Gökhan Özcan’a edebiyat ödülü
Hayat
Gökhan Özcan’a edebiyat ödülü
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından tarafından bu yıl “ehliyet ve liyakat” temasıyla dördüncüsü gerçekleştirilen “Kültür Sanat Ödülleri”, Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Gecede, “Yılın Edebiyat Ödülü” Yeni Şafak yazarı Gökhan Özcan’a verildi.
Yeni Şafak
11. İstanbul Edebiyat Festivali yarın başlıyor
Hayat
11. İstanbul Edebiyat Festivali yarın başlıyor
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şubesi’nin, Gençlik ve Spor Bakanlığı, İstanbul Ticaret Odası, Fatih, Zeytinburnu, Pendik ve Sultanbeyli belediyelerinin desteğiyle düzenlediği, bu yıl 11’incisi yapılacak olan İstanbul Edebiyat Festivali başlıyor. 26-27-28 Aralık tarihleri arasında “Edebiyat ve Gençlik” temasıyla İstanbullulara edebiyat şöleni yaşatacak olan festivalin açılışı, 26 Aralık Perşembe günü (Yarın) saat 11.30’da TYB İstanbul’un mekânı olan Kızlarağası Medresesi’nde yapılacak.
Yeni Şafak
İstanbul Üniversitesi'nde 18 Aralık Dünya Arapça Günü
Gündem
İstanbul Üniversitesi'nde 18 Aralık Dünya Arapça Günü
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanlığınca, '18 Aralık Dünya Arapça Günü ' etkinliği düzenlendi. Düzenlenen etkinlikte, Arapça'nın önemi ele alınırken, yöresel tatlar ve kıyafetler, müzik ve kültürel değerlerin yer aldığı 22 Arap ülkesi de tanıtıldı.
AA
Ateş hattında edebiyat doğdu
Hayat
Ateş hattında edebiyat doğdu
Filistin’de başlayan dönüş edebiyatı, Irak ve Suriye gibi savaş bölgelerindeki edebiyatçıları da etkisi altına alıyor. III. Uluslararası Vatana Dönüş Edebiyatı Sempozyumu bu üç ülkenin dönüş edebiyatına ayna tuttu. Sempozyumda görüştüğümüz Enes El-Şeyh Ali, “Gerçekten dönmek imkansız mı oldu? En azından hiçbir şeyin biz ayrılmadan önceki haline dönmeyeceğini biliyoruz” diyor.
Yeni Şafak
İlber Ortaylı'dan Nobel Edebiyat Ödülü eleştirisi: Nobel'in de hiçbir anlamı yok
Hayat
İlber Ortaylı'dan Nobel Edebiyat Ödülü eleştirisi: Nobel'in de hiçbir anlamı yok
Prof. Dr. İlber Ortaylı, Srebrenitsa'da yaşanan soykırımı inkar eden ve Sırp savaş suçlularını savunan Avusturyalı yazar Peter Handke'ye Nobel Edebiyat Ödülü verilmesine ilişkin, "Maalesef büyük bir edebiyat ödülü kasabalılaşmış. Bu yüzden ona verilen Nobel'in de hiçbir anlamı olmaz" dedi.
AA
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı yazdığı eve tabelası asıldı
Hayat
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı yazdığı eve tabelası asıldı
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Tanpınar Araştırmaları Merkezi'nin "İstanbul'un Edebiyat Coğrafyası" projesi kapsamında, yazar Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar" romanını yazdığı Beyoğlu'ndaki evine bilgilendirme tabelası asıldı.
AA
Batı, işte budur!
Batı, işte budur!

Nobel Edebiyat Ödülü’nün Peter Handke’ye verilmesi, Batı’nın ikiyüzlülüğünü simgeleyen unutulmaz bir skandal olarak tarihin kaydına geçti.

İsveç Akademisi’nin ödüllendirdiği “bu yazar müsveddesi” Bosna Soykırımının inkârcısıdır.

