Diriliş Osman'da Osman Gazi'nin eşini Aslıhan Karalar oynayacak
Hayat
Diriliş Osman'da Osman Gazi'nin eşini Aslıhan Karalar oynayacak
Bir dönem TRT'de izlenmeye rekorları kıran Diriliş Ertuğrul dizisi Diriliş Osman olarak devam edecek. Yeni sezonda karşımıza yeni oyuncularla çıkacak olan Diriliş Osman'ın başrol oyuncusu Burak Özçivit'in canlandıracağı Osman Gazi'nin eşini Aslıhan Karalar oynayacak. Karalar, Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun’u canlandıracak.
Yeni Şafak
Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenliklerine ilgi
Gündem
Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenliklerine ilgi
738'inci Söğüt Ertuğrul Gazi'yi Anma ve Yörük Şenlikleri kapsamında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bilecik'in Söğüt ilçesindeki statta önceki akşam gerçekleştirilen etkinliklerde aşıklar sazlarıyla türküler seslendirdi.
Yeni Şafak
Öncelikler için tasarruf dönemi
Gündem
Öncelikler için tasarruf dönemi
Hemşehrileri ile iç içe olan Pursaklar Belediye Başkanı Ertuğrul Çetin, halk gününde sokaklara inerek vatandaşın taleplerini dinledi. Öncelikli sorunlarının yol ve asfalt olduğunu belirten Başkan Çetin, tasarruf amacıyla bu yıl tüm şenliklerin ve sosyal faaliyetlerin durdurulduğunu dile getirdi.
Yeni Şafak
Diriliş Osman'ın oyuncusu Burak Özçivit'in yeni imajı şaşırttı
Hayat
Diriliş Osman'ın oyuncusu Burak Özçivit'in yeni imajı şaşırttı
TRT1'in reyting rekoru kıran Diriliş Ertuğrul'un devam dizisi Diriliş Osman'ın başrol oyuncusu Burak Özçivit, imajını değiştirdi. Özçivit'in yeni imajı, hayranları tarafından beğenildi.
Diğer
La bu din n’etti size?
La bu din n’etti size?

Türbelere gider gözyaşlarıyla dua ederdik, zikir meclislerine gider muhabbetle Allah derdik. Faizin her türlüsünü haram bilirdik, kumar kapımızın eşiğinden girmezdi. Zinaya yaklaşmak haramdı, akıldan geçirmek büyük ayıp. Kul hakkı yemek, domuz eti yemekten beterdi bizim için. Domuz eti yemek, gâvur olmaya denk. Sadece kadınlarımız ve çocuklarımız değil; aldığımız nefes, bastığımız toprak, gölgesinde oturduğumuz ağaç, taşıdığımız can emanetti bize. Günah işleyecek olsak Allah’tan korkardık, ürkerdik hesap gününden, kabir azabından. İnsandık ama. Yanılıp yakılıp bir günah işleyecek olsak, tövbemize katık ederdik salavatları, şefaat dilenirdik en sevgiliden. Kandil geceleri utanır içmezdi şaribü’l leyl’i ve’nneharımız, Ramazan günlerinde açıkta yiyip içmekten imtina ederdi gâvurumuz. Fahişemiz yolun kenarından yürür, kaldırıma çıkmazdı, zamparamız musallat olmazdı kaldırımda yürüyen dürr-i nâ süftelerin kıvrak endâmına. Gâvurumuzun mukaddese hürmeti vardı, günahkârımızın İslam’a muhabbeti, fahişemizin ahlakı vardı, zamparamızın namus duygusu. Hira, Tanrı Dağı’nın sancağıydı anlayacağınız, Tanrı Dağı, Hira’nın sancaktarı ve biz sancağımızla Müslümandık, sancaktarlığımız kadar Türk.

Sonra bir şey oldu, “bir şey koptu” bizden, “her şeyi tutan bir şey...” Tanzimat’la mı başladı kopuş, öncesi var mıydı, İstiklal Harbi neresine denk düştü bu kopuşun, sonrası var mıydı, ne fark ederdi ki? Dalından kopmuş bir gazel gibi, kökünden sökülmüş bir ağaç gibi ötesine düşmüştük kendimizin, sergüzeştimiz böyleydi, serencamımız hayr olsundu, geçmişini ‘şimdi’de yitirenin geleceğine geçmişler olsundu!

