Dink Vakfı’nı tehdit eden şüpheli tutuklandı
Gündem
Dink Vakfı’nı tehdit eden şüpheli tutuklandı
Hrant Dink Vakfı’na e-posta yoluyla tehdit mesajı gönderdiği tespit edilen H.A ‘tehdit’ suçu kapsamında tutuklama talebiyle sevk edildiği İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Yeni Şafak
Hrant Dink Vakfı'na tehdit mailinde Başsavcılığın talimat yazısında dikkat çeken detay
Gündem
Hrant Dink Vakfı'na tehdit mailinde Başsavcılığın talimat yazısında dikkat çeken detay
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Hrant Dink Vakfı'na yönelik tehdit e-maili ile ilgili başlattığı reesen soruşturmada önemli detaylar ortaya çıktı. Başsavcılığın talimatları üzerine tüm emniyet birimleri hızla şüphelilerin tespiti için çalışmalara başladığı ve e-posta hesabını kullanan H.A. isimli kişinin Konya Selçuklu İlçesi Bosna Hersek Mahallesi'ndeki adresinde gözaltına alındığı öğrenildi.
DHA
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: Provokatör yakalandı
Gündem
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: Provokatör yakalandı
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Üsküdar’daki Ermeni Kilisesi’nin haçının kırılması ile Hrant Dink Vakfına tehdit maili atılması olaylarının faillerin yakalandığını bildirdi.
DHA
Şehit Savcı Kiraz’ı FETÖ  ve DHKP/C kaos timi mi katletti?
Şehit Savcı Kiraz’ı FETÖ ve DHKP/C kaos timi mi katletti?

Hrant Dink’in öldürülmesiyle başlayan, 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan süreçte topluma ve sosyal yapıya darbenin haklılığını inandırmaya yönelik eylemler yapıldı. Bu şekilde organize ettikleri huzursuzluk ortamı ile darbeye müsait ortam oluşturulmaya çalışıldı. Bu amaçla kaos timi DHKP/C terör örgütüne FETÖ’nün hedefleri doğrultusunda kurduruldu. Kaos timinin yapacağı eylemler ile ülkede kargaşa ortamı yaratma hedeflendi.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın FETÖ ile DHKP/C’nin “ortak kaos planı” davası ile ilgili iddianamede FETÖ militanı Ali Fuat Yılmazer’in DHKP/C’ye sızdırdığı elemanları kullanarak DHKP/C terör örgütünün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Başbakan olduğu süreçte suikast planladığına inandırmak için kurguladığı kumpas açıkça anlatılıyor. Bu tür algı operasyonlarıyla FETÖ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı adeta gözlem altına almaya çalışarak bu sayede devlet sırlarına erişerek Türkiye aleyhine casusluk yapmak amacındaydı. FETÖ militanı Yılmazer, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve tasarlayarak öldürmeye yardım etme” suçlarından sevk edildiği İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı. Tutuklama kararında ise Yılmazer tarafından kurulan C5 bürosu vurgusu dikkat çekti. Hakim kararında “C5 bürosunun İçişleri Bakanlığı’nın oluru ile 23 Kasım 2012’de yasal mevzuata bağlı olarak çalışmaya başladığı, burada, öncesinde kanun ve mevzuat dışı gizlice oluşturulan bir birim olarak yapılması planlanan Dink, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi cinayetleri ile Ergenekon, Balyoz ve benzeri operasyonların alt yapısının hazırlandığı tespit edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

2007 tarihinde Emniyet İstihbarat Dairesi içinde FETÖ’nün illegal veya örtülü faaliyetleri için kurulan C5 Timinin İDB içinde yalnızca Yılmazer’in veya Daire Başkanının inisiyatifi ile kurulduğunu düşünmemiz saflık olur. 17/25 Aralık Operasyonlarının sürdüğü bir süreçte polis ve yargı içindeki FETÖ’cülerin ağır bir darbe yediği ortamda olsa olsa FETÖ ve DHKP/C ortak kaos timinin Şehit Savcı Selim Kiraz’a yönelik eylemin arkasında planlayıcı ve azmettirici CIA ve Pentagon’u aramamız gerekir diye düşünüyorum. Zira o dönemi hatırlarsak FETÖ’cü polis müdürlerinin CIA ajanı FETÖ’cü polislerle birlikte 17/25 Aralık dava dosyalarını ABD’ye kaçırdıklarını ve ABD’de Türkiye aleyhine Zarrab davasının açılmasına neden olduklarını biliyoruz. Ancak Kiraz Savcının şehit edilmesi olayında FETÖ ve DHKP/C terör örgütlerinin medyasıyla siyaset mekanizmalarıyla organize bir şekilde iş birliği içinde teröristleri asla eleştirmeden hatta överek devletin savcısının öldürülüşünü davul zurnayla ilan ederek röportajlar yaparak gövde gösterisi yaptıklarını Türkiye olarak şahit olduk.

