Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Gizli ses kaydı ortaya çıktı: 157 kişinin öldüğü kaza geliyorum demiş
Ekonomi
Gizli ses kaydı ortaya çıktı: 157 kişinin öldüğü kaza geliyorum demiş
American Airlines pilotlarının Boeing yöneticileriyle bir araya geldiği toplantının gizli ses kaydı ortaya çıktı. Havacılık dünyasını sarsan ses kaydında American Airlines pilotlarının, 157 kişinin öldüğü Etiyopya'daki kazadan aylar önce Boeing firmasına 737 Max uçaklarına ilişkin potansiyel güvenlik endişelerini ilettiği belirtildi.
AA
“Paylaşamayacağım somut adımlar attık”
“Paylaşamayacağım somut adımlar attık”

2015 yılının Eylül ayı başlarında Suriye’deki Esed rejimi, savaşın başından bu yana en zor dönemini yaşıyordu.

Muhalifler Suriye topraklarının yüzde 70’ini ele geçirmişler, rejimin başkenti Şam’ın surlarını dövmeye başlamışlardı.

Video: “Paylaşamayacağım somut adımlar attık”


Durumun farkında olan Beşar Esed, çareyi S.O.S. vermekte buldu.

Açıklama yaptı, “Daha fazla dayanacak gücüm kalmadı” dedi.

Bu gelişmelerin gölgesinde 2015 Eylül ayının son haftasına girilirken Türk istihbaratına, Suriye’deki savaşın gidişatını kökten değiştirecek olan bir bilgi ulaştı.

Ruslar, kısa bir süre içerisinde Suriye’ye müdahale edecek, hava saldırılarına başlayacaktı.

İstihbarat doğru çıktı.

30 Eylül’den itibaren Ruslar, terörle mücadele adı altında sözde Daiş hedeflerini, fiiliyatta ise Türkiye’nin de destek verdiği Özgür Suriye Ordusu’nun bütün mevzilerini ağır şekilde bombalamaya başladı.

İlerleyen zaman içerisinde muhaliflerin gücü zayıfladı, kendi rejiminin geleceğini Ruslara havale eden Esed, ‘yattığı yerden’ zafer kazanmış oldu.

RUSLARI SURİYE’YE ABD GETİRMİŞ

Suriye’nin, düşününce insana ıstırap veren şu yakın geçmişine dair bu hatırlatmaları yapmamızın mühim bir gerekçesi var.

Suriye’deki şartların değişmesi nedeniyle, 2015 sonrası Türkiye’nin karşılaştığı ağır güvenlik konularıyla da yakın ilgisi bulunan, bugün içinse ‘gerçekte’ tam olarak ne olduğunu anlamamıza yardımcı olan bir ifşaatın karşımıza çıkmış olması.

İfşaat’ dediğimiz konuyu bir haber metni üzerinden anlatmaya başlayalım:

Bir önceki ABD Başkanı Obama döneminde Savunma Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı yapan Andrew Exum, 2015 yılında Beşar Esed rejiminin aniden düşmesinden endişe eden ABD’nin Rusya ile görüştüğünü açıkladı.

Exum, o tarihte Obama’nın “Esed rejiminin aniden düşmesinin hem Suriye’de tamamen belirsizliğe neden olmasından, hem de İsrail’in güvenliğini tehlikeye atmasından endişe ettiğini” kaydetti.

Devamında Obama talimat veriyor, Ruslarla temasa geçiliyor.

Ne için?

Rusların Suriye’ye müdahale edip, savaşın gidişatını değiştirerek rejimi kurtarması için.

SURİYE’DE ABD RUSYA PASLAŞMASI ‘AÇIK SIR’ İDİ ALENİLEŞMİŞ OLDU

Planın bir parçası olduğu kendi ifşaatlarıyla ortaya çıkan dönemin Müsteşar Yardımcısı Exum, bu plana “Yıkıcı Başarı” adını koyduklarını söylüyor.

Ne demek yıkıcı başarı?

Suriye’nin bütün enerjisini tüketmek, şehirlerini taş devrine döndürmek, bu şekilde de İsrail’in güvenliğini garanti altına almak!

2015 Eylül sonrası Rusya’nın Suriye’de rejimle birlikte işlediği ağır katliamların uzaktan sessizce ama gülümseyerek izlenmesinin gerekçesini de bu şekilde anlamış oluyoruz.

