Erzurum’un ulaşım kalitesi artıyor: Çok sayıda yeni ulaşım ağı hizmete girdi
Gündem
Erzurum’un ulaşım kalitesi artıyor: Çok sayıda yeni ulaşım ağı hizmete girdi
Erzurum Büyükşehir Belediyesi, ulaşım kalitesini artırmak amacıyla yeni yollar açıyor. Başkan Mehmet Sekmen, şehir merkezine çok sayıda yeni ulaşım ağı kazandırdıklarını dile getirdi.
Yeni Şafak
O hakaretlerin hesabını kim soracak?
O hakaretlerin hesabını kim soracak?

Mehmetçiklerimiz yine destan yazıyor. Nokta atışlarıyla teröristlerin defterini tek tek dürüyorlar.

Kırmızı listede, mavi listede, gri listede arananlar her gün biraz daha azalıyor.

Turuncusu bile var listenin.

Evvelce yanlış koordinat verilerek, boş arazilerin bombalanması sağlanıyormuş.

Ülkenin başına bela olmuş bir terör örgütü, diğer terör örgütünün elemanlarını ölümden korumak için epeyce çaba harcamış.

Alakasız yerlere yapılan atışların maliyeti ne kadardır kim bilir!

*

Bu hesabı kim yapsa, noksan çıkar.

Mesele yalnızca mali zarar değil elbette.

Diğer zararları daha fazla.

Bu tablodan aşırı rahatsız olanlar var.

Oturup ağladıklarını tahmin etmek zor değil.

Kahramanlarımız, hem güneyimizde sınır ötesinde, hem Libya’da parmak ısırtıyor.

*

Bizim Hüsnü de bu durumu hazmedemeyenlerden.

Hangi Hüsnü demeyin.

Kaç tane meşhur Hüsnü var ki?

Biri Hüsnü Mübarek, biri Hüsnü Şenlendirici, biri Hüsnü Mahalli.

Eski Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek, birkaç ay önce vefat etti.

Rahatsızlık duyamaz.

Hüsnü Şenlendirici başımızın tacıdır, klarnetiyle hepimizi şenlendirir.

(Hüsnü Özyeğin’e ise ön adıyla hitap etmek şık durmaz.)

Hazımsızlık çeken Hüsnü’müz, Mahalli olan.

“Türkiye’nin amacı Libya üzerinden Mısır, Sudan ve Tunus’u karıştırmak” diyesiymiş.

*

Haydi bakalım. Gelin de şimdi buna ağzının payını verin.

Biz kendisini çok severiz.

Bütün mahalli sanatçılarımızdan daha çok değer vermişliğimiz vardır.

Gazetelerde köşeler açar, televizyonlarda konuk eder, saatlerce konuştururuz.

O da kafasına göre takılır.

Kafası malûm, kaygan zeminlidir.

Bu hususa müsaadenizle açıklık getirelim.

Kafanın kaygan zemin olması kusur değil.

Pek çoğumuz yavaş yavaş o istikamette ilerliyoruz.

Demirel’in de kafası keldi ve zehir gibi çalışırdı.

Mahalli de ondan geri kalmaz.

Çizgisi bellidir.

Beşşar’ın temsilcisi veya sözcüsü gibi görevini ifa eder.

*

Cümle âlem bilir ki Beşşar Kürtleri sevmez.

Vatandaştan bile saymaz, kimlik vermez.

Ama onun has adamı Hüsnü Mahalli nedense bunu unutur.

Kürtlerin hakkını savunduğunu iddia eden fakat Kürtlere en büyük zararı veren terör örgütüne neredeyse alkış tutar.

Yaman çelişkiler deryasında bir damla.

*

Belki sorsak, yürüyüş yapan hedepelilere de sempatiyle bakar.

Açıkça desteklemiş de olabilir.

Yazılarını takip etmeyi epey zamandır vakit kaybı gördüğümden bıraktığım için, açıkça yahut örtük destek verip vermediğini bilmiyorum. Kusura bakmasın.

Fakat şunu biliyorum:

Her kim Türkiye’ye zarar verecekse, onun yanındadır.

Tıpkı çok sevdiği başkanı gibi.

Zaten yukarıda sözünü ettiğimiz, o skandal ötesi açıklamaları bunun delilidir.

Daha fazlasına ihtiyaç yok.

Sözlerinin hepsini burada tekrarlamak da gereksiz.