GÖZLERİNDEN TANIMIŞ

Şehit Savcı Selim kiraz 31 Mart 2015’te DHKP/C’li teröristlerce katledilmişti. Şehit savcı rehin alındığında teröristlerin kimlikleri bilinmiyordu. Rehin alınma olayının ilk dakikalarında Teröristlerin ismini ilk kez FETÖ’den ihraç edilen polis amiri Kadri Cemil Yiğit sosyal medyadan duyurdu. Halen FETÖ tutuklusu polis amiri ‘’Yüzü maskeli teröristi gözlerinden tanımış’’.

Savcı Kiraz’ın şehit edildiği saatlerde adliyede elektrikler kesilmişti. FETÖ’nün firari kalemşörlerinden Önder Aytaç, Kiraz savcının şehit edilmesinden 26 dakika önce attığı Tweet’te “Elektrik yokken öldürülen herkesten iktidar sorumludur” demişti. Savcıyı alçakça şehit eden teröristleri koruyan bir tweet sanırım. Bazıları sosyal medyada terör faaliyetini 2013 yılında Gezi’de başına fişek isabet etmesi nedeniyle vefat eden Berkin Elvan soruşturmasını yavaşlattığı için Kiraz savcının öldürüldüğü yalanına sarıldılar. Zira Kiraz savcıdan önceki 4 savcı da FETÖ’cüydü. Soruşturmayı yavaşlatmak bir yana tıkamışlardı

CHP’ye yakın yayın organları ve yazarlar da boş durmadılar bu süreçte. Cumhuriyet gazetesi yazarı Ahmet Şık teröristlerin sözcüsü olmuştu. Ahmet Şık rehine eylemi sürerken teröristlerle röportaj yapmakta ve onların propagandalarına alet olmak ötesinde teröristlerin avukatlığına soyunmuş sanki!

CHP lideri Kılıçdaroğlu, elektrik kesintisi nedeniyle önce iktidarı sonra da MİT’i suçlamıştı. Mirgün Cabas ve Banu Güven attıkları tweet’lerde açık açık Berkin Elvanın rövanşı ve karşılığı olduğunu savunmuşlardı. Firari FETÖ’cü Uslu’nun açıklaması ise 17/25 Aralık sonrasında polis şeflerinin tasfiye edilmelerinin bu tarz saldırıların önünü açtığı şeklindeydi.

Dikkatinizi çekmiştir sanırım. Kılıçdaroğlu da dahil olmak üzere Tweet ve açıklamalarını kaleme aldığım hiçbir zat şehit savcımız ile ilgili bir başsağlığı dilediğinde bulunmadı. Savcı Selim Kiraz’ı evet FETÖ DHKP/C ortak kaos timi katletti. Ama bu cinayeti kınamayan baş sağlığı dilemeyenler de en az teröristler kadar bu cinayete ortaktırlar. Terörü kutsayan DHKP/C ve FETÖ’nün legal-illegal unsurlarıdır. Hangi terör eyleminde bu kadar tesadüfler bir araya gelmiştir düşünün bakalım. Yargıya ve MİT’e düşen görev DHKP/C’nin medya ve siyaset mekanizmalarındaki kriptolarını orta çıkarmaktır. Bu konuda önce CHP içindeki emanetçiyi ortaya çıkarmak yeterli olacaktır.

İlk FETÖ davası örgütün günümüzdeki hangi stratejisini deşifre ediyor?
İlk FETÖ davası örgütün günümüzdeki hangi stratejisini deşifre ediyor?

Fetullahçı Gladyo’nun başarısızlıkla sonuçlanan 17/25 Aralık hukuk örtüsü altında gerçekleştirmek istedikleri darbe girişimleri sonucunda polis ve yargıya sızan militanlarının büyük bir kısmı deşifre edilerek göz altına alınmışlardı. FETÖ Gladyosu , Selam-Tevhid terör örgütü üyesi olmak ve terör örgütü lehine faaliyetlerde bulundukları iddiasıyla, delilsiz ve hukuksuz olarak yaklaşık 3 yılı aşkın bir süreyle aralarında devletin Başbakanı, Bakanları ve MİT Müsteşarı’nın da bulunduğu 251 hedef kişiyi sahte belge ve delillerle dinlemişti. Darbe başarılı olsaydı 251 hedef üst düzey kişi gözaltına alınarak kurgu bir terör örgütü üzerinden sözde Selam-Tevhid terör örgütü üyesi olma suçlamalarıyla yargılanacaklardı. MİT TIR’ları vatana ihanet davası Halkbank ve Rezzap davası da FETÖ’cü hainler ve onların dış azmettiricileri Pentagon ve CIA tarafından bu amaçla kurgulanmıştı.

