Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Koronavirüs tedavisi gören hasta penguen dansıyla taburcu oldu
Koronavirüs
Koronavirüs tedavisi gören hasta penguen dansıyla taburcu oldu
Kırklareli'nin Lüleburgaz İlçesinde daha önce hastaneye başvuran M.Y. isimli şahsın korona virüs testleri pozitif çıkınca tedavi altına alındı. Lüleburgaz'da özel bir hastanede 5 gün boyunca tedavi gören M.Y.'nin test sonuçları negatife dönüştü. Bunun üzerine M.Y. sağlık ekipleriyle penguen dansı yaparak hastaneden taburcu oldu. M.Y.'nin sağlık ekipleriyle yaptığı penguen dansı renkli görüntülere sahne oldu.
IHA
Hayır olsun inşallah!
Hayır olsun inşallah!

Seyyid Hüseyin Nasr’ın ‘İnsan ve Tabiat’ isimli kitabından bir Tao mükalemesi: Kral Huang Ti, Taocu bilge Kuang Khang Tze’nin huzuruna vardığında ona, “Efendim” dedi “sizin mükemmel Tao’ya ulaştığınızı işittim. Onun özünün ne olduğunu sizden öğrenmek istiyorum. Göğün ve yerin en küçük bir etkisini bile hesaba katarak beş tahılı daha iyi yetiştirmek, böylece halkımı daha iyi beslemek istiyorum. Yin ve Yang’ın işleyişine de yön vermek, böylece bütün canlıları rahat ettirmek istiyorum. Bütün bu istediklerime nasıl kavuşabilirim? diye sordu. Kuang Khang Tze şöyle cevap verdi: “Bütün her şeyin ilk özü nedir, diye soruyorsun. Bu özü paramparça ederek, bölerek onu yönetmek istiyorsun. Sizin dünyevi yönetiminize göre, buharlaşan sular toparlanıp bulut olmadan yağmura dönüşmeli; bitkiler, ağaçlar yapraklarını daha sararmadan dökmeli; güneş ve ay, bir an önce yanıp sönmelidir. Senin zihnin, makul gibi görünen sözler geveleyen bir dalkavuğun zihnidir. Sana mükemmel Tao’yu söylemem doğru olmaz.”

Belki zamanla üstümüze çöken bu kâbus sona erecek, bozulan her şey tamir edilerek hayat yeniden yoluna koyulacak. Az daha sonra, birçokları her şeyi değiştiren bu derin bir fay kırığını unutmanın yollarını bularak yaşamaya kaldıkları yerden aynı hovardalıkla devam edecekler. Görünür hayatta her şeyin üstünün örtülmesi belki de sandığımız kadar bile zaman almayacak. Çünkü temelini unutkanlıklar üzerine inşa eden, unutma kabiliyetini temel gücü kabul eden bir dünyanın insanlarıyız. Yüzeysel bir yerden, hayatın rutin döngüsü üzerinden meseleye baktığımızda bu böyle... Ama insana ve hayatın gidişatına dair kaygıları olanlar, yaşadığı zamana ilişkin bir anlamlandırma, bir hissetme gayreti ve ısrarı içinde olanlar için, yaşadığımız şu kırılma günleri pek muhtemel ki tarihin önemli dönüm noktalarından birine dönüşecek. Son yüzyılın bütün kabulleri yara almış durumda... İnsanın, alemdeki her şeyi kontrolüne alma, tabiatı yönetip imkanlarını talan edercesine kullanma, hayatı özünden bozmak pahasına bilimsel ve teknolojik hükümranlığını sürdürme iddiası sağlam bir tokat yemiş bulunuyor. Oysa, bir asırdan daha fazla bir zamanı, neredeyse bütün kadim kabulleri bir yana bırakarak, insanın hayat üzerindeki egemenliğine kendini inandırmaya çalışmakla geçirdi insanlık. Şimdi, hepimizin az ya da çok kapıldığımız bu illüzyonun yıkılışını izliyoruz hep birlikte. Şüphe yok, bu illüzyonu yeniden karşımıza çıkaracaklar, bizi yeniden her şeyi kontrol edebildiklerine inandırmaya çalışacaklar. Doğrusu, inananlar da olacak her zamanki gibi... Çünkü bir oyun ve eğlenceden ibaret olan bu parlak yalana inanmak isteyecekler. Kısa vadede bir şey değişmemiş zannına düşeceğiz hepimiz belki de. Ama uzun vadede çok şeyin değişmiş olduğunu, bu derin travmanın, bu büyük kırılmanın fikirde, duyguda, anlayışta, hissedişte bir çoğu geri dönülmez biçimde değiştirdiğini göreceğiz. İlmin, irfanın, edebiyatın, felsefenin, sinemanın, sosyolojinin ve psikolojinin istikametini büyük ölçüde yeniden aslî rotasına çevirmeye başladığına şahit olacağız. İnsan, belki de tarih boyunca kendisine en emniyetli anlam zeminini kazandıran ‘acziyet’ şuurunu belki de yavaş adımlarla da olsa yeniden kazanacak.

