Erzurum’da kurtaracak adam kalmayacaktı
Gündem
Erzurum’da kurtaracak adam kalmayacaktı
Kurtuluş Savaşı’nda doğu cephesinin efsane komutanı Kazım Karabekir’in kızı Timsal Karabekir, asıl katliamı bölgede Ermenilerin yaptığını söyledi. ABD senatosunun 1915 olaylarını sözde ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımasına tepki gösteren Karabekir, “Babam, ‘Erzurum’a biraz daha geç kalsam içeride kurtaracak can bulamayacaktım. Allah benim gözümün gördüğünü kimseye göstermesin, dediğinin bir tanesi budur” diye konuştu.
Yeni Şafak
Çok önemli bir lügat İlhan Ayverdi’nin ‘misalli Türkçe sözlüğü’
Çok önemli bir lügat İlhan Ayverdi’nin ‘misalli Türkçe sözlüğü’

sevgili okuyucularım;

ilhan ayverdi’nin 30 senede hazırlanabilen misalli sözlüğe ait beyanının bir kısmı şöyledir:

“asırlar boyu kullanılan türkülerimizde, şarkılarımızda, masallarımızda, şiirlerimizde yer alan ve zamanımıza kadar dipdiri gelen kelimelerimiz, türk çocuklarına unutturulmuş ve yerlerine dilimizin kuralları ile bağdaşmayan uydurmaları veya yabancı kökenli olanları konulmuştur.. bu durumda günümüzde yaşayan dilin sözlüğü için daraltılmış bir kelime kadrosuna gidilirse, bunun sınırını tayin etmek mümkün değildir.. bugünkü dille bir çocuğumuz mehmet akif’i, yahya kemal’i hatta atatürk’ü bile anlamaktan acizdir..

türkçesi olduğu halde yaygınlaşan yabancı kelimeler, ayrıca türkçesi olmayan yabancı kelimeler de sözlüğümüze alınmıştır..’’

ilhan ayverdi lügatinde kullandığı imla işaretlerine ait de şunları söylemiştir:

uzatma işareti, kesme işareti (apostrof), tire işareti, kalın harf (bold), italik harf, kalın italik harf, genellikle ayrı yazılan birleşik kelimeler, bitişik yazılan birleşik kelimeler..

ilhan ayverdi’nin kullandığı başlıca kaynaklar:

1-hüseyin kazım kadri: türk lügati

2-lehçeiosmani

3-mecelliiumurubelediye

4-örnekleri ile türkçe sözlük

5-redhouse (türkçe’den ingilizce’ye lügat kitabı)

6-13. yüzyıldan günümüze kadar şiirde ve halk dilinde atasözleri ve deyimler

7-şemseddin sami: kamusıtürki

8-tarama sözlüğü

9-tietze: andreas tietze, the lingua franca in the levant

İlhan ayverdi sözlüğünün en mühim hususiyeti; kelime, tabir ve temrinlerin kullanılışlarına ait örnek cümlelerin mevcut bulunmasıdır.. bu örnek cümleler 13. asırdan itibaren varlığını dil, edebiyat ve ilim sahalarında göstermiş bulunan büyük bilginlerin, şairlerin ve sanatkarların eserlerinden alınma ve eser sahiplerinin adını taşıyan örnek cümlelerin bulunmasıdır..

bu örnek cümleler adeta 13. yüzyıldan beri ilim ve edebiyatımızın pırıl pırıl cümlelerle topyekûn sergilenmesi anlamına gelmektedir.. değerli okuyucularımızın, sözlüğümüzün çok güçlü ve çok ilmi bu vasıflarını dikkate almalarını talep ve rica ederim..

sevgiler ve saygılarla..

rahmetli arkadaşım ilhan hanımefendi’ye milletimizin minettarlığını ve şükran borcunu, onun ruhunu şâd edecek bir vazife olarak unutmadığımızı belirtmek isterim.. yüce allah ondan rahmetini, ihsanını ve şefkatini esirgemesin..

