Küçükçekmece'de çocuğa cinsel istismar: Polis çalışma başlattı
Gündem
Küçükçekmece'de çocuğa cinsel istismar: Polis çalışma başlattı
Küçükçekmece'de cinsel istismara uğrayan 5 yaşındaki kız çocuğu hastanede tedavi altına alındı. Şüpheli veya şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldı. Emniyet, resmi olmayan açıklamalara itibar edilmemesi konusunda uyardı.
AA
Rumeli’de yön arayanlara pusula
Rumeli’de yön arayanlara pusula

Okulsuz hiçbir şehir, kasaba, köy hatta mezramız kalmadı. Üniversite, enstitü, araştırma merkezlerimizin tabelaları birbiri ardına dizildi. “Eğitim-Öğretim” kelimeleri STK’larımızın hemen hepsinin tüzüğünde yer buldu. Ama gelin görün ki, hâlâ ne coğrafya bilgimiz ne harita okuma becerimiz istenilen seviyeye gelmedi. İster sosyal bilimler, ister fen bilimleri olsun, oryantasyonunu sağlayacak, mevkiini sabitleyecek, kişiye yönünü gösterecek coğrafya ve harita bilgisi kazandıramıyorsak eğitim veremiyoruz demektir. Coğrafya ve harita bilgisinden yoksun gençlere şiir, edebiyat, felsefe öğretmenin hiçbir faydası yoktur.

Video: Rumeli’de yön arayanlara pusula


Abartmıyorum. Etrafınıza bakın. Sosyal medyada aforizma üretenlerin, üniversitede bir santim boşluk bırakmadan sınav kâğıtlarını lâf-ı güzâf ile dolduranların büyük kısmı coğrafya bilgisinden yoksundur. Orta-Asya ne yana düşer, iki Türkistan neresidir, Adalar Denizi ve Rumeli ne ifade eder, Kıblenin coğrafi yönü nedir, Kudüs hangi kıtadadır? Sorun bakalım, ne cevaplar alacaksınız.

Coğrafya bilgisi olmadan, harita okumadan hiç kimse doğru ülküler ile donatılamaz, nereden geldiğini ve nereye varabileceğini tayin edemez. Coğrafya ve harita bilgisi ufku açar, kutup yıldızı gibi yön gösterir. Yokluğu, kişiyi, okyanusta dümeni kırılmış bir gemide pusulasını da kaybetmiş kaptan yapar.

Gençlerimizin amaçsız kaldığından bahsedip yüksek idealler aşılamak derdine düştüğümüzde, coğrafya ve harita bilgisi aklımıza geliyor mu? Gelmiyorsa -ki gelmiyor-, boşuna uğraşıyoruz demektir. Mesela, kısa bir süre önce KTB yayınlarından hatıratı yayımlanmış olan Sadrazam Küçük Said Paşa’nın en zor zamanlarda “devletin bekasına” dönük olarak dile getirdiği şu ifadeleri coğrafya bilgisinden bağımız nasıl anlaşılacaktır?

Küçük Said Paşa’ya göre Osmanlı devletinin kökü Asya’dadır. Saltanatın Asya kıtasında vücut ve bekası temin edilmedikçe diğer kıtalarda hâkimiyetini sürdürmesi imkânsızdır. Öte yandan -bugünkü Türkiye gibi- Osmanlı Devleti bir Avrupa devletidir ve siyasetini Avrupa siyasî dengelerine göre yürütmek zorundadır. Paşa bu ifadelerini yazdığı tarihlerde Osmanlı hâlâ bizim Rumeli diye isimlendirdiğimiz Balkan topraklarındadır. Osmanlıların, Avrupa’da fetihlerle elde edip sonra kaybettiği toprakların geri alınmasını imkânsız gören Paşa, bir hususa daha dikkatleri çekmektedir: Rumeli’de bulunan bölgelerin iyi muhafaza ve idare edilmesine. Çünkü Paşa’ya göre Rumeli coğrafyası, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletlerinden sayılabilmesi, hatta İstanbul’da tutunabilmesi için elde kalması zaruridir.

