşmaya ne kadar hasret olduklarını gösteriyor aslında. Özellikle Diriliş Osmanlı, Payitaht Abdülhamit, Kutu’l Amare ve hatta diğer popüler dram dizilere olan rağbet bile bu hasretliğin ifadesidir. Bu dizilerin hiçbir yerinde aslında Araplarla Türkler arasındaki herhangi bir ihtilaflı konuya girilmiyor. Sözkonusu propagandalara cevap telaşı bile yok. Bu diziler bugünkü Arap rejimlerini hiçbir şekilde hedef almıyor. Onlara düşmanlık etmek, onlara karşı halkı kışkırtmak gibi bir niyeti veya boyutu hiç yok. Buna rağmen MBC’den bu dizilerin etkisini kırmaya dönük ilk büyük projenin doğrudan Osmanlıyı hedef almış olması çok manidar.

Daha önce MBC’nin sadece popüler kültür metaı olarak görüp satın aldığı ve yayınladığı Türk dizilerinin Osmanlı tarihine bir sempati oluşturması üzerine bu dizileri, mevcut ticari anlaşmalara rağmen, yayından kaldırması zaten olayın nasıl görülmeye başlandığını açığa vuruyordu. Bu bakış açısı marazi, hastalıklı, epeyce de suçluluk barındıran bir bakış açısıdır. Bizim Arap kardeşlerimizle yeni bir sayfa açıp kucaklaşmak için unutmaya çalıştığımız tarihi bu hastalıklı bakışın hiç unutmadığı anlaşılıyor. Unutmadıkları gibi, histerik bir biçimde bu tarihin üstüne üstüne gidip kendi tarihsel cürümlerini haklı göstermeye çalışıyorlar. İyi de bu tarihi hatırladıkça ve hatırlattıkça kendi halkları nezdindeki meşruiyetlerinin daha fazla aşınması kaçınılmaz olacaktır.

“Diriliş Ertuğrul” veya “Kuruluş Osmanlı” Araplara ne söyler mesela? Buna mukabil “Ateş Krallığı”kendi halklarına ne söyler?

Hemen ifade edelim ki, birincisi Arap’ıyla, Türk’üyle, Kürt’üyle, Boşnak’ıyla, İranlısıyla koca bir milletin nasıl dirildiğini ve azmettiğinde birlikte nasıl bir büyük medeniyet kurabildiklerini anlatıyor. Orada Müslüman halklardan herhangi birine karşı bir düşmanlık yok. Tam aksine birlik olmak, beraber olmak, diri olmak ve İslam’ın güzelliklerini bütün insanlara yaymanın mücadelesi anlatılıyor. Bu hikaye Arap halklarına da bütün mazlum halklara da umut ve heyecan aşılıyor.

Oysa Osmanlıya karşı, yani aslında Müslümanların birliğine, dirliğine karşı çaresizce ve vahşice direnmiş olmaktan başka hiçbir vasfı olmayan Memlüklü hükümdarı Tomanbay’dan günümüz insanına nasıl bir kahraman profili çıkarılacak ve bununla kime ne mesaj verilmiş olacak? Diyelim ki üç beş satırlık bir mesaj çıkarıldı, bu mesajı Arap halkları veya başka halklar nasıl algılayacak?

Bu mesajlara bakıp insanlar Diriliş Ertuğrul veya Osmanlı ile verilen mesajları mı silecek? Onların etkisini mi kırmış olacak? Ne kadar zavallı bir çırpınış!

Hele bir de bu dizinin yapımcısı ve yönetmeni bir İngiliz senaristi ve baş aktörü de kendi halkını gözünü kırpmadan katleden diktatör Sisi’nin adamı bir Mısırlı aktrist değil mi?

Kimin külahına ne anlatacaklar acaba?

