İsrail'in Gazzeli balıkçılara avlanma gaspı devam ediyor
Dünya
İsrail'in Gazzeli balıkçılara avlanma gaspı devam ediyor
İsrail ablukası altında tuttuğu Gazze'de balıkçılar için uyguladığı avlanma mesafesini 15 mile çıkardı. İsrail, 1993'te imzaladığı Oslo Anlaşmasına göre Filistinli balıkçıların avlanma mesafesini 20 mil olarak kabul etmiş fakat bu anlaşmaya uymayarak balıkçıların bu hakkına engel oluyor.
AA
ABD’den 2 düşmanca adım
Dünya
ABD’den 2 düşmanca adım
İsrail, Yunanistan ve GKRY’yi bir şemsiye altında toplayan Washington, Atina ile askeri işbirliğini derinleştiriyor. Yunan medyası, ülkedeki iki üste ve limanlarda ABD askerinin daha görünür olacağını yazdı. Türkiye’yi hedef alan “Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasa Tasarısı” da ABD Kongresi’ne sunuldu.
Yeni Şafak
Kudüs Valisi'nin de aralarında bulunduğu 18 Filistinli gözaltına alındı
Dünya
Kudüs Valisi'nin de aralarında bulunduğu 18 Filistinli gözaltına alındı
İşgalci İsrail güçleri, Kudüs ve Batı Şeria'da aralarında Kudüs Valisi Gays'ın da bulunduğu 18 Filistinliyi gözaltına aldı.
AA
Dikkat! Türkiye, Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’de karadan ve denizden kuşatılıyor!
Dikkat! Türkiye, Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’de karadan ve denizden kuşatılıyor!

Nisan ayı...

Tepe tepe Ermeni istismarının yapıldığı ve Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı bizim için gergin geçen bir zaman dilimi.

Her Nisan ayı geldiğinde, bu yıl, hangi ülke, Ermeni tasarısını kınayacak acaba, diye beklemeye başlıyoruz...

Video: Dikkat! Türkiye, Suriye’den sonra Doğu Akdeniz’de karadan ve denizden kuşatılıyor!


“ERMENİ İSTİSMARI” MEVSİMİ...

Ermeniler, Batılıların, kendi günahlarını örtmek için Ermenileri kullanıyor olmalarından rahatsız oluyorlar mı, pek emin değilim bundan.

Ama emin olduğum iki şey var: Batılı emperyalist ülkelerin yöneticileri, içerde yaşadıkları sıkıntıları, Ermeniler üzerinden bastırma mücadelesi veriyorlar.

İğrenç bir şey bu!

Bu durum, Ermenilerin sahibi olmadığını gösterir aynı zamanda: Önüne gelenin, keyfine göre tepe tepe Ermeni meselesini istismar etmesi ama Ermenilerin buna isyan bile edememesi!

Ermeniler, reklamın iyisi kötüsü olmaz diye düşünüyorlarsa, baştan kaybettiklerini bilsinler.

İnsanlık adına kaybettiklerini.

Emin olduğum ikinci şey tam da burada devreye giriyor: Tarih boyunca, üç kıtada hüküm sürüp de kitlesel katliam yapmayan, aksine, farklı dinlere, kültürlere, etnisitelere mensup toplumları barış içinde bir arada yaşatmayı başaran tek medeniyet tecrübesinin “soykırımcı” olarak yaftalanması, çocuklarınınsa “soykırımcıların çocukları” olarak aşağılanmaya çalışılması, insanlık adına aşağılık bir davranış biçimidir çünkü!

Yine Nisan ayı geldi ve yine Ermeni tasarıları bazı Batılı ülkelerin gündemlerine girdi. Bu kez Fransa ile İtalya’nın Türkiye’yi kınayan açıklamalar yaptıklarına gözlerimiz faltaşı gibi açılarak tanık olduk!

Gözlerimiz faltaşı gibi açıldı; çünkü dünyanın soykırım efendisi iki pespaye ülkesi Fransa ile İtalya.

En çok onların susması gerekiyor oysa.

