Firavun hanedanlığına ait 30 tabut: Mısır'daki Asasif gömütünde çok iyi korunmuş şekilde bulundu
Dünya
Firavun hanedanlığına ait 30 tabut: Mısır'daki Asasif gömütünde çok iyi korunmuş şekilde bulundu
Mısır'ın Luksor kenti yakınlarındaki Asasif gömütünde iyi derecede korunmuş 30 ahşap tabut keşfedildi. Mısır Tarihi Eserler Bakanı Halid el-Anani, "Tabutlar antik Mısırlıların bıraktığı şekilde bulundu. İçinde mumyalar olan kapalı haldeki tabutlar, ilk katta 18, ikinci katta 12 tabut olacak şekilde üst üste iki kat halinde bulundu" dedi.
AA
3 bin 200 yıllık zeytin ağacında hasat zamanı: Litresi 100 bin TL
Ekonomi
3 bin 200 yıllık zeytin ağacında hasat zamanı: Litresi 100 bin TL
Muğla'nın Milas ilçesi Kazıklı Mahallesi'nde 3 bin 200 yıllık 'Ata' adı verilen zeytin ağacı, çiftçiler ve protokol üyelerinin katılımıyla hasat edildi. Hasatta elde edilen 90 kilo zeytinden 6 litre zeytinyağı çıkarıldı. Zeytinyağının litresi Milas Zeytin Hasat Şenliği'nde, 100 bin TL'ye alıcı bulması tahmin ediliyor.
DHA
Protesto ederken 2 gol yediler
Spor
Protesto ederken 2 gol yediler
Eski milli oyuncu Colin Kazım'ın da formasını giydiği Veracruzlu oyuncular, uzun zamandır maaşlarını alamadığı gerekçesiyle maçın ilk 5 dakikasında protesto yaparken 2 gol yedi.
AA
Kaçak kazı yaparken suçüstü yakalandılar
Gündem
Kaçak kazı yaparken suçüstü yakalandılar
Mersin'de jandarma ekipleri jeneratör, kürek, balyoz, hilti, el feneri, kazma, çapa aleti, keser ve elektrik uzatma kablosu ile kaçak kazı yapan 2 kişiyi suçüstü yakaladı.
AA
Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede
Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede

Geçen haftaki yazımda, “Kerbela Şâiri” unvanıyla büyük bir şöhret kazanan Koniçalı Kâzım Paşa’dan kısaca söz etmiş, hicivlerinden bazı çarpıcı örnekler vermiştim. Bu vesileyle söylemek isterim ki, Paşa merhum sadece ateşli hicivleriyle değil, Fuzuli tarzında kaleme aldığı içli mersiyeleriyle de tanınıyor ve bu mersiyeler onun ne büyük bir şair olduğuna tanıklık ediyor. İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in “Son Asır Türk Şairleri” isimli muhalled eserinde kaydedildiğine göre; Hersekli Arif Hikmet Bey’in Çukurçeşme’deki evinde haftada bir yapılan edebiyat toplantılarına, Osman Şems Efendi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Celal, Manastırlı Naili gibi kalem ve kelam erbabının yanı sıra Koniçalı Kazım Paşa da katılıyor.

Video: Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede


Merhum, Ehl-i Beyt hakkında kaleme aldığı mersiyeleri “Makalid-i Aşk” isimli eserinde bir araya getirdi. Kim bilir ne zaman, hangi sahaftan aldım; bu nadir kitap hamdolsun fakirin de kütüphanesinde bulunuyor. İkinci Meşrutiyet’ten sonra, diğer bazı şiirleri “Divan-ı Kâzım Paşa” adıyla yayımlandı. İbnülemin, “Paşanın oğlu şehremaneti azasından Hasan Paşa tarafından merhum şair Burhaneddin-i Belhi’ye verilen ve Paşa’nın yazısıyla muharrer olan divan-ı eş’arı vaktiyle görmüştüm” diyor. Ne yazık ki böyle önemli bir divanı bendeniz bırakınız okumayı, henüz görme bahtiyarlığına bile eremedim.

