Galatasaray Divan Kurulu'nda '23 Haziran' mesajı
Spor
Galatasaray Divan Kurulu'nda '23 Haziran' mesajı
Galatasaray Divan Kurulu Toplantısında, divan kurulu üyesi Hayri Kozak'ın Ekrem İmamoğlu için yaptığı destek konuşmada kullandığı ifadeler dikkat çekti. Kozak konuşmasında; '23 Haziran akşamı yalnızca biz değil Türkiye'nin bayram yapacağı bir akşam olacak. Hepimize düşen görev var. Tutacağız kulağından gelmeyeni de götüreceğiz' sözleri tepki çekti.
Diğer
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kılıçdaroğlu ile tokalaştı
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kılıçdaroğlu ile tokalaştı
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu'nda düzenlenen Anayasa Mahkemesi'nin 57. Kuruluş Yıl Dönümü Programı'na katıldı.
AA
Divan City Kayseri, kapılarını açtı
Ekonomi
Divan City Kayseri, kapılarını açtı
Koç Topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren Divan Grubu'nun Kayseri'deki yeni oteli Divan City Kayseri, kapılarını açtı.
AA
AB'nin sığınmacı kararı tepki aldı
Dünya
AB'nin sığınmacı kararı tepki aldı
Avrupa Adalet Divanı, Almanya tarafından başvurusu reddedilen bir sığınmacıyı, sosyal şartları daha kötü olan bir Avrupa Birliği ülkesine gönderilmesine onay verdi. Alınan karar tepki topladı.
Diğer
Bir dil ve kitâbiyat âlimi Kilisli Muallim Rıfat
Hayat
Bir dil ve kitâbiyat âlimi Kilisli Muallim Rıfat
Ali Emiri Efendi, bir sahafta bulup satın aldığı Divânü Lügâti’t-Türk’ü kimseye göstermeye yanaşmaz. O zamana kadar varlığı bilinen ama bulunamayan kitap için araya Talat Paşa girer. Ali Emiri de yalnız Kilisli Muallim Rıfat’a güvenebileceğini, basılması için ona teslim edebileceğini söyler. Sorumluluğun tümü Kilisli’nin üzerindedir. Her gün bir parça yazıp matbaaya götürmektedir. Fakat kitabın emniyeti nasıl sağlanacak!
Yeni Şafak
Uluslararası Adalet Divan'ından ABD'ye İran reddi
Dünya
Uluslararası Adalet Divan'ından ABD'ye İran reddi
Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İran'ın dondurulan mal varlığı nedeniyle açtığı davayla ilgili ABD'nin itirazını reddettiğini açıkladı. ABD, uluslararası terörizm ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle İran'ın davasının durdurulmasını istemişti.
AA
İşte buradan başlayalım kendi divânımızı yazmaya!
İşte buradan başlayalım kendi divânımızı yazmaya!

Neden bu topraklarda Yunus deyince, Mevlana, İbn Arabi veya Konevi, hatta Niyazi Mısri deyince aklımıza şu cemaat bu tarikat ilk anda gelmiyor? Neden Yunus Emre deyince “Sevelim sevilelim” veya “Ben gelmedim dava için” ya da “Bir ben vardır bende, benden içeri” gibi sözleri geliyor akla?

Video: İşte buradan başlayalım kendi divânımızı yazmaya!


İbn Arabi deyince neden öncelikle Füsus okumaları geliyor? Niyazi Mısri deyince birbirinden eşsiz bestelenen ilahileri geliyor aklımıza? “Ben sanırdım alem içre bana hiç yar kalmadı!” “Sevdim seni hep varım, yağmadır alan alsın!”

Burası ki Anadolu; şiirin, türkünün, ilahinin yek nefesten capcanlı söze dönüştüğü hudutsuz bir gönül. 13’üncü yüzyıldan beri doğudan batıdan gelenlerin birbiriyle buluştuğu, hemhal olduğu bir aşk ve irfan yurdu. İçimizdeki gizli hazinenin merkez efendisi.