Maalesef bu fikirler hayat bulamadı; Osmanlı Devleti Rumeli’den çekildi ve felâketler başladı. İstanbul bile işgal edildi. Anadolu’ya ve Avrupa’nın küçük bir bölümüne sıkıştırılan Türkiye, yüz yıldır bunun muhasebesini yapmadı, yapamadı. Çünkü oryantasyonunu kaybetti. Coğrafyadan koptu ve haritayı rafa kaldırdı.

Peki, biraz da tersinden düşünelim. Beş yüz yıl varlık gösterdiğimiz, ayrıca Osmanlı devletinin haşmet ve azametini, servet ve iktidarını gösteren Rumeli’de bizden ne kaldı?

Tam da bu başlığı taşıyan bir kitap yayımlandı. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi öğretim üyelerinden Hasip Saygılı, “Rumeli’de Bizden Ne Kaldı” (İstanbul, İlgi Kültür Sanat 2019) başlığıyla yayınladığı kitabında; geçmişe dönük Balkanlar’daki Osmanlı asırlarını ve bugünü sorguladı. Eski bir asker ve iyi bir tarihçi olan Saygılı, Saraybosna’daki NATO karargâhında bir subay olarak görev yaparken, yaşadıklarını, hatıralarını ve tarih bilgisini harmanlayıp Rumeli’de yön arayanlar için bir pusula hazırladı.

Coğrafyayı ve yönümüzü bir kere daha bize hatırlatan yazar; kitapta, Rumeli’de hâlâ bizden yaşayanları ve yaşananları anlatmaktadır. Yer yer acı şerbet de sunarak okuyucusunu diri tutan yazar, bir bakıma Küçük Said Paşa’nın bıraktığı yerden devam etmektedir. Türkiye’de ve İstanbul’da kalabilme şartının; Rumel’ye uzanmak, oradaki soydaşlarımız, dindaşlarımız ve tarihdaşlarımız ile ilgilenmekten; elde kalan anıları tazelemekten geçtiğini, belgeler ve gözlemler ışığında hatırlatmaktadır.

Yazımızı, Saygılı’nın Bosna-Hersek Savaşı akabinde bölgeye yerleştirilen Türk askerlerinin Prizren’de kullandıkları kışlaya Sultan Murat Kışlası adının verilmesi karşısında kampanya başlatan Sırp keşiş ile Türk Tarihi ve bölgedeki Türk askerî varlığı konularında yaptığı sert ama ders verici yazışmanın son bölümünden bir alıntı ile bitirelim:

….

Aziz Peder,

Osmanlı dönemini tahkir esas maksadıyla da olsa bir keşiş olarak laiklik konusunda kurucu liderimizi övmenizden mutluluk duyuyorum. Fakat hatırlatırım ki Kemal Atatürk kahramanlık timsali olarak Yıldırım Beyazit’i göstermiştir.

Sonuç olarak Aziz Peder, biz melekler tarihini değil, insan tarihini tartışıyoruz. Tarih yüksek moral değerler yanında maalesef trajik olaylarla da doludur. Bizler bütün gündemimizi birbirimize karşı nefret duygularıyla doldurursak, korkarım yanlış yolda olacağız. (Rumeli’de Bizden Ne Kaldı, 2019 s.71-72.)

Beslenmenin bilimi olmaz
Hayat
Beslenmenin bilimi olmaz
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, diyetisyenlere meydan okuyor. Küçükusta, “ Beslenmeden anlayan biri değilim. Zaten beslenmeden anlamaya da pek gerek yok. 500 yıl önce kim tıp kim beslenme biliyordu. Benim mantığıma göre beslenmenin bilimi olmaz. Atalarımız ne yiyorsa onu tüketerek sağlıklı olabiliriz." diyor.
Yeni Şafak
Kazım’ın hazin
öyküsü bugüne
umut veriyor
Hayat
Kazım’ın hazin öyküsü bugüne umut veriyor
Öğretim görevlisi Dilek Kaya, bit pazarında bulduğu mektupların peşine düştü. Bu mektuplar 1974 yazında, 19 yaşında Altıparmak dağlarındaki tırmanışta düşerek hayatını kaybeden Kazım Küçükalp’e aitti. Kazım’ın hayatı ve hazin sonu bir belgesele konu oldu. Kaya, “Yalnızlığın yükseldiği bir dönemdeyiz. Fakat yan yana geçiştiğimiz herkesin ayrı bir öyküsü var. Kazım bize bunu anlatıyor” diyor.