Kara propagandanın, iftiranın, çirkinliğin katıksız örneği.

Zaten konuk olduğu kanal, o tür sözler sarf edeceğinden emin olmasa, ekrana çıkarmazdı.

“Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”
“Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”

“Sanatın varlığı edebiyattır” sözüyle, sanatın varlığını edebiyata indirgemede bir sakınca görmeyen Heidegger, bu yaklaşımını, sanatla işe koyulan hakikatin kendisini edebiyatın varlığıyla kurmasına dayandırır.

Hakikatin daima bir şeyin hakikati olması bakımından, bu bahiste çift bir işleyiş olarak görünürlük kazanan işe koyulma ve kurma süreci’nin de kendisine mahsus bir hakikati vardır. Diğer bir ifadeyle ilgili sürecin hakikati, hayatın akış biçimine, istikametine göre bir nitelik yüklenmesidir; tıpkı suyun içinde yer aldığı kabın rengine bürünmesi gibi, yürürlükte olduğu devrin karakterine bürünmesidir.

Örneğin, Üstat Sezai Karakoç’un kelimeleriyle, bizim edebiyatımız 19. Yüzyıl’ın başında “Gül bahçelerinden gelen / Şeyh Galib işi / bir şafakla” kesilmiş, hislerin havai fişeği, ruhun telvini ve hadisatın çiçeklenme yeri olarak iş’leye-duran edebiyatımızın zemini değil ama, diliyle, temalarıyla, simgeleriye ve imgeleriyle birlikte kurgusu değişmiştir ki, bu manada ilkin şiirimizin Leyla’sı paranteze alınmış, Mecnun’u ise bir din ve vatan sevdalısının kisvesini giyinmiştir.

Sanatın hakikatine tabi olarak, edebiyatın kendi devrinin hakikatine göre tahakkuk eden bu kurgulayıştaki, en önemli isimlerden biri kuşkusuz Mehmet Akif’tir. Divan edebiyatının talimi, terbiyesi ve zevkiyle yetişen Mehmet Akif, din ve vatan kaygısının akılları ve kalpleri alev alev sardığı günlerde, yerine göre bir müfessir, bir münevver, bir şathiyyeci, bir dertler münadisi, bir mersiyeci, bir yeni zaman Dede Korkut’u... olarak, diğer bir söyleyişle kendi zamanının hakikatini, bidayette sanat olarak işe koyulmuş olan hakikate, edebiyatın yeni kurgusuyla bitiştirmiştir.

Mehmet Akif’in mezkur konudaki ilklerden oluşuna, önceliğine rağmen, bahçe görünüşlü, gül kokuşlu, bülbül ötüşlü, selvi yürüyüşlü... edebiyattan, bir hayat – memat kaygısı kaygısı içinde, edebiyat-düşünce-eylem üçlüsünü -bunu aynı zamanda yeni kuşakların bir boyun borcu olarak-, Sakarya adlı şiiriyle gerçek planda resmeden isim Necip Fazıl olmuştur.

Sakarya, şiirde bir simgedir; o, edebiyatın hakikat kurgusu içinde yeni zamanın hakikatini iş edinmekle ve iş’lemekle sorumlu yeni neslin temsilcisi değil, bizzat kendisidir; sözü işi, işi kelimesi, hali sureti, sureti sireti olan bir yeni nesil...

Buna göre, Sakarya, masum Anadolu’nun saf çocuğudur; şairle birlikte Allah yolunun divanesi olarak sadece o vardır, çünkü ikisi de aynı gözyaşıyla mayalanmış, renkleri cihetinden nasibini aynı kan ve çamurdan almış, kaderin yoğurduğu kıskaçlarda buluşmuş; kefeni yatak ve tabutu kendilerine havuz bilerek, Son Peygamberin kılavuzluğuna kendi hakikatlerine göre teslimiyeti seçmiştir.

Necip Fazıl’ın aynı zamanda ağır bir imtihan olarak nitelediği bu durum, edebiyat esaslı ya da sorgulu olarak asıl karşılığını ise şu dizede bulur:

“Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?”

Çünkü edebiyat son tahlilde, hislerin tercümanı, ruhların telvini, hadisatın resmidir. Kaynağı idrak buhurundan nasipli, ruhtan ince, hevadan esintili... olduğu için de doğal olarak metafizik bir kırılganlığa sahiptir; kendi öz’üyle, müellifinin öz’el’inde mahfuz olarak biriciktir; müdahaleyi kabul etmediği gibi, belli bir devirle sınırlanmayı da hakikati itibariyle istemez.

