Esma'nın babası Biltaci cezaevinde beyin kanaması geçirdi
Dünya
Esma'nın babası Biltaci cezaevinde beyin kanaması geçirdi
Mısır'daki darbenin ardından Rabia Meydanı'nda düzenlenen gösterilerde güvenlik güçlerince öldürülen Esma'nın babası Muhammed el-Biltaci tutulduğu cezaevinde beyin kanaması geçirdi.
AA
Erdoğan'ın kendi tespihini hediye ettiği Muhammed konuştu
Gündem
Erdoğan'ın kendi tespihini hediye ettiği Muhammed konuştu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Erzurum mitingi sonrası kendi tespihini armağan ettiği 8 yaşındaki ilköğretim öğrencisi Muhammed Atabey Dölekli, 'Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın armağanı olan tespihi ölene kadar saklayacağım.' dedi.
AA
Rashad Muhammed'in kız arkadaşı ölmemiş
Spor
Rashad Muhammed'in kız arkadaşı ölmemiş
Süper Lig takımlarından Büyükşehir Belediye Erzurumspor’da forma giyen Fransız futbolcu Rashad Muhammed’in trafik kazasında hayatını kaybettiğini öne sürdüğü kız arkadaşının ölmediği ortaya çıktı.
IHA
Bu mahkemede yerlerimiz her an değişir!
Bu mahkemede yerlerimiz her an değişir!

“Bu gördüğünüz mahkeme bir gün tekrarlanacak. Sadece yerlerimiz değişecek. Güçlü olan ile zayıf olanın yeri değiştirecek. Sizin karşınızda tek tek duracağız!” Böyle haykırıyordu Sisi rejiminin hakimlerine yakını idam edilen bir kadın.

Video: Bu mahkemede yerlerimiz her an değişir!


Darbeye direndiği için halkı korkutmak gözdağı vermek üzere gençler habire idam ediliyor Mısır’da. Sadece Müslümanların değil, vicdanı örtülmemiş tüm insanların haykırması, utanması, en azından nüfuzlu kişilerin yazıp çizerek, diplomatların nota vererek vs bir şeyler yapması gereken korkunç bir zulüm seyrettiriliyor dünyaya.

“Sevgili kızım” diyordu idamdan önce bir baba yazdığı mektubunda: “Kalbimin nuru, bilesin ki baban hiçbir suç işlemedi. Bütün uğraşım seni koruyup kollayacak bir vatan oluşturmak, seni bu büyük hapishane gibi ortamdan kurtarmaktı.”

Çocuklarımızı hangi ideolojide, hangi hayat tarzında filan yetiştireceğimiz olmamalı bizi davaya düşüren. Çocuklarımıza vicdani duruşun nasıl olacağını sergileyecek bir yaşantı sürdürmemizdir onlara bırakılacak yegâne miras. Çünkü bir emanet varsa, gönül temiz iken alınıyor emanet. Selim kalple, halis niyetle korunuyor emanet. Vatan ya da gönül.

***

“Sizler firavunun askerlerisiniz! Allah firavunu helak edince beraberinde askerlerini de helak etti. İnşallah sıratta yan yana duracağız. Sizlerden tek tek soracağız her yaptığınız zulmün hesabını. Bizleri ailelerimizden ayırdığınız her anın hesabını. Çocukları için yas tutan ve ciğeri yanan her ana baba için tek tek soracağız! Ve diyeceğiz ki Rabbimiz onlardan intikamımızı defalarca al. Gönlümüz ferah oluncaya kadar.”

Böyle haykırıyordu mazlum kadın mahkemede. Firavunu kanlı canlı bir diktatör olarak görmekten ve tarihte kalmış bir figür olarak kodlamaktan ziyade: Onun bizim nefsimizin en aşağı görüntüsünden, en karanlık zaaflarımın, en zalim huylarımızın canlanmış suretinden ibaret olduğunu algılamamız gerektiğini hatırlattı bana. Zira gençler idam edilirken, bizler de kalbimizle katil olmaya devam ediyoruz basiretsizliğimizden.

***

Mısır’da demokratik bir seçimle iktidara gelen Mursi yönetimine (küresel aktörlerin tahakküm dolu ittifakına mesafeli yaklaştığı için) darbe yaparak halkın seçimini yok sayan bir yönetim var. Darbeye ve zorbalığa karşı çıkan halkın üzerine ateş saçarak her türlü insanlık dışı ve hileli yöntemlerle uluslararası camianın gözü önünde bu zulme onay verenler Mısır’ı yönetiyor bugün.