Kazımkarabekir Belediye Başkanı'nın aracını kurşunlayıp 'son uyarı' notu bıraktılar
Gündem
Kazımkarabekir Belediye Başkanı'nın aracını kurşunlayıp 'son uyarı' notu bıraktılar
Karaman'ın Kazımkarabekir ilçesi Belediye Başkanı MHP'li Recep Boyacıoğlu'nun özel aracı, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce kurşunlandı. Şüpheliler, aracın üzerine 'Bu seni son uyarımız' yazılı not bıraktı.
DHA
Şaban Vatan'ın komisyon adını kullanarak işkence yaptığı görüntüler ortaya çıktı
Gündem
Şaban Vatan'ın komisyon adını kullanarak işkence yaptığı görüntüler ortaya çıktı
Rabia Naz Vatan'ın babası Şaban Vatan ve yanındaki Canan Coşkun, Tuba Demir ve Kazım Kızıl, küçük kızın ölümüyle ilgili olayın tek görgü tanığı olan Mürsel Küçükal'ı 'komisyon seni çağırıyor' yalanıyla kandırarak ifadesinde belirttiği şeyleri olay yerinde göstermesini istediler. İşkence anının görüntülerinde yerde sırt üstü sürünen Mürsel Küçükal'a Şaban Vatan tarafından komutlar verildiği ve 'gidebildin mi? Mürsel, gidemedin değil mi?' dediği duyuluyor.
IHA
Atatürk’ün bazı vasıfları
Atatürk’ün bazı vasıfları

m. kemal atatürk’ün sağlığında çekilmiş; icraatı, aktivitesi, seyahat ve yürüyüşlerini tespit eden fotoğraf ve filmleri incelendiği vakit görülecektir ki son derece dinamik ve enerjik bir şahsiyettir..

başını sağa sola çevirirken çok hızlı hareket ederdi.. elinde bastonu ile yürürken de acele eder, ellerinin, kollarının, ayaklarının, bacaklarının ve gövdesinin bedenine hükmeden bir kuvvetin idaresi altında olduğuna alamet sayılırdı..

meclis kürsüsünde konuşurken ağzının ve dudaklarının; tonu, biraz ince, fakat tınısı sert sesini telâffuz ederken açılıp kapanmasındaki sür’at ve canlılık; onun beynindeki ve kalbindeki kudretin tezahüründen başka bir olayla açıklanamaz..

akşam sohbetlerinde olsun diğer devlet ve hükümet çalışmalarında olsun, muhataplarıyla konuşurken “-çocuk!..” diye hitap ettiği malumdur.. bu nokta; onun kendi kudret ve iktidarına olan inancını belirtirken, emirlerinin hemen yerine getirilmesini sağlayan bir faktör olarak da değerlendirilmek gerekir..

sinop milletvekili ve (lozan barış andlaşmasında) birinci murahhas ismet paşadan sonra ikinci murahhas olarak hizmet eden dr. rıza nur, büyük zaferin kazanılmasından evvel ve sonra hem (sıhhat ve muavenet vekili, hem de maarif vekili) olarak iki kere hükümette görev almıştır.. o sıralarda vekilleri TBMM seçmekte idi.. mesela topal osman hadisesinin vuku bulduğu sıralarda, hamidiye kahramanı rauf bey’i meclis, başvekil seçmişti..

trabzon meb’usu ali şükrü bey’in katli olayının faili henüz bulunmadan kemal paşa ile başvekil rauf bey arasında şöyle bir mükâleme geçmiştir…

ali şükrü bey öldürüldükten sonra m. kemal paşa, başvekil rauf bey’e:

-“ne düşünüyorsun?” diye soruyor.. rauf beyin cevabı şöyledir:

-“katili arayıp bulacağız.. eğer bulamazsam, emaneti TBMM’ye teslim edeceğim”..

rauf bey, katili bulamazsam başvekilliği bırakacağım demek istiyor..

bu cevap üzerine mustafa kemal paşa, sigara paketinin üzerine topal osman’ın bulunması ihtimali olan çankaya’daki papazın bağı diye anılan arazi parçasının krokisini çizip rauf bey’e veriyor..

rauf bey’in emriyle muhafız alayı, teslim olmayan topal osman’a ateş ederek infaz ediyor.. topal osman, “kahpeler!.. alçaklar!..” diye bağıra bağıra can veriyor..

bu hadiseler gösteriyor ki, m. kemal paşa bir problemin çözülmesi için ne yapılması gerekiyorsa, gözünü kırpmadan gerekli kararı alabilen ve tereddütsüz icra eden bir ruh yapısına sahiptir.. birinci cihan harbinde çanakkale’de, düşmandan kaçan askerlere, 57. alay efradına, “ben size düşmandan kaçmanızı değil, ölmenizi emrediyorum” diye bağırıyor; “siz şehit olurken kazanacağımız vakit bize ihtiyat kıt’alarının yetişmesini sağlayacaktır..”

kemal atatürk en zor, en acı kararları almakta tereddüt etmeyen bir asker olduğunu trablusgarb harbinde derne ve tobruk’ta da göstermiştir..

onun bir başka özelliğini dile getiren bir vak’ayı da ilave etsek, taviz vermeyen, ihmal etmeyen tabiatını biraz daha açmış oluruz..

