Fatih Erbakan: İstanbul'u bu kez CHP'den Yeniden Refah olarak alacağız
Gündem
Fatih Erbakan: İstanbul'u bu kez CHP'den Yeniden Refah olarak alacağız
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, "Biz nasıl ki 1994'te Refah Partisi olarak SHP'den İstanbul'u aldıysak, tarih tekerrür edecek, 30 yıl sonra 2024 yerel seçiminde İstanbul'u bu kez CHP'den Yeniden Refah olarak alacağız inşallah" açıklamasını yaptı.
AA
Yine sahnedeler: Erbakan'ın karşısındaydılar İmamoğlu'nun arkasındalar
Gündem
Yine sahnedeler: Erbakan'ın karşısındaydılar İmamoğlu'nun arkasındalar
İstanbul'daki seçimler için geri sayım sürerken CHP-HDP ve İyi Parti'nin ortak adayı Ekrem İmamoğlu'nun ABD'nin en önemli 'etki' kuruluşlarından biri olan Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü (WINEP) bağlantısı soru işaretlerine neden oldu. WINEP ile organik bağı olan isimlerin daha önce Türkiye'ye çok büyük zararlar veren adımların mimarı olması 'CHP adayını uluslararası arenada kimler destekliyor?' sorusunu beraberinde getirdi. Hatırlanacağı üzere Necmettin Erbakan, REFAH-YOL hükümetini iktidardan düşürenin WINEP ve Alan Makovsky olduğunu açıklayarak, 28 Şubat döneminin asıl mimarlarının da bu yapı olduğunu açıklamıştı. Erbakan'ı iktidardan eden Henri Barkey, Alan Makovsky gibi isimlerin yanı sıra Soner Çağaptay, Yurter Özcan, Faruk Loğoğlu gibi 'Arı Hareketi'nin önemli simaları bugün gelinen noktada İmamoğlu'nun arkasında yer alıyor.
Yeni Şafak
İmamoğlu’nun maskesi düştü
İmamoğlu’nun maskesi düştü
Milli Nizam Partisi'nden beri Necmettin Erbakan'ın yakın yol arkadaşı ve Saadet Partisi kurucusu Hasan Aksay ile partinin önde gelen isimleri, 23 Haziran'da CHP adayına destek olmanın ağır sonuçları olacağını açıkladı.
Yeni Şafak
Erbakan’ın yol arkadaşlarından Saadet tabanına çağrı: Yarın büyük pişmanlıklar yaşamayalım
Erbakan’ın yol arkadaşlarından Saadet tabanına çağrı: Yarın büyük pişmanlıklar yaşamayalım
23 Haziran'da yapılacak İBB başkanlığı seçimleri öncesinde, Milli Nizam Partisi'nden beri Necmettin Erbakan'ın yakın yol arkadaşı ve Saadet Partisi kurucusu Hasan Aksay ile birlikte Saadet Partisinin önde gelen isimleri, CHP Adayına destek olmanın ağır sonuçları olacağı konusunda Saadet Partililere çağrı yaptı. Partilerin değil davanın önemine dikkat çeken konuşmacılar, İstanbul seçimlerine particilik anlayışıyla yaklaşmanın yarın büyük pişmanlıklar doğuracağına vurgu yaptılar. Refah Partisi eski Milletvekili Şevki Yılmaz, Saadet Partisi eski Genel Başkanı Recai Kutan'ın da kendileri ile aynı görüşte olduğunu açıkladı.
Yeni Şafak
"Müslümanların iktidarını önlediniz' sözünü size söyletmeyeceğim"
Gündem
"Müslümanların iktidarını önlediniz' sözünü size söyletmeyeceğim"
Son dönemlerde Türk siyasetinde 'gayri milli' her grubun AK Parti'ye karşı birlikte hareket etmesi, İstanbul seçimleri sürecinde iyice ayyuka çıktı.