Yaptıkları soykırımları geçtik, iki ülke de Osmanlı’nın parçalanması ve paylaşılması sırasında Türkiye’nin güneyine üşüşmelerinden, orada işledikleri katliamlardan, barbarlıklardan ötürü Türkiye’den özür dilemeleri gerekirken, Ermeni sorununu istismar etmeyi, günahlarının üzerini kalın bir şalla örtmeyi tercih etti!

Emperyalistlerden insanlık beklemek elbette beyhude bir iş!

TÜRKİYE, DOĞU AKDENİZ’DE KARADAN VE DENİZDEN KUŞATILIYOR!

Türkiye’nin kafası sadece Ermeni meselesiyle şişirilmiyor!

Bakın, Doğu Akdeniz fena hâlde ısındı, farkında mısınız?

Isındı, ne kelime, kaynamaya başladı bile çoktandır!

İngiltere Kıbrıs’a askerî yığınak yapıyor!

Farkında olduk mu?

İtalya, Girit’e F-35 indiriyor!

Duyduk mu?

Bitmedi...

ABD, İtalya, Fransa, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Rumlar Doğu Akdeniz’de neredeyse iki hafta süren enteresan bir askerî tatbikat yaptılar!

Haberimiz oldu mu?

Ermeni istismarı sürpriz değil. Bu tür olaylar bekleniyordu. Hazırlıklıyız buna her şeye rağmen.

Ama İngilizlerin Kıbrıs’a askerî yığınak yapmaları, öyle geçiştirilecek bir hâdise değil!

Şer-şirret ülkelerin Doğu Akdeniz’de son derece kritik bir zaman diliminde oldukça düşündürücü bir askerî tatbikat yapmaları aslâ geçiştirilecek bir hâdise olamaz!

Emperyalist ülkeler, güneyimizde, çok katmanlı bir ittifak oluşturuyorlar Türkiye’ye karşı!

Mısır, İsrail ve Suudların merkezinde yer aldığı bir Arap NATO’su oluşturulması ve bunun da açıkça Türkiye’ye karşı bir Arap cephesi inşası çabası olarak açıklanması, aslâ geçiştirilecek bir hâdise olarak görülemez!

Dün Suriye’den kuşatılan Türkiye, bunun faturasını çok ağır ödüyor hâlâ!

Fırat Kalkanı harekâtıyla, Türkiye’yi vurma, Türkiye’ye diz çöktürme hesaplarını alt üst ettik, çok şükür!

Ama Suriye’nin işgal edilmesi, paramparça edilmesi üzerine oluşturulan PKK / YDP koridoru tehdidini bir şekilde kontrol altına aldık ama tehlike tam olarak geçmiş değil hâlâ!

Türkiye’nin başı çok ağrıyacak gibi bu meselede.

Tam da böyle bir süreçte, bir HDP’li vekilin, HDP’nin eşbaşkanı olan SezaiTemelli isimli bir vekilin, Güney Doğu Anadolu’nun vadedilmiş topraklar olduğunu söylemesi, üstelik de bu toprakları bizim kuruttuğumuzu, bu toprakların vadedilmiş topraklar olarak kurtarılacağını filan söyleme cüreti göstermesi, yenilir yutulur bir şey midir?

Köle ruhluluk, başa bela, diyorum ve bu tür ürpertici açıklamaların hukuk önünde hesabının sorulması gerektiğini hatırlatıyorum.

Sözün özü: Türkiye, Suriye’den sonra, bu kez daha geniş bir alandan, Doğu Akdeniz’den çepeçevre kuşatılıyor.

Türkiye’nin seçimlerden sonra fena hâlde içine kapandığı görülüyor. Enlemesine ve boylamasına, denizden ve karadan stratejik olarak kuşatıldığı bir süreçte, Türkiye’nin içine kapanması tehlikelidir!

Yetkilileri, adım adım yaklaşan, ülkemizin güvenliğini, geleceğini tehdit eden Doğu Akdeniz’den gelen bu kuşatmaya karşı duyarlı, hazırlıklı ve teyakkuz hâlinde olmaya davet ediyorum.

Türkiye’nin seçimi...
Türkiye’nin seçimi...