Savaş Suçlusu Sırp Kasabı Miloseviç’in de hayranıdır.

*

Katledilenler Müslümanlarsa Batılılar ellerini ovuştururlar; insan kasaplarının yaltakçılarına bile ödül verirler.

Bu kahpeler, Nobel ödüllerini güya “insanlığa hizmet edenlere” veriyorlardı, ya!

Oysa: Handke üzerinden, Bosna’da insanlığı katledenlere, zalimlere vermiş oldular!

Üstelik…

Irkçı& Faşist Handke’ye “Dünya İnsan Hakları Günü’nde verdiler, Nobel’i!

En başta Boşnak kardeşlerimiz olmak üzere yerküremizin dört bir yanındaki mazlumlarla dalga geçer gibi!

İçerideki Batı Muhiplerinin, bir başka deyişle Ertuğrul’giller & Taha’giller familyasının “put yapıp taptığı” Batı’nın, Hakiki Yüzü işte budur!

ASLINDA, NE DEMİŞ OLDULAR?

Nobelciler, Peter Handke’ye verdikleri ödülle Boşnak Soykırımının Ortağı haline geldiler.

Bu ödül; bir yerde “Potansiyel Miloseviç’leri Cesaretlendirme” yahut “Yeni İnsan Kasaplarına Kapı Aralama” mesajı olarak da görülebilir.

Batı’da yükselen/yükseltilen ırkçılığa ve dahi İslam düşmanlığına; Avrupa’daki “Kültür-Sanat” cenahından da göstere göstere koltuk çıkılmıştır!

İYİ HAL KÂĞIDI YOK

Arakanlı Müslümanlar; Nobel Barış Ödülü’ne 1991’de layık görülen Myanmar’ın zalim lideri Ang San Su Çi yönetiminde 2017’de dehşetengiz bir katliama uğradılar.

Müslümanların, masumların katliamı; Kahpe Su Çi’nin “Barış”tan ne anladığını “cümle âleme” gösterdi…

Nobel ödülünün Myanmar Liderinden “geri alınması” yolundaki tüm talepler, Nobel Komitesi tarafından geri çevrilmişti!

*

2009 yılında, Haydut Devlet ABD’nin Başkanı Obama’nın Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesi ise bir başka örnektir.

Görev başlamasının henüz dokuzuncu ayında bu ödülü alması, Obama’yı dahi şaşırtmıştı!

ABD’nin yeni başkanına “kafadan ödül veren” Nobel Komitesi’nin “Obama’nın yaptıklarıyla ödülü hak ettiğini” söylemesi, inandırıcı bulunmamıştı.

Dahası, bir nevi “kara mizah” gösterisi gibiydi!

“Nobel Barış Ödüllü” Obama’nın iki dönemlik başkanlık yıllarında; Kan İçici Yanki’ler; özellikle Afganistan’da, Irak’ta ve Suriye’de sayısız sivilin, masumun, Müslümanın kanlarını kasten döktüler!

Demek ki neymiş? Dönemin ABD Başkanı Obama’nın “yaptıklarına” değil de “yapacaklarına” ödül vermişler!

*

Liderleri Vatikan’da Papa’nın önünde el pençe divan duran yani aslında bir “Hıristiyan Kulübü” olan Avrupa (Terör) Birliği’ne 2012 yılında “Nobel Barış Ödülü” verildiğini de çoktan unuttuk!

Yıllardır PKK terör örgütünü destekleyen AB; Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldükten “sadece bir yıl sonra” Mısır’daki El Sisi darbesine ve Faşist Sisi’nin katliamlarına selam durdu…

“Nobel Ödüllü” Avrupa Birliği, PKK’nın Suriye kolu YPG-PYD terör örgütünü bütün hücreleriyle desteklemeye devam ediyor!

*

Velhasıl, şu Nobel Komitesi’nin İyi Hal Kâğıdı yoktur.

