29 ilde FETÖ'nün mahrem imamlarına operasyon
Gündem
29 ilde FETÖ'nün mahrem imamlarına operasyon
Konya merkezli 29 ilde, FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturma kapsamında, örgütün TSK'daki mensuplarına "mahrem imamlık" yaptıkları iddia edilen 80 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
AA
37 ilde FETÖ'ye büyük operasyon
Gündem
37 ilde FETÖ'ye büyük operasyon
İstanbul merkezli FETÖ'nün yargı organlarında mahrem yapılanmasına ilişkin soruşturmada aralarında çok sayıda avukatın da bulunduğu 126 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerin yakalanması için 37 ilde operasyonlar düzenlendi.
AA
Yeniden yapılanma kuran FETÖ'cülere baskın
Gündem
Yeniden yapılanma kuran FETÖ'cülere baskın
Muğla'da FETÖ'nün yeni yapılanmasına yönelik 5 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Şüphelilerin operasyonlar sonucu ağır darbe alan terör örgütünü yeniden canlandırmak ve örgütten kopmaları engellemek amacıyla sık sık toplantı yaptığı belirlendi
AA
Bir direniş hattı: Mahremiyet
Bir direniş hattı: Mahremiyet

Mahremiyet çok önemli zira doğrudan doğruya insanın hür ve iradi bir varlık oluşunun tasdiki, insanın her alanda kendi sınırlarını çekmeye ehil olduğunun kabulü anlamına geliyor. İnsan haklarının temeli ve vazgeçilmezi olan mahremiyet maalesef günümüzde büyük bir saldırı altında! Saldırının kaynağını günümüz egemen sisteminin insanı hür ve iradi bir varlık olarak değil de yönlendirilebilir bir arzu yumağı olarak görmesi oluşturuyor. Toplumsal inşada ana rolü oynayan egemen sistem, insanın kendini ifşa ve merak arzularını kışkırtarak mahremiyet hakkına en büyük kötülüğü yapıyor.

Video: Bir direniş hattı: Mahremiyet

Mahremiyet hakkına bir saldırı da önceden daha ziyade devletler tarafından deruhte edilen denetim ve kontrol amacının teknolojik aklı elinde tutan büyük sermaye çevreleri tarafından da suiistimal edilmesinden geliyor. İnsan tekiyle ve insan topluluklarıyla ilgili bilgi akışları, bu kez kar ve çıkar amaçlı olarak görülmek, bilinmek ve kullanılmak isteniyor. Ünlü sinema yönetmeni Francis Coppola, mahremiyetimizi ihlâl etmek amacıyla tasarlanmış tüm elektronik araçları [kullanan/kullandıran] bir sistemin içinde yaşadığımızı ileri sürüyor ve “Konuşma” (The Conversation) filmini bu gerçeği sergilemek için çektiğini söylüyor. Artık her şey şifre altında güya ama tüm şifreleri bilen bir elektronik göz olduğundan, küresel panoptikondan neredeyse eminiz. “Sen ekrana bir şey görmek için bakıyorsan mutlaka seni de gören birisi vardır” mottosuna birçokları gibi ben de inanıyorum. Nereye gitsek kendimizi de götürüyoruz, kendimizle birlikte elektronik aygıtlarımızı ve tüm mahremiyetimizi…

Mahremiyet bahsinde konuşulması gereken birçok tema var ama en önemlisi, bizimle hür ve iradi bir varlık olarak değil de yönlendirilebilir bir arzu yumağı olarak temasa geçen ve kendini ifşa etme ve merak hislerimizi sonuna kadar kullanan sistem meselesi. Bu noktayı enine boyuna kavrayıp önlemler alamazsak diğer tüm sözler ve çabalar, boşa kürek çekmek manasına gelmeye mecbur.