Korkuyla bir kâbustan uyandığımızda “Hayır olsun inşallah!” derdi bize büyüklerimiz. Hep beraber gördüğümüz bu ürkütücü kâbus için dilimizi alıştırmamız gereken dua işte bu!

“Hiçbir şey, gölgeden başka bir şey değil. Hatta, üstteki bir dünya gölge vermeyecek olsa, aşağıdaki dünyalar bir anda eriyip gider; çünkü mahlûkattaki dünyaların her biri, kendi üstündeki dünyanın arketiplerine sımsıkı bağlı birer gölgeden başka bir şey değildir. Bu yüzden herhangi bir biçimle ilgili olarak söylenebilecek en doğru söz, en nihayet, onun bir sembol olduğudur. Onun için sâlik, herhangi bir şeyi temaşa ederken, onu, varoluşunu açıklayabilecek tek yönü olan küllîlik vasfı içinde temaşa eder” diye yazmış merhum Ebubekir Siraceddin (Martin Lings), ‘Yakîn Risalesi’ kitabında.

Vatandaş için konan dezenfektanı sökerek çaldılar
Gündem
Vatandaş için konan dezenfektanı sökerek çaldılar
Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesinde ilçenin çeşitli noktalarına yerleştirilen dezenfektanlar kimliği belirsiz kişilerce yerinden sökülerek çalındı. 12 farklı noktaya yerleştirilen dezenfektanların yerine yenisi konulurken, halkın sağlığı için konulan dezenfektanları çalanlardan bazılar İstanbul Caddesi'nde güvenlik kamerasına yansıdı.
IHA
RTÜK Başkanı Şahin'den 'sorumlu yayıncılık' vurgusu: Rağbet gören diziler yayınlanmaya devam edecek
Hayat
RTÜK Başkanı Şahin'den 'sorumlu yayıncılık' vurgusu: Rağbet gören diziler yayınlanmaya devam edecek
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını tedbirleri kapsamında vatandaşların evden çıkmamasıyla televizyonun popülerliğinin artacağını belirterek, "Televizyonlarımız aynı zamanda önemli bir eğlence aracı. Halihazırda rağbet gören yerli yapım ve diziler, içinde bulunduğumuz ağır gündemde de rahatlama adresiniz olarak sizlerle olmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.
AA
Kamu yönetiminde değerli yalnızlık
Kamu yönetiminde değerli yalnızlık

“Kamu yönetiminde değerli yalnızlık da nedir” diyen okuyucularımıza ne demek istediğimizi bugünkü yazımızda açıklamaya çalışacağız. Özellikle halk içinde hakla beraber olan ve Hakkın sürekli gözetim ve denetimi altında olanların ne demek istediğimizi daha iyi anlayacağını düşünüyoruz.

Kamu yönetiminde değerli yalnızlık nedir?

