Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yeni nesil siyaset
Yeni nesil siyaset

Nesiller değişiyor, değişirken siyasetin de sahnesi ve ruhu değişiyor. Fikirleri, aktörleri, taraftarları ve ittifaklarıyla siyasette böyle bir değişim periyodunun içinde olduğumuzu görüyorum. Bu nedenle siyasi değerlendirmelerin bu değişimi öngörebildiği oranda başarılı olacağına inanıyorum.

Video: Yeni nesil siyaset


Elbette eski siyasi damarlar, kaleler, burçlar korunacak. Ancak içeriği yeni nesil şekillendirecek. Bu gidişe de dur demek mümkün değil. Her zaman olduğu gibi medya değişimin öncüsü. Olaylara soğukkanlı biçimde baktığımda gördüğüm bir resim var. ANAP sağ ve sol eğilimlerin ortalamasını alan bir partiydi, sonra bu orta siyaseti AK Parti devam ettirdi. Ortalamayı temsil ettiği oranda başarılı bulundu. Şimdilerde ise artık herkes ortada. Sağ siyaset herkesin ortaya çekildiği bu sahnede mevcudu savunmanın ya da eleştirmenin ötesinde bir fark ortaya koymalı, ki o da zamanın ruhuna, yeni nesle uygun olmalı.

GÜÇ SANAL DÜNYAYA VE MİKRO BİRİMLERE DAĞILDI

Bu değişimin domino taşlarının başında iletişim teknolojileri geliyor. Ulaşım hızı, fikirlerin dolaşımını hızlandırdığı gibi içeriğini de belirliyor. Araç mesajın kendisi haline geliyor, fikirleri kendi kalıbına döküyor. Mekânsal birlik gereksiniminin ortadan kalkmasıyla (Stanford’dan Prof. Howard Rheingold’un kavramsallaştırmasıyla) sanal cemaatler güçleniyor ve siyasetin içeriğini de artık onlar biçimlendiriyor. Eski siyasetin etkileşim kümelerinde dikkate alınan kanaat önderleri, büyük sermaye ile dizbağı olan medya gurupları artık etki alanını yitiriyor. Bu saha teknoloji devlerinin eline geçiyor. İletişim teknolojisi bir yanıyla dev dijital şirketleriyle daha da küreselleşiyor. Diğer yanıyla da bu imkanlarla en köşesinde oturan, suya sabuna karışmayan münzevi insan bile etkili hale gelebiliyor.

MERKEZİN ORTASINDA BULUŞANLAR

Böyle bir ortamda; muhafazakârlık artık dinî, politik bir tavır olmaktan çıkıyor sosyal bir mesaj haline geliyor. Aynı dili konuşmak, aynı esprilere gülmek, beğenilerini ve tepkilerini paylaşmak bir ortak küme oluşturuyor. Bu kümede artık liberallerin de yeri yok. Liberaller her türlü özgürlüğün suyunu çıkardıkları fikriyle artık itibar görmüyor. (Bunu bir ölçekte Almanya’da ki Weimar Cumhuriyeti örneğine benzetebiliriz.) Sadece liberal değil uç siyasi fikirler de yeni muhafazakârlıkta yer bulmuyor.

Dünyanın akışı içinde süregelen bu değişimde sade marjinaller ve liberal düşünceler muteberliğini kaybetmedi; sol da heyecanını, ütopyasını ve rol modelini kaybetti. Buna bağlı olarak klasik sağcılığın merkezinde yer alan sol karşıtlığının da artık bir önemi kalmadı. Yeni nesil siyaset sağ veya sol herkesi ortanın ortasına çekerken kalan uçları törpüleyecek.

Görünen o ki sağda da solda da siyasetin kalıcıları merkezin ortasına gelebilenler olacak.

Batıda “Amerika, Avrupa beyazlarındır ve onların kültürüyle kalacak, ona uyum sağlamayan herkes düşmandır” şeklinde özetlenebilecek bu akım kendisini “alternatif sağ” olarak etiketlerken bizde henüz yeni bir tanım bulunmadı. Türkiye’nin alternatif sağı henüz oluşmadı. “Batıdaki keskin ve kıyıcı söylemi taklit ederek ortaya çıkmaz inşallah” diye temenni etsek de, siyaset nesil değişimiyle birlikte bu zeminde ilerleyeceğe benziyor. Birbirine sosyal uyum dışında bağı olmayan, fikir birliği ve dava aramayan, olsa olsapopüler sağı temsil edebilecek yeni nesil siyasi akımlar yavaş yavaş sahneye çıkmaya başlarken düşünme biçimlerine zihnen hazırlıklı olmakta fayda var.

