Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
İki araç arasında kalan kadın yaralandı
Gündem
İki araç arasında kalan kadın yaralandı
Bilecik'in Bozüyük ilçesinde, bir otomobilden inen kadına o sırada geri manevra yapan hafif ticari araç çarptı. İki araç arasında kalan kadın yaralanırken, bu anlar MOBESE kameralarına yansıdı.
DHA
Kadın sürücü fren yerine gaza basınca olanlar oldu
Gündem
Kadın sürücü fren yerine gaza basınca olanlar oldu
İstanbul Bahçelievler'de bir kadın sürücü, gazla frenin yerini karıştırınca ortalık savaş alanına döndü. Önce bir otobüse, ardından kaldırıma çıkarak simit tezgahına çarpan otomobil, telefon kutusuna çarptıktan sonra yan yattı.
IHA
Mars'a gidecek ilk kişi bir kadın olabilir
Teknoloji
Mars'a gidecek ilk kişi bir kadın olabilir
Mars Projesi kapsamında detaylar gün geçtikçe netleşmeye başladı. NASA'nın Başkanı Bridenstine Mars'a ilk basacak kişinin bir kadın olabileceğini açıkladı.
AA
Aile
Aile

Geçtiğimiz Cuma günü yazdığım “Kadına Şiddetin Nedeni Muhafazakarlığın Yükselmesi mi?” başlıklı yazıda, bu tür şiddetin son yıllarda Türkiye’de giderek artmasının nedeninin muhafazakarlaşma değil, tam aksine geleneksel toplumdan modern topluma geçişte yaşanan yapısal krizler olduğunu ifade etmiştim. Erkek evdeki geleneksel ataerkil iktidarını kaybederken, kadın güçleniyor ve iktidara ortak olmaya başlıyor, demiştim.

Video: Aile


Dönüşme halindeki toplumda hem modern hem geleneksel değerler aynı anda varolduğundan erkeğin ataerkilliği hem destekleniyor, hem de eleştiriliyor, bu da krize neden oluyor, yorumunu yapmıştım. Sonuçta erkek iktidar krizi nedeniyle ortaya çıkan bireysel ve kolektif öfkesini, ailedeki kadına ve çocuğa yansıtıyor ve istismardan dayağa, psikolojik şiddetten katletmeye kadına yönelik şiddet artıyor. “Eskiden böyle canice şiddet olayları yaşanmazdı, ne oluyor ülkemizdeki erkeklere” diyenlerin çoğunlukla göremediği, Türkiye’de muhafazakarlaşmanın artmadığı, tam aksine muhafazakar toplumdan modern topluma evrildiğimiz için bunların yaşandığıydı.

Ancak, bir yandan dünyanın her yerinde kadın haklarındaki, eşitlik yolundaki değişmeleri “ilerleme” olarak değerlendirirken, bu konunun aileye yansıyan sonuçlarının ise karamsarlığı tetikleyecek bir şekle ve boyuta ulaşmış durumda olduğunu söylemek gerekiyor. Zira, gelinen noktada kadının erkekle her açıdan eşitlenmesi –Batı ülkelerine bakarak da tespit edilebileceği gibi– geleneksel aileyi yıkıma uğratan sonuçlar doğuruyor.

Büyükanneler ve büyükbabaların da dahil olduğu geniş aile modeli, kentleşme sürecinde zaten ortadan kalkmış; aile anne-baba-çocuk üçlemesinden oluşan çekirdek hale evrilmişti. Modernizmle birlikte –isteseniz de istemeseniz de– bir paket olarak gelen bireyselleşme ise, kentleşmeyle birlikte küçülmüş olsa da, geleneksel olarak süren ailenin çöküşünü hazırlayan bir başka faktör oldu. Öyle ki geçtiğimiz yıl İngiltere’de ülkenin yalnız yaşayan yaşlı nüfusuna destek amacıyla kurulan Yalnızlık Bakanlığı, modernleşmiş ülkelerin bireyselleşmede geldiği acıklı noktanın en trajik göstergesiydi. Önceki gün de yine modernleşmesini tamamlamış ülkelerden Japonya’da yalnız insanların, doğum günleri gibi özel günlerde bir kaç saatliğine “eş” ve “evlat” gibi “aile üyesi” rolünü oynayacak oyuncular kiralamaya başladığını öğrenince, şaşırmadım ama üzüldüm.