“Son Asır Türk Şairleri”nin müellifi, Kâzım Paşa’nın Ehl-i Beyt’e duyduğu büyük muhabbeti anlatırken de şu çarpıcı misali veriyor:

“Bir gece bir sohbet meclisinde Âl-i Beyt’e muhabbetten bahsolunurken Paşa, “Âl-i Beyt’e candan muhabbet edenleri Allah yakmaz’ dedikten sonra parmağını, önünde duran mumun alevine sokar, bir müddet durduktan sonra çeker, huzzara (orada bulunanlara) gösterir. Parmağın alevden müteessir olmadığı (etkilenmediği) görülür. Bu hali orada bulunanlardan bir zat hikâye etmişti.”

Yine İbnülemin’in naklettiğine göre, Kâzım Paşa, vefatından birkaç gün önce, Aydınoğlu Tekkesi’nin postnişi ve kadim dostu Osman Şems Efendi’yi ziyaret ediyor. Öteden beri pek çok kimseyi diliyle, kalemiyle incittiğini itiraf ediyor. Ömrünün nihayete erdiğini söyleyerek tövbe istiğfarda bulunuyor.

Bir önceki yazımda da dile getirdiğim gibi, Kâzım Paşa, daha evvel Gönüller Sultanı Mevlânâ’ya ve Mevleviliğe muhalif idi. Bir gün kadim dostu olan Beşiktaş Mevlevihanesi’nin şeyhi Nazif Dede’yi ziyaret ediyor. Hazretle yaptığı çarpıcı mülakattan sonra rotayı değiştiriyor. Muhalifliği bırakıp muvafıklar zümresine katılıyor.

1854’de Beşiktaş Mevlevihanesi’ne postnişin olarak tayin edilen Nazif Dede vefat edince mevlevihanenin içine defnediliyor. Daha sonra bu mevlevihanenin yerine Çırağan Sarayı inşa ediliyor. Bu sırada Maçka’da bir mevlevihane yapılıp 1869’da açılıyor. Nazif Dede’nin kemikleri oraya naklediliyor. Beş yıl sonra bunun yerine de Maçka Kışlası yapıldığından Bahariye Mevlevihanesi’nin binasına başlanıyor. Merhumun kemikleri bir kere daha çıkarılarak 1877’de tamamlanan bu mevlevihaneye defnediliyor. “Kemiklerin iki defa nakli, garip bir mazhariyettir” diyen İbnülemin, “Dede Efendi şair, zarif, bir merd-i nazif idi” cümlesiyle sözünü bitiriyor.

Kâzım Paşa’nın onun hakkında söylediği dörtlük şöyledir:

Maarif beytine beyt-i şerif-i Mesnevi’den gir

Kemal ehramına o hall-i münif-i maneviden gir

Hakikat yoluna kestirme yoldan vuslat istersen

Tarik-i aşka gel, bâb-ı Nazif’i Mevlevi’den gir

Merhume Sâmiha Ayverdi “Boğaziçinde Tarih” isimli kıymetli eserinde, işte bu Nazif Dede ile ilgili şöyle bir anekdot naklediyor:

“Devir, Şeyh Hasan Nazif Dede Efendi’nin postu işgal ettiği devirdi. O Nazif Efendi ki, yeryüzünde bir hırkası, bir sikkesi olan adamdı. Belki ‘benim’ diyebileceği bir döşeği bile yoktu.

Gecenin ileri saatlerinde ‘Müttekası’na (Mevlevi dervişlerinin ‘erbain’ denilen kırk günlük çile süresinde, yukarı tarafındaki kavisli kısmına çenelerinin altını koyarak, kısaca uyku ihtiyacını giderdikleri ucu sivri alet veya baston) dayanarak uyur uyanık bir halette sabahlamak adeti idi. İşte, günlerden bir gün, saray, dergâhın bahçesindeki bir servinin, manzarayı bozduğu mülahazası ile kestirilmesi için Nazif Efendi’den ricada bulunur. Şeyh Efendi’den padişaha giden cevap şu olur: ‘Bir dergâhın değil ağacını kesmek, bir yaprağını dahi zayi etmekten korkarız. Zât-ı Şâhâne’ye böylece arzediniz.’