Türkiye’de de yeni nesil siyasetin öncüleri hem sağ da hem de solda görülüyor. Ancak ufukta beliren bu hareketler henüz mevcut iktidar odağını eksiltmek amacı dışında bir ortak strateji oluşturmuş değiller. Birbirine zıt fikirlere sahip olsalar da sosyal uyumları olan bireylerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan yeni siyasi oluşumların yönü ne olur bilinmez. Ancak Obama’nın Mortgage mağdurlarına destek vereceğini açıklamasıyla başlayan ve Trump’a iktidar yolunu açan Amerika’daki “Çay Partisi Hareketi” belki bir örnek vaka olarak incelebilir (Alev Alatlı Nasihatname 2. Cilt).

İDEOLOJİSİZ GÜÇ BİRLEŞİMİ

Yeni nesil siyasette artık ideolojinin değeri azalıyor. Fikir ve ideolojinin yerini artık güç birleşimleri alıyor. Herkes ve her birey etkili güç haline geliyor. Kurumların bürokrasisi, itibarı kısıtlayıcı olurken, bağlayıcılığı olmayan güç kazanıyor.

Küçük küçük kurumsal ve bireysel güç birleşimi herkesi önemli hale getiriyor. Bu değişime, Almanya’da CDU ve SPD gibi köklü iki partiyi örnek verebiliriz. Eskiden tek başlarına güçlüyken şimdi o güçleri dağılan bu iki parti küçük de olsa bir çok ittifaka ihtiyaç duyar hale geldi ve ‘’asla’’dedikleri insanlarla bile ittifaka girerken kimse bunu anormal görmüyor.

Beğensek de beğenmesek de, “no’luyor bize” desek de değişim kaçınılmaz. Yeni nesil siyaset milliyetçilik merkezinde buluşacak. Bu 12 Eylül öncesinin klişesi olan milliyetçilik eşittirfaşizm yaftasıyla örtüşmeyen bir tanımla önümüze gelecek. Bu nedenle yeni nesil siyasette eski ezberler işe yaramayacak. Bu gidişatın içinde AK Parti merkeze gelirken CHP’nin merkezden gitmesi de ayrı bir vaka! Ezcümle yeni nesil siyaset sağ merkezden gidene bir gelecek vadetmiyor. 1992’de İzlenim dergisinde çalışırken “İslâmcılık Prim Yapıyor” başlığında hazırladığımız bir dosya vardı. Bugün öyle bir dosya hazırlayacak olaydım bu gelişmeler ışığında İslâmcılık artık prim yapmıyor” başlığını atardım.

Dostum, dostum, dostum
Dostum, dostum, dostum

Doğrudur inanç, tekeden süt çıkartır ama aklınızı kullanır, hangi değişimin ne gibi sonuçlar doğuracağına kafa yorarsanız. Yoksa var olan teke de elden çıkar gider haberiniz dahi olmaz. Başınızı duvarlara vursanız da çare yoktur, iş işten geçmiştir. Mesela modernleşeceğiz diye bunca gayret gösterir, insanımızı büyük şehirlere doldurur ama neler olacağını hesap edip ona göre önlem almazsanız, önce siz, sonra evlatlarınız öyle bir değişirsiniz ki, “muhafazakârlık” adına koymaya çalıştığınız onca direnç hiçbir işe yaramaz, mücadele ettiklerinizle her bakımdan aynı olur çıkarsınız, ruhunuz dahi duymaz. Mesela son yirmi yılda insan ilişkilerinde, toplumsal cinsiyet planında olup biten değişiklikleri, erkeklik algısının tamamen farklılaştığını, eski arkadaşlık ve dostluk anlayışından eser dahi kalmadığını görmez, görmek istemezsiniz. Görenler yazmaya çalışırlar ama ne çare kendileri yazar, kendileri okurlar, onları dinleyen olmaz.