büyük zaferi kazanmışız ama daha cumhuriyet ilan edilmemiş.. eski ittihatçılardan abdülkadir canpolat doktor rıza nur’u yakalıyor ve şöyle diyor:

-“rıza bey, başımıza bir diktatör gelmek üzere.. bir çare bulmalıyız..”

rıza nur, öfke ve korku ile heyecanlanıyor ve canpolat’a şöyle cevap veriyor:

-“kadir bey, ne sen bu sözü söylemiş ol, ne de ben duymuş olayım.. eğer sarı kemal’in kulağına giderse ne seni ne de beni sağ bırakır!..”

kemal paşa; fert, toplum, millet bazında icraatta bulunurken, bir başka tabirle söyleyelim; millete hizmet ederken ve nefsini korurken yapılması gereken işlemleri, alınması gereken tedbirleri tereddütsüz tatbik eden bir yaratılışa sahiptir..

beraber çalıştığı arkadaşları da onun bu hususiyetini bilmektedirler.. ali fuad cebesoylar, ali ihsan sabisler, kazım karabekirler, ismet paşalar, fevzi paşalar, refet beleler, yakub şevki paşalar, sakallı nurettinler gibi dişli, güçlü askerlere hakim olmak ve onlara emretmek için onlardan birkaç gömlek üstün olmak, daha kudretli olmak mecburiyeti vardır..

kemal paşa işte bu kudreti temsil ve temessül etmektedir..

allah bu büyük askerlerin hepsine rahmet eylesin!.. ruhları şad, mekanları cennet olsun!..

Colin Kazım attı, Veracruz 42 maç sonra kazandı
Spor
Colin Kazım attı, Veracruz 42 maç sonra kazandı
Meksika Birinci Futbol Ligi takımlarından Veracruz'un ligdeki 430 günlük galibiyet hasretine Colin Kazım Richards son verdi.
AA
Protesto ederken 2 gol yediler
Spor
Protesto ederken 2 gol yediler
Eski milli oyuncu Colin Kazım'ın da formasını giydiği Veracruzlu oyuncular, uzun zamandır maaşlarını alamadığı gerekçesiyle maçın ilk 5 dakikasında protesto yaparken 2 gol yedi.
AA
Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede
Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede

Geçen haftaki yazımda, “Kerbela Şâiri” unvanıyla büyük bir şöhret kazanan Koniçalı Kâzım Paşa’dan kısaca söz etmiş, hicivlerinden bazı çarpıcı örnekler vermiştim. Bu vesileyle söylemek isterim ki, Paşa merhum sadece ateşli hicivleriyle değil, Fuzuli tarzında kaleme aldığı içli mersiyeleriyle de tanınıyor ve bu mersiyeler onun ne büyük bir şair olduğuna tanıklık ediyor. İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in “Son Asır Türk Şairleri” isimli muhalled eserinde kaydedildiğine göre; Hersekli Arif Hikmet Bey’in Çukurçeşme’deki evinde haftada bir yapılan edebiyat toplantılarına, Osman Şems Efendi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Celal, Manastırlı Naili gibi kalem ve kelam erbabının yanı sıra Koniçalı Kazım Paşa da katılıyor.

Video: Sâmiha Ayverdi ve Hasan Nazif Dede


Merhum, Ehl-i Beyt hakkında kaleme aldığı mersiyeleri “Makalid-i Aşk” isimli eserinde bir araya getirdi. Kim bilir ne zaman, hangi sahaftan aldım; bu nadir kitap hamdolsun fakirin de kütüphanesinde bulunuyor. İkinci Meşrutiyet’ten sonra, diğer bazı şiirleri “Divan-ı Kâzım Paşa” adıyla yayımlandı. İbnülemin, “Paşanın oğlu şehremaneti azasından Hasan Paşa tarafından merhum şair Burhaneddin-i Belhi’ye verilen ve Paşa’nın yazısıyla muharrer olan divan-ı eş’arı vaktiyle görmüştüm” diyor. Ne yazık ki böyle önemli bir divanı bendeniz bırakınız okumayı, henüz görme bahtiyarlığına bile eremedim.

“Son Asır Türk Şairleri”nin müellifi, Kâzım Paşa’nın Ehl-i Beyt’e duyduğu büyük muhabbeti anlatırken de şu çarpıcı misali veriyor:

“Bir gece bir sohbet meclisinde Âl-i Beyt’e muhabbetten bahsolunurken Paşa, “Âl-i Beyt’e candan muhabbet edenleri Allah yakmaz’ dedikten sonra parmağını, önünde duran mumun alevine sokar, bir müddet durduktan sonra çeker, huzzara (orada bulunanlara) gösterir. Parmağın alevden müteessir olmadığı (etkilenmediği) görülür. Bu hali orada bulunanlardan bir zat hikâye etmişti.”

