28 Şubat'ın mimarları Bodrum’da lüks villalarda yaşıyor
Gündem
28 Şubat'ın mimarları Bodrum’da lüks villalarda yaşıyor
Kamuoyunda 28 Şubat post modern darbesi olarak bilinen, 28 Şubat 1997 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu toplantısıyla başlayan ve dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın istifasıyla sonuçlanan süreç dolayısıyla yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan paşaların önemli bir kısmı Bodrum’da yaşıyor.
IHA
Dün ve bugün
Dün ve bugün

Geçmiş gün. 1987 yılındayız. Ağır rutubet kokan küçük bir salonda beş kişiyiz. Recep Tayyip Erdoğan’ı dinliyoruz. Bir saat geride kaldı. Heyecanından ve ciddiyetinden zerre kaybetmeden konuşmasını sürdürüyor. O konuşma bir buçuk saatin sonunda bitti. Beş kişiye bu kadar uzun süre konuşma yapmak nasıl bir şeydi? Şimdi partinin en alt kademesindeki genç kardeşimiz bile böyle bir ‘kalabalığa’ seslenmeye tenezzül etmeyebilir. Öyle görünüyor, anlaşılıyor. Kızmak yok.

Video: Dün ve bugün


Yıllar sonra. Cennetmekân Necmettin Erbakan’la bir odadayız. Sadece iki kişiyiz. “Cemaat yapalım” diyor. Hemen orada, korkudan donup kalıyorum.

Şimdi bazı yazılar / yorumlar okuyoruz. Başarının altında veya üstünde bir şeyler arıyorlar. Hepsi olmasa bile çoğu yanlış.

Başarı, beş kişiye bir buçuk saat konuşma yapmaktan geçiyordu. Başarı, iki kişiyle cemaat olabilmekten geçiyordu. Karşınızda veya arkanızda yüzlerce, binlerce insanın durmasına gerek yoktu.

Yaşadığımız toprakları Türkiye Dağı olarak görüyorduk. Bu dağı beklediğimize inanıyorduk. Çok şükür, hâlâ aynı yerdeyiz.

Büyüklerimiz bize şunu diyordu: Kimsenin adamı olmayın. Adam olun.

Alkışlamak üzerine kurulu bir gidişatın yahut siyasetin parçası olamayız. Yeri gelecek, savaşacağız. Yeri gelecek, itiraz edeceğiz. Savaşmaktan kastımız, dik durmak, dirayetli olmaktır. Birbiri ardına yaşadığımız dört büyük taarrruzu düşünün.

***

Sonra camia büyüdü. Sayı arttı. Sorunlu büyüyorduk sanki. Bunu hep dile getirdik, çekincelerimizi söyledik. İnsana gidenler ile imkâna gelenler aynı çatı altındaydı. İmkânı imtihan olarak görenler ile fırsat bilenler aynı geminin içindeydi. Ne yazık ki diğerlerinin sayısı her geçen gün artıyordu. Bu durum, özellikle belediyecilik alanında ve medya sektöründe etkisini gösteriyordu.

Ülkeyi yönetmeye talip olduğunuz vakit, bazı şeyler kaçınılmazdır. Burada, birtakım mecburiyetleri kastetmiyoruz. İnsanları kucaklamayalım demiyoruz.

Akan çeşmeye uzanan iki el var. Biri israf olmasın diye çeşmeyi kapatmak istiyor. Diğeri de testi getirmiş.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Dağda bekleyenlerden çok az fire verildi. Önemli bir kısmı yerinden ayrılmadı. Ganimet için alçaklara inmedi.

Son günlerdeki tartışmalara, daha doğrusu düşmanlıklara işte buralardan bakıyoruz.

Bazı eleştirilerin şahsiyat boyutuna ulaştığını görüyor ve üzülüyoruz. Yıpranma payına itirazımız yok. Yıpratma kısmına karşıyız.

Dışarıya yansıyan görüntümüz budur: Yokluğu bölüşen insanlar varlığı paylaşamaz hale geldi.

***

1987 yılından günümüze geliyoruz. Acilen ve ihtiyaçtan: Kaybettiğimiz dayanışma duygusunu yeniden kazanmamız gerekiyor.

Müslüman, kendisinden emin olunan kimsedir. Önce bu bölümü tahkim etmemiz şarttır.

Sadece Allah’tan ve namuslu insanlardan korkarız. Bunun da bilinmesini isteriz.

