Esed’in kimyasalı hayatını kararttı
Gündem
Esed’in kimyasalı hayatını kararttı
Suriye’de büyük trajedi... Geçmişte Doğu Guta’da yaşayan 43 yaşındaki Sefir Salih El-Salih, Esed rejiminin bir saldırısının ardından çevredekilerin güvenliğini düşünerek düşen füze kovanı ve kalıntılarını alıp uzak bir bölgeye gömdü. Fakat atılan, kimyasal füzeydi. El-Salih füze kalıntılarını uzaklaştırdıktan sonra kimyasal maddeden etkilendi.
Yeni Şafak
CHP’nin şebbihası: Çanakkale Belediye Başkanı Esed'i savunup Türkiye'yi destekçisi ilan etti
Gündem
CHP’nin şebbihası: Çanakkale Belediye Başkanı Esed'i savunup Türkiye'yi destekçisi ilan etti
Tek seferde şehit edilen 33 Mehmetçiğin acısı bütün tazeliği ile yaşanırken, CHP, Esed’e desteğini skandal boyutundan ‘vatana ihanete’ taşıdı. CHP’li Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, “Orada terör örgütleri destekleniyor. Rusya ve o (Esed), terör örgütlerine karşı mücadele ediyor. Onun için bizi vuruyorlar” dedi.
Yeni Şafak
Denge Rabbim, birazcık denge
Denge Rabbim, birazcık denge

Anlamıyorum. Daha doğrusu şöyle söylemem lazım: “Artık anlamadığım şeyler, anladıklarımdan fazla.”

Neresinden başlayayım? Şurasından: 33 aslan parçası Mehmetçik kahpece şehit edilmiş. İntikam istemeyelim mi? Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye’de rejimin kahpelerini perişan etmiş, günde ortalama iki yüz leş sermiş yere. Alkışlamayalım mı? Devlet gitmiş, Rusya ile -bence sürdürülmesi pek mümkün olmasa da- bir anlaşma imza edip gelmiş. Dikkatle takip etmeyelim mi? Bilgimiz, görgümüz, duygumuzca yorumlamayalım mı?

Bütün bunlardan daha da önemlisi… Ülkesinin, milletinin, civanmert delikanlılarının arkasında bir an bile olsa durmayan, duramayan mezhepçi, Brükselci, Avrasyacı, Rusçu, Fetöcü, Amerikancı piç gördüğümüzde ona “piç” demeyelim mi?

Dünyanın en hızlı, en sert dönüşlerini gördü bu gözler birkaç gün içinde. “Savaşa hayır” diye böğürüyordu biri biz rejimden üzüm toplar gibi kelle toplarken… Rusya ile anlaşma imzalanır imzalanmaz aynı adam “bu ne biçim anlaşma” diye inlemeye başladı. Türkiye’deki mültecilere “ülkelerine dönsünler de Esed rejimi üzerlerine yangın bombası yağdırsın” kampanyası yapan gazeteci, Türkiye mültecilere Avrupa’nın kapılarını açınca birdenbire mülteci havarisi kesildi.

İt desek ite, bit desek bite yazık.

Her seferinde Türkiye nasıl haksız olabilir yahu? Bir deyin hele.

İnsafınız yok, anladık. Memleketin başına gelebileceklerle ilgili tek bir kaygınız yok, anladık. İnsafınız, izanınız yok, anladık. Ulan azıcık vicdanınız da mı yok?

Dera’da duvarlara “halk rejimin değişmesini istiyor” yazan çocukları hapse atınca, o çocukların serbest bırakılmasını isteyen silahsız ahalinin üzerine tam otomatik silahlarla ateş açınca başlamadı mı Suriye’deki aptal savaş? Bu aptal savaşın durması için en çok Türkiye gayret etmedi mi? Rusya’sı, Amerika’sı, İran’ı, Fransa’sı “Suriye’den pay kapmak için” sıraya girdiği halde Türkiye mazlum, mağdur, gariban Suriye halkının “varoluşunu, var kalışını” kafaya takmadı mı?

Türkiye, şu son krizde bile, tüm dünyaya “Suriye’deki şu aptal savaşı durduralım” diyen tek ülke olmadı mı?

Yahu vicdanınız kurusun; bana şunu söyleyin arkadaş. Biz bugün İdlib’deki duruma müdahil olmasak Esed denen it, yanına Rusya’yı ve İran’ı alarak çok büyük bir katliama hazırlanmıyor muydu? Bütün raporlar ve öngörüler bu yönde değil miydi? Yeni ve sayısı 1,5 milyonu geçecek bir mülteci dalgası sınırımıza yönelmiş durumda değil miydi?

Dahası, hemen sınırımızda, sınırımızın sıfır noktasında, emperyalizmin mayın eşekliğini, kapı itliğini yapacak bir “uydu devlet” kurulma tehlikesi yok mu, Türkiye Suriye’deki iddialarından ve varlığından vazgeçerse?

