Fırat’ın doğusuna gireceğiz siz de mal mal bakacaksınız
Fırat’ın doğusuna gireceğiz siz de mal mal bakacaksınız
'Fırat'ın doğusunda 'güvenli bölge oluşturmak' ne kadar mümkün?”

Şimdi bu sorunun peşine düşme vaktidir.

Aslını sorarsanız, İdlip'te Rusya ile yapılan anlaşmanın nihai hedefi de Suriye'de Fırat'ın doğusundaki gayri meşru yapının sonlandırılmasıdır.

Yeni Şafak
ABD’nin emriyle asmışlardı…
ABD’nin emriyle asmışlardı…

Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamlarının elli yedinci yıldönümündeyiz: 27 Mayıs darbesini yapanların esamisi bile okunmuyor. Buna mukabil, “ABD’nin emriyle” idam ettikleri bu üç siyaset adamı hayırla anılmaya devam ediliyor.

Video: ABD’nin emriyle asmışlardı…


Rahmetli Başvekil Menderes, idamından evvel –günlerce süren– dehşetli işkencelere uğramıştır…

Bu işkencelerin en dramatik, en vahşi olanı ise halen daha gün ışığına çıkmış değildir!

Umulur ki, bir gün bu ibretlik “derin belgeler” yayınlanır…

Böylelikle, Kahpe Amerikan Devleti ile içerideki bilumum işbirlikçilerinin –vahşetin şahikasına çıkmış– zalimliklerini tüm Türkiye öğrenir!

OLAY YERİNDEKİ ÜSTEĞMENE DİKKAT

İdam edildiği gün tutulan vasiyet zaptında; Menderes’in “Hayata veda ettiğim şu anda devlete ve millete saadetler dilerim. Karım ve çocuklarımı şefkatle andığımı bildiririm” şeklindeki sözleri yer alıyordu…

Menderes’in İmralı Adası’ndaki idamından bir gün sonra eşyaları liste halinde tutanağa geçirildi.

Eşyaları teslim alanlar arasında Topçu Üsteğmen Teoman Koman’ın imzası da vardı.

Türkiye’deki Baronsal Gladio’nun mutemet adamlarından olan Koman, 1988-1992 yıllarında MİT Müsteşarlığı yaptı. Son asker müsteşardı.

Dönemin Başbakanı ve de Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile sürekli ters düşmüştü.

1990 yılı ile başlayan “laik aydın cinayetlerinin” çoğunun Koman’ın görev yaptığı döneme rastlaması dikkat çekicidir!

İşte bu seri cinayetlerden birinde, Bahriye Üçok “evine kargoyla gönderilen paketin patlaması sonucunda” 6 Ekim 1990 tarihinde hayatını kaybetmişti.

“Bahriye Üçok’a bombalı kargoyu götüren Gülay Çalap’a söz konusu paketi Teoman Koman’ın şoförünün verdiği” bilgisi çoktan unutulmuştur…

Cinayet, diğer laik aydın suikastları gibi kafadan hayali bir “İslami Hareket” örgütüne yıkılıvermişti!

Muammer Aksoy’un katledilişinin birinci yıldönümünde (31 Ocak 1991 tarihli Cumhuriyet) Uğur Mumcu bile “İslami hareketin en son kıydığı can Bahriye Üçok’tu” diye yazmıştı.

Müsteşar olduğu dönemde basından bazı isimlerle bir yemekte bir araya gelen Teoman Koman’ın “İçinizden biri de öldürülebilir” dediği -o günlerde- yemeğe katılanlardan bazılarının köşelerinde yazılarak kayıtlara geçmiştir.

Bir buçuk yıl kadar sonra (24 Ocak 1993); o yemekte bulunanlardan Uğur Mumcu bombalı bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti!

Bu sütunda defalarca kanıtlandığı üzere, Mumcu Suikastı da hayali/uydurma bir “İslami örgüt”ün, dahası cinayetle zerre miskal alakası olmayan masum gençlerin üzerine yıkılmıştı…

Böylelikle; Mumcu’dan Üçok’a, Aksoy’dan Emeç’e kadar ne kadar laik aydın cinayeti varsa, hepsinin perde arkasında yer alan Türkiye’deki Gladio’nun üzeri itina ile örtülmüştür.

SEVİNÇTEN HAVAYA UÇANLAR!