Zât-ı Şâhâne’ye arz edilir. Amma ricası kabul edilmeyen padişah kızıp gazaba geleceği yerde, şeyh efendiye son derece kıymetli, mücevherli, yakutlu, zümrütlü, murassa bir cep saati yollar. Bu defa da Nazif Efendi, bu atiyye-i şâhâneyi (padişah hediyesini) havana koyarak tuz buz eder. Ve ‘Biz derviş adamlarız, böyle şeyler kullanmayız!’ diyerek hurda hale getirdiği saati saraya iade eder. Fakat bu muamelekarşısında da yine sarayın sesi çıkmaz ve manevi makamın celadeti karşısında saltanat makamı bir kere daha susar.”

Bundan da anlaşılıyor ki, hakiki saltanat, manevi saltanattır.

Not: Allah, Barış Pınarı Harekâtı’nda, kahraman askerlerimizin yardımcısı olsun.

Kerbelâ şâiri Koniçeli Kâzım Paşa
Kerbelâ şâiri Koniçeli Kâzım Paşa

Kerbela faciası hakkında mersiye yazan tarihi şahsiyetlerden biri de Koniçeli Kâzım Paşa’dır.

Düşdü Hüseyin atından sahray-ı Kerbela’ya

Cibril, var haber ver Sultan-ı Enbiya’ya

diye başlayan “Kerbela Mersiyesi” o zamanlar büyük bir şöhret kazandı. Her yerde, her zaman okunmaya başlandı ve dinleyenlerin hüşyar gönüllerini hüzün deryasına gark etti.

Video: Kerbelâ şâiri Koniçeli Kâzım Paşa

Kâzım Paşa, hem güçlü bir şair, hem de dilinden ateş saçılan bir hiciv ustasıydı. Kendisini çok seven dostları bile onun hiciv oklarından çekiniyorlardı. On dokuzuncu yüzyılın ünlü devlet adamlarından Âli Paşa, Kâzım Paşa’yı hem seviyor, hem koruyordu. Ancak onun hicvi bir nev’i meslek edinmesinden, önüne geleni iğnelemesinden hoşlanmıyordu. Hatta “Paşa hazretleri, eğer beni seviyorsanız lütfen şu hicivden vazgeçiniz” diye adeta yalvarıyordu. Fakat Kâzım Paşa yine bildiği yoldan gidiyordu.

Bir gün Kâzım Paşa, Bab-ı Seraskeri’de (Harbiye Nezareti’nde) Masarif Nazırı'nın yanında otururken bir kadın gelip aylığını istiyor. Nazır, “veremem” diyor. Söz uzayıp gidiyor. Derken Kâzım Paşa araya giriyor ve “Hanım, boşuna ısrar etme. Bu ayı vermez, fakat öbür ayı verebilir mi, bilemem” diyor.

Osmanlılar zamanında, her yıl Ramazan ayında Hicaz’a değerli hediyeler gönderiliyordu. Bunları mukaddes beldeye ulaştıran kervana da “Surre Alayı” deniyordu. Kervanın başındaki zatın adı ise “Surre Emini”ydi. Kâzım Paşa, bir yıl Surre Emini olarak görevlendiriliyor ve tabii ki çok seviniyor. Ancak, kısa bir süre sonra sevinci kursağında kalıyor. Çünkü görev kendisinden alınıp bir başkasına veriliyor. Bu işten sorumlu olan bazı kimselerin “Kâzım Paşa Alevidir. Bir Alevinin Surre Eminliği yapması doğru değildir” sözleri, böyle bir görev değişikliğine sebep oluyor. Kâzım Paşa fitne çıkaran kişinin mabeyn müşiri olduğunu bilahare öğreniyor. Hemen odasına gidiyor ve dereden tepeden konuştuktan sonra sözü Surre Eminliği'ne getiriyor. “Tam hazırlıklarımı bitirmiştim ki, görev benden alınmış. Birisi benim Alevi olduğumu söyleyerek Hicaz’a gitmemi engellemiş” diyor. Zor durumda kalan mabeyn müşiri, birkaç defa yutkunduktan sonra “Üzülmeyin Paşa Hazretleri. Demek ki Allah’ın emri böyleymiş” cevabını veriyor. Kâzım Paşa taşı gediğine şöyle koyuyor: “Eyvallah! Ama merak ettiğim bir şey var. Allah, bu emri yerine getirmek için, kullarından acaba hangi p…..gi görevlendirdi?”