ABD’nin ‘elinde ne varsa’ kullanma tehdidiyle Ankara’ya yürüyüşü nasıl sonuçlanabilir?..

Türk yönetici ve yetkililerine yaptırım/yasak uygulama tehditleri, buna ilişkin Senato’ya yasa sunulması, F-35’lerin önünü kesme hatta ödenmiş 1 milyar $’ın üzerinde paranın üzerine yatma, NATO’nun askeri girişimlerinden dışlanma, askeri think-tanklerin savaş oyunlarında Türkiye’yi alenen ‘düşman’ diye tarif etme, Türkiye’nin, ‘Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’ gereğince yaptırım altına alınması, buna ilişkin bir düzine yaptırım maddesi içinden ‘ya kırk katır ya kırk satır’ hesabıyla 5 maddeyi seç haberleri, Türk havacılık ve savunma sanayiini sakat bırakma, Türk firmalarını imalat ve arz zincirinden çıkarma, ekonomıyi mahvetme, zamanınızı hiç almayayım, böyle uzayıp giden bir liste...

Sonuç?..

Video: İsrail şiddeti seçti


Bunların toplamı Türk kamuoyunda yerleşik ABD algısını pekiştirmekten öteye geçmiyor...

***

Ankara ve Moskova’nın S-400’ler üzerinden koparılan bu fırtınayı analiz etmekte ilk cümlesi, “Washington’un bu işin bittiğini, geç kaldığını anlamamış olması imkânsız olduğuna göre...” diye başlıyor...

Bu yüzden arada ABD medyası veya hükümette görevli olmayıp Amerikan siyasi sistemi içindekilerden gelen, ağır tehdit paragrafları altında ezilen kimi cümleleri çekip çıkarmalıyız...

Mesela... “Türkiye’nin Rusya’yla, Suriye, enerji, tarım, turizm gibi alanlarda gereklilik esasına dayanan bir ilişkisi olmasını anlıyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400’lerden vazgeçerse Putin, bu alanlarda misillemeye girişebilir. Böyle bir durumda Türkiye’ye yardım etmeyi taahhüt ediyoruz“...

Büyük palavra elbette ve Türkiye bu türden ‘ahlaksız tekliflerle’ anlaşmalarını zaten satmaz ama, bağışlayın, ‘yersen diplomasisi’...

Biz devam edelim, bu misallerden muradımız başka; “Türk dostlarımıza zarar verme arayışında değiliz. Tersine, Suriye, Karadeniz, terörle mücadele konularında Türk-Amerikan işbirliğini ilerletmeyi umuyoruz”...

Suriye-Karadeniz-Terörle mücadele (Güneydoğu, İran, Irak, Kuzey Suriye demek) bir üçgen, harita sunuyor aslında. Bu alan Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Hazar havzasını da doğal olarak kapsıyor. (ABD daha dört gün önce NATO’nun talebi üzerine, yani ABD-ABD’ye söylemiş, Romanya’ya en gelişmiş Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi kabul edilen THAAD konuşlandırma kararı aldı.)

Bu coğrafyada Amerikan nüfuzunun seyrelmesi, Ortadoğu’da İsrail merkezli stresin istiap haddini aşma tehlikesi yaratıyor...

Oysa sıcak gelişmeler, İsrail seçimlerine kadar Kudüs, Golan Tepeleri ve İran devrim muhafızlarının terör örgütü ilanı ile girişilen sürecin, Suriye-Irak-İran-Pakistan-Afganistan hattında yeni aşamasına geçeceğini, bunun da Mısır gibi “travmalarla” baygın düşen ama bu sefer tam GDO’lu Arap Baharı’nın dönüşüyle buluşacağı, oluşacak vakumun kimi sınır ve iktidarları yutabileceğini gösteriyor...