Geçen haftaki yazımızda değindiğimiz 12 Eylül darbesiyle ilgili ABD’nin gizli belgelerinde yer alan bir ayrıntıyı da buraya not edelim…

Dönemin İstanbul Başkonsolosu olan Robert Houghton, 27 Eylül 1980’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “Özel” ibareli yazıda İstanbul’daki atmosferi aynen şöyle tanımlamış:

“Ordu’nun yönetimi ele almasının ardından işadamlarının çoğunluğu sevinçten neredeyse havalara uçuyorlar…”

Sözü edilen işadamları yani Komprador Burjuvazi, zaten 12 Eylül 1980 darbesinin takvimi işlemeye başladığından beri (Mart 1979) “nelerin planlandığından” haberdardı!

Dahası, işin içindelerdi! Onlardan bazılarının “rütbesi” ise generallerden bile daha yüksekti: Elbette, askeri bir rütbeden söz etmiyoruz!

“SIRADAKİ CEVAP” YANİ “DARBE!”

1 Şubat 1979’daki Abdi İpekçi Suikastı’ndan (aynı tarihte Humeyni İran’a döndü) bir ay kadar sonra Washington’dan İstanbul’a gelen ve Boğaz’a nazır bir lokantada Türkiye’den ünlü işadamlarıyla yemek yiyen “derin kadro”da acaba kimler yer almıştır?

A.Frachon ile D. Vernet’in imzalarını taşıyan “Mesyanik Amerika” adlı kitapta (2004 Basımı/Sayfa: 102); Neo-Con’ların Başöğretmeni olarak bilinen Soğuk Savaş döneminin “nükleer stratejisti” Albert Wohlstetter’ın (1913-1997) o derin ekibin başındaki isim olduğu yazılıdır.

Yemekte “öğrencileri” Richard Perle ile Paul Wolfowitz de bulunmuştu: Bu ikilinin sonraki yıllarda kötülükleriyle meşhur olduğunu biliyorsunuz!

ABD’den gelen bu derin misafirlerini ağırlayan İstanbul’un ünlü işadamları; İran’daki Humeyni devriminin konuşulduğu o günlerde “Sırada Türkiye mi var?” diye (aslında cevabını bildikleri bir suali) sorduklarında; Wohlstetter’dan aldıkları karşılık şu olmuştu: “Türkiye, sıradaki problem değildir; sıradaki cevaptır!”

İşte bu sözler, o günlerde henüz kesin tarihi belli olmayan darbenin yani 12 Eylül 1980’in işaret fişeğiydi.

VEHBİ KOCH’TAN EVREN’E MEKTUP

12 Eylül 1980 darbesinden bir hafta sonra; “Türkiye’nin en zengin işadamı” Vehbi Koch’un Evren’e yazdığı mektubu da bu vesileyle hatırlayalım…

Mektubun 13. maddesinde şu cümle okunuyordu:

“Basının eleştiri yapmasına kesinlikle izin verilmemelidir.”

En acı mola
Gündem
En acı mola
Gelin almak için Bursa’dan Kayseri’ye doğru yola çıkan düğün konvoyundaki iki araca, Kırşehir’de mola verdikleri sırada bir minibüs çarptı. Kazada damat ile annesi ve amcası öldü, 6 kişi de yaralandı.
Yeni Şafak
Dikkatler Fırat’ın doğusuna çevrilirken hatırladıklarım
Dikkatler Fırat’ın doğusuna çevrilirken hatırladıklarım
Türkiye'nin İdlip'teki statünün korunmasına ilişkin çabası ve başarısı sadece insani trajedinin önlenmesi anlamına gelmiyor.

Meselenin Suriye'nin diğer bölgelerine de etkileri olacak. Bunun ibareleri çok kısa sürede ortaya çıktı.

Yeni Şafak
Hizmet belediyeciliği gönülden yapılmaz ise...
Hizmet belediyeciliği gönülden yapılmaz ise...

Yerel seçimlere gidiyoruz. 2019’un Mart ayında belediyeleri kimlerin yöneteceğine karar vereceğiz. 1994’ten bu yana yerelde iktidar olan Refah’tan Ak Parti’ye oluşan bir gelenek var. Bu gelenek *hizmet belediyeciliği” olarak tanımlanabilir.

Video: Hizmet belediyeciliği gönülden yapılmaz ise...


Peki “Hizmet belediyeciliği “gönül kırarak” mümkün müdür” diye soracak olursanız, cevabım bu biraz zor ama olmaz da değil şeklinde olur.

Bazı belediye başkanlarının hizmet etmediğini söyleyemeyiz ama, kırmadığı gönül, devirmediği çam da kalmamıştır. Sizce de öyle değil mi?

O yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gönül belediyeciğili” kavramını son dönemde sık sık kullanıyor.

