Dünden bugüne Avrupa Birliği
Dünya
Dünden bugüne Avrupa Birliği
İkinci Dünya Savaşı'nın Avrupa'da meydana getirdiği yıkım Avrupa ülkelerini savaşın külleri üstünde barışı inşa etmeye zorladı. Bu acı tecrübenin bir daha yaşanmamasını sağlamak için Paris Antlaşması ile atılan ilk adım 28 Eylül 1992'de Maastricht'te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması ile sonuçlandı. Avrupa Birliği en büyük sınavını ise İngiltere'nin birlikten çıkmak için referanduma gitmesi ile yaşadı. İşte dünden bugüne Avrupa Birliğinin gerçek hikayesi...


Yeni Şafak
Afrinli çocukları topaçla güldürecek
Hayat
Afrinli çocukları topaçla güldürecek
Kastamonu'nun Cide ilçesine bağlı Çayyaka köyünde yaşayan ve yaptığı ahşap ürünleri satarak geçimini sağlayan Mustafa Alt, Afrinli çocuklar için ürettiği bin topacı bölgeye gönderilmek üzere Kastamonu İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Derneği yetkililerine teslim etti. Mustafa Alt, "Onların ne yazık ki bunu alacak durumu yok. Bırak durumu, annesi, babası, evi, köyü, akrabası, hiçbir şeyi yok. Topaçları alan çocuklar iki dakika gülse, mutlu olsa, o mutluluk bana yeter" dedi.
AA
Trump yeni bir şey söylüyor ama dünya yeniden kuruluyor
Trump yeni bir şey söylüyor ama dünya yeniden kuruluyor

Amerika yalnızlaşırken, Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye yeni bir zeminde buluşmak üzere. Hatta Amerika’ya karşı yeni ittifaklar yeni oluşumlar hızla kurulmak üzere. Artık dünyanın jandarması Amerika’nın parmak sallamasını kimse iplemiyor!

Video: Trump yeni bir şey söylüyor ama dünya yeniden kuruluyor


Sizce de öyle değil mi?

Hatırlıyor musunuz, Amerika’nın Kudüs’e büyükelçiliğini taşıma kararından sonra Birleşmiş Milletlerde (BM) bir oylama yapılmıştı. Ve oylamanın sonucu çok ama çok tartışılmıştı.

21 Aralık 2017’deki oylamadan hemen önce Trump Amerikan yardımı alan ülkeleri tehdit etmişti ve şayet aleyhte oy kullanırlarsa yardımları keseceği tehdidinde bulunmuştu.

Ama oylama Trump’ın tehdidine rağmen Türkiye ve Filistin’in zaferiyle sonuçlanmıştı.

O gece internet sitelerinde haber şöyle duyurulmuştu:

“ABD’nin Kudüs kararının ardından BM Genel Kurulu’nun olağanüstü gündemli toplantısında, ABD’nin kararını geri çekmesini öngören bir tasarı oylandı.

Bağlayıcı niteliği bulunmayan tasarı 128’e karşı, 9 oyla kabul edildi. 35 ülke ise çekimser kaldı.

ABD ve İsrail dışında, Guatemala, Honduras, Marshall Adaları, Nauru, Mikronezya, Palau ve Togo, Trump’ın Kudüs kararını destekleyen ülkeler oldu.

35 ülke ise tasarı için çekimser oy kullandı:

Antigua ve Barbuda, Arjantin, Avustralya, Bahama Adaları, Benin, Bhutan, Bosna Hersek, Kanada, Hırvatistan, Çekya, Dominik Cumhuriyeti, Ekvatoryal Gine, Fiji, Haiti, Macaristan, Jamaika, Kiribati, Litvanya, Lesotho, Malawi, Meksika, Panama, Paraguay, Filipinler, Polonya, Romanya, Ruanda, Solomon Adaları, Trinidad Tobago, Tuvalu, Güney Sudan, Uganda, Vanuatu.”

2017’nin son günlerinde BM’de yaşanan hadise, önceki gün yaşananlara ışık tutar niteliktedir.

AMERİKA ARTIK NE TEHDİTLE NE SİLAHLA İKNA EDEMİYOR

O gün Amerika’nın yardımını alan ülkeler bile aleyhte oy kullanmıştı. Yine o gün ismini yeni duyduğumuz hatta dünya haritasında nerede olduğunu bile bilmediğimiz birkaç ülke Amerika’ya destek vermişti. Nauru mesela!