Sözde Selam-Tevhid isimli terör örgütü geçmişte, Türk Gladyosu tarafından “naylon terör örgütleri statüsünde” 1990’lı yıllarda kurulmuştu. Uzun yıllar ‘uyuyan hücre’ konumunda tutulan naylon terör örgütü, Gladyo’nun gerçekleştirdiği suikast ve cinayetleri örtme taktiğiyle FETÖ tarafından 13 yıl sonra yeniden canlandırılarak siyasi iktidara ve MİT’e karşı uluslararası bir operasyonun parçası olarak, illegal ve hukuk dışı bir çalışma başlatmıştı. 17/25 Aralık darbe girişiminin Başbakan Erdoğan’ın önderliğindeki devletin polisleri ve yargısı ile engellenmesi, devletin yönetime hakim olması sonrasında FETÖ tutuklamaları ile örgüt ağır bir darbe almıştı. Eğer FETÖ 17/25 Aralık’ta polis başta olmak üzere yargıdan büyük oranda sökülüp atılmasaydı 15 Temmuz Kalkışması’nda sıkıntı yaşanabilirdi sanırım. Nitekim 17/25 Aralık’ta FETÖ’nün poliste ve yargıda büyük tasfiye yaşanmasından sıkıntı duyan TSK’ya sızmış üst düzey FETÖ’cü askerler ByLock üzerinden FETÖ elebaşı Gülen ile yaptıkları görüşmelerde ortaya çıkmaları konusunda (darbe teşebbüsü) görüşme yapmışlarsa da bir netice alamamışlardı. Ancak 17/25 Aralık terör örgütünde bir kırılma ve panik yaratmış terör örgütünün çekirdek kadrolarını oluşturan mahrem imamların 17/25 Aralık sonrası büyük bölümünün strateji olarak yurt dışına kaçırıldığı anlaşılmıştı.

FETÖ Gladyo’su, 17/25 Aralık’tan yaklaşık 7 ay sonra 16 Temmuz 2014 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne ait sivil plakalı otomobili polis memurunun Keçiören’deki evinin önünden çalmışlardı. Otomobildeki çelik yelek, çelik levhalar, polis yeleği, şapkası, biber gazı, araç içi kamera, hafıza kartı ve navigasyon cihazı gibi malzemeler olduğu, otomobilin ise aynı gün 10.20 sıralarında terk edilmiş vaziyette Altındağ’da bulunduğu anlaşılmıştı. Aracı çalan 4’ü polis 7 FETÖ’cü kısa süre içinde güvenlik güçlerince yakalandı. FETÖ’cü hainlerin araç içindeki ’’ Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nün, soruşturulan bazı organize suç örgütleriyle ilgili gizli belgelerini, kuruma ait telsiz kodlarının, personel bilgilerinin, suç örgütlerine “siyasi gayeler elde etmek maksadıyla” verildiği savcılık soruşturmalarıyla tespit edildi. Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede sanık FETÖ’cülerin “Örgütün devlet içinden pasifize ve tasfiye edilmesini engellemek, devleti Paralel Yapı’nın mensuplarına mahkum ve muhtaç göstermek, yeni atanan kadroların başarısız olduğu algısı yaratmak, hükümetten intikam almak, yeni atanan kamu görevlilerinin suç örgütleri karşısında yeterli mücadele veremeyeceğine inandırmak” amacıyla atılı suçları işledikleri ifade ediliyor.

