Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Arızalı yürüyen merdiveni kullanan yaşlı kadının bacağı koptu
Dünya
Arızalı yürüyen merdiveni kullanan yaşlı kadının bacağı koptu
Çin'de bir kadın, arızalı olduğu belirtilen yürüyen merdiveni kullanmak isteyince, bacakları merdivenlere sıkıştı. Yaşlı kadının sol bacağı koptu.
DHA
Alkollü sürücü ortalığı birbirine kattı
Dünya
Alkollü sürücü ortalığı birbirine kattı
Tayvan'da alkollü bir kadın sürücü, otomobillere ve yayalara çarparak trafiği birbirine kattı. Sürücü, daha sonra polis tarafından gözaltına alındı. Olay anı, amatör kamera tarafından kaydedildi.
DHA
Polis aracına çarpan bisikletli yaşlı kadın cezadan kaçamadı
Dünya
Polis aracına çarpan bisikletli yaşlı kadın cezadan kaçamadı
Ukrayna'da bisiklet süren yaşlı kadın, sağa dönüş yaptığı sırada karşısına çıkan polis aracını fark etti ancak paniğe kapılınca frene basmayı unuttu. Polis aracına çarpıp, ön cama kafasını vurarak yere düşen kadına trafik cezası kesildi.
DHA
İstanbul Sözleşmesi kadınları korur mu?
İstanbul Sözleşmesi kadınları korur mu?

Üşenmedim, 34 sayfadan ve 81 maddeden oluşan İstanbul Sözleşmesi’ni dibine kadar okudum. Sözleşme, ön gördükleri ve dili açısından “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ne benziyor. Yani başlıktaki soruya cevabım şu: İnsan Hakları Beyannamesi insanları ne kadar koruyorsa, İstanbul Sözleşmesi de kadınları o kadar korur.

Video: İstanbul Sözleşmesi kadınları korur mu?


Haddizatında kadını da, erkeği de, çocuğu da, yaşlıyı da, engelliyi de yasalar ya da sözleşmeler değil, “toplumsal ahlak” korur. Dünyanın değişimine paralel olarak sürekli değişen kimliklerin canhıraş şekilde savunulması ve korunması çağrıları bu bakımdan bana hep sakil gelir. Ceza ne denli caydırıcı olursa olsun, toplumsal ahlaktan kaynaklanan bir “yaşam düzeni” olmayan topluluklar bu meselede tökezleyip kalacaktır.

O zaman geldik meselenin ek yerine. “Kadına, daha doğrusu fiziki olarak senden dezavantajlı durumda herhangi birine, şiddet uygulamak fıtraten de, toplumsal olarak da uygunsuz, yakışıksız, kınanması gereken bir davranıştır” cümlesine hiçbirimizin itirazı yoktur zannederim. Fakat fiili durum böyle olmuyor malum. Giderek son derece kaotik, kafası karışık hale gelen dünyamızda neredeyse tek kural geçerli artık: “Gücü yeten yetene…”

Bir başka nokta… Kadın kimliği üzerinden geliştirilen dil öyle bir noktaya geldi ki ne diyeceğimizi, nasıl davranacağımızı bir türlü ayarlayamıyoruz biz erkekler. “Kadınlar dezavantajlı toplumsal gruptur” desek muhtemelen bize itiraz edeceklerdir. “Dezavantajlı grup değilseniz niçin pozitif ayrımcılık beklentiniz var?” diye sorsak bize yine itiraz edeceklerdir. “Bu pozitif ayrımcılık meselesinde kantarın topuzunu kaçırmamak lazım; şu süresiz nafaka işi falan çok saçma” desek yine itiraz edeceklerdir.

Çünkü sanki artık şöyle ilerliyor tartışma: “Erkek olarak isimlendirilen aşağılık bir canlı türü var ve bu canlı türünün tek derdi kadınları ortadan kaldırmak.”

Böyle mi durum? Elbette değil. Kadın örgütleri açısından da böyle değil durum, biliyorum. Ama işte televizyon reklamında ayıya benzetilen de erkekler son tahlilde.