“Amerikan çağı bitiyor, Amerika geriliyor. Batıyor” gibi cümleleri kurmak için çok erken olduğunu biliyorum.

Fakat, 2001’deki ikiz kulelere yapılan saldırı bahane edilerek geliştirilen yeni “terörle mücadele konsepti” özellikle İslam dünyasına kan ve kaostan başka bir şey getirmedi.

Bununla birlikte 2008 küresel krizinden sonra da ekonomik olarak gerileyen Amerika, Trump ile birlikte “malların ve sermayenin serbest dolaşımı”nı önleyerek ayakta kalma yolunu seçti.

Bu iki hadise, Amerikan çağının zora girdiğinin işaretidir. Amerikan toplumu Trump ile birlikte yeniden zenginleşiyor bu doğru. Ama aynı şekilde dünyanın müreffeh toplumları dahi Amerika’nın yeni ekonomi savaşı nedeniyle zorluklar çekiyor. Tehdit ve şantajlara boyun eğen petrol üreden ülkelerse her gün ekstra bir fatura ödemekle meşgul.

KURALSIZLIĞI DOKTRİNLEŞTİRMEK İSTEYEN TRUMP’A “ADALET” DİYEN BİR ERDOĞAN VAR

Önceki gün Trump, BM kürsüsünden bütün ülkelere kendince racon kesti. İronik biçimde globalleşme doktrinini reddettiğini ilan etti. “Sosyalizm kötü” dedi. “Petrol fiyatları yüksek” dedi. “Amerika” dedi. “Ulus devlet” dedi.

Trump’ın sözlerine ilişkin en kapsamlı analizi gazetemiz Yeni Şafak’ta Zekeriya Kurşun hoca yazdı. )

Zekeriya Kurşun’un yazısı şöyle bitiyor,

“(…) Bütün çelişkilerine rağmen bu konuşma kesinlikle hafife alınmamalıdır. Ama bir sonuç olarak acaba tarih farklı bir coğrafyadan mı tekerrür ediyor? sorusunu da sormamızı gerektirmektedir.

Trump’ın korumacı, saldırgan ve müdahaleci, barışı ve uluslararası işbirliğini baltalayıcı, ticareti sınırlayan konuşması karşısında; Cumhurbaşkanı Erdoğan, adalete, insan haklarına, gelir dağılımındaki eşitsizliğe vurgu yapan ve daha fazla uluslararası işbirliği ve serbest ticareti öneren konuşması yüz yıl öncesini hatırlatmaktadır.

ABD Başkanı Wilson, 1919’da bütün mağrurlukları ile Paris’te toplanarak mazlum milletlerin kaderini tayin eden galip Avrupalılar karşısında milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkını ve “açık kapı” politikalarını savunarak, Milletler Cemiyeti’nin kuruluşu için yola çıkmıştı.

Acaba yüz yıl sonra tarih, ‘dünya beşten büyüktür’ ilkesini ortaya koyan Erdoğan’ın çağrısı ile BM’nin yeniden yapılanmasına giden bir süreci mi hazırlamaktadır?” (27.09.2018 Yeni Şafak.) (Yazının tamamı için https://www.yenisafak.com/yaza... )

2017’nin son günlerinde BM’de yaşanan hadise ve ardından önceki günkü genel kurul toplantısında yaşananlar insanlığın yeni bir merhaleye geldiğinin işaretidir.

Ya elindeki silaha ve etrafa yaydığı korkuya güvenen “güç sarhoşluğu” ile önüne gelene çemkirenlerin dünyayı teslim aldığını göreceğiz… Ya da yüz yıl önce Milletler Cemiyeti’nin kuruluşunun önünü açan Wilson gibi cesaretle öne atılanların “Dünya beşten büyüktür” cümlesinin gerçekleştiğini.

SON 300 YILDA BİLE DÜNYA BİRKAÇ KEZ KURULMADI MI?

16 Nisan 1964 yılında Time dergisine konuşan İsmet İnönü, “Müttefikler tutumlarını değiştirmezlerse, Batı ittifakı yıkılabilir... Yeni şartlarda yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur” demişti.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem BM’de yaptığı konuşma, hem Amerikan medyasına hem Alman medyasına yaptığı açıklamalar gösteriyor ki Türkiye “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” tezinde ısrarlı.