Söz konusu dava FETÖ üyeliği suçlamasıyla açılan ilk dava olması nedeni ile günümüzde özellikle dünyayı saran koronavirüs salgını nedeniyle FETÖ’cü doktorların göreve talip olmaları veya bazı siyasi liderler ve gazetecilerin bu çağrıyı desteklemelerinin arka planında FETÖ’nün savcılık iddianamesine açıkça belirtilen stratejiye sarıldıklarının açık işaretlerini taşıyor. Tıpkı koronavirüs aşısını bulacağı iddia edilen KHK ile FETÖ’den ihraç edilen ve sonrası şaibeli bir şekilde beraat ettiği FETÖ’de önemli görevler üstlendiği medyadaki araştırmacı kalemlerce ortaya çıkarılan FETÖ ağabeylerinden olduğu anlaşılan Mustafa Ulaşlı’nın bulunmaz hint kumaşı gibi yıldızının parlatılması olayında olduğu gibi! FETÖ 2014 yılında 17/25 Aralık’ta yediği darbenin acısıyla Türkiye’den intikam almaya çalışan alçak ve hain bir örgüt. 17/25 Aralık’ta savaş helikopterleri ve uçaklarıyla polis, asker ve sivil 251 insanımızı tarayarak ve bombalayarak öldüren, tanklarla ezen 2191 insanımızı yaralayan, sakat bırakan bir katiller sürüsünü yeniden devlet hizmetine almak bu ülkeye ihanetin ötesinde insanlarımızın hayatını açıkça tehlikeye atmaktır! FETÖ terör örgütü günümüzde CIA-PENTAGON irtibatlı Gladyo yapısı olarak eli kanlı bir terör örgütü. Hrant Dink cinayetinden Muhsin Yazıcıoğluna, Aytunç Altındal’dan Hablemitoğlu’na uzanan onlarca suikast ve cinayetten sorumlu Türkiye düşmanı bir terör örgütü. Bu nedenle ülke olarak 32 bin sağlık personeli alımında çok ama çok dikkatli olmalıyız. Önceliğimiz siyasi kaygılardan uzak liyakat sahibi, ülkesini ve vatanını seven kişilere kucak açmamız elzem görünüyor.

Dink suikastı sanığı infaz edildi
Gündem
Dink suikastı sanığı infaz edildi
Hrant Dink cinayetinde olay yerinde olduğu iddiasıyla bir süre tutuklu kalan eski istihbaratçı astsubay Şeref Ateş öldürüldü. Düzce’de çevre yolunda aracıyla ilerleyen Ateş’e yanına yaklaşan bir otomobilden ateş açıldı. Kaçan şüpheliler K.B, E.K. ve A.G. yakalanıp adliyeye sevk edildi. Cep telefonu kayıtlarında Ateş ile şüphelilerin bir para konusu üzerinde yazıştığı tespit edildi. Ateş, Dink soruşturmasında tetikçi Ogün Samast’a gözcülük yapmakla suçlanmıştı.
Yeni Şafak
Sam Amca’sının katilleri, nereden koşuyor?
Sam Amca’sının katilleri, nereden koşuyor?

ABD, 28 Ocak 1982’de Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan’ı şehit eden Ermeni terörist Hampig Sasunyan’ı şartlı tahliye ile serbest bıraktı!

Bu vahim kararla, Haydut Amerikan Devleti’nin “teröristlerin hamisi olduğu” gerçeği bir kere daha tescillendi.

ORADA BAŞLADI

ABD’nin Los Angeles’ı, Ermeni katillerin Türk diplomatlarını hedef alan cinayetlerinin (1973’te) başladığı şehirdir.

*

27 Ocak 1973 tarihinde Los Angeles’taki Santa Barbara’da Biltmore Otel’de…

İki Türk diplomatı Mehmet Baydar ile Bahadır Demir’i tuzağa düşürmek suretiyle öldüren Ermeni katil Gürgen Mıgırdiç Yanıkyan, ASALA terörizmine “öncülük” etmiştir.

24 Aralık 1895’te Erzurum’da doğan Yanıkyan, 77 yaşında Los Angeles’ta iki diplomatımızı şehit ederken, başında “beyaz bir bere” vardı!

Kendi ifadesiyle…

“Santa Barbara’da sürekli beyaz bere giyerek dolaşan tek kişiydi!”

*

Ermeni Tehcirinden tam 25 yıl önce 20 Haziran 1890 tarihinde, Erzurum’da “Ermeni Ayaklanması” yaşanmıştır.

Altı yıl sonra, 10 Temmuz 1896’da; Erzurum’da ABD Başkonsolosluğu açılmıştır!

Amerikan Konsolosu Leo Bergolz, Garabedyan adlı varlıklı bir Ermeni’ye ait binada açılmış olan konsoloslukta dört Ermeni’yi görevlendirmiştir.

TÜRKİYE’Yİ HEDEF GÖSTEREN ÇAĞRILAR

Fetullah Gülen, 25 yaşında iken; Türkiye’deki ikinci Komünizmle Mücadele Derneği’ni (1963) Erzurum’da kurmuştu…

Onun Yabancı Teknik Direktörü olan CIA ajanı Graham Fuller’ın Türkiye’deki “görevine” başladığı 1964’te; Lübnan’daki Kilikya Katolikosu Horen I, dünyadaki tüm Ermenilere çağrı yaparak Türkiye’yi hedef göstermiştir!