Dış güçlerin üst aklından içerideki maşalarına, Kandil'den emir alanlarla kendi siyasi geleceklerini Türkiye'nin bekasının üzerinde tutanların birlikte hareket ettiği bu dönemde yaşananlar, 1996 yılında çekilmiş bir görüntüyü yeniden gündemde.

1996 Temmuz ayında dönemin BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, Meclis kürsüsünden yaptığı bu tarihi konuşmada hükümete destek vereceklerini açıkladı. Yazıcıoğlu'nun o konuşmada söylediği sözler ve Necmettin Erbakan'ın alkışı hem o günleri bir kez daha hatırlattı.
Diğer
Emaneti koruyalım
Gündem
Emaneti koruyalım

31 Mart’ta 103 bin oy alan Saadet Partisi 23 Haziran’da Necdet Gökçınar ile devam kararı aldı. Milli Görüş’ün duayen siyasetçileri, CHP lehine alınan bu kararı eleştirirken, SP tabanını AK Parti’yi desteklemeye çağırdı.

Yeni Şafak
Bir sınıf okuması önerisi: Taşrada yerleşik dindar aileler
Bir sınıf okuması önerisi: Taşrada yerleşik dindar aileler

Aslında onlara bir “sınıf” denilebilir mi, bilmiyorum. İlgilisi “isimlendirmenin doğrusu şudur” derse düzeltmeye hazırım. Ancak derdimi anlatmak için “sınıf” benim açımdan doğru görünüyor.

Video: Bir sınıf okuması önerisi: Taşrada yerleşik dindar aileler

Trabzon’da, Malatya’da, Çankırı’da, Tekirdağ’da, Kayseri’de, Bingöl’de çıkarlar karşınıza. Anadolu’nun her yerinde… Hemen hepsinin geçmişten getirdikleri yük de, bugün içinde bulundukları hikâye de aynıdır.

Kabaca 100 yıllık bir meseleden bahsediyoruz.

1940’lı yılların sonuna kadar “gizli saklı dini eğitim alan” bir adet aile büyüğü söz konusudur. Bu aile büyüğü, falanca efendinin yahut filanca hocanın etrafında, halkasında, dizinin dibinde bulunmuş, “Müslüman olmayı ve İslam kalmayı” her türlü gerçekliğin üzerine yerleştirmiştir.

Çocukları da öyledir ama bir farkla. Onlar bir yandan “esnaflık” derdine düşmüşlerdir. Bir yandan da bulundukları şehirde “İslami hizmet” alanının hem planlayıcısı hem sponsoru hem katılımcısı olmuşlardır. Nurculuk ve Süleymancılık gibi taşrada yaygın dini oluşumlara uzak değillerdir elbette ama tam olarak içlerine de girmemişlerdir. Zaten girenler, başka bir hikâyenin kahramanı haline geldikleri için, yazının konusu dışında kalırlar.

Aslında bu sınıfın “belirgin” hale gelmesini sağlayan “kırılma”, 1970’te Necmettin Erbakan’ın meydana inmesiyle gerçekleşmiştir. Şimdi Anadolu’da bahsettiğim bu ailelerin üçüncü kuşağının tamamının anlatacağı hikâyeler “ben gençken rahmetli Erbakan hoca bizim eve gelmişti” cümlesini içerir. Bu üçüncü kuşak arasında eğitim oranı da artmıştır. İmam hatip lisesinden mezun olmak neredeyse standart hale gelmiş, üniversite mezuniyet oranı da gözle görülür şekilde yükselmiştir.

Parti teşkilatlarını bu aileler kurmuş, seçim çalışmalarını bu aileler yürütmüştür. İçinde “son derece kötü bir arabayla berbat bir ses düzeneği olan” onlarca seçim hikâyesi dinlemişliğim vardır bu ailelerden. Erbakan’ın o anki partisi yüzde beş alırsa Türkiye’nin, yüzde 10 alırsa İslam dünyasının, hele iktidar olursa tüm kâinatın kurtulacağına dair sarsılmaz bir inanç geliştirmişlerdir.