Türkiye’de bunun farkında ve günlük gaileler içinde Cumhurbaşkanı’nın en fazla şu cümleleriyle kendine yer bulabiliyor; “... ama bu arada bölgede bir çok şey de değişiyor. İşte İran devrim muhafızlarının ABD tarafından terör örgütü ilan edilmiş olması, İran’ın da aynı şekilde CENTCOM’u terör örgütü ilan etmesi. Tabi enteresandır İsrail’de seçim var. Seçimle ilgili olarak bunların böyle denk gelmesi, getirilmesi, diğer taraftan Batı Şeria meselesi. Bunlar sıradan olaylar değil. Her şey bir yerden bir yere doğru savruluyor. Yakından takip ediyoruz”...

***

Türkiye’nin içine dokunan açıklamalardan biri NATO üyeliğine ilişkindir...

ABD eski NATO Büyükelçisi Nicholas Burns: “Türkiye’nin S-400 satın alması NATO’ya ihanettir. S-400’lerin Türkiye’ye gelmesi halinde Türkiye ittifak içinde askeri olarak dışlanacak. Türkiye kendisini NATO içinde Erdoğan’ın liderliğinde bir parya konumuna düşürecek”...

Bundan öte, NATO’nun varlık sebebi meşhur 5’inci maddesine gönderme yapan, “yarın öbür gün Rusya ile kötü olursunuz, yardım etmeyiz” mealindeki tehditler de aynı çirkinliktedir.

İhanet meselesine Çarşamba akşamı Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik tarafından açıklık getirilmiş görünüyor, “iade” diyebiliriz...

“Türk-Amerikan ilişkilerinde esas mesele S400 meselesi değildir. Tartışılması gereken, bir NATO müttefikinin bir başka NATO müttefikine karşı terör örgütünü desteklemesidir. Esas konuşulması gereken budur. Teröristlerin eğitim aldığı Suriye’deki kamplarda ABD bayraklarının olduğunu, teröristlerin başındaki kişilerin ABD’li komutanlarla fotoğraf çektirdiğini görüyorsunuz. Halen 15 Temmuz’da Türkiye’yi işgal etmeye çalışan FETÖ’nün başındaki kişinin ABD’de bir karakola dahi çağrılmadığını görüyoruz. Gönderilen Patriotlar çekildiği zaman Türkiye’ye dönük terör tehdidi daha da yoğunlaşmıştı. NATO müttefikliği içerisinde Türkiye’nin ulusal güvenlik kaygılarına önem verilmediği görülmüştür. Dolayısıyla Türkiye’nin müttefikliğini tartışmak aslında NATO’nun tamamını tartışmak anlamına gelir.“

İki ülke arası krizin zirve noktası burasıdır. S-400 ve etrafında dönen diğer konular önemsiz; Türkiye-ABD-İsrail’in dış politikaları çatışıyor. Bu yüzden Erdoğan-Trump görüşmesini bekleyenler de ümitlerini yüksek tutmamalı.

İsrail şiddeti seçti
İsrail şiddeti seçti

İsrail’de 9 Nisan’da gerçekleştirilen genel seçimlerde Likud Partisi 120 sandalyeden 36’sını kazanarak birinci çıktı. Trump’ın da desteğiyle Golan tepelerini işgal edeceğini deklere eden aşırı tutucu Binyamin Netanyahu beşinci kez İsrail başbakanı olmaya hazırlanıyor.

Video: İsrail şiddeti seçti


Bu demektir ki, İsrail’in Filistin mezalimi artan bir şiddetle sürdürülecektir...

Öyleyse şimdi aynı cümleyi bir daha kurmanın sırası gelmiştir: ölümü göze almış olanın karşısına ölüm tehdidiyle çıkmak, bir elinde kılıç tutan birinin öteki eline kalkan vermek gibi olur.

Öldürülmekten korktuğu için köşe bucak kaçan mı acınası durumdadır, ölüme meydana okuyarak bağrını ona açan mı?

Binlerce yıldan bu yana ömrü oraya buraya sığınarak geçmiş, sürekli, sığındığı mekândan kovulacağı hissiyle yaşamış, beni ne zaman katledecekler vehmiyle asabı bozulmuş, tüm dengesi altüst olmuş bir milletten bahsediyoruz... Birey olarak Yahudi değil söz konusu olan, bir millet...