Rusların Suriye’ye ABD ile bir anlaşma dâhilinde girdikleri bilinmeyen bir şey değildi.

Ankara’daki güvenlik makamları ile konuştuğumuzda bu görüşü o dönemlerde de dillendiriyorlardı.

Ama bu bilgi bir tür ‘open secret/açık sır’ konumundaydı.

Alenileşmesi, bizzat oyun planının içerisinde olan bir kişinin açıklamalarıyla olmuş oldu.

Peki, bu hikâye bize, yani Türkiye’ye ne anlatıyor?

Amerika’nın sözlü duruşu ile fiili duruşu arasındaki çelişkilerin ne kadar ağır maliyetler üretebileceğini anlatıyor mesela.

Suriye özelinde suya götürüp susuz getirdiğini, yüzüne gülerken arkandan ne kadar gaddarca işler çevirebildiğini falan anlatıyor.

ABD, 2015 Eylül ayında Rusları Suriye’ye girmeleri konusunda teşvik etmemiş olsaydı, Türkiye için de son 4 yılın hikâyesi, bambaşka şekilde gelişecekti.

POMPEO/PUTİN GÖRÜŞMESİNE DİKKAT!

Aşağı yukarı 4 yıl öncesine ait bir hikâyeden söz ediyoruz ama ABD/Rusya işbirliği bahsinde bugüne dönük yeni hareketlenmeler olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir.

Soçi’de yapılan Putin/Pompeo görüşmesinden söz ediyorum.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, ‘yeni bir sayfa açma’ niyetiyle gittiği Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile dikkat çekici bir görüşme yaptı.

Görüşmenin Suriye bahsiyle ilgili kısmı ise üzerinde durmayı daha bir hak ediyor.

Buluşmayı anlatan haber metninde geçen bir cümleyi aktaralım:

Soçi’de Putin’le yaptıkları görüşmede Suriye konusunda pek çok özel anlaşmaya ulaştıklarını, somut adımlar attıklarını fakat bu adımları paylaşamayacaklarını söyledi.

Şöyle bir not düşerek yazıyı tamamlayalım:

Pempeo’nun ‘Paylaşamayacağım’ dediği somut adımlar arasında Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ‘Güvenli Bölge’ konusu da var mıdır acaba?

ABD 'İran tehdidini' Rusya ile görüşecek
Dünya
ABD 'İran tehdidini' Rusya ile görüşecek
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek için Soçi'ye hareket eden ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu kentten önce Brüksel'de "İran tehdidine" ilişkin görüşmeler yapacak. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus, "Bakan Pompeo, Brüksel'de İran'ın son tehdit edici eylemlerini ve açıklamalarını görüşmek üzere Avrupa müttefiklerimiz ile bir araya gelecek" dedi.
AA
Pompeo Lavrov'la görüşecek
Dünya
Pompeo Lavrov'la görüşecek
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, 14 Mayıs'ta Soçi'de Rusya Devlet Başkanı Putin ve Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile görüşecek.
AA
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Berlin ziyareti iptal
Dünya
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo'nun Berlin ziyareti iptal
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Almanya’nın başkenti Berlin’e yapacağı ziyaretini iptal ettiği bildirildi.
AA
Amerikan faşizmine karşı omuz omuza…
Amerikan faşizmine karşı omuz omuza…

Venezuela Devlet Başkanı Maduro, muhalefete bağlı bir grup askerin başlattığı darbe girişiminin bastırıldığını duyurdu: Faşist Amerikan Devleti ile Venezuela’daki pek kullanışlı kuklası Juan Guadio “bir defa daha” hayal kırıklığına uğradı.

Video: Amerikan faşizmine karşı omuz omuza…


Venezuela’daki piyonlarına darbe yaptırtmaya kalkışan ABD için, Demokrasi’nin yalnızca “göz boyamadan; göz bağcılıktan” ibaret olduğunun en güncel örneğinden bahsediyoruz…

Darbe, ABD ile “eş anlamlı” bir sözcüktür!

*

Venezuela’daki darbe teşebbüsü bastırılınca, bu defa da Haydut Devlet ABD’den işgal sinyalleri gelmeye başladı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Fox News kanalına verdiği röportajda “Barışçıl geçişi tercih ederiz, ancak gereken askeri müdahale ise bu da ihtimal dâhilindedir” diye konuştu!