Geleneksel aile modelinin yıkımındaki bir diğer neden; 1960’lardan sonra yükselen cinsel özgürlük dalgası oldu. Elbette tarih boyunca evlilik dışı ilişki hep vardı; ama bu durum modernizm öncesinde ayıp, günah olarak görüldüğü için gizli saklı yaşanması gereken utanılası bir hal olarak telakki edilirdi. Ama modernizmle cinsellik ilk kez olarak evlilikten kurumsal olarak ayrıştırıldı. Cinsel özgürlük söylemleri, modern dönemde Batılı ülkelerde, kadın hareketleri eliyle desteklendi. Ama bu aynı zamanda geleneksel aile modelini ayakta tutan desteklerden birinin daha yıkılması anlamına geliyordu. “Ulaşımı kolaylaşan”, “legalleşen” ve giderek “sıradanlaşan” aile dışı cinsellik ilişkileri nedeniyle evlilik yerine birlikte yaşamak tercih edilir oldu –bunların da ancak yüzde 40 kadarı evlilikle sonuçlanıyor–. Bizim gibi Müslüman ve modernleşmesini henüz tamamlamamış ülkelerde bu –henüz– yaygın değil, ama Batı’da sıradan bir durum...

Geleneksel ataerkil aile, yukarıda saydığım faktörlerin hepsinin bir araya gelmesiyle modern ülkelerde önce küçüldü, zayıfladı, sonra da çözülme aşamasına geçti. Gerisini biliyoruz. Evlilik yaşı giderek yükseldiği gibi, doğurganlık oranı da giderek düştü, evlilikteki “bir yastıkta kocama” ilkesi rafa kaldırıldı, onun yerini esnek ilişkiler aldı. Boşanma oranları tüm dünyada her yıl artıyor, Türkiye de buna dahil. Kadınların ekonomik bağımsızlığa sahip olduğu ülkelerde, yeni aile modelleri ortaya çıkıyor; tek ebeveyn ve bir çocuktan oluşan aileler, eşcinsel çiftlerin oluşturduğu aileler, evcil hayvanlarıyla birlikte yaşayan yalnızlar ve aile olmayan haneler giderek çoğalıyor.

Mesela, araştırmalara göre boşanma oranları tüm dünyada bundan 10 yıl öncesine göre neredeyse 2 kat artmış durumda. Evlilik yaşının ileriye atılması da evrensel bir eğilim. Aynı şekilde ABD’de evlilik dışı yapılan doğumların oranı 1970’te yüzde 5 iken, 1990’da 28’e çıktı; günümüzde ise yüzde 50’yi çoktan geride bıraktığı biliniyor; İskandinav ülkelerinde ise bu rakamın yüzde 70’leri aştığı tespit ediliyor. Hem ayrılıkların, hem de bekar annelerin artması nedeniyle tek ebeveynin geçindirdiği küçük çocuklu aile oranında da 70’li yıllardan günümüze uçurum denilebilecek farklılaşmalar var. ABD, Japonya, Fransa ve Almanya gibi sanayileşmesini tamamlamış ülkelerde yalnız yaşayanların genel nüfusa oranı 1990’da yüzde 20 ile 39 arasında değişiyordu. Bu rakam bugün yüzde 50’lilere yaklaşmış durumda. İngiltere’de Yalnızlık Bakanlığı kurulmasının nedeni de bu.

Velhasıl, ama kadının statüsündeki değişmeler, ama kentleşme, ama bireyselleşme nedeniyle geleneksel ataerkil aile kurumu günümüzde çatırdıyor, ama insanlık bu modelin yerine koyabileceği bir aile modeli de bulabilmiş değil. Bunun sonunun nereye varacağı bilinmez; ama bize, önümüzdeki manzaranın hem kadınlar, hem de aile kurumu açısından bakarak fotoğrafını çekmek düşüyor.