Yeni Şafak
Acıklı bir serüven
Acıklı bir serüven

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Yemâme Sarayı, geçtiğimiz salı günü resmî bir törene ev sahipliği yaptı. Kral Selman bin Abdulaziz’in huzuruna çıkan 44 yaşındaki bir kadın, titrek sesle, elindeki metni okudu: “Dinime, kralıma ve vatanıma sadık kalacağıma… Devletin hiçbir sırrını ifşa etmeyeceğime… Krallığın menfaatlerini hem içeride hem de dışarıda koruyacağıma… Görevimi samimiyetle, ihlasla ve sadakatle yerine getireceğime ant içerim!” Bu sahneyi çok sayıda televizyon canlı yayınladı, dünyanın önemli haber ajansları da “son dakika” olarak duyurdular. Suudi Arabistan tarihindeki ilk kadın büyükelçinin göreve başlama merasimiydi bu. Prenses Rîmâ binti Bender, ülkesinin Washington Büyükelçisi olarak yemin ediyordu.

Video: Acıklı bir serüven


Geçtiğimiz şubat ayında, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından ataması yapılan Prenses Rîmâ, hem baba hem de anne tarafından, kraliyet ailesinin genç neslinin direkt bir üyesi. Babası Prens Bender bin Sultan (Bush ailesine yakınlığı nedeniyle “Bender bin Bush” adıyla meşhurdu), 1983-2005 arasında Suudi Arabistan’ın Washington büyükelçisi olarak görev yapmış bir isim. Babasının babası ise, 2011’deki ölümüne kadar “savunma bakanı” ve “veliaht prens” unvanlarını aynı anda taşıyan Prens Sultan bin Abdulaziz. Prenses’in annesi Hayfâ el Faysal da, isminin sonundaki takıdan da anlaşılacağı üzere, 1964-1975 arasında Suudi Arabistan tahtında oturan Kral Faysal bin Abdulaziz’in kızı.

Dedesi Kral Faysal’ın 25 Mart 1975’te suikasta kurban gittiği Kırmızı Saray’ın yakınlarındaki Yemâme Sarayı’nda yemin ederek göreve başlayan Rîmâ binti Bender’in bu parlak soy ağacı, bir yönüyle Suudi Arabistan-ABD ilişkilerinin serencâmı olarak da okunabilir. ABD ve Batılı ülkelere başlattığı petrol ambargosunun ardından, Riyad’daki sarayında kendi adını taşıyan yeğeni Faysal bin Musâid tarafından yakın mesafeden vurularak öldürülen Kral Faysal’dan sonra, çocuklarının ve torunlarının sürüklendiği acıklı bir serüven olarak ya da.

Körfez’in zengin Arap monarşilerinin, petrolü uluslararası ilişkilerde bir silah olarak kullanmayı akıllarından bile geçirmemeleri hedefiyle kurgulanan ve gerçekleştirilen Kral Faysal suikastı, Arap dünyasında günümüzde de bütün ağırlığıyla etkinliği devam eden “Amerikancı” damarın kökleşmesinin en büyük nedenlerinden biri. Suikastın direkt bir etkisi ise, Kral Faysal’ın bizzat aile bireyleri üzerinde gözlemlenebilir. “İslâmcı” bir babanın çocukları olan prens ve prenseslerin kâhir ekseriyeti, -muhtemelen babalarının trajik akıbetinin doğurduğu travmayla birlikte- ABD çizgisinden çıkamaz hale geldiler. Bunlar arasında bilhassa, 1975’te babasının ölümüyle birlikte oturduğu dışişleri bakanlığı koltuğunda, 2015’teki ölümüne dek tam 40 yıl kalan Prens Suûd el Faysal ve 1977-2001 arasında Suudi istihbarat teşkilâtının şefi olarak uluslararası arenanın en etkin isimlerinden birine dönüşen Prens Turkî el Faysal, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin günümüzdeki halini almasında başrol oynamış isimler olarak zikredilebilir. Her ikisi de babalarının ölümünden sonra göreve getirilen ve yakın dönem İslâm dünyası tarihi açısından çok kritik dönemlere tanıklık eden bu prenslerin yürüyüşü, Ortadoğu’yu yakından izleyenlere “Nerden nereye!” dedirtecek cinsten.