Üsküdar’ın ünlü isimlerinden olup hazırcevaplılığıyla tanınan Aziz Efendi, bir gün eşeğine binip çarşıya gidiyor. Az sonra Doğancılar’da Kâzım Paşa ile karşılaşıyor. Her zaman olduğu gibi, şaka yapmak isteyen Aziz Efendi, eşeğine şöyle hitap ediyor: “Öp bakalım, Paşa babanın elini!” Kâzım Paşa, derhal elini eşeğin ağzına götürüyor ve gülerek “Aziz ol!” diyor.

Yukarıda da belirtildiği gibi Kâzım Paşa, devrin önemli devlet adamlarını hicvetmeyi adet haline getirmişti. Aşağıdaki dörtlüğüyle de Tanzimatçı Mustafa Reşid Paşa’yı fena halde şöyle hırpalıyor: Zamanenin şu tabib-i reşidine bak kim,

Revaç vermek için kendi kâr ü sanatına;

Vücudu nâzik-i devlet rehin-i sıhhat iken,

Düşürdü re’y-i sakimi firengi illetine!..

Gariptir ki bu dörtlük Tanzimat vezirini kızdırmıyor. Aksine Kâzım Paşa’ya şunları söylüyor: “Beyefendi, insan kusursuz olmaz. Benim de bir çok kusurum vardır. Kıt’anızda kusurumu ihtar etmişsiniz. Pek memnun oldum. Fakat doğrudan doğruya bana ihtar etmiş olsaydınız, beni daha fazla memnun ederdiniz!” Mustafa Reşid Paşa bununla da yetinmiyor, Kâzım Paşa’ya bir de kordonlu altın saat hediye ediyor.

Koniçeli Kâzım Paşa ilk zamanlar Mevlânâ’nın ve Mevleviliğin aleyhinde ileri geri laflar ediyor. Bir gün Beşiktaş Mevlevihanesi’nin şeyhi Nazif Dede’nin ziyaretine gidiyor. O sırada Şeyh Efendi’nin Mesnevi’den bir cüz okuduğunu görüyor. “Şeyhim, bu kitabı ne diye okuyorsun?” deyip elinden çekiyor. Nazif Dede, Kâzım Paşa’ya “Gözlerini kapa, Parmağını bir yere koy. Bakalım Hazreti Pir sana ne söyleyecek?” diyor. Paşa, şeyhin emrini yerine getirip parmağını rastgele açtığı bir sayfaya basıyor. Ve karşısına şu mısra çıkıyor: “Ey mel’un köpek, ne havlayıp duruyorsun?”

Kâzım Paşa derhal tövbekâr oluyor, Mevlevi muhiplerinin arasına karışıyor. Artık Mesnevi elinden düşmüyor.

Khalkedon’a ait kalıntılar gün yüzüne çıkıyor: Haydarpaşa kazılarında son durum havadan görüntülendi
Gündem
Khalkedon’a ait kalıntılar gün yüzüne çıkıyor: Haydarpaşa kazılarında son durum havadan görüntülendi
Haydarpaşa’daki arkeolojik kazı çalışmalarında önemli aşama kaydedildi. Çalışmalarda adeta bir şehir ortaya çıkarken ‘Körler Ülkesi’ olarak bilinen Khalkedon’a ait kalıntılar gün yüzüne çıktı. Alandaki çalışmaların daha da genişlediği görüldü. Kazı çalışmalarında gelinen son durum havadan görüntülendi.
IHA
Emekli hesaplamada değişiklik istiyor
Ekonomi
Emekli hesaplamada değişiklik istiyor
Emekliler "karma" emekli aylığı hesaplama sistemi yerine bütün dönemleri kapsayan ve kendi içerisinde eşitliği sağlayan tek bir emekli aylığı hesaplama sistemine geçilmesini talep ediyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.