Kendini ifşa konusunda böylesine hevesli oluşumuz, “reality show” denilen televizyon programlarında katılımcıların sadece marifetlerini değil her özelliklerini sergilemek için canhıraş gayretleri insanın psikolojik mayasını yeniden düşünmemize neden oluyor. Sosyal medyada kendimizle, ailemizle ve hatta çocuklarımızla ilgili bilgi ve fotoğrafları sonrasını düşünmeksizin sere serpe paylaşma arzumuz, insan psikolojisiyle ilgili tüm bildiklerimizi, sadece “teşhircilik” ve “röntgencilik” kavramlarıyla yetinmeden yeni baştan ele almamızı gerektiriyor. Paylaştığımız anı ve fotoğraflarda bizim dışımızdaki insanların mutlaka rızalarının alınması şartı yeni bir etik gereklilik olarak öne çıkıyor. Ben daha önce çocukların fotoğraflarının izin alınarak yayınlanabileceği kanaatindeydim. Bu kanaatim çocuk fotoğraflarının aile bütünlüğünü temsil eden haller dışında asla yayınlanmaması gerektiğine doğru değişmeye başladı.

İtiraf ediyorum, mahremiyetin en büyük düşmanı olan “kendini ifşa” konusunda toplumumuzun bir direnç göstereceğini sanıyordum. Zira “itiraf”ın esasen bir Hıristiyanlık müessesesi olduğunu düşünüyordum. Yanılmakla kalmayıp ciddi hayal kırıklığına uğradım. Televizyon ekranlarında mütedeyyin diye bilinen ve seyircilerin sorularıyla katılımın mümkün olduğu programlardaki itiraf etme ve bu arada konu ne olursa olsun kendini sergileme arzusu öylesine bariz ki… Yanlış anlaşılmasın, itiraf konuları değil beni şaşırtan, mesleğimin gereği olarak onlardan çok ama çok daha fazlasına tanıklık ediyorum. İtiraf edebilmek, kendini bir biçimde gösterebilmek için, başka hiçbir yerde göstermediği atılganlığı ekranda sergileyebilmek için insanımızın duyduğu muazzam arzu… Ve aynı şekilde mütedeyyin program yapımcılarının ve dini sorulara cevap vermek üzere ekranda bulunan sunucu ve ilahiyatçıların bu duruma hiç tepki vermemeleri. Bu tip soru sorma biçiminin teke tek, mahremiyete dayalı bir bilgilenme değil, kamuya hatta tüm dünyaya açık bir sergileme olduğunu ve bunun sakıncalarını fark edememeleri…

Tekrar ediyorum: Mahremiyet çok önemli zira doğrudan doğruya insanın hür ve iradi bir varlık oluşunun tasdiki anlamına geliyor. Bunu idrak edemezsek, sistemin bizden istediği alabildiğine şeffaf olma talebine uyarsak, yarın özel hayat, kişi ve konut dokunulmazlığı kavramları da giderek anlam kaybına uğrayacaktır. Kamu yararının ağır bastığı haller dışında (bulaşıcı hastalık vs. gibi) mahremiyeti korumaya, kişisel sınırları ihlal etmemek için azami çaba göstermeye çalışmalıyız. Hastaların mahremiyet haklarına titizlikle riayet etmeli, hastalık bilgilerimizin ifşaatına kayıtsız kalmamalı, hukuka başvurmalıyız. Çocuklarımızı mahremiyetin önemini anlayan ve uygulayan biçimde yetiştirmeli, internette onları asla sergilememeliyiz. Sırf mahremiyeti bir direniş hattı haline getirebilmemiz halinde dahi, bizi kendilerine tabii arzu yumağı olarak gören sisteme ciddi bir darbe indirmemiz mümkün.

Her şeyi görenler varsa, mahremiyet hakkı ne ola?
Her şeyi görenler varsa, mahremiyet hakkı ne ola?

İyi mi kötü mü bilmiyorum. Marx’tan burjuvazinin “özgürlük” nidalarını yükselterek alttan alta kendi sömürüsü için ne cinlikler yaptığını öğrendiğim gençlik günlerimden beri, her parlatılan kavramın arkasında çevrilen işlere bakmak gibi bir huy edindim. Son yıllarda medyada ve akademide “mahremiyet” söyleminin öne çıkarılması karşısında da “Ne yapmak istiyor yine bunlar?” diye şüpheciliğim beni kışkırtıp duruyor. Elbette bilirsiniz, derdimin “mahremiyet”le olmayacağını. Anlatmaya çalışayım.