Önce aydınlanmaya iman edenimiz imanımıza kast etti, “Kâbe Arap’ın olsun” dedi, “bize Çankaya yeter.” Ezan susmasın diye evladını şehit veren anaların kulağında Tanrı’nın ululuğu yankılandı yıllarca. Yere düşmesin diye yedi düvele meydan okuduğumuz Kitab’ı evimizin bahçesine gömdük öz ellerimizle. Çok gam çektik ama hiç ümitsiz kalmadık, bilakis bileyleydik durduk kalbimizi dünün hayali, yarının umuduyla. “Seddolunmakla tekâyâ ref’olunmadı zikr-i Hak”, zira cümle mevcudat zâkirdi kâinat dergâh!

Sonra dini bilenimiz budamaya kalktı dinimizi, şaşırdık. Yolu kapatanlar yola itimadımızı artırmaktan başka bir şey yapamamışlardı ama yola laf edenler istikametimizi öyle allak bullak etti ki yürüyüşümüzü unuttuk. Bir sabah uyandık mesela, türbeye gitmek şirke eş oldu. Türbeler kapanınca önündeki sokaktan geçerken Fatihaları mahzun dudağımızı kıpırdatmadan okuyan biz, türbeye varıp dua etmek şirk olunca ne yapacağımızı bilemez hale geldik. Şaşırdığımızı gördükçe şaşırtma arzusu arttı çok bilenlerimizin. Bin yıldır söylenen sözleri söylediğin vakit, farkın olmuyordu hiç kimseden, söylenmeyeni söyleyecektin ki fark edilesin. Fark edilme ihtiraslarına imanımızı kurban etmekten hiç utanmadı namussuz çokbilmişlerimiz. İslam’ı daha güzel yaşamak için gittiğimiz tarikat, bir de baktık ki küfre eş olmuş. Tekkeler kapanınca elimize tespihimizi alıp Allah demiştik ama açık tekkenin kapısından içeri girip mürşid eli tutmak şirk ilan edilince ne yapacağımızı bilemedik.

Aşksız ve zevksiz yobazlar; şehvetli ellerine kuru bilgiden mamul, aşk ve irfandan mahrum baltaları almış dinimizi buduyorlardı. Ümmetin en büyük derdi şefaat müessesesi idi, “yoktur” dediler hallettiler mevzuyu bir kalemde. Şefaati yok sayana kabir azabı da yoktu zaten, onu da hallettiler. Kafamız karıştı, kalbimiz bulandı, çıkıp da bu müptezellere “şefaat yok diyene şefaat yoktur, kabir azabı yoktur diyene kabirde gösteriler anasının örekesini” netliğiyle mukabele edemedik. Şefaat varsa biz yaşadık, siz hapı yuttunuz; kabir azabı yoksa bizce mesele yok ama varsa size geçmiş olsun diyemedik. Ne yapmaya çalışıyorlardı, anlayamadık? Günahtan vazgeçmenin bir sebebini, tövbeyle kurtulmanın bir ümidini elimizden alarak ne yapmaya çalışıyorlardı, bilemedik.

Bunların açtığı kapıdan baltayı kapan girdi. Bir zamanlar herkesin din diye bir derdi vardı, şimdilerde hemen herkesin dinle bir derdi var. Kimisinin menfaatine dokunuyor zira din, kimisi üçkâğıdına dini bahane etmenin yollarını arıyor, bazısı cehaletinden yaşadığı çağın şartlarına zorluyor dini, bazısı aklının terazisinde dini temize çekme uğraşında.

Faiz haram ama global ekonominin realitesiyle bakınca faiz ayetlerini okumak çok da şık değil değil mi ama? Zina haram tamam fakat Müslüman olmayan kadınlar nisbî cariye hükmünde sayılabilir pekâlâ! Birilerinin yediği domuz eti kadar diğerlerinin yediği kul hakkı konuşulmuyor, hangisi daha büyük günah, biraz düşünmeli değil mi? Rüşvet alan da veren de melun fakat şu çekmeceye filan dernek veya vakıf için üç beş akçe bırakırsan hem işin olur hem de rüşvet vermeden rüşvet vermiş olursun, çok iyi değil mi sence de? Hz. Peygamber kadınlar size emanet demiş ama bu çağda emanet kavramının içini nasıl doldurduğumuza bakınca böyle dememek daha doğru sayılmaz mı? Artır artırabildiğin kadar, haraç mezat din hakikati satılıyor canına yandığımın yurdunda! Eskiler deli olmak kolay da zırva bulmak zor derlermiş, şimdilerde bu zırvaları duydukça deli olmamak işten değil.