Son dönemlerde kamu yönetiminde haksızlık karşısında sürekli susarak dilsiz şeytanlığa soyunan çok fazla kişi olduğunu görüyoruz. Bu durumun birçok sebebi olabilir. Kimileri imkânların verdiği konfor alanını terk etmek istemediği için makamın tutkusundan vazgeçemez ve susar, kimileri ise fıtraten itiraz edecek ve bildiği doğruları söyleyecek cesareti ve bilgileri olmadığı için susar. Hatta bazıları bırakın susmayı adeta kötülüklerin teşvikçisi rolünü değme aktörlere taş çıkartacak şekilde oynar.

Bir de kamu yönetiminde unvanları ne olursa olsun bir grup personel vardır ki bunların bilgileri ve cesaretleri duruşlarıyla birleşince adeta haksızlık karşısında kurumlarının Ebu Zer’leri olurlar. Bunlar kötülüğe teşne idarecilerin en sevmediği ve imha edilecekler listesinde olan gruptur. Kötü paranın iyi parayı piyasadan kovduğu gibi bunlar da kurumlarının iyi parası hükmündedir. Bunlar adeta kamu yönetiminde değerli yalnızlık içindedirler.

Bunların sayılarının azlığının hiçbir önemi yoktur. Bulundukları yerlerde vicdan rolünü oynarlar. Bunların fikirleri altın mesabesindedir ve istenmese de alınmak zorundadır. Özgül ağırlıkları çok yüksek olduğu için yüksek makam sahipleri dahi bunların yanında makamlarının hazzını yaşayamazlar ve kendilerini değersiz hissederler.

Değerli yalnızlar niçin tehlike içindedir?

Bunları idareci yaparsanız hiç problem çıkmayan kurumlarda sıkıntı çıkar. Çünkü yıllarca idare edilen yanlışlara bunların zamanında dur denilir. Bunlar yanlışı görür, duyar ve düzeltirler. Bunlar, meydana çıkmış pislikleri kenara-köşeye tepmeye çalışmaz, halının altına süpürmezler. Yapacakları işlerde bildikleri doğruların arkasında duracakları için amirlerin gözlerine bakma alışkanlıkları da yoktur. Bunlar hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çekerler. Bu nedenle işportacı âmirler kurumların değerli yalnızlarından son derece rahatsızlık duyarlar ve ilk fırsatta bunları kenara çekmeye çalışırlar.

Toplantıda bunların tek başına kalmalarının hiçbir önemi yoktur. Bildikleri doğruları savunur ve hiç çekinmeden şerhlerini yazarak değersiz çoğunluğun korkulu rüyası olurlar. Bazen çoğunluğa rağmen tek başlarına sonuca ulaşırlar ve onlara rağmen yanlış karar alın(a)maz. Bunlar, âmirlerin aynası olurlar ve âmirler bunlara baktıkça veya bunlarla bir araya geldikçe günahlarını hatırlarlar. Garip ama hiç kimse musalla taşına yatmadan günahlarını hatırlamak istemiyor.

Değerli yalnızlar kurumların Ebu Zer’leridir

Değerli yalnızlar kurumların Ebu Zer’leridir. Hiç kimseden çekinmeden doğruları idarecilerin yüzüne haykırırlar. Âmirlerin yanında herkes fikrini açıklasa da Ebu Zer’lerin ne diyeceği hep merak edilir. Ebu Zer’ler ahiret kaybını bütün kayıpların üzerinde tuttukları için umursamadan doğruları haykırırlar. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (radıyallahu anhüm) dönemlerinde Ebu Zer, el üstünde tutulmuştu. Hz. Ömer’in rızası olmadan Hz. Ebubekir iş yapmıyor, Hz. Ömer ise kendi denetimini zaten kendisi kurmuştu.

Ömer hutbeye çıkar, ihtiyar bir kadın itiraz eder ve makul itiraz Ömer’den karşılık bulur ve “Ömer yanıldı, ihtiyar kadın doğru söyledi” der. Başka bir gün ganimet malının taksimini yanlış bulan birisi Ömer’i hutbede ikaz eder ama Ömer’de hiçbir celâllenme olmadan oğlu Abdullah’ın konuyu izah etmesini ister. Yani Ömer hesap vermekten ve “Ömer yanıldı” demekten çekinmez. Ebu Zer, bu Ömer’i nasıl eleştirebilir ki. Ömer halk gibi yer, halk gibi yaşar ve kimse onun ayrıcalıklı haline şahit olamaz. Onu sevmeyenler dahi hakkında tek kelime kullanamazlar.