Video: Dostum, dostum, dostum


Modernlik tüm geleneksel kavramlar ve bağlar gibi yakın arkadaşlıkları da tarumar etti. Her şey gibi ilişkileri de araçsal akla bağladı. Haz ve çıkarın her şey olduğu dünyada, erdemlerde benzerliğe dayalı, karşılıksız, hakiki dostluğa pek yer kalmadı. Modern zamanlarda arkadaş sayısında ve derinliğinde bir azalma olduğunu, eski dostlukların yerinde yeller estiğini araştırmalar gösteriyor. Haydi, tamam, modern batıda böyle ama bize ne oluyor? Dostluğu, erdemli olmayı her şeyin üstünde tutan geleneksel yaşam tarzımızın mirası nereye gitti? Hırs, çıkar, mevki-makam, istikbal hesapları uğruna birbirinin kuyusunu kazan; ondan bir adım önde olabilmek için, birlikte yol yürüdüğü, “arkadaşım”, “dostum” dediği kimseye her türlü kötülüğü yapabilecek tıynetteki insan tipi ne vakit bu kadar çoğaldı? Arkadaşlığa, dostluğa geleneksel bakışımızı, buna rağmen bu alanda hayatlarımızda olup biten olumsuzlukları bu köşede hep yazdık, bir kez daha yazalım.

“Her şey gönülde cereyan ediyor. İnsanları cima değil gönül döllüyor. Gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Tasavvufta, yol evlâdı olmak, bel evlâdı olmaktan onun için mukaddemdir… Peygamber-i Ekber, ‘Önce selâm, sonra kelam’ buyuruyorlar, ‘Önce refîk, sonra tarîk’ buyuruyorlar”... Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu üstadımıza bu cümleleri söyleten muhteşem bir dini kültürümüz var. Sağdıçlık, kirvelik, musahiplik, ahretlik gibi bizi birbirimize zimmetleyen geleneksel kurumların bulunduğu; sevginin, bağlılığın, güveninin insan ilişkisi için temel olduğu, insanların kendilerini başkasına emanet etmeyi daha çocukken öğrendiği bir yaşam kültüründen geliyoruz.

Farsça “dost” sözü dilimize geçip bizim haline gelmeden önce, “arkadaş” demişiz yakınlarımıza, Sırtını, gözünün göremediği, düşmanın yanaşacağı arkanı yaslayacağın manasında… “Arkadaş” dediğimiz kişiyi, aynı karnı paylaştığımız kardeşten (karındaş) bile yeğ tutmuşuz. Aynı yolu yürüdüğümüzde arkadaşlık makamı daha da kıymetlenmiş, yoldaşlığa yükselmiş. Yoldaşlığı yücelten yoldur lakin yoldaş olmadan yol, manasını tam bulamaz. Bu nedenle olsa gerek, yol evladı olmanın bel evladı olmaktan evla olduğu anlayışını çarçabuk benimsemişiz. Zaman içinde arkadaşlar arasında farklılıklar olduğunu gördükçe, gündelik dilde kelimeler arasında kendiliğinden bir hiyerarşi oluşmuş, “dost” kelimesi, bize kardeşimizden bile daha yakın olanlar için kullanılmaya başlanmış, “arkadaş” bir adım geriden gelmiş.

“Dost” ve “arkadaş” arasında pek ayrım yapılmayan batı kültüründen yazan Wilhelm Schmid “Arkadaşlıkta Saadete Dair” kitabında (İletişim Yayınları) Aristo’nun 2500 yıl önce yaptığı arkadaşlık türleri ayrımının bugün de hala geçerli olduğunu söylüyor. Arkadaşlığın bir türü, beraber eğlenmeye odaklanır, diğer türünde ise çıkar ve fayda esastır. Hakiki arkadaşlık ise bu ikisinden de çok farklı; tüm hesaplardan uzak, ruhların birbirine gerçekten dokunabilmesini amaçlıyor, benzer erdemlere sahip olmaya dayanıyor ve birçok saadete vesile oluyor. Bütün bunlar doğru ve bugün için de geçerli.