Hal böyle olunca, zikrettiğimiz esaslardaki zorunluluğun, hatta maruz kalmak suretiyle benimsemenin, “Düşünce-edebiyat-eylem” üçlüsü planında ve dolayısıyla kendilerine mahsus hakların teslim edilmişliğinde, edebiyatın kurgusunu yenileyerek yol alması gerekir.

Bu, mezkur hakikatin, zamanın hakikatine göre yenilenmesi değil, zaten yenilenmiş olanın, yeni zamanın idrakine, diline ve zevkine göre yenilenmesidir. Zira, “düşünce-edebiyat-eylem” üçlüsünün varlığı, din ve vatanın istiklali sağlanıncaya kadar bakidir.

Rabbimiz bu aşamada da, yeni nesli kendi içlerinden çıkardığı iki müsmir fenerle aydınlatmıştır: Sezai Karakoç ve İsmet Özel!

12 Eylül düdüğünün çalmasıyla hakim olmaya başlayan “yorgan gitti, kavga bitti” anlayışına rağmen, Turan Koç, İbrahim Demirci, İhsan Deniz, Hüseyin Atlansoy, İlhami Çiçek, Arif Ay, Osman Konuk, Süleyman Çobanoğlu, İbrahim Tenekeci, A. Ali Ural, Cevdet Karal, Hüseyin Akın, Faruk Uysal, Cafer Turaç...’ın şiir kandilinde yağ, fitilinde derman olan şiir gayretleriyle, aynı zamanda Sezai Karakoç ve İsmet Özel’in “Düşünce-edebiyat-eylem” misyonlu edebiyatının varisleri oldukları ise malumdur.

Şimdi ise, 12 Eylül’deki mezkur kırılmanın ikinci safhasındayız.

Bunu da yazarız inşallah.

Bakan Kasapoğlu’ndan Muslera’ya ziyaret
Spor
Bakan Kasapoğlu’ndan Muslera’ya ziyaret
Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, geçirdiği sakatlık sonrası ameliyat edilen Galatasaray Futbol Takımı Kaptanı Fernando Muslera'yı hastanede ziyaret etti.
AA
Fatih Sultan Mehmet'in son portresi​: Londra'da satışa çıkarılıyor
Hayat
Fatih Sultan Mehmet'in son portresi​: Londra'da satışa çıkarılıyor
Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet'in günümüze kadar ulaşan üç orijinal portresinden biri, Londra'daki dünyaca ünlü müzayede salonunda satışa çıkıyor. Aynı zamanda sultanın son portresi olan bu nadide parça özel koleksiyoncuların eline nasıl geçti? Portrenin satış süreci ile ilgili neler oluyor? Gelin birlikte inceleyelim.
Yeni Şafak
Bakan Albayrak: Aklımızda Mehmetçik, gönlümüzde Türkiye
Gündem
Bakan Albayrak: Aklımızda Mehmetçik, gönlümüzde Türkiye
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Twitter'dan "Aklımızda Mehmetçik, gönlümüzde Türkiye..." mesajını paylaştı.
Yeni Şafak
Mikrodalgayla deprem dayanıklılığı ölçülecek
Ekonomi
Mikrodalgayla deprem dayanıklılığı ölçülecek
İstanbul Teknik Üniversitesi ve HAVELSAN, yapıların depreme dayanıklılığının ölçümüne yönelik yeni çözüm geliştirilmesi için güçlerini birleştiriyor. İTÜ ve HAVELSAN iş birliğiyle yapıların depreme dayanıklılığına ilişkin beton kalitesinin tahribatsız ve hızlı testi için mikrodalga görüntüleme cihazı geliştirilecek.
AA
Fatih Sultan Mehmet’in portresi Londra’da satışa çıkıyor
Hayat
Fatih Sultan Mehmet’in portresi Londra’da satışa çıkıyor
National Gallery'nin 'daimi sergilenen sanat eserleri' arasında yer alan Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in günümüze kadar gelebilmiş üç orjinal portresinden biri olan eser, İngiltere'nin başkenti Londra'daki dünyaca ünlü müzayede salonu Christie’s 25 Haziran’da düzenlenecek müzayedede 400-600 bin sterlin arasında satışa çıkarılacak.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.