Sisi ve yönetimi darbeye karşı gelen gençlere işkence etmekle yetinmedi, idam etmeye başladı pek çoğunu üst üste. Gözdağı niyetine. Bu darbeci yönetim, uluslararası camia derken misal AB ile herhangi bir meşruiyet sorunu yaşamadan insan haklarını ihlal edip duruyor.

Biz ise on yıllardır teröre maruz kalırken, hendek ve çukur tuzaklarından, 6-7 Ekim kanlı provokasyonlarından, mayından, molotoftan, canlı bombalardan binlerce gencimizi feda ederken Türkiye’nin kendini savunma hakkını küçümseyip engelliyorlar.

Üstüne bir de Amerika gibi bir küresel aktör, Türkiye’nin sivil halkına ve masum gençlere zulmeden teröristlere silah ve maddi destek vermeyi de giderek meşru hale getirdi.

***

Bunlar olurken sanki bunlar ve çok daha fazlası hiç olmuyormuş gibi: Entelektüellik adına küresel Batılı aktörlerin demokratik değerleri defalarca katletmesini görmeyip, 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı Sisi gibi bir yönetim altında yaşayacak olan ama bunu AKP düşmanlığı adına vicdanlarına yediren bir zümre var.

Anlatabildim değil mi, kalbimizle ve dahi tavırlarımızla ne çok vebal taşıdığımızı. İster siyasette, ister diplomaside, bürokraside.

Gözümüzün önünde halk tarafından seçimle gelmiş bir liderin kaldığı mekanı dakikalarca top atışına tutan, delik deşik eden, devletin onlarca resmi binasını vatandaşın paralarıyla alınan helikopterleri tankları çalıştırarak bombalayan, milletin meclisine bombalar atan bir ‘küresel ittifakı’ görmezden gelip:

Ülkesine halkına ve demokratik değerlerine sahip çıkmak için tankların karşısına silahsız dikilen sivil kitleleri suçlayan, küçümseyen, hakir görüp alay eden bir vicdan… İdeolojilerin esiri olmaya devam edip duruyor.

***

Gençlerin muhalefet etme dürtülerini harekete geçirecek pek çok yanlış vukuat var evet; çevrecilikte ve kentsel dönüşümde yapılan yanlışlar, belediyecilik istismarları, kültür sanat mevzularındaki yetersizlikler, liyakatsız kadrolar, kripto cemaatlerin önlenemez istihdamı, hukukun istismarı vs…

Ve gençler de ideolojik veya siyasi ve hatta insani gerekçelerle bu haksızlıklara karşı çıkayım derken bütünüyle Mursi’nin, Maduro’nun veya yeterince rehin alınamayan liderlerden bir an önce kurtulup itaatkâr liderleri kukla gibi yöneten küresel aktörlerin bütün kışkırtıcı tuzaklarına düşmeye devam ediyorlar.

Böyle işte. Her şey gözümüzün önünde olup duruyor. Mahkeme kesintisiz kuruluyor. Sıratta yaşıyoruz hep beraber. Mısırlı kadının haykırışını hepimiz nefsimizin firavun huylarına haykırıyoruz, haykıracağız. Hem sanık hem yargıç olarak!

Seven vatanındadır ve şimdi ya da sonra vicdanında kavuşuyor kavuşacak. Nefret eden ise yabancı ve ayrı kalıyor. İlahi cümbüş işte, vicdanı da sahibi biliyor.

ABD’nin sonsuz savaşları ve Trump..
ABD’nin sonsuz savaşları ve Trump..

Trump ABD askerlerini Suriye’den hızlıca çekmek istiyordu ama yapamadı. Sonuç itibariyle 400 asker kalacak. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’a göre ABD askerleri çekilir ise doğacak boşluğu İran dolduracak idi. Graham, 400 askerin kalmasıyla Trump’ın ‘doğru yolu’ bulduğunu söyledi. Graham’ın doğru yolu, İsrail’in çıkarlarının korunması anlamına geliyor tabii. Trump ise şiddetle eleştirdiği “sonsuz savaş” politikalarına ayak uydurmuş oldu.

Video: ABD’nin sonsuz savaşları ve Trump..