Yahu izanınız kurusun; bana şunu bir izah edin arkadaş. Bugün biz Suriye’deki varlığımızdan ve iddialarımızdan vazgeçsek savaş Urfa’ya, Hatay’a, Mardin’e, Antep’e sıçramayacak mı?

Sınır korumaya, yeni mülteci dalgasını engellemeye, Esed’in, Tahran’ın, Rusya’nın zulmüne mani olmaya çabalıyoruz. Bu kadarını göremiyor olmanız imkânsız. O halde tek bir seçenek kalıyor geriye: Ajandanız bizim memleketin ajandası değil. Başka bir meseleniz var. Başka bir derdiniz var. Karnınızın şişi bu yüzden inmiyor bir türlü.

Hadi çuvaldız da gelsin. Yahu kardeşler. Serinkanlılıktan, sükûnetten, meseleleri sakin sakin değerlendirmekten zarar gelmez. Amigoluk yaparak geçmez hayat. Sabrımız taştı. Vurduk. Rusya güçlüydü. Masaya oturduk. Anlaşma kötünün iyisiydi sadece. Ne Rusya’yı dize getirmiş olduk ne meselelere köklü bir çözüm bulabildik henüz. Sadece vakit kazandık yeni hamleler için. Bir de kesin olarak “rejimin en küçük hareketinde tepesine bineriz” dedik. Gücümüz nispetince hatta mevcut gücümüzün de üzerinde bir performanstı ama gücümüz de bu kadardı işte.

Son söz: Sevinç çığlıkları atarak ülkemizin perişan olmasını isteyenlerle elinde gazdan başka yakıt bulundurmayanlar arasında sıkışıp kalmak kaderimiz değil. Vallahi değil. Denge Rabbim, birazcık denge…

Kirli eller sahnede
Gündem
Kirli eller sahnede
Mülteci krizi yeniden Avrupa’nın kapısına dayanırken BBC gibi yayın organları sadece Türkiye aleyhine görüş alabildiği göçmenlerle konuşuyor. Hatay, Samsun, Kayseri ve Kahramanmaraş’ta da bazı provokatörler Suriyelilere saldırdı.
Yeni Şafak
Rejim tükeniyor
Dünya
Rejim tükeniyor
TSK’nın İdlib’de Esed rejimini bitirici darbeleri aralıksız sürüyor. Dünkü operasyonlarda 254 rejim askeri öldürüldü. Rejime göz açtırmayan SİHA’lar dün Rus yapımı BUK M2 (SA-17) ve Pantsir-S1 (SA-22) hava savunma sistemlerini imha etti. İran ve Lübnan Hizbullah’ı ise Serakib-Neyrab hattına militan sevk ediyor.
Yeni Şafak
Şerefsiz, hain ve alçak
Gündem
Şerefsiz, hain ve alçak
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye rejimini destekleyip şehitlerin hatırasına saygısızlık yapan CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu sert sözlerle eleştirdi: Türkiye’nin tarihi mücadelesini sürekli fitneyle, yalanla iftirayla lekelemeye çalışan her kim olursa olsun açık ve net söylüyorum, haysiyetsizdir, onursuzdur, şerefsizdir, alçaktır haindir.
Yeni Şafak
Ankara'da yoğun trafik
Gündem
Ankara'da yoğun trafik
İdlib sorununun çözümünde uluslararası toplumu harekete geçiren Türkiye’de baş döndüren diplomasi trafiği yaşanıyor. Türkiye’ye destek açıklaması yapan heyet ve ziyaretçilerin temasları bugün de devam edecek.
Yeni Şafak
Düşmana, “düşman” diyemiyorlar: Neden acaba?
Düşmana, “düşman” diyemiyorlar: Neden acaba?

Bahar Kalkanı Harekâtı başarıyla sürerken, yurt sathında tüm camilerde Fetih Suresinin okunması, dualar edilmesi Cumhuriyet denilen kâğıt parçasını rahatsız etti.

Batı Putçusu Paçavra, dün manşetinden “Akıl ülkeyi terk etti” diye seslendi!

Paris’teki Charlie Hebdo’ya destek yürüyüşünün fotoğrafıyla birinci sayfasından “Haç” çıkaran “İslam Karşıtı” Cumhuriyet’ten bahsediyoruz…

“RAHATSIZLAR” CEPHESİ

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere içerideki bilumum Esad Seviciler İdlib’teki askeri harekâttan rahatsız!