Bu aileleri “sınıf” olarak tanımlayabileceğim asıl hususiyetlerinden biri de “devletle ilişki kurmamak” olmuştur. Ayakkabıcı, lokantacı, tuhafiyeci, mobilyacı vd. esnaf ya da küçük sanayi üreticileri olan bu aileler “devletin uzağında, Allah’a yakın” bir yaşam kurgulamışlar ya da böyle bir yaşam kurgusuna mahkûm edilmişlerdir. Hatta denebilir ki ikisi de doğrudur.

Bu ailelerin 4. kuşak çocukları kimi savrulmalar yaşamış olsalar da Anadolu’da hikâyeyi devam ettiren motor güç olduklarına şüphe yoktur. “Okumuş çocuklar” olarak memlekete dönüp “baba işini” sürdürenden, büyük şehirde kalıp “tutunanına” kadar hikâye genişlemiş olsa da iş hala “İslami hizmet” meselesine geldiğinde bu ailelerin uhdesindedir. “Mücadele” ve “dava” gibi altın kelimelerle bu aileleri halen “tavlamanız” mümkündür.

Elbette AK Parti’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte bu yerleşik dindar ailelerin yönü de Erbakan’ın temsil ettiği Milli Görüş çizgisinden Erdoğan’ın temsil ettiği “muhafazakâr demokrasi” çizgisine doğru ilerlemiştir. Şunu unutmamak gerekir: Bu aileler öyle “muhafazakâr demokrasi” falan gibi alengirli meseleler bilmezler. Onlar açısından Türkiye’deki dindarların durumunu ve ümmetin maslahatını düşünen biri olarak Erdoğan vardır ve liderdir.

Bu ailelerin sistemle barışmalarını, giderek sistem içi hale gelmelerini sağlayan dönüşümün adı da Erdoğan iktidarıdır elbette.

Ama…

Son bir yıldır Anadolu’nun neresine gitsem ve bu ailelerin hangisiyle temas etsem aldığım cevaplar sürekli “ama” içeriyor; bir tedirginlikle, bir umut kırıklığıyla, bir “ne olduğunu anlamıyoruz” kalıbı ile sürüyor. Refleksleri gereği siyasi pozisyonlarında gram değişme sezemiyorsunuz ama bir kırgınlık, bir üzgünlük tonu hâkim seslerinde.

Bu aileler siyasetten “payın büyüğünü” istememişler hiçbir zaman ama “payın büyüğünü götüren” adamları tanımıyor olmak, hatta daha da kötüsü “çok iyi tanıyor olmak” bu aileler için bir soruna dönüşmüş. Şimdilik suskunluklarını “bir sihirli değnekle pek çok şeyin düzeleceğine” dair besledikleri güçlü umut temin ediyor.

Denebilir ki, hatta deniliyor ki “yahu zaten bir avuç insandan söz ediyorsun, bunlar ‘ama’ dese ne olur, demese ne olur?”

Doğrudur. Bir avuçturlar. Ama sırtlarında taşıdıkları yükün büyüklüğünü görseniz aklınızı kaçırırsınız. Zaten onları bir “sınıf” haline getiren şey de budur: Taşıdıkları yük.

Hoca’ya yasak koyan
Yassıada zihniyeti
Hayat
Hoca’ya yasak koyan Yassıada zihniyeti
“Siz geldiniz, bu besmeleyi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine, ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım.’ Sen bunu söyleyince, öbür taraftan da Kürt kökenli bir Müslüman evladı, ‘Ya öyle mi, ben de Kürtüm, daha doğruyum, daha çalışkanım’ deme hakkını kazandı. O Meclis yarın inananların eline geçecek. Bütün bu haklar kan dökülmeden verilecek.”
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.