Hizmet belediyeciliğini gönül belediyecilği ile meczetmek gerekiyor. “Milletin talepleri” ile “milletle bir olma çabası” alt başı olmalı.

2019’daki yerel seçimler öncesi siyasi partiler şimdiden nabız yokluyor.

Seçim sonuçları merkezi iktidarı da yakından ilgilendiriyor. İstanbul ve Ankara’nın galibi merkezi iktidarı da belirliyor zira.

CHP’DE İSTANBUL İÇİN ERKEN DUELLO

CHP, “düştüğü yerden kalmak” istiyormuş. Bu nedenle CHP kurmayları, İstanbul ve Ankara’ya özel bir gayret gösteriyormuş. Bu bağlamda 24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı yapılan Muharrem İnce İstanbul için kolları sıvamış görünüyor.

İsminin adaylık için geçmesinden son derece de mutlu görünüyor.

CHP Genel Başkanlığı ısrarından da vaz geçmeyen İnce ile CHP lideri Kılıçdaroğlu arasındaki salvo yarışı ise bir kaç gündür yine kızıştı.

Anladığımız kadarıyla, Kılıçdaroğlu, yine bir önceki kongrede “Sen yeterli imzaya ulaşamadın ama ben seni karşıma aday yapıyorum” taktiğine benzer bir taktik uygulayacak.

Yani, “Seni İstanbul’a aday yapacak olan tek irade benim” diyor İnce’ye. Şayet şartlar oluşursa, “Gel bakalım Muharrem. Bizim İstanbul adayımız sensin” diyecek.

Buna mukabil İnce, 24 Haziran seçim sonuçlarını hatırlatıp, “Mecbursunuz. Ben CHP’den 10 puan fazla oy aldım” diyerek adaylığını dayatma peşinde.

İNCE: “İSPATLASINLAR SİYASETİ BIRAKIRIM.” KILIÇDAROĞLU: “YENİ BİR FELSEFE LAZIM.”

İnce ile Kılıçdaroğlu arasındaki rekabet bugünlerde yine şiddetlendi. Birbirlerini yalancılıkla suçlamaktan tutun da restleşmeye kadar hem de. “İspatlasınlar siyaseti bırakırım” türü cümleler bile kuruldu. Diğer yandan, “Seçim akşamı partiye çağırdık gelmedi” bile dendi.

Burada bir parantez açmak istiyorum. Kılıçdaroğlu “Yeni bir felsefeden” söz ediyor. “Yeni bir felsefe olsun, kongreye gitmeden hemen genel başkanlığı bırakırım” diyor. Buna karşılık İnce, “Ne yani 6 oku bırakacak mıyız? 6 oku yeniden mi yazacağız” diyerek CHP’nin genetik kodlarına atıf yapıyor.

Bugüne kadar Kılıçdaroğlu’nu tutarsızlığı ve yalanları üzerinden kıyasıya eleştirdim ama bu tartışmada “yeni bir felsefe” demesini destekliyorum. Kast ettiği nedir bilmiyorum ama, hiç olmazsa kategorik olarak “yeni bir felsefe” lafı “değişim”e kapı aralıyor.

CHP değişip dönüşe bilirse Türkiye siyasetine önemli katkı verebilir.

Peki bu mümkün mü?

Çok ama çok zor. Çünkü, CHP’li seçmenin değişime karşı büyük bir direnci var. Sözümün ispatı için Kadıköy’e, Şişli’ye, Beşiktaş’a bakmak, İzmir, Ayvalık, Edremit hattında neler olduğunu gözlemlemek yeterli.

Sahi İnce’nin, “Şizofren bunlar” dedikleri kimlerdi?

  • Kırdığınız gönülleri tamir etmenin yolunu bulmalısınız
  • AK Parti cenahındaysa bakan toto gibi, başkan toto oynanmaya başlanmış bile.
  • Oysa isimler üzerinde durulmadan önce son dönemde belediyelerdeki “kibir abideleri” yüzünden millette yaşanan “gönül kırgınlıkları”na bakmak gerekmiyor mu?
  • Millet neden yerel yöneticilere mesafe koyuyor bunun üzerinde durulması gerekmiyor mu?
  • Çakarlı lüks Alman makam araçlarını son dönemdeki eleştiriler nedeniyle garaja çekip bisiklete binmek, yürümek ya da yerli otomobile binmek ne kadar inandırıcı?
  • İşin daha vahimi, çakarlı lüks Alman makam otoları sadece belediye başkanlarına hizmet etmiyor. Neredeyse sıradan bir daire başkanı bile siyah lüks bir otomobile biniyor ve ne hikmetse utanmadan çakma çakarlarını açarak trafikte yol alıyor.
  • Geçenlerde şehir dışında, trafiğin hiç olmadığı, yolun açık olduğu bir alanda bile Karadeniz’deki bir büyük şehir belediyesine ait vip minibüsün çakarlarını açmış halde trafikte yol aldığına şehit oldum.
  • Benim bile sinirlerimi bozan, bu hadisenin vatandaştaki karşılığının ne olduğunu bilen var mı?
  • Ak Parti kurmayları “kibir abidesine dönmüş” kifayetsizlerin milletin gönlünde oluşturduğu tahribatın ne kadar farkında acaba?