Osmanlı sinemasıyla eski İstanbul turu
Hayat
Osmanlı sinemasıyla eski İstanbul turu
Bu yıl 6.’sı düzenlenen İstanbul Sessiz Sinema Günleri’nin programı belli oldu. 4 Aralık’ta başlayacak festivalin “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Görüntüler” bölümünde arşivlerden ilk kez çıkan İstanbul filmleri yer alıyor.
Yeni Şafak
Diriliş Ertuğrul'un Süleyman Şah'ı Serdar Gökhan şehitlerin hayatını kaleme aldı: Şimdiki diziler topluma bir şey vermiyor
Hayat
Diriliş Ertuğrul'un Süleyman Şah'ı Serdar Gökhan şehitlerin hayatını kaleme aldı: Şimdiki diziler topluma bir şey vermiyor
Sanatçı Serdar Gökhan, günümüzdeki dizilerin çoğunun toplumsal yapıya bir katkılarının bulunmadığını söyleyerek, "Vakit geçirmek için yapılmış sıradan projeler olarak görüyorum. Amaç bu değil. İsterdim ki yapılan projeler milletimize ışık olsun, yıkılmaya çalışılan aile yapımızı kuvvetlendirsin" dedi.
IHA
Türk
dizileri Hollywood propagandasını çökertiyor
Hayat
Türk dizileri Hollywood propagandasını çökertiyor
Dünyada geniş bir izleyici kitlesine sahip olan Türk dizileri, ABD’nin propaganda aygıtı olarak kullandığı Hollywood’un 1960’lı yıllardan bu yana yaymaya çalıştığı “Müslüman terörist” imajını siliyor. Türk dizileri yabancı dizi severlerin Türk tarhi ve Müslümanlığa karşı bakışını değiştiriyor.
Yeni Şafak
Lübnan'daki gösterilere "Diriliş Ertuğrul" damga vurdu
Dünya
Lübnan'daki gösterilere "Diriliş Ertuğrul" damga vurdu
Lübnan'daki gösterilere "Diriliş Ertuğrul" dizisinin müziği damga vurdu. Lübnanlı "Nucum Garba" müzik grubunun "Diriliş Ertuğrul"un müziği üzerine Arapça sözler yazarak yorumladığı "Vatan Devrimi" isimli ezgi, meydanlarda en çok dinletilen parça oldu.
AA
Lübnan'daki gösterilere 'Diriliş Ertuğrul' müziği damga vurdu
Dünya
Lübnan'daki gösterilere 'Diriliş Ertuğrul' müziği damga vurdu
Lübnan'da ekonomik kriz ve hükümetin vergi politikalarına karşı 17 Ekim'den beri devam eden gösterilere 'Diriliş Ertuğrul' dizisinin müziği damga vurdu.
AA
Ateşin Krallıkları Diriliş Ertuğrul’a karşı
Ateşin Krallıkları Diriliş Ertuğrul’a karşı

Sinema ve TV dizileri sosyal mühendislik araçlarının başında gelir. İlk icat edildiğinde sadece bir eğlence aracı olarak görülen sinema; zamanla, görüntüsü ve diliyle, büyük kalabalıkları kolay ve hızlı bir şekilde etkilemesiyle, eğitim, güdümlü kültür değişimi ve hatta hegemonya kurma aracına dönüştü. Özellikle iki kutuplu dünyada, bir tarafta ABD diğer tarafta Sovyet yapımı filmler, Soğuk Savaş’ta sahada gösterilemeyen gücü sahneye taşıyarak dünyayı etkilediler. Avrupalılar, kolonilerinde yerel sinemaya destek vererek hem sömürge idarelerini kolaylaştırdılar hem de sömürdükleri toplumların hayranlığını kazanıp post-kolonyal çağda bile etkilerini sürdürme imkanı buldular.

Teknolojisinin gelişmesine paralel olarak sözde evrensel ama gerçekte emperyal bir söylem geliştiren sinema, kalabalık kitleleri yönlendirdi. Onları tahayyül etmedikleri şeylere inandırdı. Büyük ve pahalı yapımlar ile özellikle hayata yeni başlayan ve geleceği kurması beklenen gençliği gerçeklikten kopardı. Giyim kuşamlarına, davranış biçimlerine, sevinçlerine, hüzünlerine, hatta sevgilerine ve nefretlerine şekil verdi. Hülasa kaçınılmaz etkisiyle sinema, -kimi olumlu katkılarının yanı sıra- hepimizin üstüne bir karabasan gibi çöktü.

1990’lı yılların sonunda sinemanın yerini aynı dili daha etkili bir şekilde kullanan TV dizileri almaya başladı. TV dizilerine gösterilen ilgi, sinemanın yıkılan Berlin Duvarı oldu. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra dünya yönetişimindeki çok kutuplu eğilimler gibi, bölgesel TV filmi/dizi yapımları da birbiriyle kıyasıya rekabete girişti. Yapay bir zihniyetin ürünü olup hiçbir kültürü temsil etmeyen diziler, kıtaları dolaşarak toplumları peşinden sürükledi.