Diyeceğim odur ki erkek milletinin ekserisinin “kadın hakları” konusunda kafası çok karışık. “Abi, anlamıyoruz ki ne istediklerini?” cümlesine sıkışıp kalıyoruz. Hayatı boyunca herhangi bir kadına fiske vurmamış, herhangi bir kadına nezaketsizlik etmemiş “erkek birey”, kadının yenilen hakları konusunda “ayı” ile eşdeğer tutulduğunda “ne oluyoruz yahu?” diyor ister istemez. Zira bir ayılık yapmıyor adam.

Bakın şudur: Gündelik hayatta üretilen şiddeti “kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, yetişkine yönelik şiddet” diye ayırt edebilmenin imkân dışı olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. 2007 yılında TBMM’nin yaptığı bir araştırma sonucu var mesela elimizde. Buna göre liseli kızlar, erkeklere oranla duygusal, fiziksel, cinsel ve sözel şiddete daha çok başvuruyorlar. Nasıl yapsak bu sonucu? Liseli mağdur erkek çocuklarının örgütlenmesini temin mi etsek?

Bir başka yola girelim. Şudur: “Kadına yönelik şiddet” diye özel bir kategori var mıdır? Elbette vardır. Ancak anladığım kadarıyla asıl mücadele edilmesi gereken mesele “gündelik hayatın ürettiği gündelik şiddeti” ortadan kaldırma meselesidir. Erkeğin erkeğe, erkeğin kadına, kadının kadına, kadının erkeğe uyguladığı şiddetleri “atomize etmek” bu köklü sorunu daha da girift hale getirmeye yarayacaktır sadece.

Yani o baklavacılar o arabada bir hamile kadın olmasaydı da o saldırıyı yapacaklardı. Meseleye en temel bir “insani sorun” olarak bakmayıp “kadın”ı paranteze alan yaklaşımlar bana bu bakımdan sorunlu geliyor.

Kızacaksınız bana. Bin türlü istatistik, bin türlü “örnek vaka” göstereceksiniz. Çünkü “modern kadın hakları mücadelesi” bunun üzerinden ilerliyor. İstatistik, veri, örnek vaka göstermeye bayılıyor kadın örgütleri. Ben de diyorum ki “bütün bunları erkekleri ayıya benzetme ihtiyacı duymadan da konuşmak, çözümlemek mümkün. Buraya doğru bir gidiş olmadığı sürece erkekler, kadın hakları çalışmaları konusunda daha da öfkelenmenin dışında bir çıkar yol bulamayacaklar kendilerine.”

Unutmadan. Popüler KADEM-Yusuf Kaplan tartışmasında “haklı-haksız” aramadım ben ilk günden bu yana. Sadece, ciddi bir “tercüme krizi” idi o kavga bana göre. Yusuf Hocanın konuştuğu dil ile KADEM’in konuştuğu dili birbirine tercüme ettiğinizde ortada bir sorun kalacağını zannetmiyorum. Tabii, “30 yıldır Türkiye ve anlamları üzerine söz alan birine trol demek bir çeşit şiddet içerir mi?” sorusu da ortadadır nitekim.

Dahası da var. Ailenin krizde olduğu tespitine sonuna kadar katılıyorum. Ancak bu krizin sebeplerinden değil olsa olsa sonuçlarından biridir KADEM. Sebep mi? İki gün önce Cidde’de yapılan 50Cent’li müzik festivalinin sebebi neyse ailenin yaşadığı krizin sebebi de aynıdır: Sekülarizm.

Sekülarizm insanın da ailenin de gözünün yaşına bakmaz vallaha.

Dolayısıyla meseleyi doğru yerden konuşmaya başlayıp kadın-erkek safları sıklaştırsak iyi olur.