POMPEO’NUN “İYİ HAL KÂĞIDI” YOK

Dışişleri Bakanlığı’nın öncesinde CIA Başkanı olan bu Pompeo 15 Temmuz darbe kalkışmasının ertesi günü twitter’da Türkiye’yi “Totaliter İslamcı diktatörlük” diye tanımlamıştı!

Şayet, bunların FETÖ’sü, 15 Temmuz gecesi darbeyi başarsaydı; o vakit, bu Mike Pompeo kahpesine göre “Türkiye’ye demokrasi gelmiş olacaktı!”

“BARIŞÇIL GEÇİŞ” DEDİKLERİ NEDİR?

Haydut Amerikan Devleti’nin sözcüleri her “Barış!” dediğinde, ölümlerden ölüm beğenecek; bu lakırdının hemen ardından her türlü savaşın, yıkımın, kahpeliğin, vahşetin, zulmün, barbarlığın, gaddarlığın ve kötülüğün geleceğini bileceksiniz!

Pompeo denilen İsrail yaltakçısının “barışçıl geçiş” dediği hadise, şu muhalif Guadio’ya bağlı askerlerin darbe yapmasıdır!

Türkiye’de Sam Amca’sına çalışan bilumum etki ajanlarının putlaştırdığı Amerikan Devleti ve Haydut ABD’nin bütün dünyaya “Demokrasi” diye sunduğu “şey” aslında budur!

*

ABD’nin Başkan Yardımcısı Mike Pence adlı Evanjelist, Venezuela’daki darbeci muhalefete “Özgürlük ve demokrasi yeniden inşa edilene kadar, ABD yanınızdadır” diye seslendi…

-Hem de hiç utanmadan!

*

Herhangi bir ülkede, halkın demokratik tercihleri…

Zorba Amerikan Devleti’nin istekleri, talepleri, beklentileri vs. ile uyumlu değilse…

-Bunun karşılığı, darbe girişimi’dir!

-Olmadı mı?

-Pat, “Alın size, askeri müdahale”dir! “Bizim çocuklar darbeyi beceremedi: Öyleyse, sizi işgale geliyoruz”dur!

“DEVRİLMEDİ” DİYE HAYIFLANANLAR

Bunca yıldır içerideki Amerikan işbirlikçisi etki ajanlarının (Ertuğrul’gillerin) bıkıp usanmadan anlattığı “Batılı Demokratik Değerler!” hikâyesini, zırvasını, palavrasını; Venezuela’da yaşananlardan sonra da “büyük bir pişkinlikle” dinlemeye devam edeceğiz!

Siyasetten medyaya kadar geniş bir alanda konuşlanmış işbu iliştirilmiş tiplerin alayı “Sam Amca’ları bir türlü Maduro’yu deviremediği için” acayip hayıflanıyorlar, hatta kurdeşen döküyorlar!

CIA’İN BAĞLARI

Sam Amca’sının içimizde konuşlanmış işte bu elamanlarının; ABD bayraklı tişörtlerle Maduro’yu devirmek için eylem yapan kullanışlı piyonlardan farkı yoktur.

ABD bayraklı tişörtlerle eylem yapanlar da bir nevi Amerikan askeridir!

Venezuela’da darbeye kalkışan muhaliflerin Juan Guadio’dan sonraki ismi Leopoldo Lopez mi; CIA ile bağlantılıdır: Pompeo’su ile yolları bir kere daha kesişmiştir!

Lavrov ile Pompeo 'Venezuela’yı görüştü
Dünya
Lavrov ile Pompeo 'Venezuela’yı görüştü
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ile yaptığı telefon görüşmesinde Venezuela’daki darbe girişimini ele aldı.
AA
Sri Lanka’da neler oluyor?
Sri Lanka’da neler oluyor?

Sri Lanka’da üç kilisenin yanı sıra bazı otellere yönelik eş zamanlı bombalı saldırılarda 300’e yakın insan hayatını kaybetti. Katliâmları henüz üstlenen bir örgüt olmadığı için saldırıların nedenleri hakkında kesin bir yargıya varmak zor. Ancak teröristlerin büyük bir dehşet ve korku salmayı amaçladıkları anlaşılıyor.

Video: Sri Lanka’da neler oluyor?