Perinçek’inden Ertuğrul’una, Şam Rejiminin ne kadar muhibbi varsa; halen daha Esad Katiline “tek kelime dahi” edebilmiş değiller…

Devlet Bahçeli, dünkü konuşmasında bunların alayına şöyle seslendi:

Bre vicdansızlar! Bir kere olsun şehitlerimizin katillerine tepki gösterin…

Bir kez olsun milli itirazınızı seslendirin…

Korkmayın, düşmana düşman derseniz sadece ve sadece adam olursunuz! Bizim duruşumuz Türk milletinin duruşudur…

*

MHP liderinin, “İdlib’te ne işimiz var?” korosuna verdiği şu manidar karşılık da unutulmaz:

Misak-ı Milli coğrafyasında bir kuşun kanadı kırılsa, bir kuzu av olsa, bir mazlum feryat etse Türk milleti bunu mesele eder. Tavır gösterir. Bedelini de peşin ödetir.”

*

Bay Kılıçdaroğlu ve benzerleri için “Misak-ı Milli Coğrafyası” diye bir şey yoktur!

İçerideki malum “Batıcı-Laikçi” Cephe; açıktan söyleyemese de…

Mevzubahis coğrafyanın azılı düşmanlarımızın insafına daha doğrusu insafsızlığına terk edilmesini bir başka deyişle “bu coğrafyanın onların egemenlik alanında olmasını” istiyor!

*

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Kritik Eşik olan İdlib meselesindeki kararlılığını ise yine Bahçeli’nin şu çarpıcı sözlerinde görmek mümkündür:

Siyaset ve diplomasi başardı, başardı: Aksi takdirde Türk Ordusu soluğu Şam’da almalı, zalim ve canavar Esad’ın kafasına çuvalı geçirmeli, kanlı ve kirli rejime son darbeyi indirmelidir!”

UYKULARI KAÇTI

Yaklaşık dört milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’nin ısrarlı uyarılarına yıllardır kulak tıkayan “Medeni!” Avrupa, sadece ilk üç günde yüz binden fazla göçmen kapılarına dayanınca telaşa kapıldı, panikledi!

*

AVRUPA’NIN “ŞIMARIK ÇOCUĞU” YUNANİSTAN…

Suriyeli göçmenlere göz yaşartıcı bomba atmak yahut onların botlarını zıpkınla batırmak suretiyle “Avrupa’nın hakiki yüzünü” cümle âleme gösteriyor!

*

İkinci Dünya Harbi sırasında savaştan kaçan Yunanlılar ile Nazilerin artı Sovyetler’in vahşetinden kaçan Avrupalıların “Suriye’de, İran’da, Gazze’de insancıl koşullarda misafir edildikleri” ve “savaşın ardından ülkelerine dönmüş oldukları” gerçeği; şu günlerde Avrupa devletlerinin kulaklarını çınlatıyor!

Ne ki, “insancıllığı!” oynayan Gaddar Avrupa’nın 80 sene kadar öncesinde yaşananları hatırlayacağı falan yoktur; çünkü işlerine gelmez…

Bunların insafı, vicdanı, insanlığı hikâyedir; yani çoktan tükenmiştir.

İÇERİDEKİ BATICILARIN “MEDENİ” AVRUPA’SI

Türkiye’mize göçmenlerle alakalı verdiği sözleri itina ile “yerine getirmeyen” de, Suriyelilere insanlık dışı muameleyi reva gören işte bu “Acayip Medeni!” Avrupa’dır!

Bu insanlık dışı tavrı “bilinçli bir politika” olarak dikkatle uyguladılar…

Türkiye’mizin göçmenlere kapıları açmasından sonra acı gerçekler suratlarında “tokat” gibi patladı; “ikiyüzlülükleri” bir kere daha fena halde sırıttı!

Kapılarına dayanan göçmen sayısı sadece yüz bin kişiyi aştığında; yaşadıkları panik yahut korku bunların uykularını kaçırdı…

Peki ya, gelenler yüz binlere ulaştığında ve dahi “milyonu bulduğunda” ne yapacaklar, acaba?

Türkiye’ye yerleşen yaklaşık dört milyon mülteci ile birlikte Katil Rejimin ve Rusya’nın İdlib’teki kanlı saldırıları nedeniyle sınırımıza yönelen bir milyonu aşkın Suriyelinin varlığını “bir an olsun” akıllarına getirecekler midir?

*

Düzenbaz Angela Merkel’in malum titremeleri şu sıralar zirveye çıkmış olabilir!

“İdlib’te ateşkese ihtiyacımız var! Şu an Türkiye sınırında bulunan yüz binlerce Suriyeli için güvenli bölge şart!” demeye başladı, çünkü!

AYNI DERİN ADRES

Almanya’nın Hanau şehrinde 19 Şubat günü Türklere ait iki mekânı basan ve dördü Türk olmak üzere dokuz yabancı kökenliyi katleden, ardından da intihar eden “Neo Nazi” maskeli Katil Tobias’ın cinayetlerde kullandığı Çek yapımı silah…

2000 ile 2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi öldüren NSU’nun kanlı saldırılarda kullandığı silahla aynı marka (Ceska) çıktı!

Yani, nedir? “Neo-Nazi” kılıfı altındaki tetikçileri istihdam eden Alman derin devletidir; Almanya’daki Gladyo’dur!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.