Muhalefetin yeni aracı: Kadına yönelik şiddeti savunmak…
Muhalefetin yeni aracı: Kadına yönelik şiddeti savunmak…

2005 yılıydı sanırım. Adalet Bakanlığı’na bağlı Sivas Kadın Cezaevi’ne gittiğimde mahkumların çoğunluğunu kocalarını öldürenlerin oluşturduğunu görmüştüm. Ortalama % 70’i diyebileceğimiz bir oranla. Yıllarca kendilerine eziyet eden kocalarını nihayet öldürmüşlerdi. Buradaki ‘nihayet’ onların ifadesiydi. Pişman oldukları tek şey bunu daha önce yapmamış olmalarıydı. Onlarca hikaye dinledim. Ve çaresizliği, kimsesizliği ve ağır şiddet ve işkence altında bir evlilik hayatı yürütmenin insan ruhunda açtığı yaraları gördüm…

Video: Muhalefetin yeni aracı: Kadına yönelik şiddeti savunmak…


Bırakın cezaevlerini kadın sığınma evlerindeki kadınları dinlediğinizde siz de “çaresizliği” hissedeceksiniz. Sıradan tartışmalar yüzünden yahut gördüğü az buz eziyet nedeniyle hiçbir kadın düzenini bozup devlete, polise sığınmaz. İzini kaybettirmeye, kendini unutturmaya çalışmaz! Ailesiz, güvencesiz kalmayı göze almaz. Kendisini hiç tanımadığı yabancıların arasında saklamaz.

Muhafazakar camiada bu konuda körlük hep vardı. Kadın sorunlarını konuşmak bir tabuydu. İslam ülkelerinde yaptığım çalışmada da aynı tabloyu gördüm. Kadın şiddetinin en ağır yaşandığı bölgelerde bile bu konuda çalışan bir tane sivil kuruluş dahi çıkartamadılar. Bu konu sol kesimdeki kadınların meselesiymiş, müphem bir Batı dayatmasıymış gibi baktılar. Ölüm getiren töreleri görmezden geldiler.

AK Parti bu ezberleri bozdu. Recep Tayyip Erdoğan’ın töre cinayetlerini önlemek için valilere, kaymakamlara gönderdiği genelgenin tarihi 2004’tür. Bu konuyu araştırmak üzere ilk TBMM Araştırma Komisyonu 2007’de kuruldu. Töre cinayeti faillerini cezalandıran, kız çocuklarını koruyan yasalar da aynı yıllarda çıktı. Şiddete ilişkin istatistikler yapılmaya başlandı. Toplumda kanayan bir yara vardı ve biz bunu görmezden gelemezdik. Ayrıca bunları yapmayıp da ne yapacaktık? Aşiret kararıyla kızların vurulmasına göz mü yumacaktık? Töreyi savunup ölümden yana mı olacaktık?

Konu hassas. Bana laf söyleyen çok. Hepsine eyvallah diyorum. Hayata ideolojik bakan birisi değilim. İlke deyip hayatta var olanı, yaşananı yok saymayı hiç istemem. Hayata ve insana bakarım. Fikirlerimin üstünlüğünü filan da savunmam. Olan biten önemlidir benim için. Ne oluyor ve bu kötü ise nasıl değişir, kötülüğü nasıl önlerim, benim payım ne olur… Önemli olan budur. Galiba idealist yani fikirci arkadaşlarımla aramdaki yol ayrımını da bu bakış sağladı.

2018 yılının ilk 10 ayında en az 203 kadın erkek şiddeti sonucu hayatını yitirmiş. Bunlar koruyamadıklarımız. Ah keşke daha çok önlem almayı başarsak da bu sayıları azaltsak. Keşke daha çok kadını korumaya alabilsek. Tercihimiz yaşatmaktan yana ise derdimiz de bu olmalı.

….

İyi ki bu kanun çıktı da ve devlet tehdit altındaki acz içinde olan gidecek yeri olmayan nice korumasız kadın ve çocukları korumaya alabildi. 2012’de yürürlüğe giren Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu uyarınca yaşamsal tehlike arz eden acil durumlarda şiddete uğrayan ya da tehdit altındaki kadın doğrudan polis, jandarma gibi kolluk kuvvetlerine başvurabiliyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre bu kanun ile 100 bin kadın koruma istemiş. Çaresiz, ölüm tehdidi alan 100 bin kadın… Dile kolay!

