Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Malezya yeni kralını bekliyor
Dünya
Malezya yeni kralını bekliyor
Başbakan Mahathir Muhammed, Sultan V. Muhammed'in tahttan çekilmesi üzerine: Hükümetimiz yeni kralın en kısa zamanda seçilmesini umuyor.
AA
Sisi verdiği röportajı yayından kaldırmak için elinden geleni yaptı
Dünya
Sisi verdiği röportajı yayından kaldırmak için elinden geleni yaptı
ABD kanalı CBS'nin "60 Dakika" programına röportaj veren Mısır'ın darbeyle gelen Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi, röportajın yayınlanmaması için yoğun bir çaba sarf etti. Röportajı gerçekleştiren gazeteci ve prodüktör konuyla ilgili açıklama yaparak, "Sisi, röportaj öncesinde bizden soruların yazılı olarak gönderilmesini istedi." diye konuştu.
Yeni Şafak
Müesseseler çaydan
Ekonomi
Müesseseler çaydan
Sevdamız çay, ucuz maliyeti sayesinde birçok müessesenin günlük giderini karşılıyor. Yeni nesil kafelerin bile giderini yüklediği çayın İstanbul’daki bardak fiyatı, denize yaklaştıkça artıyor. Kıraathane’de 75 kuruş olan ince belli, sahilde 5, kahve zincirlerinde 8 lira.
Yeni Şafak
Suudi Arabistan Büyükelçiliği genç kızı Bangkok havalimanında alıkoydu
Dünya
Suudi Arabistan Büyükelçiliği genç kızı Bangkok havalimanında alıkoydu
Suudi Arabistan vatandaşı Rahaf Muhammed al-Qunun, Suudi Arabistan Bangkok Büyükelçiliği yetkilileri tarafından Tayland'ın Bangkok Havalimanı'nda zorla alıkonuldu. Qunun, BM'den herhangi bir ülkeye sığınma talebinde bulundu.
AA
Türkiye'de ilk ve tek: Bu gazeteyi sadece onlar okuyabilir
Hayat
Türkiye'de ilk ve tek: Bu gazeteyi sadece onlar okuyabilir
Kendisi de görme engelli olan Görülmeyen Gazete Yazı İşleri Müdürü Fatih Mehmet Moray, engelli bireylerin sokakta korkusuzca dolaşmalarını ve yaşadıkları sorunları yetkililere bildirmelerini istiyor.
AA
* Kaşıkçı cinayeti unutturuldu mu? * Bir nihai hesaplaşma öncesinde iki Veliaht’ın Türkiye ile savaşı.. * Bizi şah damarımızdan vurmak  isteyenler tarih dışına itilecektir
* Kaşıkçı cinayeti unutturuldu mu? * Bir nihai hesaplaşma öncesinde iki Veliaht’ın Türkiye ile savaşı.. * Bizi şah damarımızdan vurmak isteyenler tarih dışına itilecektir

Cemal Kaşıkçı cinayeti unutuldu mu, unutturuldu mu? Türkiye’yi aşağılayıcı bir biçimde, Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda vahşi bir şekilde öldürülüp cesedi yok edilen bir gazeteci ile ilgili tartışma bu kadar mıydı?

Video: * Kaşıkçı cinayeti unutturuldu mu? * Bir nihai hesaplaşma öncesinde iki Veliaht’ın Türkiye ile savaşı.. * Bizi şah damarımızdan vurmak isteyenler tarih dışına itilecektir


Cinayet emrini veren belli, bu talimatla cinayeti işleyenler belli, cinayetin ne amaçla yapıldığı belli, cinayet üzerinden Türkiye’ye verilen mesajlar belli, cinayetle ilgili kanıtlar belli ama bütün bunlardan sonraya koca bir sessizlikten başka bir şey kalmadı.

“En kirli dosyayı kapatma”: Yargılama değil örtbas bu..

S. Arabistan, Kaşıkçı cinayetinden sorumlu 11 kişiyi yargılıyormuş, beş tanesi hakkında idam istenmiş! Bu bir yargılama değil, örtbas etme, delilleri yok etme, meselenin içinde olanları susturma yargılamasıdır!

Yargılama yapmadan da bu kişileri yok edip, olayı kapatabilirlerdi. Normalde yöntemleri buydu. Ama Kaşıkçı cinayetindeki rezilce taktiklerden sonra bu işi böyle çözmeleri kendilerine yeni yeni dosyalar açacaktı. Masum bir yoldan en kirli dosyayı kapatmayı tercih ettiler.

Bunları yazıyorum ama meselenin sadece bir Kaşıkçı meselesi olmadığını, suskunluğun sadece bir cinayeti örtbas etmek olmadığını biliyorum. Çünkü biz bu meseleye Kaşıkçı cinayetinden çok önce, bir yıl önce başlamıştık.