Ne var ki “İşitin ey yarenler” sözünün yankısı bunca siyasi alavere dalavere, burca nifak söylemi içinden can kulağımıza ulaşamıyor kolayca. Gözlerimiz, burnumuz, kulaklarımız perdeli. Böylesi tek dilli bir yaşantıda kesrette vahdet şuurunu nefsimizde nasıl bulacağız?

***

Toplumda muhafazakarlık bir siyasi oy kapısı ya da laiklik bir resmi motta olabilir dönem dönem. Veya bugünün gençlerini saran ateizm deizm dalgası bir küresel tuzağa da dönüşebilir. Elbette hepsinde doğruluk var, lakin eksik.

Gençler dinle ilgili herhangi bir telkini hayatlarında karşılığını görmeden, nefislerinden geçirmeden asla kabullenemiyorlarsa onları günah keçisi ilan etmekten vazgeçip bugünün ruhunda saklı şiiri, türküyü, ilahiyi yeniden can kulağıyla işitmek durumundayız.

Bunca gruplaşmanın, cemaatleşmenin, bunca kategorize edilmenin sonucu gönül perdelerini kaldıracak olan yegâne hamle sanatın dilidir bana göre. Evet, gençlere ilmihal okutarak ya da Cuma hutbesinde vaaz ederek onlardan dindar nesil olarak yetişmesini bekleyemiyorsunuz bugün.

Ama doğudan batıdan olsun gönül parametreleriyle insanın içindeki o evrensel anadili konuşacak denli açık yürekler var. Ve bu tevhid ruhunu zuhura getiren bir filmle, bir şiirle, şarkıyla, romanla kendi gerçeklerindeki nura kavuşma arzusuyla kımıldıyor, kımıldatıyorlar. Bazen öyle oluyor ki, içimizdeki ses kelimelere bürünerek kendini onların esinleriyle işitmek istiyor. Çünkü nefsine arif olma dili illa keşfedilmeyi bekliyor.

***

Yunus’un bir nutk-ı şerifi, Mevlana’nın bir sözü öylesine yoğun bir ilhamla bizi aynı zamanda -içimizdeki- esere yaklaştırıyor ki! Gerçeği sanatın dilinde bulmaya çalışan ruhlara, öylesine güçlü bir çekim oluyor ki! Bazen adı Mevlevi oluyorsa bile döne döne, bazen Halveti, Celveti, Kadiri derken… Her zaman Muhammedî.

Böyle denilince de sanki İsevi veya Musevi olmayı dışlayan bir çokluk gibi bakılıyor. Bütün bu aşamaların insanın nefsini (Rabbini) bilme yolculuğunda birer makam olduğunu, zahirde tarihi olaylara dayansa bile batında her birimizin iç dünyamızdaki âna ait merhaleleri yansıttığını göz ardı ediyoruz.

Şucu bucu, senci benci davalarıyla durmadan bölüyor, tanımlıyor, tasnif ediyoruz. Her şeyi olduğu gibi gerçeği de parçalayabileceğimizi sanıyoruz. Ama en ufak, en küçük parçacıkta bile bütün var, hak var, ezcümle hakikat!

***

Anadolu’nun nefesinden dem vurdum başta, evet. Bu toprakların sırlı mayası Hak erenlerin nefesi ise: Onların sükutu ile feryadının gerçeğin dilinde bir ilahi besteye dönüşmesi bir işaret değil midir? Bir rumuz? Bir ipucu?

Sosyolojinin hep diğerlerini dışarıda bırakan tanım ve tasniflerinden, bitip tükenmez siyasi gruplaşmalardan, aidiyet adı altında devlete kadro yetiştiren menfaat cemaatleşmelerinden, dini her birinin tekelinde gösteren çekişme ve kavgalardan usandıkça maneviyatın ruhunu bize yaklaştıracak olan tam da bu ilahi nefes değil midir?