1972’ye kadar “Seylan” adıyla bilinen ülke 1948’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı. 22 milyon insanın yaşadığı adada halkın çoğunluğunu “Sinhale-Budist” etnik grubu oluşturuyor. Nüfusun yüzde 12.6’sını “Hindu-Tamiller”, yüzde 9.7’sini “Müslümanlar”, yüzde 7.6’sını ise çoğu Katolik olmak üzere “Hıristiyanlar” teşkil ediyor. Ülke 1983-2009 yılları arasında “Tamiller” ile “Hindular” arasında iç savaş yaşadı. İç savaş, “Tamil Kaplanları” adlı örgütün tasfiye edilmesiyle son buldu. İki etnik grup arasındaki gerilim ise hâlâ sürüyor.

Son yıllarda ülkede aşırı Sağcı Budist rahiplerin öncülük ettiği sözde sivil gruplar tarafından Hıristiyanlara ve Müslümanlara yönelik saldırılar yoğunluk kazandı. Öte yandan ülke Çin ile Hindistan, Çin ile ABD arasındaki nüfuz mücadelesinin parçası oldu. Sri Lanka, Çin’in devasa “Bir Kuşak Bir Yol” projesinde önemli bir kavşak. Sri Lanka, Çin kredisiyle inşa edilen Hambantota Limanı’nı borçlarını ödeyemeyince 99 yıllığına Çin’e devretmek zorunda kaldı.

Hambantota, Çin sularından Basra Körfezi’ne uzanan deniz şeridinde Pekin’in “inciler dizisi” plânının bir parçası. Amerikalılar Çin’in Hambantota Limanı’na odaklanmasını Güney Asya’da stratejik ayaklar inşa etme stratejisinin bir parçası olarak görüyorlar. Limanın devlet kontrolündeki bir Çin şirketine devredilmesi hem Hindistan ve hem ABD tarafından sakıncalı bulunuyor. Çin’in limanda bir askeri üs inşa edeceğine dair söylentilerse Amerika’da tepkiyle karşılanmıştı.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence 4 Ekim 2018’de “Hudson Enstitüsü”nde yaptığı konuşmada Trump yönetiminin Çin politikasına açıklık getirmişti. Pence konuşmasında Çin’in küresel nüfuzunu genişletmek için “borç diplomasisi”ni kullandığını ve Hambantota Limanı’nın Pekin’in giderek büyüyen Donanması için askeri üs haline gelebileceği uyarısı yapmıştı. Gerçi Sri Lanka Hükümeti söylentileri yalanladı ama Amerikalıları tatmin edemedi. Pence’in konuşmasıysa Çin ile ABD arasında yeni bir “Soğuk Savaş”ın açılışı olarak yorumlanmıştı.

Diğer yandan Evanjelik Hıristiyan kuruluşlar Afrika ve Asya’da yaşayan Hıristiyanların koruma altına alınmasını Trump yönetiminin öncelikli politikası haline getirmeye çalışıyorlar. Mike Pence ve Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo başta olmak üzere Evanjelikler, Trump yönetiminde bir hayli nüfuza sahipler. 2 milyona yakın Hıristiyanın yaşadığı Sri Lanka’da Evanjelikler 1950’lerden bu yana etkinler. “Sri Lanka Ulusal Hristiyan Evanjelik İttifakı(NCEASL) ” adlı kuruluş ise bir süredir hıristiyanlara yönelik saldırılara dikkat çekiyor.

Bu arada yeri gelmişken, “Soğuk Savaş” döneminde “Sovyetler Birliği”ne karşı kurulan “Mevcut Tehlike Komitesi”nin (The Committee on the Present Danger (CPD”) Çin karşıtı şahin “Neoconlar” tarafından canlandırıldığını hatırlatmalıyız. Komitenin yeni ismiyse “Mevcut Tehlike Komitesi/ Çin(CPD-C)” olarak belirlendi. Komitenin kurucuları arasında Trump’ın eski Beyaz Saray Baş Stratejisti Steve Bannon ile “Güvenlik Politikası Merkezi” başkanı Frank Gaffney de yer alıyor. Komite, Çin Komünist Partisi tarafından yaratılan tehditlerin azaltılmasına yönelik etkinliklere ve girişimlere ev sahipliği yapıyor. Çin’i ABD için varoluşsal ve ideolojik bir tehdit kaynağı olarak gören “Mevcut Tehlike Komitesi/Çin” son etkinliğini 9 Nisan’da gerçekleştirmişti.

En başta da ifade ettiğimiz gibi saldırıların perde arkası aydınlanmış değil. Ancak Sri Lanka’nın bölgesel ve küresel güçler arasında yaşanan jeopolitik rekabette önemli bir alanı işgâl ettiğini tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.