İşte Ebu Zer’in başına gelenler Ömer sonrasındadır. Garip ama Ebu Zer’in sürgünü Hz. Osman dönemindedir. Eleştirileri acıtır ve Hz. Peygamberin (sav) dizinin dibinden ayırmadığı Gıfarlı Ebu Zer, koca koca şehirlere sığmaz ve çöle sürgüne gönderilir. Acaba affedilmeyecek nasıl bir günah işlemişti ki çoluk çocuğuyla tek başına çölde yaşamaya zorlanmıştı ve yokluk içinde çölde hayatını kaybetmişti. Ebu Zer’de nasıl bir cevher vardı ki bildiği doğruları hiç çekinmeden her bedeli ödemeye razı olarak söyleyebiliyordu. Tarihimizi, övgü ve sövgü cenderesinden çıkarmadan geleceği sağlıklı inşa etmemiz mümkün değildir.

Unutmayalım ki Ömerler ve Ebu Zer’ler birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Ebu Zer’lerin olmadığı yerlerde Ömer’ler, Ömer’lerin olmadığı yerlerde Ebu Zer’ler bulun(a)maz. Öncelikle eğilmeden ve bükülmeden çölde tek başına yaşamayı göze alabilecek Ebu Zer’leri çoğaltmamız gerekiyor. Konfor alanları terk edilmeden ve bedel ödeme göze alınmadan Ebu Zer olunamaz. Yani önce Ebu Zer’lere katlanma ortamını oluşturacağız. Dolayısıyla formülü yanlış kurarsak sonuç doğru çıkmaz.

Bu kadar şeyi niçin mi anlattım? Bazen tarihe not düşmek bazen de ola ki birileri yanlışlıkla okur da faydalanır diye.

Sonuç olarak, kamu yönetiminde değerli yalnızlar dün de azdı, bugün de az, yarın da az olacaktır. Ümit ederim ki kamu yönetiminde değerli yalnızlığı izah edebilmişimdir. Hakkın hatırını her halükârda üstün tutan “değerli yalnızların” çoğalması dileklerimle.

Suriye savaşının sembol ismi: SİHA'lar rekorumu bir günde alt üst etti
Dünya
Suriye savaşının sembol ismi: SİHA'lar rekorumu bir günde alt üst etti
Suriye iç savaşının sembol isimlerinden biri Ebu TOW lakabıyla bilinen Suheyl Muhammed Hamud idi. Suriye ordusundan ayrılarak 2014 yılında muhalif saflara katılan Hamud, 'anti-tank' füzesi kullanmaktaki maharetiyle tüm dünyaya ün saldı. 2015 yılında rejime ait savaş uçaklarını TOW füzesi ile vurduğu görüntüler ise hala hafızalarda. Türkiye'nin bölgedeki son operasyonları ile ilgili konuşan Hamud, "Türk SİHA'ları benim rekorumu bir günde alt üst etti. Bu durum beni çok şaşırttı. Daha önce böyle bir şey görmemiştim" dedi.
Yeni Şafak
Sirac Ali’den Ebu Siha’ya yollar var
Sirac Ali’den Ebu Siha’ya yollar var

Sirac Ali kim, bilmiyorum. Bir Suriyeli olduğu kesin. Twitterda, google çevirisi yardımıyla attığı bir mesajı düştü önüme. Türkçesini düzelterek alıntılayayım mesajı: “9 yıl içerisinde ilk kez üzerimizde uçan ve bizi bombalamayan bir savaş uçağı görüyoruz ve ilk kez Esed şebbihalarının ölüm korkusuyla gökyüzünü gözetlediğine şahit oluyoruz. Allah’ım sana binlerce kez hamdolsun.”

Ebu Siha ne peki? 9 yıl sonra ilk kez göğe güvenle bakabilen Suriyeli mazlumların Selçuk Bayraktar’a verdiği künye.