Sunullah Gaybi’lerde, Sinan Ümmi’lerde, Eşrefoğlu Rumi’lerde, Hacı Bayram’larda, Vahap Ümmi’lerde vücut bulan ol canlı söz? Divan? Bugün dahi ancak aşklı kalplerin soluduğu?

Kâl ile bir yere kadar ama hâl edinmedikten sonra sözlerin canlı kalması ne kadar mümkün olabilir ki? Bizim mayamızdaki sırlı dil, velayet dili elan böylesine canlıysa, elan irşad edebiliyorsa aşıkları, elbet halimizde / nefsimizde bir yankısı, yansıması, karşılığı olduğundandır.

***

Burada işte Tapduk’un bir aşamada “Yunus söyle” talimatıyla nutk-ı şerife dönüşen ilhamın sırrı var. Yunus ve diğerlerinin bu ‘ol’ emrine itaat edecek merhaleye ulaştığında ve kendi nefsi için değil, hak için söylemeye başladığında, o benliksiz makamdan çıkan nutk-ı şeriflere bu yüzden ‘ilahi’ denmiştir kültürümüzde, sanatımızda.

Ne muhteşem bir ipucu. Bugünün entelektüel faaliyeti olarak kodlanan bütün şiir / roman yazma yöntemlerini elinin tersiyle deviren, bambaşka bir usül. Mürid mürşid, usta çırak, seven sevilen ilişkisinin kendini bilme eğitimi olarak tezahürü!

Mecnun’un “Leyla benim” demesindeki bir’lik tecrübesi. Sezgiden zihinsel faaliyetten, entelektüel tasarımdan öte, kalbin dilini ayne’l yakin tecrübeyle bilmek, bulmak, buluşmak. Kendi gerçeğinde aslî gerçekle bir olmak.

İşte bunun dili büyüklerimizin dediği gibi elbet remizli, mecazlı, kapalı, örtülü bir dil olacaktı bu topraklarda. Elbette talibin nefsi hangi mertebedeyse oradan hitap edecekti ‘ilahi’. Ve elbette divan-ı ilahiyat böyle bir hal ilmiydi, sesiyle, sözüyle temsili kendinden, yek nefes!

***

İşte buradan başlamalıyız kendi divanımızı yazıp bestelemeye; kalp dilinden. Kalp ilmine. Hal ilmine. Sanatın içinden insanın içine. Usul usul. Füsus bir daha yazılmayacak der büyüklerimiz, ama sen kendi Füsus’unu yazacaksın. Senin gönlünde “vahyedeceğini vahyetti” sırrına ulaşması, onun canlı söze, tavıra, harekete, yaşantıya dönüşmesi, enfüsün ve afakın bir olması demek.

İşte böyle sırlı, katmanlı, mecazlı bir vahiy dilinin yüreğindeki karşılığını bulduğunda, derler ki gönlün semalarından gönlün arzına indirdiğin Kitabın hakikati sen olacaksın. İnsan senin sırrın, sen insanın sırrı…

Derken aşksız şu alemde bir sahife çevrilmiyorsa, aktarım bilgilerini ilmihal bilgisinden yaşantıya dönüştürecek olan yakîn bilgisine bizi ulaştıracak sanatın dilidir bugün vesselam.

Canı pahasına doğruları söylemekten geri durmayan şair: Nef’i
Hayat
Canı pahasına doğruları söylemekten geri durmayan şair: Nef’i
Osmanlı dönemi şairlerinden olan ve 4. Murad ile yakın bir ilişkisi bulunan şair Nef'î denilince akla ilk olarak hicivleri geliyor. Dönemin birçok önemli ismini hicveden Nef'î, devlet büyüklerinin kinini kazandı. 4. Murad, kendisinden bir daha hiciv yazmaması istese de Nef’i, başı pahasına doğruları söylemekten geri durmayacağını bildirmiştir. Canı pahasına hicivlerinden vazgeçmeyen Nef’i, sanatına güvenen, bildiğini açıkça söylemekten çekinmeyen bir kişiliğe sahipti.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.