Sahi son 300 yılda bile dünya birkaç kez kurulmadı mı?

Küresel dünyanın sonu mu?
Küresel dünyanın sonu mu?

ABD Başkanı Trump’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma iki gündür hararetle tartışılıyor. Nasıl tartışılmasın ki? Trump, duraksamadan, tereddüt etmeden, bir saniye düşünmeden ve anında Amerika’nın varoluşunu üstüne kurduğu tüm değerlerden yani küreselleşme doktrininden vazgeçtiklerini söyledi,: “Biz küreselleşme doktrinini reddediyoruz. Tüm dünyadaki ülkeler kendi ülkelerini korumalıdırlar… Bundan sonra sadece bize saygı gösteren ve açıkçası dostumuz olan ülkelere yardımda bulunacağız”.

Video: Küresel dünyanın sonu mu?


Ama konuşmasında hem bu cümleleri kurdu; hem Venezuela ordusuna seslenerek sistem değişikliği önerisi yani darbe çağrısı yaptı; hem küreselleşmeye hayır dedi, hem de İran’a yaptırım tehditlerine devam etti; hem herkes başının çaresine baksın diye konuştu, hem de sosyalizmi hedef alan bir yaklaşım sergiledi. Bana kalırsa Trump yönetiminin vazgeçtiği küresellik değildi, “yumuşak güç”tü. Yani bundan sonra dünya üzerindeki etkinliğini kültür, edebiyat, sinema, sanat ve diplomasiyle yürüten bir ABD’den ziyade, askeri gücü, ekonomik yaptırımı, iktisadi tahakkümü ya da uluslararası örgütlerdeki etkinliği kullanan bir ABD’yle karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor. Daha da özeti, ABD bugüne dek yumuşaktı, bundan sonra sertleşmeyi tercih edeceğe benziyor.

Trump’ın açıklamasından sonra, sahiden de küreselleşme döneminin bittiğini ya da bitmeye başladığını düşünenler oldu. Böyle düşünmekte de haksız değiller; nitekim Koskoca ABD Başkanı’nın çıkıp BM Kurulu’nda açıktan küreselleşmeyi reddetmesi; ABD’nin varoluşsal bir çelişkiye düşmesi anlamına gelirdi ki; ardında gerçekçi bir zemin olmadıkça bir aptal bile bunu yapmazdı. Dolayısıyla Trump genellikle ciddiye alındı ve ABD’nin Bosna Savaşı’ndaki ve Suriye’deki eylemsizliği küreselleşmeden vazgeçişe delil gösterildi. Bir kısım analistler, küreselliğin ilk sarsılma tarihi olarak Vietnam’ı gösterdi.

ABD içinde küreselciler ve karşıtları arasında bir mücadele olabilir; bu mücadelede şimdilik Trump taraftarları galip gelmiş görünüyor da olabilir. Ama Trump’ın yaptığı açıklamayı buna bağlayarak küreselliğin yenilgisini ya da yokoluşunun başlangıcını ilan edenlerin belki biraz daha düşünmek isteyeceklerini sanıyorum. Zira sosyolojik olarak küreselleşme süreci bir kişinin ya da bir grubun kararıyla, tarihin akışı içerisinde kısa sayılabilecek 10, 20 ya da 40, 50 yıl gibi süreler içinde durdurulabilecek ya da tersine çevrilebilecek bir durum mudur, zannetmiyorum. Çünkü benim anladığım küresellik, dünyanın içinden geçtiği tarihsel bir dönemin adı, Trump’ın oyuncaklarından biri değil.

Küreselliğin ortadan kalkacağı bir gün hiç mi gelmez, elbette gelir. Dünya tarihinde, akışı tamamen başka bir yöne kaydıracak paradigmatik, şok kırılmalar elbette olmadı değil; mesela geleneksel dönemlerden modern dönemlere geçiş süreci böyle bir kırılmanın ürünü ama bunun olabilmesi için bir Fransız Devrimi, bir Sanayi Devrimi ve tüm dünyada çalkantıyla geçen onyıllar belki bir asır gerekti. Küreselleşme denilen şey de dünyanın eriştiği bir durumun adı sonuçta; üstelik modernliğin sıfatlarından biri olacak denli baskın bir durumun adı: Küresel modernlik.