Seyir halindeyken rahatsızlanan kadın şoför hastaneye kaldırıldı
Gündem
Seyir halindeyken rahatsızlanan kadın şoför hastaneye kaldırıldı
Adana'nın merkez Yüreğir ilçesinde halk otobüsü kullanan kadın şoför, ambulansla hastaneye kaldırıldı. Kadın şoförün rahatsızlandığı anlar araç içi kamerasına yansıdı.
AA
Çocuklara terör talimi!
Gündem
Çocuklara terör talimi!
Küçük yaşta militan yetiştirme sevdasında olan DHKP- C ve PKK, Grup Yorum’un İdil Kültür Merkezi’nde TAYADLI Ailelerin “8 Mart Kadınlar Günü” etkinliğinde küçücük çocuklara terörist marşları söylettiler.
Yeni Şafak
Ellerine fırsat geçerse…
Ellerine fırsat geçerse…

8 Mart Kadınlar Günü’nde, CHP ve HDPKK’nın Kadın Kolları üyelerinin öncülülüğündeki yürüyüş sırasında bir kısım katılımcının “ezanı ıslıklaması” edepsizliğin şahikasıdır.

Mevzubahis “ezanı protesto” hadisesi; bunların bilinçaltındaki İslam düşmanlığının dışavurumudur.

Batı Putu’na Tapan Bu Malum Kafa’nın “ellerine fırsat geçmesi halinde” neler yapabileceğini böylelikle (bir defa daha) görmüş olduk!

***

Video: Ellerine fırsat geçerse…

Bu yürüyüşçülerin asıl derdi başkadır…

Gerçekte “Kadınların Haklarını Savunmak” gibi bir gayeleri yoktur. İşin bu 8 Mart tarafı, pek konforlu bir maskedir.

Evet, biriktirdikleri öfke -görüntüde- AK Parti iktidarına yöneliktir…

Bununla birlikte, mevzu çok daha derindedir.

Laikçi-Batıcı Faşist Şer Cephesi’nin elemanları, güya “Kadın Hakları” adına sokağa çıkmışken, tutup Müslüman Türkiye’mizde ezanımızı hedef aldılar…

Yani, nedir? “Müslüman Türkiye’yi bir türlü ele geçiremeyişlerinin, teslim alamayışlarının kızgınlığını yaşadıklarına” kuşku yoktur!

Bu Ezan Protestocuları (aynen, Rahmetli Uğur Mumcu’nun 1993’teki cenazesi sırasında “Kahrolsun Şeriat!” diye bağıranlar misali) Baronsal Kuklacı’nın bir başka söyleyişle Komprador Burjuvazi’nin pek kullanışlı “kuklaları” hükmündedir!

Haliyle, sözünü ettiğimiz kızgınlığın da “bir nevi dublajını” yapmışlardır!

SALA OKUNURKEN DALGA GEÇENLER

Balıkesir/Edremit’te CHP’li adayın katıldığı bir merasimde açık mikrofondan yansıyan konuşmalarda okunan Cuma Salası ile “dalga geçilmesi” hadisesi de edepsizliğin/kahpeliğin bir başka örneğidir…

Aradan çok uzun yıllar geçse dahi; CHP zihniyeti asla değişmiyor!

15 Temmuz 2016 gecesi, darbe girişimine karşı; muhteşem bir mukavemet bağlamında camilerimizden yükselen salalardan rahatsız olan işte bu sinsi “İslam Düşmanı” Malum Kafa’dır!

15 Temmuz gecesi, okunan salalar; Paralel Yurtta Sulh Konseyi’nin darbecileri ile bilumum FETÖ’cüleri bunalıma sokmuştu!

Darbe teşebbüsünün berhava olmasından dolayı; “Kontrollü Kılıçdaroğlu”nun CHP’li ve de HDPKK’lı arkadaşları da –aynen FETÖ’cü Hainler gibi- devasa bir hayal kırıklığına uğramışlardı.