Boşnak Soykırımının İnkârcısı ve Soykırımcı Sırp Kasaplarının Yaltakçısı Avusturyalı Peter Handke’ye ödül vermekle de gerçek yüzlerini bir defa daha gösterdiler.

BİR DE SOYKIRIM CEPHESİNE BAKALIM

Vaktiyle, Savaş Suçlusu Miloseviç tarafından Handke’ye “Sırp Şövalye Nişanı takdim edilmişti!

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic de Nobel almasından dolayı Handke’yi kutladı ve “Sırbistan sizi gerçek dostu olarak görüyor. Ödülü içimizden biri almış gibi hissediyoruz” dedi!

Yani, nedir? Soykırımcı Sırpların Cephesinde değişen hiçbir şey yok!

MADEM ÖYLE, GEL BÖYLE

Ahmet Hakan’ın Hürriyet’i Kaptanı olmasıyla birlikte Latif Demirci’nin karikatürleri de gazetenin ilk sayfasına geri döndü.

Latif’in önceki günkü karikatüründe, üzerinde “Güngören Belediyesi: Dış Güçler Aracı” yazan bir minibüs çizilmişti…

Güzel! Peki, ya bu Latif, bir dönem Hürriyet’te birlikte çalıştıkları Taha Akyol’la alakalı içinde “Dış Güçler” geçen bir karikatürü çizebilir mi?

Elbette, mümkün değil…

Kendisinin de, çiçeği burnunda amiri Ahmet’in de işine gelmez! Eh, zaten en başta Ertuğrul izin vermez!

*

Çizemeyecekleri karikatürün hammaddesi de şudur:

Eski yazarları Taha Akyol, 9 Şubat 2015’te Hürriyet’teki köşesinde “Üst Akıl, Dış Güçler, Paralel Yapı gibi laflar komplo teorisidir” diye yazmıştı!

Edebiyat ve kurşun
Edebiyat ve kurşun

Nobel edebiyat ödüllerini iki kutuplu dünyanın çöktüğü yılları temel alarak değerlendirdiğimizde herhâlde ufuk açıcı sonuçlara ulaşabiliriz. Edward Said’in yöntemini takip ederek edebiyat, sömürge ilişkileri, tanımlama ve yönetim gibi düşünce dünyamızı belirleyen alanları yeniden ele almamız Nobel Edebiyat Ödülü gibi küresel kurumları daha iyi anlamamızı sağlar.

İki kutuplu dünyanın çökmeye yüz tuttuğu yıllarda ilk defa İslam dünyasından bir edebiyatçıya ödül verilmişti. O zamana kadar Batı’nın ötekisi Sovyetler olduğu için Nobel edebiyat ödüllerinin belirlenmesinde İslam dünyası dikkate alınmazdı. Sovyetler’in yıkılacağı anlaşılınca, Batı’nın ötekisi olan Doğu yıkılmış olacaktı. Artık Batı’nın hedefinde yeni bir düşman Doğu vardı. Necip Mahfuz, Batı için yeni düşman Doğu ile sorunları olan bir edebiyatçıydı ve ait olduğu dünyaya Batı’nın gözü ile bakabiliyordu. Aynı yılda başka kurumlar tarafından Selman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri adlı kitabının ödüllendirilmesi de edebiyatın İslam dünyasına yönelik hesaplanmış bir silaha dönüştüğünü gösteriyordu.

Şeytan Ayetleri ile açılan uğursuz kapıdan geçen yazarlar ve eserleri birbirini takip etti. Çok kısa bir zaman öncesine kadar İslam’ın özellikle Batı dünyasında hızla yayıldığına dair haberler okuyorduk. Fransa’da Müslüman kadınlara yönelik sınırlamaların getirildiği yıllarda İslam’ın temel değerlerine yönelik planlı saldırıların başlaması oldukça dikkat çekiciydi. Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte Doğu ve Batı ilişkileri kısa bir zaman içinde çok köklü değişikliklere uğradı.