Arap-Fars ve Arap-Türk savaşları: Kimlerin planı!

S. Arabistan Veliahtı Muhammed Bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliahtı Muhammed Bir Zaid üzerinden nasıl bölgesel istila planları uygulandığını, ne tür yeni çatışma senaryoları hazırlandığını, Arap-Fars ve Arap-Türk savaşları planlamalarını kimlerin yaptığını ve bu İki Veliaht üzerinden servis ettiğini tartışmaya açmıştık.

İki Veliaht üzerinden yürütülen bölgesel senaryoların bütün coğrafya için bir imha planı olarak kurgulandığını, “Türkiye”yi Durdurma” hesabı gerçekleşmeden bu planların uygulanamayacağını, bu yüzden bütün güçleri ile Türkiye karşıtı bir blok oluşturmaya çalıştıklarını, Arap dünyasında Türkiye düşmanlığı kampanyasının yürütüldüğünü, bu amaçla terör örgütlerine açık bicimde destek verildiğini, Suriye’nin Kuzeyi’nde “Türkiye Cephesi” kurulup Arap dünyası ile bütün bağlarımızın koparılmak istendiğini zaten konuşuyorduk.

Dolar krizinin merkezinde yine o iki veliaht vardı…

İki Veliaht’ın Kaşıkçı cinayeti benzeri cinayetleri zaten işlediğini, infaz timleri kurduğunu, terör ihaleleri dağıttığını, 15 Temmuz dâhil Türkiye içi operasyonlara para ve lojistik destek verdiklerini, Türkiye’yi PKK ve FETÖ ile içeriden vuranların, bu olmayınca ekonomik kriz ve baskılarla doğrudan Batı’dan sıkıştıranların yeni yöntem olarak bu İki Veliaht’ı karşımıza diktiğini, kirli hesaplarını bu iki kişi üzerinden uygulamaya soktuğunu konuşuyorduk. Cemal Kaşıkçı cinayeti tam da bu kapsamlı projeler devam ederken gerçekleşti.

Peki, ne oldu bu cinayetten sonra, bütün bunlar bitti mi? Elbette hayır! Daha da hızlandı?

Türkiye’ye yönelik dolar operasyonunun merkezinde yine bu İki Veliaht vardı. Gerektiğinde ABD’nin siyasi ve ekonomik gücünü de devreye alarak Türkiye’yi ekonomik alanda köşeye sıkıştırmaya çalıştılar.

Zira “paranın gücü” hem S. Arabistan için hem BAE için olağanüstüydü ve bugüne kadar bütün hesaplarını, ilişkilerini, örtülü operasyonlarını bu güçle yapmaya alışkındılar.

İşte tam da bu dönemde, nelere dikkat etmeliyiz?

Türkiye’yi siyasi olarak, askeri olarak, uluslararası ilişkiler açısından zorlayamayacaklarını biliyorlardı. Para ile diz çöktürme, terörle zorlama, içerideki bir takım çevreleri harekete geçirme dışında seçenekleri zaten yoktu.

Tam da bu dönemde, ülkemiz içindeki medya operasyonlarına, STK operasyonlarına, siyasi operasyonlara odaklanmanın vaktidir. Tam bu dönemde Suriye üzerinden yürüttükleri Türkiye düşmanlığına, ülkemizin güneyini çevrelemeye dönük hareketliliklerine odaklanmanın zamanıdır.

Tam bu dönemde, Türkiye’nin Fırat’ın Doğu’suna yönelik operasyonlarını durdurmaya, sulandırmaya dönük hem içeriden hem bölgeden ortak yürütülen çalışmalara odaklanmanın zamanıdır. Tam bu dönemde bazı muhafazakâr çevreleri Erdoğan’a karşı, aslında ülkemize karşı harekete geçirmeye dönük örtülü çalışmalara dikkat etme vaktidir.

Türkiye’yi şah damarından vurma: Hepsinde imza aynıdır, tanıdıktır..

Tam bu dönemde, hem de seçimler öncesinde, hükümetin bakanlarına, kurumlarına ve icraatlarına dönük hemen her hafta servis edilen örtülü çalışmaya dikkat çekme vaktidir. Tam bu dönemde, “İslâmî hassasiyetler” üzerinden tahrikler üretmeye dönük girişimlere dikkat etme vaktidir.

Çünkü bunların hepsinde imza aynıdır ve tanıdıktır. FETÖ ve 15 Temmuz tecrübesinden sonra bu ülkenin ana omurgasını vurmaya, şah damarını hedef almaya dönük bir süreç işletilmektedir ve imza yine aynıdır.

Suskunluk Kaşıkçı cinayetini örtbas etmeye dönük değil. Bunu hiçbir zaman başaramayacaklar. Suskunluğun sebebi, Türkiye ve bu iki ülke arasındaki bölgesel güç hesaplaşmasının yeni bir evreye girmesiyle alakalıdır. Artık açık oynuyorlar.