Nihayet bu yarışa Türk dizileri de girdi. Başlangıçta Türkiye’yi temsilden uzak dizilerin girdiği Arap pazarı; daha ziyade alt ekonomik sınıfa mensup seyircilerin yöneldiği Kurtlar Vadisi ile zirve yaptı. Seyirciler bir süre sonra içselleştirdikleri senaryolardan bıkmaya başladı. Kendi sefaletlerini, ülkelerindekine benzer siyasi komploları seyretmekten bıkarak tarih dizilerini keşfetti. Genel olarak Arap dünyasında ve Türkiye’de tarih dizileri Ramazan eğlencesi olarak yayınlanıyordu. Bu tür dizilerde Mısır, kısmen Suriye oldukça başarılıydı ve bütün Arap pazarını kapatıyordu. Ucuz yapımlar olan Türk tarih filmleri veya dizileri büyük ölçüde Türkiye sınırları içinde kalıyordu.

Nun Post’ta yazan Rande Atiyye’nin dediği gibi; Diriliş Ertuğrul bu alanda bir milat oldu. 2014’te Arap kanallarında gösterilmeye başlamasıyla tarihi drama anlayışını bütünüyle değiştirdi. Uzun süre Arap seyircisini büyüleyen dizi büyük takdir topladı. Aslında bu ilgi, yapımın gücünden ziyade Türkiye’nin doğrudan imajı ile de ilgiliydi. Yükselen bir güç olarak Türkiye’nin tarihi de büyük ilgi görmeye başladı. Başarılı dizi sayesinde Arap seyircisi kolonyal akıl ile üretilen Türkler ve Osmanlılar hakkındaki tarih algısını değiştirdi.

Ancak 2016 sonrası yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin karşılaştığı problemler ve özellikle Körfez ülkelerinin Katar’ı kuşatması karşısındaki tavrı, kimi çevreleri -pek çok alanda olduğu gibi-, sinema/dizi sektöründe de Türkiye’ye karşı harekete geçirdi. Kaşıkçı cinayetinin ardından Muhammed bin Selman, kaybettiği imajını restore etmek üzere milyonlar harcayıp sosyal medyayı harekete geçirdiği gibi film sektörüne de el atacağını ilan etti. Bu konuda, hiçbir altyapısı olmayan Suudi Arabistan’ın niyeti, sinema/dizi diliyle yeni bir savaş başlatmaktan başka bir şey değildi.

Ulemanın, siyasetçilerin, sosyal bilimcilerin, iletişimcilerin ve daha pek çok çevrenin gösterimden kaldıramadığı Türk dizilerini, pahalı yeni yapımlar ile engellemek için harekete geçildi. Daha doğrusu Körfez’de yeni bir psikotarih atağı başladı. Bu maksatla devreye 17 Kasım’da, Suud destekli mbc TV’de gösterime girecek yeni bir dizi devreye sokuldu.

40 milyon dolarlık bir bütçe ile BAE merkezli bir yapım firmasının Tunus’ta çektiği; yönetmenliğini, Hannibal filminin yönetmeni İngiliz Peter Webber’in yaptığı filmin fragmanları oldukça iddialı olduğunu gösteriyor. Memaliku’n-Nar, yani Ateşin Krallıkları adı verilen dizide, Yavuz Sultan Selim ile Memlukler arasındaki mücadele ve Mısır’ın Osmanlı topraklarına girmesi anlatılıyor.

Konu ve zamanlama, dizinin propaganda amaçlı ve Türkiye’ye karşı yapıldığını gösteriyor. Suudi Arabistan ve Mısır’da Türk tarihini olumsuz göstermek için eğitim müfredatlarında yapılan değişiklilerin ardından; popüler alanda da yeni bir girişim başlatılıyor. Zaman her iki girişimin sonuçlarını gösterecektir.

Şark toplumları hâlâ duygusaldır. Bir oyun hissettiklerinde, mağdur edilenin yanında yer alacaklardır. Tıpkı, Talas Savaşı’nda Çin boylarında savaşan Müslüman Arapların yenildiğini gören Türklerin Arapların yardımına koşması; Bağdat’ta hilafetin yıkılmaya başladığını gören Selçukluların ortaya çıkması; Haremeyn etrafında Portekiz tehdidi dolaştığı sırada Yavuz’un Mısır’a; Kanunî’nin de Basra Körfezi’ne koşması gibi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.