Kibri sıradanlaştıranlara ders vermeye hazırlananlar var, görmüyor musunuz

“Kibre karşı kibir sadakadır” der Peygamber Efendimiz. Yine, hacca gidenler iyi bilir, Safa ve Merve tepeleri arasında bir yer vardır ki o alanda erkekler hafifçe pazularını sıkar ve koşarlar. Çünkü Hazreti Peygamber (as) öyle emretmiştir, kibir yasaktır ama “o hal müstesna”dır. O hal denen de “seni aşağılamak isteyenlerin olduğu” haldir.

O zaman sen de güç gösterisinde bulunursun. Yoksa aslolan mütevazılıktır.

İstisna olması gereken davranışlar son dönemde kimi Ak Partili belediyelerde vakayı adiyeden oldu.

Kibrin sıradanlaştırıldığı ortamda 2019 Mart seçimleri nasıl kazanılır?

Milletten kopmuş, vip hayatı sıradanlaştırmış, kibri sıradanlaştırmış olanlara bir ders vermek isteyen seçmenin sayısında her gün artış oluyor bunu görmüyor musunuz?

  • Sadece ‘halk düşmanları’nı alaşağı etmek için bile ittifakı destekliyorum
  • İttifak meselesine gelince. CHP, HDP seçmenine göz kırpıyor. Ak Parti ile MHP arasındaki ittifak ise derinleşiyor.
  • Ak Parti ve MHP’nin “Cumhur İttifakı” yerel seçimlerde daha da güçlendirilerek sürmelidir.
  • Bazı belediyelerde Ak Parti ve MHP’nin seçmeni CHP seçmenin katbekat üstündeyken, oyların bölünmesiyle CHP’nin seçimleri kazandığını biliyoruz. Bu durum demokratik yarışta makul, kabul edilebilir bir meseledir ve sorun yoktur.
  • Bir de bazı belediye başkanları var ki artık o koltuklarda oturmamalıdır. Bana göre uygulamaları ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Şimdilik ismini ve partisini yazmıyorum. Ama Ege ile Marmara’ya kıyısı olan bazi ilçe belediye başkanları neredeyse toplumsal çatışmayı körükleyecek şekilde şehirlerinin “demografik yapısı” ile bilinçli şekilde oynuyor.
  • Taşıma oy ile seçim kazanıyor. Hizmet yok! Ancak ideolojik kamplaşma çok.
  • Çıban başı olabilecek bir takım eski hükümlüleri, adi suçluları, belediyeye ait alanları bahane ederek muhafazakar semtlere yerleştiriyor. Bu arsız eski hükümlülerin gayri meşru işlerine göz yumuyor. Böylece huzursuzluk çıkacağı endişesine kapılan yerli halkı göç etmeye zorluyor.
  • Sadece bu başkanların bile demokratik yollarla değiştirilmesi için...
  • Tek başına bu gerekçeyle bile Ak Parti-MHP ittifakını destekliyorum.
  • Sahi “halk düşmanı” deyimini kimler için kullanıyorduk?
Hasan Şaş'ın cezası indirildi
Spor
Hasan Şaş'ın cezası indirildi
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu, Galatasaray Antrenörü Hasan Şaş'ın cezasında indirime gitti.
AA
580 şehit yakını, gazi ve gazi yakını atandı
Gündem
580 şehit yakını, gazi ve gazi yakını atandı
580 şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarının ataması yapıldı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 2002 yılına kadar atanan şehit, gazi ve gazi yakını sayısının 6 bin olduğunu, AK Parti döneminde ise 39 bine ulaştığını söyledi.
Diğer
Suriye’de kanın durması için susması gerekenler artık susmalı
Suriye’de kanın durması için susması gerekenler artık susmalı
'İdlip'te final muharebesi olacak” diye yazdım burada. Hatta ısrar ettim. “Final yaklaşıyor. Çok kan akacak” diye de direttim.

Yanıldım. Hamdolsun!

Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.