O gün Türkiye’den destek isteyecekler

Artık bütün cephelerde Türkiye ile vuruşmaya çalışıyorlar. Artık Somali’den Sudan’a, Irak’tan Suriye’ye kadar her alanda Türkiye’nin elini boşa çıkarmaya çalışıyorlar.

Ama bölgenin iki yeni vesayetçisi olan Muhammed bin Zaid ve Muhammed bin Selman şunu bilmeli ki, kendilerinin de, arkalarındaki efendilerinin de Türkiye’ye diz çöktürmeye gücü yetmeyecektir. Artık suyun akışı yön değiştirdi, bunu değiştiremezler.

Çok yakında büyük tuzağın Basra Körfezi’ne ve Suudi Arabistan’a kurulduğunu gördüklerinde “Türkiye’nin desteğini” arayacaklarını şimdiden söylemiş olalım. Buna çok ihtiyaçları olacak çünkü. Bütün bölgede nihai hesaplaşmanın hazırlıkları yapılıyor çünkü.

Suriyeliler meselesini konuşamazsak, gettolaşmanın sonuçlarına katlanabilir miyiz
Suriyeliler meselesini konuşamazsak, gettolaşmanın sonuçlarına katlanabilir miyiz

Sevgili Mehmet Acet “Göç zenginliktir, korkuya gerek yok” başlıklı dünkü yazısında Suriyelilerin Türkiye’ye değer kattığını anlatmış. Son cümle olarak da, “Bu durumda ‘Suriyeliler geldi huzurumuz kaçtı’ cümlesi de fazla propaganda kokan bir cümle haline dönüşüyor” diyor.

Video: Suriyeliler meselesini konuşamazsak, gettolaşmanın sonuçlarına katlanabilir miyiz


Yazının bir bölümünde de şöyle diyor, “(…) Unkapanı köprüsünden Fatih’e çıkarsanız, o bölgedeki değişimi bir Fatihli size daha iyi anlatabilir.” Bu cümleyi pas olarak kabul ediyorum ve bir Fatihli olarak Suriyeliler meselesini bir kez daha anlatmak istiyorum.

Fatih’te 300 ruhsatlı iş yeri var Suriyelilerin. Ve İstanbul genelinde 500 bin olan Suriyeli nüfusu Fatih’te 110 bin civarında. Fakiri az. Orta sınıfı çok.

Suriyelilerin işyerlerinin çok olduğu bir caddede oturuyorum. Değişimi gözlüyorum. Mesela, tek tük kalmış Türk esnafı, tabelasına “Türk Lokantası” yazma ihtiyacı duydu çoktan!

Yine apartmanlarda oturan Suriyeli ailelerden tanıdıklarım var. O ailelerin, apartmandaki yerleşik düzeni nasıl dönüştürdüklerini burada anlatmayacağım, canımız çok sıkılır zira…

Bir de alışkanlıklarının tamamını gelirken yanlarında getirdiklerini söylememe müsaade edin.

Yani, sığındıkları ülkenin kurallarına uymak yerine, kendi davranış biçimlerini dayatıyorlar, zurnanın zırt dediği yer burası.

Fatih’in yerlilerinin bir bir sitelere kaçtığı bir değişim ve dönüşümden söz ediyorum.

Güvenli bir sitede oturup, turistik seyahat için Fatih’e gelenler için “çok renkli” bir atmosfer olabilir burası. Ama yaşayanlar için her gün gettolaşan bir Fatih’ten söz ediyorum.

GELENE “NİYE GELDİN” DEMEDİK

İstanbul’un bazı semtlerinde sosyolojimiz değişti. Tabelalarımız değişti. Ağız tadımız, konuşma biçimimiz, yürüyüşümüz değişti! Apartman yaşamımız değişti. Ev halimiz değişti. Dilimiz değişti! Fatih bunların başında geliyor.

Suriyelilere kapılarımızı sonu kadar açtık. Birçok toplumsal riskleri göğüsleyerek yaptık bunu. Hiçbir etnik köken, mezhep, din gözetmeden yaptık.

Sadece yaşlılar, çocuklar, kadınlar gelmedi... Memleketlerini savunacağını düşündüğümüz nice gençler de geldi..!

Onlara da oturdukları yerlerde ya da sokaklarda gördüğümüzde “Niye kalıp memleketinizi savunmadınız” diye sormadık!

Bu gençlerin “Vatan nöbeti nedir”, “Vatan savunması nedir” diye bir derdi varsa eğer, gün bugündür. Zaman bu zamandır. Çünkü Suriye’de artık sona geliniyor.

Türkiye sadece ev sahipliği yaparak yardım etmiyor. Aynı zamanda Suriye topraklarını işgal eden, terör gruplarıyla da mücadele ederek Suriyelilere yardım ediyor.