Video: Her şeyi görenler varsa, mahremiyet hakkı ne ola?


Tipik örneği A. Giddens’ın “Mahremiyetin Dönüşümü” kitabında görüldüğü üzere, egemen sosyal bilimler dünyası, kadın-erkek ve cinsiyete dair ilişkiler bağlamındaki değişikliklerden ziyadesiyle memnun. Mahremiyetin geri kalan kısımları da çoğu için tali nitelikte. O yüzden yapılan tanımlar hep sisli puslu kalıyor: “Mahremiyet, insan hakları içinde tanımlanması zor olanlarından biri. Kişilerin tek başlarına kalabildikleri, istedikleri gibi düşünüp davranabildikleri, başkalarıyla ne zaman, nerede, nasıl ve hangi ölçüde ilişki ve iletişim kuracaklarına kendilerinin karar verebildikleri bir alanı ve bu alan üzerinde sahip olunan hakkı ifade ediyor”… “Mahremiyet otonomi hakkıdır; yalnızlık, samimiyet ve anonimliği yaşama hakkıdır. Mahremiyet, kişiyi çevreleyen yakın fiziksel alanı, kişiyi haksız müdahalelere karşı korumayı, kişisel verilerin toplanma, saklanma, işlenme ve dağıtımının nasıl yapılacağını veya yapılmayacağını kontrol etmeyi gerektirir. Mahremiyet hakkı; bir kimsenin özel hayatı, fiziki, ahlaki bütünlüğü ve kişisel bilgi denetimi kadar, kişiliğini geliştirme özgürlüğünü, başkalarıyla kişisel ilişkiler kurma hakkını ve profesyonel iş yaşamına ilişkin etkinliklerini muhafaza etme yetkisini de içerir.”

Görüldüğü gibi görünüşte çok söz söyleniyor ama ele avuca gelir pek de bir şey yok. Ama “profesyonel iş yaşamına ilişkin” son ifade, müstesna… Bir başka tanımda bu müstesna, nitelik biraz daha belirginleşiyor: “Mahremiyet, bireylerin, grupların veya kurumların kendilerine dair bilgilerin ne zaman, nasıl ve ne ölçüde diğerlerine aktarılabileceğini kendilerinin belirleme hakkıdır.” Haklar denildiğinde hep insan tekinden, bireyden bahsedilirken birden bire gruplara ve kurumlara sıçranılıyor. Elbette grupların, kurumların da mahremiyet hakları olması icap eder, karşı değilim. Ama yine de bu tanım şurada dursun, bitirirken tekrar buraya döneceğim. Şimdi, mahremiyetin asıl manasını geleneksel dünyada bulduğu, bugün ise bundan eser kalmadığı şeklindeki tezimizle ilerlemek istiyorum müsaadenizle.

Mahremiyetin geleneksel dünyadaki manası, bugün akademide olduğu gibi karmakarışık değil, çok açık. Her şeyden önce, insanın hür ve iradi bir varlık oluşunun tasdikinden kaynaklanıyor; kişisel sınırlara ve kararlara saygı olarak berraklaşıyor. Geleneksel bakışla ele alındığında hem tanım netleşiyor hem de anayasa ile belirlenmiş kişilik ve konut dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği gibi haklarımızı daha iyi anlama fırsatı yakalıyoruz.

Geleneksel mahremiyet anlayışının bugünküne olan üstünlüğünü mahremiyeti tehdit altında tutan üç temel faktöre baktığımızda daha iyi görebiliyoruz. Mahremiyete yönelik tehditlerden birincisi, kendini ifşa etme; ikincisi merak, üçüncüsü ve sonuncusu gözetleme-kontrol... Günümüzde mahremiyet, bu üç alanda da büyük bir saldırı altında... Öyle ki bu saldırılar nedeniyle kamusal ve özel alan tanımları alt-üst oldu. Özel alan kamusallaştı, kamusal alan özelleşti. Enformasyon teknolojileri sayesinde kendini-ifşa etme arzusu öyle bir hal aldı ki, günümüz toplumuna “şeffaflık toplumu” diyen Byung Chul Han, günümüz insanı için “göstermekten başka bir şey göstermek istemiyor” diye feryat ediyor. Bence ilave etmeliydi aynı zamanda gösterilenleri merakla izlemek de istiyor(uz). Merak duygumuz insanlık tarihinde hiç bu kadar tatmin için kışkırtılmamıştı. Meraktan ölüyoruz.