AYNI ZAMANDA NEYİN İTTİFAKI?

İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüş sırasında “Ezan’ın Islıklanması” terbiyesizliği; CHP+HDPKK ittifakının, aynı zamanda bir “Ezan Düşmanlığı İttifakı” olduğunu da göstermiştir.

***

2012 yılından bu tarafa; Kılıçdaroğlu CHP’si ile PKK terör örgütünün siyasi uzantısı partiler “stratejik müttefik” durumundadır.

***

CHP’li Şafak Pavey, 8 Mart 2012 tarihinde (yani Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle) Washington’da Hillary Clinton ile Michelle Obama’nın ellerinden “Cesur Kadın” ödülü almıştı…

İki hafta sonra (22 Mart 2012); “Şafak Pavey’e verilmiş işte bu ödül münasebetiyle” ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde bir resepsiyon düzenlenmişti…

Dönemin ABD Büyükelçisi F. Ricciardone’nin konukları arasında; Şafak Pavey ile birlikte Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin ve Hikmet Çetin de vardı.

-Başka?

O zamanki adı BDP olan Terör Partisi’ne mensup Hasip Kaplan ve Sırrı Sakık da oradaydı!

***

7 Haziran 2015 genel seçiminden bir gün sonra; Şafak Pavey havalimanında karşılaştığı Terör Partisi HDP’nin o dönemdeki ‘Eş Genel Başkanı’ Demirtaş’ı seçimde barajı geçtikleri için tebrik ederken “Birlikte iyi salladık” demişti!

***

8 Mart 2019’da ise CHP ile HDPKK’nın “Kadın Kolları” üyeleri, İstiklal Caddesi’nde gerçek yüzlerini belli ettiler ve edepsizliğin şahikasına çıkarak “ezanı birlikte ıslıkladılar!”

Türk dizilerinin önü açılacak
Türk dizilerinin önü açılacak

Dün İstanbul’da benim çok önemsediğim bir toplantı vardı. İsterseniz biraz daha genelleyelim: ‘Memleket meselelerini ciddiye alanların’ önemsediği bir toplantı vardı.

Video: Türk dizilerinin önü açılacak

Organizasyon da ciddiydi, adı da: Kamu Diplomasisi Aracı Olarak Türk Dizileri Çalıştayı. İki kurum birlikte düzenlemişlerdi: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü.

Sabah açılış konuşmalarını dinledim. Önce, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yolcu konuştu. Sonra da İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. M. Zahid Sobacı.

Başkan Yardımcısı, açılış konuşmasında günün çerçevesini çizdi ve İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’un kaleme alarak bu Çalıştay’da okunmasını istediği mesajlarını dile getirdi. İletişim Başkanlığı’nın hangi konuların üstesinden başarıyla geldiğini, hangi hususlarda gelişme alanlarının bulunduğunu anlamak için bu konuşma bir kılavuz niteliğindeydi.

Konuşmaların ardından Dekan beyin yönettiği paneli izleme olanağı bulduk. Timur Savcı (Muhteşem Yüzyıl – yapımcı), Halit Ergenç (Vatanım Sensin – oyuncu), Osman Sınav (Deliyürek - yapımcı), Birol Güven (Çocuklar Duymasın - yapımcı) son derece önemli ve yönlendirici tespitlerde bulundular.

Bilindiği gibi Türk dizileri, dünyada en çok talep gören dizi yapımları içinde. Amerika’dan sonra 2. sırada yer alıyor. Konuşmacılar, 800 milyon kişiye ulaşıldığını tahmin ediyorlar. İhracat rakamı 350 milyon doları aşmış. 2023 hedefi, 1 milyar dolar. Ancak sorunlar var:

Mevzuat hazretleri burada da her türden oyunu oynuyormuş. Vilayetten izin, polisten izin, belediyeden izin, devlet kurumlarından izin ve hepsine ayrı ödemeler… Ülke markasını ve onunla ilgili ayrıntıları göstermeye mevzuat engeli. Neredeyse sansür denecek kadar ağır, ürün yerleştirme engeli.