Yine İbnülemin’in naklettiğine göre, Kâzım Paşa, vefatından birkaç gün önce, Aydınoğlu Tekkesi’nin postnişi ve kadim dostu Osman Şems Efendi’yi ziyaret ediyor. Öteden beri pek çok kimseyi diliyle, kalemiyle incittiğini itiraf ediyor. Ömrünün nihayete erdiğini söyleyerek tövbe istiğfarda bulunuyor.

Bir önceki yazımda da dile getirdiğim gibi, Kâzım Paşa, daha evvel Gönüller Sultanı Mevlânâ’ya ve Mevleviliğe muhalif idi. Bir gün kadim dostu olan Beşiktaş Mevlevihanesi’nin şeyhi Nazif Dede’yi ziyaret ediyor. Hazretle yaptığı çarpıcı mülakattan sonra rotayı değiştiriyor. Muhalifliği bırakıp muvafıklar zümresine katılıyor.

1854’de Beşiktaş Mevlevihanesi’ne postnişin olarak tayin edilen Nazif Dede vefat edince mevlevihanenin içine defnediliyor. Daha sonra bu mevlevihanenin yerine Çırağan Sarayı inşa ediliyor. Bu sırada Maçka’da bir mevlevihane yapılıp 1869’da açılıyor. Nazif Dede’nin kemikleri oraya naklediliyor. Beş yıl sonra bunun yerine de Maçka Kışlası yapıldığından Bahariye Mevlevihanesi’nin binasına başlanıyor. Merhumun kemikleri bir kere daha çıkarılarak 1877’de tamamlanan bu mevlevihaneye defnediliyor. “Kemiklerin iki defa nakli, garip bir mazhariyettir” diyen İbnülemin, “Dede Efendi şair, zarif, bir merd-i nazif idi” cümlesiyle sözünü bitiriyor.

Kâzım Paşa’nın onun hakkında söylediği dörtlük şöyledir:

Maarif beytine beyt-i şerif-i Mesnevi’den gir

Kemal ehramına o hall-i münif-i maneviden gir

Hakikat yoluna kestirme yoldan vuslat istersen

Tarik-i aşka gel, bâb-ı Nazif’i Mevlevi’den gir

Merhume Sâmiha Ayverdi “Boğaziçinde Tarih” isimli kıymetli eserinde, işte bu Nazif Dede ile ilgili şöyle bir anekdot naklediyor:

“Devir, Şeyh Hasan Nazif Dede Efendi’nin postu işgal ettiği devirdi. O Nazif Efendi ki, yeryüzünde bir hırkası, bir sikkesi olan adamdı. Belki ‘benim’ diyebileceği bir döşeği bile yoktu.

Gecenin ileri saatlerinde ‘Müttekası’na (Mevlevi dervişlerinin ‘erbain’ denilen kırk günlük çile süresinde, yukarı tarafındaki kavisli kısmına çenelerinin altını koyarak, kısaca uyku ihtiyacını giderdikleri ucu sivri alet veya baston) dayanarak uyur uyanık bir halette sabahlamak adeti idi. İşte, günlerden bir gün, saray, dergâhın bahçesindeki bir servinin, manzarayı bozduğu mülahazası ile kestirilmesi için Nazif Efendi’den ricada bulunur. Şeyh Efendi’den padişaha giden cevap şu olur: ‘Bir dergâhın değil ağacını kesmek, bir yaprağını dahi zayi etmekten korkarız. Zât-ı Şâhâne’ye böylece arzediniz.’

Zât-ı Şâhâne’ye arz edilir. Amma ricası kabul edilmeyen padişah kızıp gazaba geleceği yerde, şeyh efendiye son derece kıymetli, mücevherli, yakutlu, zümrütlü, murassa bir cep saati yollar. Bu defa da Nazif Efendi, bu atiyye-i şâhâneyi (padişah hediyesini) havana koyarak tuz buz eder. Ve ‘Biz derviş adamlarız, böyle şeyler kullanmayız!’ diyerek hurda hale getirdiği saati saraya iade eder. Fakat bu muamelekarşısında da yine sarayın sesi çıkmaz ve manevi makamın celadeti karşısında saltanat makamı bir kere daha susar.”

Bundan da anlaşılıyor ki, hakiki saltanat, manevi saltanattır.

Not: Allah, Barış Pınarı Harekâtı’nda, kahraman askerlerimizin yardımcısı olsun.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.