Canımız yanıyor. Ocağımıza ateş düşüyor. O haldeyken bile millet yek vücut bu mücadeleye destek veriyor. Sokakta yürürken karşılaştığı genç Suriyeli erkeklere bir çift söz bile söylemiyor.

Peki onlara bir sorumluluk düşmüyor mu?

Hiç olmazsa sokakta yürürken, yüzünü düşürmemek, yere bakmamak için bir şey yapmalı değil mi?

Yok! Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nı doldurup eğlenmeyi tercih ediyor. Diyebilirsiniz ki “Eğlenmek onların da hakkı değil mi?”

İyi de bizde bir adet vardır, ölü evinde televizyon bile açılmaz.

Böyle deyince, “Faşist, Arap düşmanı” gibi suçlamalara muhatap oluyorum. Olsun. Dost acı söyler. Bu işin geleceği sosyal patlamadır dostlar..!

Eleştirildiğimi biliyorum. Ama bilin ki biraz da milletin hissiyatına ayna tutmaya çalışıyorum.

Zira Suriyelilerle Fatih’te iç içe yaşayanım. Otobüste, minibüste onlarla seyahat edenim. Alışveriş yapıp, kapattıkları kaldırımda yürümeye, parkta dolaşmaya çalışanım.

SAVAŞI FIRSATA ÇEVİRENLERE DE Mİ LAF SÖYLEMEYELİM?

2011 yılında Suriye krizi alevlendiğinde, dönemin yöneticileri mülteci akınıyla ilgili olarak, “100 bin mülteci bizim kırmızı çizgimizdir” demişti.

Bu süreçte ilk önce “rejimden kaçan sığınmacılar” diye bir meselemiz vardı. Sonra, “Rejim ve DAEŞ’ten kaçan sığınmacılar” oldu. Ardından, buna PYD/YPG-PKK’dan kaçanlar da ilave edildi.

Bir de krizi fırsata çeviren, cebine nakdi koyup soluğu Türkiye’de büyük şehirlerde alanlar…

Bunların sayısı azımsanamayacak kadar çok. Onlara bir çift söz söylemeyelim mi?

GETTOLAŞMANIN SONU ÇATIŞMA DEĞİL MİDİR?

İstanbul’daki Suriyeliler meselesi gettolaşmaya gidiyor. Fatih’te bunu çıplak gözle görebiliyorum.

Kendi işyerlerini açtılar, kendi kafeleri, lokantaları var. Birbirlerinden alışveriş yapıyorlar. Bunların hepsi bir yere kadar kabul edilebilir.

Entegrasyondan çok, kendilerini ayrıştırmayı tercih ediyorlar. Bunun önümüzdeki yıllarda ne tür sorunlara neden olacağına bakmak gerekmiyor mu?

Bir de savaşın tarafı olmak nedeniyle göçenlerin dışındakiler var ki onların “fütursuzluğu” can sıkıyor.

Sosyolojimizi değiştiriyorlar. Sokak ortasında gruplar halinde bekleşmeleri, gece yarılarına kadar bağıra çağıra dışarıda yemek yemeleri, etrafı çöp yığınına çevirmeleri onların çok sıradan davranışları. Ama biz yadırgıyoruz doğrusu.

Genelleme yapmadan söylemek isterim ki imtiyazlılık hallerini bizim sıradan vatandaşlarımızın önüne geçmekte hak olarak görüyorlar…

Ve işte o zaman orada ipler kopuyor..!

Şunu biliyoruz: Suriyelilerin çoğu gitmeyecek ve burada kalacak. Bu gerçeği, Türkiye’nin ve Suriyeli kardeşlerimizin lehine nasıl çevirebiliriz bilen var mı?

Yoksa, gettolaşmaya başlayanlarla, yerliler arasındaki çatışmayı göze alabilecek biri var mı?

Acil eylem planı öneriyorum!

Göç bakanlığı bunlardan biri…

Bir diğeri, geri dönüşlerin teşviki…

Misafir misafirliğini unutur ise… Ya da mazlum mazlumluğunu… Ev sahibinin hiç olmazsa “gönül koyma hakkı” yok mudur sevgili Acet?

Bu millet bağrına taş basıyor, farkında mısınız?

Enerjide 2018 'ilk'lerin yılı oldu
Ekonomi
Enerjide 2018 'ilk'lerin yılı oldu
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, 2018'de birçok ilki hayata geçirildiği belirterek "Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin temeli atıldı, TANAP projesini işletmeye aldık. Ayrıca, 81 ilimize de doğal gaz arzını tamamladık. Akdeniz'de derin deniz sondajına başladık. Önümüzdeki ayın ortalarında ikinci sondaj gemisini de Akdeniz'e getireceğiz" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.