Bir de Türk dizilerinin alıp başını gitmesinden rahatsızlık duyan, başta Amerika olmak üzere çeşitli rakip ülkelerin Türk dizilerinin önünü kesmek için ortaya koydukları bazı ayak oyunları…

Öte yandan, kamu diplomasisi meselesi Türkiye’de henüz emekleme döneminde… Kamu diplomasisi koordinatörlüğü kurulalı, şunun şurasında dokuz yıl olmuş. İletişim Başkanlığı altında yeniden yapılandırılması ise bir yıl. Bütçesi ve kadrosu, yeni yeni oluşturuluyor.

ABD’de, Amerikan hayat biçiminin, kültür ve değerlerinin ve nihayet uluslararası düzeydeki tezlerinin yayılması için harcanan bütçenin milyarlarca dolar tuttuğunu biliyoruz. 2016 bütçesi 2.031 milyar, 2017 ise 1.968 milyar dolarmış. (Bkz. Comprehensive Annual Report On Public Diplomacy & International Broadcasting).

Toplamda 81,5 milyar dolar olarak açıklanan istihbarat bütçesi (Bkz. Intelligence Resource Program) ise ayrı bir kalem… Mesela, Hollywood yapımlarına ayrılan rakamlar asıl bu bütçeden çıkıyormuş.

Amerika’nın 177 ülkede kamu diplomasisi operasyonu varmış… Türkiye, Amerika’nın en çok para harcadığı 17. ülkeymiş.

Bu karşılaştırmaya bakıldığında bizim dizi filmcilerin, yapımcı olsun yayıncı olsun, büyük iş başardıklarını söylemek, haklarını teslim etmek gerekir.

İletişim Başkanlığı çok doğru bir işe girişmiş. Çalıştay bir sonuç bildirgesiyle bitecek. Ondan sonrası ise tüm tarafların çabasına kalmış.

  • Kadınlar ne ister?
  • Son yazımızda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü fırsat bilen ‘vahşi kapitalizm’den dem vurmuştuk. Bu ‘özel’ günün çıkış noktasının, kadın emeğinin sömürülmesine bir başkaldırı olduğunu, çiçek, tektaş, akşam yemeği gibi jestlerle ilgili olmadığını anlatmaya çalışmıştık.
  • Tam bunun üzerine, biraz gecikmeli de olsa, bir araştırmanın haberini aldık. Bingo, ‘Kadınlar ne ister?’ sorusuna yanıt aramış, bunun için Türkiye’yi temsilen 20-46 yaş arası 500 kadına duygularını anlamak için sorular sormuş.
  • Araştırmaya göre gerek çalışan gerekse ev kadınının isteğinin ‘nefes almak’ olduğu sonucu çıkmış. “Mücevher değil, kendime zaman ayırmak istiyorum” diyen bu kadınların oranı yüzde 73’müş.
  • Kadınların yüzde 88’si kendine vakit ayırabilmenin onları mutlu edeceğini söylemiş. Yüzde 50’ye yakın oranda kadın, bu vakti ayıramadığından şikayetçi olurken yüzde 20’ye yakını da alışveriş ve spor yerine boş vakti kalmasını istiyormuş.
  • Araştırmaya katılan kadınların yüzde 53’ü gününün çoğunluğunun işte geçtiğini belirtirken, yüzde 65 oranında kadın vaktini en çok ev işleri ve temizliğin aldığını belirtmiş.
  • Bir de önceki yazımıza küçük bir ek yapalım. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Suriyeli kadınlardan kim söz ediyor diye sormuştuk… Ekotürk’ün Suriye’den Hindistan’a Dünya Kadınları adında bir televizyon programı yayınladığını Feyza Gümüşlüoğlu kardeşimizin aramasıyla haberdar olduk.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.