Evet, mahremiyetin tüm düşmanları, günümüzde gemi azıya almış vaziyette. Mahremiyetin üçüncü düşmanı “gözetleme ve kontrol” için eskiden hep devletler suçlanırdı, oysa teknomedyatik dünyada tüm teknolojik aklı elinde tutan burjuvazi, denetim ve kontrol alanında hiç de devletlerin gerisinde kalmıyor. Bizi hür ve iradi bir varlık değil yönlendirilebilir bir arzu yumağı görüyorlar. Tüm hallerimizi ifşaya zorladıkları yetmiyormuş gibi ne yiyip ne içtiğimiz, neyi merak ettiğimizi kollayıp duruyorlar. Sistemi ona göre kurmuşlar, sanal ağa bir kez takıldık mı artık onların kurallarına uymak zorundayız ve artık oradan çıkış bulmamız neredeyse imkânsız. İnsanı hür ve iradi bir varlık olmaktan çıkarıp kendimizi ifşa isteğimizi ve merakımızı kırbaçlayanlar onlar, arzularımızı pazara çıkaran ve yağmalayanlar onlar, gruplara ve kurumlara mahremiyet isteyenler yine onlar… Bizi hem çıplak bırakıyor hem gözlüyorlar. Ne yapıp ettiğimizi elektronik göz her daim görüyor. Ama biz onlar hakkında hemen hiçbir şey bilmiyoruz. Mahremiyeti bizim için değil kendileri için istiyorlar. Anlatabildim mi?

Bir direniş hattı: Mahremiyet
Bir direniş hattı: Mahremiyet
Mahremiyet çok önemli zira doğrudan doğruya insanın hür ve iradi bir varlık oluşunun tasdiki, insanın her alanda kendi sınırlarını çekmeye ehil olduğunun kabulü anlamına geliyor. İnsan haklarının temeli ve vazgeçilmezi olan mahremiyet maalesef günümüzde büyük bir saldırı altında! Saldırının kaynağını günümüz egemen sisteminin insanı hür ve iradi bir varlık olarak değil de yönlendirilebilir bir arzu yumağı olarak görmesi oluşturuyor. Toplumsal inşada ana rolü oynayan egemen sistem, insanın kendini ifşa ve merak arzularını kışkırtarak mahremiyet hakkına en büyük kötülüğü yapıyor.

Yeni Şafak
Bakan Selçuk’tan dijital mahremiyet uyarısı: Çocuklarınızın fotoğrafını paylaşmayın
Hayat
Bakan Selçuk’tan dijital mahremiyet uyarısı: Çocuklarınızın fotoğrafını paylaşmayın
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca çocukların dijital risklerden korunması için aileler tarafından dikkat edilmesi gereken konular belirlendi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, çocukların internetin uçsuz bucaksız dünyasında yalnız ve denetimsiz bırakılarak ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, "Aileler, çocuklarına özellikle dijital mahremiyet bilincini erken yaşta aşılamalı. Ailelerin bizatihi kendileri de çocuklarının fotoğraf, video ve diğer bilgilerini paylaşırken dikkatli olmalı" dedi.
AA
Mahremlere büyük gözaltı
Gündem
Mahremlere büyük gözaltı
FETÖ’nün TSK’daki mahrem yapılanmasına dün büyük darbe indirildi. Ankara ve Konya başta olmak üzere birçok ilde operasyonlar düzenlenirken, TSK içinde görev yapan 250’den fazla FETÖ’cü için yakalama kararı çıkarıldı. Ankara’da gözaltı kararı verilenlerden 50’sinin jandarmada muvazzaf asker olduğu açıklandı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.