“Eçmiyazin Katolikosu” Vazken I ise “Soykırım için etkinlikler ve anma törenleri düzenlenmesi” talebiyle eş zamanlı bir başka çağrıda bulunmuştur!

Ermeni patriklerinin, 1915’teki tehcirin ellinci yılına bir sene kala (1964) yaptığı işte bu çağrılarla Türkiye’mize karşı yoğun bir propaganda başladı…

Bir bakıma “Türkiye’ye savaş açılması direktifi gibi” benimsenmiş olan bu çağrılar…

İlerleyen senelerde sözde “soykırım” anıtları dikilmesinden; diplomatlarımıza yönelik sistematik suikastlar düzenlenmesine kadar varan bir sürecin yaşanmasını sağlamıştır!

O MEKTUP

1915’in 50. Yıldönümünde (1965’te) Fetullah Gülen, Kırklareli Vaizi iken dönemin Ermeni Patriği Kalutsyan’a yazdığı mektupta şöyle diyordu:

1915’te Ermenilere yapılan büyük soykırımı lanetle yâd etmeden geçemeyeceğim…

Öldürülen, katledilen insanların içerisinde ne kadar büyük insanların bulunduğunu derin bir hassasiyetle okuyor, onları saygıyla anıyorum…”

NE DEMİŞTİ?

San Luis Obispo Cezaevinde iken kendisiyle görüşen, dönemin Hürriyet ABD Temsilcisi Doğan Uluç’a aynen şöyle demiştir; Katil Yanıkyan:

Şüphesiz, yaptıklarımdan pişman değilim…

Santa Barbara’daki işe girişmeden önce ABD’de Avrupa’da, dünyada kaç kişi biliyordu bir Ermeni Sorunu olduğunu?

Ya, şimdi? Bütün dünya biliyor Türklerin toplu katliamını! Ermeni meselesini, mezardan çıkardım, dünyaya getirdim! Bir ayağım mezarda, fakat benim gözlerim açık gitmeyecek!(Doğan Uluç, “Kupa Ası”, Doğan Kitap, 2009, S:146)

*

Türk diplomatlarının birbiri ardına ASALA tarafından katledilmesi ile birlikte,Ocak 1982’de Los Angeles’ta Kemal Arıkan’ın öldürülmesi de…

Yanıkyan kahpesini “pek mutlu” etmişti!

Katil Mıgırdiç Yanıkyan hakkındaki “Sentinel of Truth” adlı övgü dolu kitabında, Tigran Kalaydjian; mevzu bahis dönemle alakalı şunları yazmıştır:

Yanıkyan, olayları hapishanedeki hücresinden elinden geldiğince yakından izledi. Türk diplomat ve memurlarına karşı girişilen silahlı operasyonları kendisinin başlattığı kampanyanın ‘doğal uzantısı’ olarak görüyordu…

ON BİR YIL SONRA

“Yanıkyan’ın son günleri” ise Haluk Şahin’in yazdığı “Unutulmuş Bir Suikastın Anatomisi” adlı kitapta şu satırlarla yer almıştır:

1984 yılının Ocak ayında Türkiye’nin bütün itirazlarına rağmen, Yanıkyan’ın ‘özgür bir insan’ olarak ölmesinde ısrarlı olan yeni California Valisi Dökmeciyan’ın affetmesi ile birlikte Santa Barbara yakınlarındaki Montebello’daki bir yaşlılar evine çıkmak üzere serbest bırakıldı…

Aftan sonra, yalnızca üç hafta yaşadı…

Kalp krizinden öldüğü tarih, 25 Ocak 1984’tür. Bir gün daha yaşasaydı, Mehmet Baydar ile Bahadır Demir’i öldürmesinin üzerinden on bir yıl geçmiş olacaktı…

(Destek Yayınları, Şubat 2016, S: 366)

DERİN FİNAL

Ogün Samast adlı katil, 19 Ocak 2007’de Hrant Dink’i öldürdüğünde başında “Beyaz Bere” vardı!

“Kontra” cinayetin talimatını Fetullah Gülen’in verdiği gerçeği ise sonraki yıllarda ortaya çıkacaktı!

Dink cinayetinin firari sanığı Tuncay Uzundal İzmir'de yakalandı
Gündem
Dink cinayetinin firari sanığı Tuncay Uzundal İzmir'de yakalandı
Hrant Dink cinayetine ilişkin davada firari olarak aranan sanık Tuncay Uzundal İzmir'de yakalandı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.