Schmid, ayrıca yakın arkadaşlığın aşka benzerliğini vurguluyor ve bu ikisini kıyaslıyor. İkisinde de çok güçlü bağlar var, ikisinde de duygusal yönlenmemiz belirleyici, akli tercihlerin kıymeti harbiyesi pek yok. Ama çoğu zaman arkadaşlık, aşka ağır basıyor. Katılıyorum. Bana öyle geliyor ki, dostluk da aşk gibi insan varoluşunun daha çocukluk da kökleşmiş temel koreografisinde sağlam bir yere sahip. Sanki rekabeti de öğrenmek zorunda kaldığımız aile ortamında kardeşlik hisleri kana kana yaşanamadığı için kalbimizde “ideal kardeşlik” için bir yer açılıyor ve hayatımızın içinde ruhları ruhumuza değen, ortak erdemler de buluştuğumuz az sayıdaki insanı o makama yerleştiriveriyoruz. Yeniden, üstelik bu kez idealleştirerek kardeşleşiyor, dost oluyoruz. Yani bünyemiz, varoluşumuz dostluğa müsait... Bunlar, güzel sözler ama biz tekrar gerçeklere gelelim. Çok şükür, toplumumuzun bağrında sessiz sedasız hala dostluklar, güzel arkadaşlıklar sürüyor. Ama gidişatımız, gidişat değil. Onu da bilelim ve başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim.

Beyaz Muhafazakâr sosyoloji ve Ak Parti
Beyaz Muhafazakâr sosyoloji ve Ak Parti

Kentli dindar sosyolojinin Ak Parti içinde ayrı bir gruba dönüştüğü söyleniyor.

Video: Beyaz Muhafazakâr sosyoloji ve Ak Parti

En başta söyleyeyim, çok yanlış bir tespit bu. Çünkü kentli dindar sosyolojinin siyasetteki temsili çarpıtılıyor. Elbette kentlileşen bir muhafazakâr kesim farklılaşması var. Bunlara baştan beri Beyaz Muhafazakârlar diyorum. Ekonomik düzeyi ile belli üst gelir grubuna mensuplar. Çocukları kolejlerde okuyor. Tüccar-sanayici, bankalarda tepe yönetici ve iyi para kazanan doktorlar gibi meslek gruplarında yer alıyorlar. Elbette 94 yılından beri Milli Görüş hareketinin yerel yönetimleriyle çalışarak ve yöneterek önemli mevkilere ve kazançlara da sahip oldular. Kendi aralarında bir networkları oluştu. Diğer muhafazakârlardan birçok açıdan farklılaşıyorlar. Kaldıkları siteler lüks. Düğünlerini yaptıkları mekânlar da öyle. Çocuklarını Amerikan Robert Koleji’ne göndermek için büyük para ödeyenler var. Üniversitelerin en iyisinde okusunlar diye her çeşit harcamalarda bulunuyorlar.

Beyaz muhafazakarların dini kimlikleri de var elbette. Bu kimliklerinde geniş muhafazakâr sosyoloji ile aynı idealleri paylaşıyorlar. Aynı kavgaları veriyorlar. Giyimleri ve ibadetlerinde de büyük örtüşmeler söz konusu. Hepsi de oruç tutar, aynı camilerde teravih eda ederler. Ancak tüketim alışkanlıkları, gündelik sosyal mekan ve tatil yerleriyle ciddi bir farklılaşma içinde konumlanıyorlar. Bundan dolayı da genel muhafazakâr kitleden ayrışan ayrıcalıklara sahipler.

Bu ayrıcalıklı Müslüman sınıf, Ak Parti siyasetiyle gelen iktidar ve zenginleşmeden en fazla pay alanlardan oluşuyor. Dünyayı daha fazla geziyorlar, tatile daha çok gidiyorlar, lüks markaları daha fazla tüketiyorlar. Bütün bunlar büyük ölçüde bu iktidar dönemi ile gelen zenginlikten aldıkları pay ile alakalı. Fikri açıdan daha rafine olmaları, daha iyi eğitimli ve yetenekli olmaları bu gerçeği değiştirmiyor.

Kentli dindarların ayrıcalıklı sınıf düzeyine ulaşan bu sosyoloji, iktidar ilişkilerinden aldıkları pay nedeniyle hiçbir zaman daha fazla özgür değiller. Tam tersine geniş muhafazakâr kesimden daha fazla statükocu ve daha fazla pragmatistler. Ak Parti statükosunu ve zenginliğini paylaştıkça da bağımlılık taşıyacak sosyolojik bilinç ortaya çıkar. Bahsedilen yetenekleri, eğitimleri ve kazançları ile ayrı siyasal temsil imkanına sahip değiller. Çünkü özgürlükleri ve özerklikleri bir yanılsama sadece. Sınıfsal farklılaşmaları buna yol vermiyor. Tam tersine daha fazla siyasal bağımlılık içine yerleşiyorlar. Bundan dolayı da Ak Parti siyasetine karşı eleştirel ve farklı temsil arayışına girmeleri pek mümkün değil.