Ne dinmiş arkadaş! Dindarı vuruyor, inanmayanı vuruyor, bileni dalını yaprağını buduyor, bilmeyeni çiçeğini kurutma telaşında, kimisi aklına uydurmak için yırtınıyor, kimisi vicdanının yırtığını dikmeye alet ediyor. La bu din n’etti size? Gâvura ümmet-i davet diye bakıp hidayeti için uğraşacağınıza, ümmet-i icabetin aklını, kalbini ifsad edip zıvanadan çıkartmak da neyin nesi? İnanacaksanız, din kıyamete kadar ilk var olduğu günkü kadar arı, duru, saf ve berrak haliyle ortada; buyurun inanın. İnanmayacaksanız kafanıza göre takılın, inanmayın ama inandığınız şeyin aşkına dini bir rahat bırakın!

Refii Cevad’ın Eski İstanbul Yosmaları’nı okuduğum vakit şaşırmış ve vay canına demiştim; Osmanlı bakiyesi yosmalar bugünün delikanlılarından daha erkekmiş. Dinin dindarlar, çok bilenler, seküler müminler eliyle bunca örselendiğini görünce gayr-ı ihtiyari, dünün gâvuru dininize sizden daha hürmetkârdı diyesim geliyor.

Hira Mağarası’ndaki örümcek kadar muhabbetiniz, Tanrı Dağı’ndaki taş kadar aklınız varsa türbelere gidin dua edin, mürşid eli tutun derviş olun, kabir azabından korkun, şefaate imanınız tam olsun, rüşvetin caizinden de kaçın, domuz eti de yemeyin kul hakkı da, günah işleyin demem ama ille de işleyecekseniz dini şehvetinize alet etmeyin, kalbinizi dine uydurmak zor gelebilir, hiç olmazsa dini aklınıza uydurmayın, hem kadınlarınızı emanet bilin hem emaneti canınızdan aziz, hülasa-i kelam: Ey iman edenler iman edin!

Ertuğrul Özkök için not: Sorduğu soruya muhtemelen evden gelen bir ikazla cevap vermediğimi yazmış. Hâlbuki ben hem cevap vermiş hem de bir soru sormuştum. Meseleyi kapatma telaşına bakınca ya yazının tamamını okumadığını yahut ev dışından gelen bir ikazla okumamış gibi yaptığını zannediyorum. Kendileri iki durumda da bana bir kebap ve sonrasında bu meseleyi açığa kavuşturacak sohbet borçludur.

Le Havre Bursaspor'dan ikinci transferini yaptı
Spor
Le Havre Bursaspor'dan ikinci transferini yaptı
Fransa İkinci Futbol Ligi ekibi Le Havre, Bursaspor'dan milli oyuncu Ertuğrul Ersoy'u kadrosuna kattı.
AA
Perinçek’in iki maddelik Suriye planı
Perinçek’in iki maddelik Suriye planı

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök 17 Ağustos tarihli “Perinçek Esad’la o gizli görüşmeyi kimden öğrendi” başlıklı yazısında; bayramda Doğu Perinçek’le yapılmış bir mülakatı okumuş. Esed’dan davet almış, Şam’a gidiyormuş. Şunu soruyorlar:

“Türkiye Şam yönetimiyle görüşüyor mu?”

“Evet” diyor.

Peki bunu nereden öğrenmiş?

Video: Perinçek’in iki maddelik Suriye planı


“Hem Tahran, hem Suriye yönetiminden hem de Türkiye hükümet çevrelerinden” diyor...

Peki kimmiş bu hükümet çevreleri?

“Sayın Tayyip Erdoğan” diyor...

Bizzat Cumhurbaşkanı’ndan öğrenmiş yani... Ertuğrul Özkök heyecan içinde ‘’Bu kritik günlerde Şam’a gönderilecek en iyi isim kim olabilir?” sorusuna “Suriye çok çok özel temsilcimiz olsa olsa Doğu Perinçek’tir” diye düşünmüş. Vakit geçirmeden Perinçek’i arayıp bu konuyu konuşmuş. Esad yönetimi Mayıs ayından beri bu çağrıyı yapıyormuş. İran üzerinden konuşuyorlarmış. Hatta bir plan üzerinde de anlaşmışlar.

Planın iki ana maddesi varmış:

BİR: Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde bulunan silahlı muhalif güçler silahları bırakacak ve teslim edecek.

İKİ: Esad yönetimi Suriye vatandaşı olan muhalifler için af çıkaracak.