Şimdi, Rîmâ binti Bender’in şahsında, Kral Faysal’ın neslinden üçüncü kuşak, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerini daha da derinleştirmek için yeniden sahneye çıkmış bulunuyor. Prenses’in büyükelçi olarak atanması, zamanlama açısından da dikkat çekici. Riyad’ın göstere göstere Tel Aviv’le kol kola girdiği ve hiç çekinmeden Kudüs’ü bile tartışma konusu haline getirebildiği şu günlerde, Kudüs’ün işgaline tepki için petrolün vanasını kapatan ve bu yüzden öldürülen bir Kral’ın torununa emanet edilen kritik makam, Suudilerin son aylarda dünyaya sürekli ilân ettiği “değişim”in niteliği konusunda epey mesaj barındırıyor. Daha da talihsiz olan ise, Prenses Rîmâ’nın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu binasında vahşice öldürülmesinden sonra oluşan dalgalanmayla atanmış olması. Rîmâ binti Bender’den önceki Washington Büyükelçisi, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın öz kardeşi Prens Hâlid bin Selman’dı malum. Cemal Kaşıkçı suikastında parmağı bulunduğu bilâhare anlaşılan Prens Hâlid, dünya çapında ortaya çıkan tepkilerin ardından Riyad’a çağrılmış, bir daha da vazifesine dönmemişti. Onun boşalttığı makama, Prenses Rîmâ oturtuldu. Suudilerin henüz ikna edici bir açıklama getirmediği ve getirmeye de tenezzül etmediği suikastın kanı, Prenses’in Washington’daki koltuğunun kenarlarında hâlâ görülebiliyor.

Bir aktörün (devlet başkanının, komutanın veya siyasî liderin) öldürülmesi, tarihte çoğu defa önemli değişimlere yol açmıştır. Ancak söz konusu değişimlerin belki de en hızlısı, kesini ve keskini, Kral Faysal suikastı üzerinden Suudi Arabistan’da (ve Körfez’in tamamında) yaşandı, yaşanıyor. Yakın tarihi bu suikast üzerinden okuduğumuzda, olan veya olmayan birçok şeyin nedenini de net bir şekilde anlamak mümkün aslında. Buna, Prenses Rîmâ’nın “Devletin hiçbir sırrını ifşa etmeyeceğime…” diyerek kefil olduğu sırlar da elbette dâhil.

5 bin lira maaşla çoban bulamıyorlar
Ekonomi
5 bin lira maaşla çoban bulamıyorlar
Küçükbaş hayvancılığın önemli merkezlerinden Şanlıurfa'da, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında neredeyse günün tamamını merada hayvanların başında geçirerek mesai harcayan çobanlar, aldıkları ücretlerle dikkati çekiyor. Şanlıurfa'da çok sayıda çoban yeme içme ve diğer ihtiyaçlarının karşılanması dışında 5 bin liraya kadar maaş alabiliyor.
AA
Kaza sonucu öldüğü yerde 9 yıl önce babası da hayatını kaybetmiş
Gündem
Kaza sonucu öldüğü yerde 9 yıl önce babası da hayatını kaybetmiş
İzmir'de kamyonun altında kalarak hayatını kaybeden Hasan Küçükdemir'in babasının da 9 yıl önce aynı kıraathaneye giren otomobilin altında kalarak hayatını kaybettiği öğrenildi. Kazanın görgü tanığı Hakan Saka, "Olayda hayatını kaybeden kuzenler 9 yıl önce de aynı kıraathanedeki benzer bir kazadan kurtulurken, Hasan Küçükdemir'in babası hayatını kaybetmişti" dedi.
AA
İskenderun körfezinde gün batımında şimşek şöleni
Gündem
İskenderun körfezinde gün batımında şimşek şöleni
Şiddetli sağanak yağmurların etkili olduğu İskenderun körfezinde eşine az rastlanır bir doğa olayı gerçekleşti. Gün batımında bir biri ardına çakan şimşekler görsel bir şölen oluşturdu.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.