Türkiye’de en fazla siyasal pragmatizm önünde boyun eğen sınıf, burjuva sınıfıdır. Aynı şey muhafazakâr burjuva (beyaz muhafazakar) için de geçerli. Çünkü Ak Parti ile nüfuz, saygınlık ve zenginlikleri çoğaldı. Yine Ak Parti iktidarının kaybetmesiyle de kaybedecekleri “kazançları” çok fazla. Bundan dolayı kimse bize beyaz muhafazakârları ya da dindar kentli sınıfı daha demokrat, daha eleştirel, daha bağımsız göstermeye kalkmasın! AK Parti kazandıkça daha fazla Ak Partili, Ak Parti kaybettikçe daha az Ak partili olacaklar. Hatta Ak Parti kaybettiğinde en hızlı kopacak kesimler de bunlar. Çünkü muhafazakâr siyasette en fazla Ak Partiden nimetlenen toplumsal kesim bunlardan oluşuyor. Bunu örtmek (maskelemek) için de kendilerini bunu hak eden yetenekli, eğitimli ve ayrıcalıklı insanlar olarak lanse ediyorlar.

Kentli dindar muhafazakârların sosyolojik gerçekliği bu. Bu sosyolojiden çıkacak adaletli, demokratik ve özgür ferdi içinde taşıyan bir siyaset beklemek beyhude. Dünyevi, pragmatist ve ayrıcalıklar üzerine konumlanan bir arayış pratikleri var. Bu sosyolojik gerçeklik yerine, zihnimizdeki düşünceleri bunlara monte edip konuşuyoruz. Peki nereden çıktı bu tartışma? Çıkaranlara dikkat edin! Bu sınıfta yer alıp Ak Parti siyasetinden yeterince yararlanamayan kişilerin ve çevrelerin çığlıklarını duyacaksınız.

Kültürel muhafazakârlık
Hayat
Kültürel muhafazakârlık
Kendi özgünlüğünü temsil bilincine sahip olamayan bir dilin, düşüncenin ve kültür hayatının, hiç bir konuda ikna edici bir iddiası olamaz. Zihinsel dünyaları Avrupa Aydınlanması tarafından dönüşüme uğratılan halklar için, kültürel muhafazakârlığa sığınmaktan başka çıkar bir yol olmadığı görülüyor.
Yeni Şafak
Neoliberal isyankarlıktan kapitalist muhafazakarlığa
Hayat
Neoliberal isyankarlıktan kapitalist muhafazakarlığa
Dünyanın renkleri sadece siyah ya da beyaz olarak kalsa yine de renklilikten söz etmekten mümkün olacaktı elbette. Maalesef yalnızca kül rengi griye mahkum olduk. Türkiye özelinden baktığımızda da dünyadaki trendleri takip ettiğimizde de yığınların birbirlerini ezerek bir an önce zenginleşmenin derdine düştüğünü acıyla izliyoruz.
Yeni Şafak
Taşralı romantizmlerle oyalanmak
Hayat
Taşralı romantizmlerle oyalanmak
Toplumumuzda da görülebileceği gibi, her toplumda, politik iklim değişiklikleri, Müslümanların İslami önceliklerinin ve sorun algılarının değişmesine neden oluyor. Konjonktürel kırılmalar nedeniyle tarihsel bağlamı ihmal ediyor, tüm boyutlara, tüm kapsama yönelik olması gereken İslami dikkati kaybediyor.
Yeni Şafak
Ontolojik bunalımı aşmak
Hayat
Ontolojik bunalımı aşmak
Muhafazakarlığı, statükoyu ve konformizmi seçmek, rahatlığı ve çıkarı seçmek, ayrıcalıklı konumları seçmek şeklinde tezahür ediyor. Muhafazakarlığı, konformizmi seçmek, hiç bir şeye direnmemek gibi köleleştirici sonuçlar doğuruyor.
Yeni Şafak
İstisnai bilinçsizlikler
Hayat
İstisnai bilinçsizlikler
Geçip gitmiş sorunlar üzerinde, bıkıp usanmadan ucuz spekülasyonlar yapmaya devam ettiğimiz için, yeni şimdiki zamanlarla ilgilenmiyor, daha doğrusu bu zamanlarla nasıl ilgileneceğimizi bilmiyor, bu nedenle de bu zamanları etkileyebilecek bir kültür üretemiyoruz.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.