Bu millet, sürekli sürgün hayatı yaşamayı kendine hayat tarzı haline getirmiştir. Bu hayat tarzı onun doğal hali olmuştur. Bu hayat tarzını avantaja dönüştürmenin ardına düşmüş görünüyor artık...

O, hiçbir yerde, hiçbir koşul altında kendini güven içinde hissetmemiştir. Sürekli, aynı tedirginliğin baskısı altında yaşamıştır.

Ne zaman başımda bir bomba patlayacak vehmi onun hayat tarzının arka yüzünü oluşturur.

Bu haliyle, acınası durumdadır.

Kendini tehdit altında gördüğünden kendisi de bir tehdit unsuru olarak görünmek istiyor: bu da onun dilemması...

Binlerce yıl dünyanın her tarafında sığıntı (sığınmacı değil, sığıntı) olarak yaşamış olan bu millet günün birinde bir araya gelerek yaşamaya karar vermişse, genlerine işlemiş olan bu öldürülme korkusunu üstünden hemen atması beklenmemeli. Belki tam tersi: belki derdim binbir iken bin beşyüz oldu zimmetinin ağırlığı geçerlidir bu durumda: dağınık halde yaşarken toptan imha edilme vehmi yoktu, şimdi böyle bir paranoyayla karşı karşıya...

Taşa, sopaya karşı kendini nükleer silahla koruma ve mücadele etme refleksini nasıl açıklamalı yoksa?

Türkçe bir deyim korkunun ecele faydası olmadığını söylüyor bize.

İsrail ahalisi kendi korkusunun tuzağına düşmüş bulunuyor. O tuzak onu amansız bir kısır döngüye sürüklüyor. Korktukça saldırganlaşıyor, saldırganlaştıkça uzak durmak istediği korkunun pençesinde debeleniyor...

Bir daha soruyorum: bu durumda acınası olan kim? İsrail ahalisi mi, Filistinliler mi?

Altını ıslatacak denli kendini korkuya kaptırmış olanın yüreğini ağzına getirmek için “beh!” diye seslenmek bile yeterlidir.

Gariban Filistinli, dişine kadar silahlanmış olan İsrail ahalisine sadece “beh!” dedi. O kadar... Şimdi ödü şeyine karışmış olan bu ödleğin paniklemesinin ceremesini çekmek de ona, Filistinliye düşüyor. Görüntü bu...

Trump dinamitin fitilini ateşledi!
Trump dinamitin fitilini ateşledi!

İsrail’de 9 Nisan’da yapılan seçimlerin sonuçlarına bakılacak olur ise hükümeti Netanyahu kuracak gibi gözüküyor. ABD Başkanı Trump, Netanyahu’nun iktidarı kaybetmemesi için çok şey yaptı. Suriye’ye ait Golan tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini tanıyan Trump, “İran Devrim Muhafızları Ordusu”nu da yabancı teröristler listesine dahil etti. Trump’ın zamanlaması bu kararların bir seçim stratejisi çerçevesinde alındığını gösteriyor. Seçimden 2 hafta önce “Golan”, 1 hafta önceyse “Devrim Muhafızları” kararı Netanyahu’yu çok mutlu etti. Netanyahu, bir isteğini daha yerine getirdiği için Trump’a okkalı bir teşekkür gönderdi.

Video: Trump dinamitin fitilini ateşledi!


Trump, Netanyahu’ya verdikçe verdi. Oysa Trump almadan vermeyi seven biri değil. Ancak Amerikalılar Trump’ın Netanyahu’dan ne aldığını bilmiyorlar. Bazı yorumculara göre Trump 2020’deki Başkanlık seçimleri için “İsrail Lobisi”nin desteğini garanti etmiş olabilir. Asıl soru şu: Netanyahu ile Trump arasındaki paslaşma, İsrail seçimlerinden sonraya ertelenen sözde barış plânını nasıl etkileyecek? Trump’ın Golan kararından cesaret alan Netanyahu, seçimleri kazandıktan sonra Batı Şeria’yı ilhak edeceklerini söylemişti. Netanyahu ilhakın kademeli şekilde ve Trump yönetimiyle eşgüdüm içinde gerçekleştirileceğini de duyurmuştu.