Biz bunu nasıl önleriz, kadınları ve bundan etkilenen çocuklarla birlikte aileyi nasıl koruruz derken uğraştığımız şeye bakın. Üstelik şiddete maruz kalan kadınların sadece % 11’i bunu resmi kurumlara bildiriyor. Geri kalan sineye çekip şiddete razı oluyor. Bir Müslümanın derdi bunu azaltmak olması gerekirken dini gurupların ya da kişilerin yangına körükle gitmelerine tek bir mazeret bulabiliyorum.

O da siyasi muhalefet zeminini burada bulmaları... Bunu bir pazarlık meselesi olarak görmeleri... Yiğitliğin giderek azaldığı malumunuz.

Niye muhalefetinizi kadın meselesinin arkasına sığınarak yapıyorsunuz ki!

  • Neden olmaz…
  • Yeniden siyasete soyunan aktörlerden Ahmet Davutoğlu’nun dün sosyal medya söyleşisini ilgiyle dinledim. Değişen bir şey var mı merak ediyordum.
  • İlk izlenimlerim…
  • - Tipik bir sağcı söylemi işittim. Ancak kendisini diğer sağ partilerden ayrıştırdığı yeri bulamadım.
  • - Davası nedir? Amacı ve misyonu konusunda farklı ne söylüyor? Ben ayırt edemedim.
  • - Hedef kitlesi kimler? Sağ oy bloku ise vaadi nedir?
  • - AK Parti’nin dış politikasının mimarı, uygulayıcısı ve yürütücüsü olarak kendisinin yüzlerce sunumunu dinlemiş birisiyim. Fikrim şudur: Kendisi ile o kadar doluydu ki sahada olan biteni ıskaladı, uyarıları dinlemedi, kendi tezlerinin ispatını daha önemsedi. Esad’ı savaşsız çözüme, Amerika ile masaya oturmaya ikna edeceğine, işleri yoluna koyacağına inandığı gibi herkesi inandırdı… Kitabını dış politika yaptı kısaca. Bunu benimsedik lakin saha bambaşkaydı, yanıldığı yerler oldu. Tam tersi de zaten mümkün değildi.
  • - Buna rağmen kendisini olan bitenden ayrıştırmasını, hâlâ aynı tezleri savunmasını, bir özeleştiri sunmamasını sütten çıkmış, yunmuş yıkanmış ak kaşık gibi anlatmasını ibretle dinledim.
4 bilezikle girdiği hayvancılık işinde Kurban Bayramı öncesi servetine servet kattı
Ekonomi
4 bilezikle girdiği hayvancılık işinde Kurban Bayramı öncesi servetine servet kattı
Antalya'da eşine destek olmak için 4 bileziğini satıp hayvancılık işine girerek milyonluk servetin sahibi olan 40 yaşındaki 3 çocuk annesi Fatma Öncel, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi servetine servet kattı. Hayvan ve süt satışından 6,5 ayda 500 bin liralık ciro elde eden Öncel, "10 tane büyükbaş hayvan sattım, sadece onlardan 150 bin lira aldım. Büyükbaş hayvanlarımı vatandaşların yanı sıra lokantacılar, dönerciler de istiyor" dedi.
IHA
Suriyeli kadının cinayet zanlıları 4 yıl sonra yakalandı
Gündem
Suriyeli kadının cinayet zanlıları 4 yıl sonra yakalandı
Diyarbakır'ın Sur ilçesinde, 4 yıl önce Suriye uyruklu Y.A.'nın öldürülmesi olayının failleri olduğu belirlenen Suriye uyruklu Aziz H. ve A.H., Van'ın İpekyolu ilçesinde jandarma ve polisin ortak operasyonuyla yakalanarak gözaltına alındı.
DHA
İstasyonda bekleyen yaşlı kadını raylara itti!
Dünya
İstasyonda bekleyen yaşlı kadını raylara itti!
Kanada'da Stephanie Lee Favel isimli bir kadın, tren istasyonundaki yaşlı bir kadını raylara itti. Suçunu kabul eden kadına 5 yıl hapis cezası verildi. 8 Kasım?da meydana gelen olayın mahkeme görüntüleri paylaşıldı.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.