Acı hakikat: İnsanları yemeye en iyi yerinden başlıyoruz. En güzel huyu veya marifeti neyse, oradan. Mesela ahlaklı birine ‘ahlaksız’ damgası vurmaktan çekinmiyoruz. Sadıkları hainlik suçlamasıyla korkutmaya çalışıyoruz. En maharetli olduğu konuda onu beceriksiz ilân edebiliyoruz.

Bizim birinci vazifemiz nefsimizi korumaktır. Bunu başaramayan bir insan milletine ve memleketine nasıl hizmet edecek? Soru neredeyse cevap da oradadır.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikamız bağlamında örgütlü müdahaleler
Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikamız bağlamında örgütlü müdahaleler

1970’lerden itibaren MSP’nin öncülük ettiği siyasî değişim, İslamî siyasî fikrin yeniden sorumluluk almaya başlaması manasına geliyordu. Birinci Dünya Savaşı’nda bütün gücünü tüketen ve geriye çekilen bir siyaset tarzı, uzun yıllar MSP geleneğini sürdüren partiler tarafından temsil edildi. 28 Şubat dönemine kadar yaklaşık otuz yıl devam eden süreçte İslamî siyasî fikrin temsilcisi olan bir parti, FETÖ gibi bazı dinî gruplar tarafında desteklenmemiştir. Bu durumun 28 Şubat sürecinde mutlak bir karşıtlık olduğu anlaşıldı.

Video: Kıbrıs ve Doğu Akdeniz politikamız bağlamında örgütlü müdahaleler


Necmettin Erbakan, 1974’te büyük bir kararlılık göstererek hem Türkiye’nin millî menfaatlerinin korunmasında hem de Kıbrıs’ta yaşayan Müslüman Türk unsurlarına yönelik baskıların durdurulmasında önemli bir rol oynadı. Bugün Doğu Akdeniz’de Türkiye büyük bir aktördür. Fakat 1977 seçimleri MSP’nin büyük oy kaybıyla neticelendi. Kıbrıs çıkarmasından sonra Erbakan’a yönelik büyük saldırı dikkat çekiciydi. CHP ile MSP ittifakına tepki genel bir eğilimin sonucu ortaya çıkmamıştı, bilakis örgütlü bir karşıtlık söz konusuydu. Belirli grupların MSP’den kopmasıyla Türkiye’nin çatışma ortamına sürüklenmesi arasında doğrudan bir ilişki vardı.

Farklı dinî grupların İslamî siyasî fikri temsil eden siyasî partilere karşı mesafeli bir duruş sergilemesi önemli bir göstergedir. Bu mesafenin karşıtlığa dönüştüğü zamanlar, Türkiye’nin siyasî tarihinde kırılmaların yaşandığı dönemlere tekabül eder. MSP’nin CHP ile ittifakı NATO’nun Türkiye tasarımı ile uyuşmuyor ve acil müdahale gerektiriyordu. Erbakan’a yönelik yıpratıcı kampanyalar da bu dönemde hız kazandı. Bugün FETÖ elebaşının NATO çerçevesinde oluşturulan bir ağ içinde yer alması, sıradan bir iddia olmanın çok ötesindedir. CIA’nın FETÖ’nün oluşumundaki ve Türkiye’yi içeriden ele geçirme sürecindeki etkisi tam olarak bilinmemektedir fakat örgüt elemanlarının beyanları da dâhil olmak üzere Amerika’nın örgüt üzerindeki etkisini gösteren birçok işaret vardır. Bu bakımdan Erbakan’ın yeşil komünistlikle suçlanması anlamlıdır. Malum grupların aynı anda komünizme ve İslamcı gruplara düşman kesilmesi doğal karşıtlık ile izah edilemez.

Kıbrıs çıkarmasından sonra Türkiye hızlı bir şekilde içeriden kuşatıldı. Muazzam bir çatışma ortamı oluşturuldu. Askerî darbeye kadar geçen sürede çatışma ortamı pekiştirildi. İdeolojik gruplar bu dönemdeki faaliyetleriyle kendi kendilerini tasfiye etmiş oldular. “Yeşil kuşak” projesi hâlâ anlaşılmış değildir. Dönemleri genel geçer ifadelerle tanımlama alışkanlığımız var. Belirli çevreler bütün dinî grupları yeşil kuşak projesine dâhil etmekten hoşlanır. FETÖ, dinî çevreler için bir utanç vesilesidir. Bu utanca ortak olmamak için FETÖ’yü katı laikçi uygulamalara indirgeyenler var. Her iki yaklaşım baştan aşağıya yanlıştır. Ne bütün dinî gruplar yeşil kuşak projesine dâhildir ne de FETÖ, katı laikçi uygulamaların ürünüdür.