Netanyahu büyük bir söz verdi. Bu sözü yerine getirmemesi durumunda, kuracağı koalisyon hükümetinin dağılma riski var. Muhalefet cephesi de büyük ölçüde, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerinin ilhâkından yana. Bu yüzden siyasi rakipleri Netanyahu’yu sözünü tutması için baskılayacaklardır. Gelmiş geçmiş ABD Başkanları arasında “en İsrail yanlısı” ilân edilen Trump iş başındayken Batı Şeria’yı da aradan çıkarmak isteyeceklerdir. Netanyahu cephesi Kudüs ve Batı Şeria’yı Trump’ın yardımıyla müzakere masasının dışına çıkarmak niyetinde. Trump’ın sözde barış plânının Filistinlilerle müzakereyi içerip içermeyeceği bile belli değil. Kudüs ve Batı Şeria’nın masaya gelmeyeceği bir müzakereye ise Filistinliler razı olmazlar.

İsrail ve Körfez’deki Arap rejimleri resmî olmasa bile fiilî işbirliği içindeler. Netanyahu ve Trump, “Suudiler” ve “Birleşik Arap Emirlikleri” başta olmak üzere Körfez rejimlerinin Filistin meselesini “mesele” etmeyeceklerine inanıyor. Bu rejimler için İran’ın bertaraf edilmesi çok daha önemli. Netanyahu’ya göre Arap rejimleriyle İsrail arasındaki ilişkide Filistinliler artık belirleyici değiller. Batı Şeria’nın ilhâkıysa “İkidevletliçözüm”ü mezara gömecek. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü kapsayacak bir Filistin devletine izin vermeyeceklerini zaten söylüyor Netanyahu. Yasa dışı yerleşimlerin genişleyeceğini vurgulayan Netanyahu önceki ABD yönetimlerinin aksine Trump’ın bir engel teşkil etmeyeceğine de inanıyor.

Trump yönetiminin İsrail’e “iki devletli çözüm” dayatmasını kimse beklemiyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz Çarşamba günü Senato Dış İşleri Komitesi’nde Demokrat Senatör Tim Kaine’nin Trump yönetiminin iki devletli çözümü destekleyip desteklemediğine ilişkin sorusuna net bir cevap vermemesi dikkat çekiciydi.

9 Nisan seçimlerinin hemen ardından yaptığı açıklamada Trump, “Bibi”sinin kazanmasının Ortadoğu’da barış şansını artırdığını söylemişti. Galiba Trump ‘barış’ sözüyle İsrail ile Körfez rejimleri arasındaki yakınlaşmayı kastediyor. Zira Filistinliler Trump tarafından denklemin dışına itilmiş durumdalar. Filistinlilerin denklem dışına itildiği şartlarda Ortadoğu’da barışın tesis edilmesi mümkün olabilir mi hiç? Trump’ın İsrail’in çıkarlarına odaklı Ortadoğu politikası bölgeyi daha büyük bir kaosa doğru hızla yaklaştırıyor. Netanyahu bir dinamit ve Trump yönetimi dinamitin fitilini ateşledi. “İsrail Lobisi”, kıyamet savaşıyla efsunlanmış Hıristiyan-Siyonistler ve onların Beyaz Saray’daki şahin müttefikleri Trump’ın gözüne perde indirmiş durumdalar. Trump yaklaşan fırtınayı görmüyor, göremiyor veya görmek istemiyor.

İsrail'in vergi kesintisi Filistin'in yükünü ağırlaştırıyor
Dünya
İsrail'in vergi kesintisi Filistin'in yükünü ağırlaştırıyor
Filistinli ekonomi uzmanı Ebu Ciyab, "İsrail'in vergi kesintileri nedeniyle Filistin ekonomisinin yaşadığı kriz büyüyor. Bu kriz, önümüzdeki ekonomi tablosunun durumunu kötüleştirecek. Bu yıl hükümetin borcu artacak, ekonomi küçülecek. Hükümet genel hizmet sektöründe de verdiği sözleri yerine getiremeyebilir" ifadesini kullandı.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.