Perinçek iddialı konuşuyor.

“İki taraf da bu görüşe yanaşıyor” diyor.

Aslında Türkiye’nin Şam ile ittifak kurmasını isteyen birçok parti lideri emekli üst düzey asker, yazar ve STK’lar var. Adeta iktidarı baskı altına almaya çalışan ‘’Şam ile ittifak kurun lobisi’’ oluşmuş diyebiliriz. Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek’i, Türkiye’nin, Suriye Rejimi ile masaya oturmasını isteyen en ateşli lider olarak tanımlayabiliriz. Kısa bir süre önce Perinçek Suriye konusunda flaş sayılabilecek açıklamalar yaptı. Türkiye’nin, Suriye’de Esed ile işbirliği yapması gerektiğini söyleyen Perinçek bomba bir iddiada bulunmuştu. Hükümet şimdiye kadar Esed yönetimiyle masaya oturmak istemese de Perinçek’e göre TSK’daki komutanlar da teröristlerin temizlenmesi için Türkiye’nin Esed ile birlikte hareket etmesi gerektiğini düşünüyor. Yine Perinçek’e göre Türkiye’nin geleceğiyle kimsenin oynamaması gerekiyor. Hükümet bir an önce Suriye’ye ‘Birlikte hareket edelim. Toprağınızı teröristlerden temizleyelim’ demeliymiş! Perinçek, TSK içinde bu düşüncede olan askerlerin isimlerini vermese de açıklamalarından bu askerlerin üst düzeyde ve muvazzaf subaylardan olduğu anlaşılıyor. Ayrıca bu açıklamanın hedefinin de kamuoyu olduğu izlenimini edindim. Zira böyle bir durum varsa Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda bilgisi olduğuna adım kadar eminim.

Benim kafamı kurcalayan asıl mesele yaklaşık 1 yıl önce ŞAM ile ittifak kurun lobisince bu konunun tekrar tekrar gündeme getirilme çabalarına Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın “1 milyon vatandaşını öldüren katille neyi konuşacağız” yönünde net ve kesin cevabı karşısında Perinçek’in bu konuda Cumhurbaşkanımız ile birebir görüşüp görüşmediği konusunda tereddütlerim olmuştu. Bu konuyu araştırırken Perinçek katıldığı bir televizyon programında bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hiç birebir görüşmediğini ancak yakın çevresi ile irtibat kurduğunu açıklamıştı.

Diğer yandan Perinçek’in iki maddelik planı Türkiye’nin Suriye politikasına ters düşüyor. Türkiye Esed’siz bir Suriye tezini savunuyor. Suriye Ulusal Ordusu(ÖSO) ise TSK ile birlikte savaşan meşru güçler olması nedeniyle ESED’in affı gibi bir durumu Türkiye kesinlikle kabul etmez. Zira Suriye Ulusal Ordusu Esed’in iddia ettiği gibi terörist bir yapı asla değil.

Mayıs ayından itibaren Esed’rejiminin Türkiye’nin İdlip’te kurulu 12 gözlem noktasına yaptığı saldırılar artarak devam ediyor. Soçi Anlaşması’na aykırı olarak yapılan bu saldırılara Rusya’nın zımni destek vermesi üzerine Türkiye İdlip’te Rusya ve Suriye’ye karşı yaptığı hamleler Suriye sorununa nihai bir çözüm bulunmadan Esed ordusunun İdlip’e hakim olmasına karşı durduklarını bu çerçevede rejimin ilerleyişini frenlemek istediklerini gösteriyor. Kuşkusuz, rejimin İdlib’i ele geçirmesi halinde Türkiye sınırına doğru muazzam bir göç dalgasının yaşanmasının önlenmesi de Türkiye için ayrı bir önem taşıyor.

Rusya’nın Suriye’nin Türkiye’nin gözlem noktalarını ve İdlip’te sivilleri hedef alan saldırılarına karşı Rusya’nın kayıtsız kalmasının nedeni, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda güvenli bir bölge kurulması için ABD ile anlaşmış olması diyebiliriz.

110 milyon TL kazandık
30 milyon TL harcadık
Spor
110 milyon TL kazandık 30 milyon TL harcadık
Trabzonspor Başkan Yardımcısı Ertuğrul Doğan, “Kulübümüzün finansal yapısına uygun transferler yaparak, aynı zamanda saha içinde maksimum verimi alabileceğimiz oyuncuları kadromuza kattık” dedi
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.