Yeşil kuşak projesini geliştirenler İslamî siyasî fikrin temsilcisi olan siyasî partileri saf dışına itmek ya da etkisizleştirmek için her yolu denedi. Amerikalı elçilerin 1990’larda Erbakan’a karşı gösterdikleri çirkin tavırları hatırlayabiliriz. FETÖ’nün başından itibaren Erbakan’ın karşısındaki siyasî partilere destek verdiği de malumdur. Seksenli yıllarda ise diğer dinî gruplara karşı mutlak bir yok sayma dönemi yaşanmıştı. Dolayısıyla yeşil kuşak genellemesi fikrî körlüğü yansıtmaktan başka bir anlam içermez. Benzer bir şekilde FETÖ’yü katı laikçi uygulamaların sonucu olarak göstermek de fikrî körlüğü yansıtmaktan başka bir anlam içermez. Örgütlü bir müdahale var fakat bu, görülmüyor.

2013’ten sonra yaşadığımız büyük sarsıntıları da örgütlü bir müdahale olarak izah etmek gerekir. Erdoğan ve onun tarafından temsil edilen siyasî fikir, Türkiye’nin belirli bir düzeye çıkmasında çok önemli bir rol oynadı. Bugün artık Türkiye’ye rağmen bizim coğrafyada adım atmak çok kolay değil. Doğu Akdeniz bağlamındaki gelişmeler Türkiye’nin ne kadar büyük bir aktör olduğunu gösterdi. Erdoğan da Kıbrıs eksenli gelişmelerde Türkiye’nin dik duruşunun devam edeceğini söylüyor. 2013’ten sonra sürekli artış gösteren muhalefetin, birbirinden oldukça farklı siyasî geçmişe sahip parti, örgüt ve kişiler tarafından sürdürülüyor olması örgütlü müdahalelerin varlığına delalet eder. Bu müdahaleyi fikrî bir körlük olarak tanımlamak ise doğru değildir.

Türkiye’nin Amerika’nın ve Batı’nın baskısından kurtulma mücadelesinin heyecan, hoşa gitme, duyguları okşama gibi kavramlarla tanımlanması da örgütlü müdahalenin bir parçasıdır.

Eski Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre vefat etti
Gündem
Eski Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre vefat etti
Milli Görüş'ün lideri merhum Necmettin Erbakan’ın yakın çalışma arkadaşlarından olan ve eski Devlet Bakanı Süleyman Arif Emre 96 yaşında vefat etti.
Yeni Şafak
Yeniden Refah Partisi tabelasını astı
Gündem
Yeniden Refah Partisi tabelasını astı
Yeniden Refah Partisinin tabelası, bir süre önce Saadet Partisi tarafından boşaltılan binaya asıldı. Parti Genel Sekreteri Suat Pamukçu, "Milli Görüş'e uzun yıllar hizmet etmiş, dolayısıyla manevi havası bizim için çok önemli bir bina. Aynı yerde siyaset yapmak önemliydi" dedi.
AA
Bülent Turan'dan CHP'ye yakın tarih dersi
Gündem
Bülent Turan'dan CHP'ye yakın tarih dersi
FETÖ üzerinden Ak Partiye yüklenmeye çalışan CHP'lilere, Ak Parti Grup Başkanvekili Bülen Turan, ''Ak Parti daha kurulmadan CHP ve bir çok parti FETÖ ile görüştü. Bir çok partilinin FETÖ ile fotoğrafları var. FETÖ'nün ' bir şefaat hakkım olsa Ecevit'e verirdim' dediği biliniyor. Bu örgütün sevmediği 2 kişi var biri Erbakan, diğeri Cumhurbaşkanı Erdoğan.'' Sözleriyle yüklendi.
Diğer
Cumhurbaşkanı Erdoğan Milli Görüş lideri Erbakan’ın kabrini ziyaret etti
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan Milli Görüş lideri Erbakan’ın kabrini ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son yolculuğuna uğurlanan gazeteci yazar Mehmet Şevket Eygi’nin Merkezefendi Mezarlığına defninin ardından Necmettin Erbakan’ın kabrini de ziyaret ederek dua okudu.
IHA
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erbakan'ın kabrini ziyaret etti
Gündem
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erbakan'ın kabrini ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Necmettin Erbakan'ın kabrini ziyaret etti.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.