Küresel dünyada ise karşılıklı bağlantılılık diye bir kavram var. Kabaca diyebiliriz ki, her şey birbirine bağlı ve diyalektik bir süreçte her şey karşıtıyla kaim. Küresel ekonomi ve yerel ekonomi birbiriyle göbekten bağlantılı, küresel siyaset ve yerel siyaset açık biçimde bağlantılı (Birleşmiş Milletler küresel siyaset üretme platformlarından sadece birisi ve Trump şaka gibi ama küreselliği bu platformda reddediyor), yerel kültür ve küresel kültür, birbirini hem değilleyen, hem dönüştüren işlevlere sahip. Üstelik bunlardan birini tutalım, diğerlerini atalım gibi bir seçenek de yok. Biz sevelim ya da sevmeyelim, böyle.

Benim bilebildiğim kadarıyla -ABD iç kavgasındaki “küreselciler ve karşıtları” gibi siyasi isimlendirmelerden sözetmiyorum- küresellik, yeryüzündeki hiç kimsenin “hadi biz küresellikten çekiliyoruz” diyebileceği bir süreci ifade ediyor olamaz. Trump, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, -Vietnam Savaşı ya da 11 Eylül sonrası işgaller gibi kaba kuvvetin kullanıldığı süreçlerde inkıtaya uğramış olsa da- uyguladığı ‘yumuşak güç’ten vazgeçeceğini gösteriyor ama bunun yerine ne koyacağı hala belirsiz.

Trump’ın sınırlara duvar örmesi, göçmen istememesi, İsrail’i destekleyip Müslümanlara terörist muamelesi çekmesi ya da artık hiçbir devlete yardım etmeyeceklerini söylemesi küreselleşmenin bittiği anlamına gelmez. Hatta buna elinde hepi topu 4 yıl olan tek bir ABD Başkanını bırakın, kimsenin gücü kolay kolay yetmez. Örnek mi, küresel faktörlerden sadece ama sadece biri olan doların egemenliğini bugüne dek Çin’den Rusya’ya Avrupa’dan Türkiye’ye kırabilen çıkmadı.

Sonuç; Sınırlara duvar örmek, göçmen istememek ve benzeri tuhaflıklar, küreselliği sona erdirmez, olsa olsa ABD’nin varoluş ilkelerine ters düşmek anlamına gelir. Anlayacağınız Trump, kendi ayağına sıkıyor. Bunu bir sonraki seçimde göreceğimize inanıyorum.

Çocuklarda hastalıklara karşı 8 etkili yöntem
Hayat
Çocuklarda hastalıklara karşı 8 etkili yöntem
Okulların açılması ve havaların soğumasıyla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen zamanın artması hastalıklara davetiye çıkarıyor. Ancak alınacak bazı basit tedbirlerle çocuğunuzun hem sağlığını koruyabilir hem de okul başarısının düşmesine engel olabilirsiniz.
Yeni Şafak
Haftanın filmleri: 12 film birden vizyonda
Hayat
Haftanın filmleri: 12 film birden vizyonda
Türkiye'deki sinema salonlarında bu hafta 2'si yerli 12 film vizyona girecek. "Malcolm X", "Inside Man" ve "25th Hour" gibi başarılı filmlerin yönetmeni Spike Lee'nin yeni filmi "Karanlıkla Karşı Karşıya" izleyici ile buluşacak. Komedi meraklılarını sinema salonlarına çekecek olan "Göktaşı"nın başrollerinde Şafak Sezer, Aydan Taş gibi oyuncular var.
AA
17 milyon dolar değerinde
Hayat
17 milyon dolar değerinde
Dünyaca ünlü iki marka tarafından tasarlanan "dünyanın en pahalı ayakkabısı" 17 milyon değerinde. ‘Passion Diamond’ isimli ayakkabı dün Duabi'de görücüye çıktı.
Diğer
Dünya Kupası'nda devrim gibi değişiklik
Spor
Dünya Kupası'nda devrim gibi değişiklik
FIFA, Katar'da düzenlenecek 2022 Dünya Kupası'nda sıra dışı bir değişikliğe imza atmayı planlıyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.