Necip Mahfuz ile Orhan Pamuk arasında benzer ve farklı yönler üzerinde durmak soğuk savaş ve sonrasını anlamak bakımından önemli olabilir. Her ikisini de Batı dışından edebiyatçıların Batı ile ilişkileri bağlamında ele alabiliriz. Bu karşılaştırma postkolonyal dönem ile yeni sömürgecilik dönemi arasındaki benzer ve farklı yönleri de tespit etmemize imkân verir. Necip Mahfuz, kendi toplumunun kültürel değerlerine eleştirel bir yaklaşım sergilerken Orhan Pamuk’un Türkiye’ye yönelik katliam suçlamaları ile gündeme gelmesi iki dönem arasındaki farka mı işarettir yoksa anlamlı bir devamlılık mı söz konusudur? İslam’ın kültürel cazibesi söndürülürken yönetim bağlamında da klasik oryantal despotizmin nefrete müstahak imajı yeniden canlandırıldı. Doğu, bildiğiniz Doğu’dur mesajı tekrar tekrar üretildi.

Peter Handke’nin Avusturyalı bir yazar olması ayrı bir konu olmakla birlikte Nobel Edebiyat Ödülü’nün Srebrenitsa soykırımını kabul etmeyen bir edebiyatçıya verilmesi Mahfuz ve Pamuk ile oluşturulan devamlılığın yeni bir halkası olarak görülebilir. Edebiyatın Müslüman dünyaya yönelik bir silah olarak kullanıldığını düşündürtecek kadar ileri bir adım söz konudur. Ne yazık ki edebiyat kirli bir siyasetin silahı hâline getirilmiştir. 1988’den sonraki kısa zamanda inanılması çok zor kötülükler üretildi. Batı, ürettiği kötülükleri planlı bir şekilde bütün dünyaya saçtı.

Bosna’da yaşanan soykırım bir başlangıçtı. Irak’ın işgaliyle birlikte İslam dünyasına yönelik planlı bir yaklaşım ortaya çıktı. Kraliyet Akademisi’nin seçiminin bir karikatür dergisinde olduğu gibi düşünce özgürlüğü ile izah edilmesi de mümkün değildir. İsveç’in devlet politikasına da işaret edebilecek bu ödülün bütün Avrupa açısından sembolik değerden daha fazla anlamı olmalı. Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddeden Jean Paul Sartre, Fransa’nın Cezayir’de işlediği suçları eleştirmekle bir bakıma Avrupalı aydınların entelektüel namusunu da kurtarmıştı. İsveç Kraliyet Akademisi’nin bugünkü kararına itiraz etmek Türkiye’nin ve Müslüman ülkelerin üzerine kalmamalıydı. Bunun açık bir ötekileştirme içerdiğini, edebiyatın planlı bir şekilde Müslüman dünyaya yönelik bir silaha dönüştüğünü ve ödüllerin de kurşun olarak kullanıldığını Batılı edebiyatçıların, düşünürlerin, siyasîlerin görmesi gerekir.

1988’lerde başlayan sürecin planlı bir şekilde devam ettirildiğini söyleyebiliriz. Bugün Batı dünyasında sıradan Müslümanlara yönelik saldırılar ürkütücü boyutlara ulaştı. Yeni Zelanda’da bir camide yaşanan büyük katliam, Avrupa’nın farklı şehirlerinde özellikle başörtülülere yönelik saldırılar, dinî değerleri aşağılamakta bir sakınca görmeyen siyasîler, Kur’an’ı aleni olarak yakmaya çalışanlar bütün dünya için “Batı sorunu”dur. Bunlar çok tehlikeli adımlardır. Nobel Edebiyat Ödülü örneğinde olduğu gibi İslam dünyasına yönelik ötekileştirici söylemlerin ödüllendirilmesi, kötülüğün devlet düzeyinde işlenmesi “Batı sorunu”nun ulaştığı boyutları gösterir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.