Sirac Ali’den Ebu Siha’ya doğru akıp giden o yolu gerekirse hayatımız pahasına korumaksa boynumuzun borcu.

Şimdi böyle deyince bazı insanlık cürufları, hakkımda kanaatlerini belirtirler: “Savaş çığırtkanı.”

Desinler tabii... Nasılsa ben abdestimden eminim, onlar da bu pisliği niçin yaptıklarının tamamen farkındalar ne de olsa.

Geride bıraktığımız 9 yıl boyunca “Suriyeliler evine dönsün” kampanyası yapan kanaatlerini sevdiğiminin önderleri, aslında şöyle diyorlardı: “Suriyeliler, Esed’in üzerlerine varil bombalarını dilediğince yağdırabildiği ülkelerine dönsün.”

Şimdi aynı kayış suratlı herifler, Türk devleti mültecilere Avrupa’nın kapılarını açıp “İster ülkemizde kalmaya devam edebilir, isterseniz Avrupa’ya gidebilirsiniz” kararı aldı diye birinci sınıf duyarlılık kumkumalığına başladılar. Tabii aynı zamanda sınırdaki mültecilere insani yardım ulaştırma çağrısı yapan Haluk Levent’i falan linç ederek. Gördünüz mü bilmem? Haluk Levent, “Yanlış anlaşıldım, benim mülteciler hakkında ne düşündüğüm bellidir” falan demek zorunda kaldı.

Haluk Levent’in mülteciler hakkında ne düşündüğünü bilmem ama bahsi geçen kayış suratlı heriflerin karınlarında taşıdığı pisliği bilirim. Dertleri, mültecilerin iyiliği değildir, hiç olmamıştır. Dertleri, mülteci meselesinin üzerinde memleketin aleyhine olacak şekilde tepinmektir. İflah olmaları da mümkün değildir bence.

Bu güruhun, Türk ordusuna ‘düşman’ deyip peşine de “Suriye uçakları düşman unsurlarına karşı taarruza geçti” yazan mezhepçi ve kadrolu Esedçinin tutuklanmasına duyar kasmalarına gülüp geçelim tabii de gülüp geçemediğimiz şeyler de var.

Benim en gülüp geçemediğim şey şu: 40 yıldır PKK’nın, 10 yıldır Esed’in akıttığı kana hiç ama hiç itiraz etmeyen bu insanlık cürufları, şehitlerimizin karşılığını vermeye başladığınız dakika “Savaşa hayır!” kampanyası başlattılar. Hem de mesela Brecht’ten, Niçe’den, bilmem kimden alıntılar yaptıkları süslü cümlelerle. Savaşın ne kadar kötü bir şey olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar bizi.

Bu insanlık cürufları için savaş sadece terörist ya da şebbiha gebertilince kötüdür çünkü. Bir PKK’lı it, bir Acilci pislik, bir manyak şebbiha, bir mezhepçi psikopat Hizbullat militanı ölünce kötüdür savaş, bu cüruflar için. 5 milyon mülteci üreten savaş kötü değildir. Bebeklerin üzerine varil bombası atılan savaş kötü değildir. Kimyasal silah kullanılan savaş kötü değildir. TSK, askeri hedef gözeterek itlafa başlayınca “Savaşa hayır!” diye tıslamaya başlar çatal dilleri.

Bize düşen, bunları tanımak, bunları iyice tanımaktır.

Yunan askeri Suriyeli mülteci çocuğu boğazından vurarak öldürdü
Gündem
Yunan askeri Suriyeli mülteci çocuğu boğazından vurarak öldürdü
Türkiye'den sınırı geçmek isteyen göçmenlere günlerdir gaz ve tazyikli su ile müdahale eden Yunanistan askerleri katliama başladı. Edirne'deki İpsala sınır kapısından Yunanistan'a geçmeye çalışan Suriyeli göçmen Ahmed Ebu Emad Yunan Sınır Güvenliği tarafından boğazından vurularak öldürüldü. O anın görüntüleri kan dondurdu.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.