Trump yönetimindeki “Neoconlar” savaşsız yaşamayacakları için kendilerine uygun bir ülke daha buldular, Venezuela. “Venezuela darbesi”nin bayraktarlığını Kongre’de Senatör Marco Rubio yapıyor. Dış İşleri Bakanı Mike Pompeo ise George W. Bush döneminin meşhur Neoconlarından Elliott Abrams’ı “Venezuela Özel Temsilcisi” olarak görevlendirdi. Hepsi el birliğiyle Nicolas Maduro’yu devirmeye çalışıyorlar. Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, başkanlıktan çekilmemesi halinde Maduro’yu Guantanamo’daki ABD üssünde bir hücrenin beklediği tehdidinde bulunmuştu. Senatör Rubio da yayınladığı twett’e Kaddafi’yi kanlar içerisinde gösteren bir fotoğrafı koyarak tehdidi daha ileri seviyeye taşıdı. Pompeo da yaptığı açıklamada Maduro’nun günlerinin sayılı olduğunu söyledi. Bolton, Güney Kore gezisini “Venezuela” için iptal ederken, Elliott Abrams Venezuela sınırlarında dolaşıyor.

Epeydir ortalarda görünmeyen Suudi prenslerinden Bender Bin Sultan, “Independent Arabia”ya verdiği röportajda “Katar, Doha’daki ABD üssünün kendilerini koruyacağı zehâbına kapılmasın” dedi. ABD’nin Ortadoğu’daki en büyük hava üssünün bir zamanlar Libya’da olduğunu söyleyen Prens, ABD’nin 1969’daki askeri darbeden Kral İdris’i korumadığını hatırlatıyor. Amerikalılar Libya’nın iç meselesi olduğu gerekçesiyle İdris’in devrilmesini sadece izlemişler. Bender’in kızı Prenses Rima ise Halid Bin Selman’dan boşalan Washington Büyükelçiliği’ne atandı. “Bush ailesi”ne yakınlığı sebebiyle “Bender Bush” olarak anılan Prens Bender de 22 yıl Washington Büyükelçisi olarak görev yapmıştı. Prenses Rima’nın atamasıysa Suud hanedanı içindeki kavganın yatıştığı izlenimi veriyor.

Bu arada İsrail medyasına sızan bilgilere göre Kral Selman, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın elinden “Filistin-İsrail” dosyasını almış. Kral Selman, Pompeo ile Ocak ayında yaptığı görüşmede Trump’ın ‘Ortadoğu Barış Plânı’nı tasvip etmediğini söylemiş. Kral Selman, Suudi-İsrail ilişkisinin Filistin Devletinin kurulmasından sonra normalleşebileceğini söylemiş. Prens Selman’ın Trump’ın damadı ve danışmanı Jared Kushner’in yürüttüğü sözde barış plânını Filistinlilere kabul ettirmek için zorlayıcı rol oynayacağı öngörülüyordu.

Öte yandan ABD Kongresi’ndeki Demokratlar, Trump yönetiminin Suudi Arabistan’a nükleer teknoloji satma girişimini de soruşturmaya açıyorlar. İş adamı Tom Barrack’ın öncülük ettiği söylenen girişimi Trump’ın ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn yürütüyor imiş. Prens Selman’ın sırdaşı Jared Kushner’in de adının geçtiği girişime ilk tepkiyse İsrail’den gelmiş. Netanyahu, Trump’tan Suudilerin nükleer silahlara erişimine izin vermemesini istemiş. Netanyahu, satışın durdurulmaması halinde Suudilerin uranyumu zenginleştirmesinin engellenmesini ve reaktörün yapılacağı alanın önceden İsrail’in bildirilmesini de istemiş.

Nükleer silahlara sahip olan İsrail, bölgede başka nükleer güç istemiyor. ‘İran’a karşı’ bile olsa, Suudilerin nükleer silahlara erişiminden rahatsızlık duyuyor. Çünkü İsrail bölgedeki devletlerin kolayca baş edebileceği askerî kapasitelerde olmalarını istiyor. Irak’ın ABD tarafından parçalanması İsrail’i çook mutlu etmişti. İsrail, bölgedeki devletlerin zayıflatılması için ABD’nin askerî, siyasî ve ekonomik gücünü kullanıyor, Trump ise ABD’nin başkalarının savaşlarını yapmaması gerektiğini söylese de bir türlü bu çarkın dışına çıkmayı beceremiyor.

Asya’da para saçtı
Dünya
Asya’da para saçtı
Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Batılı ülkelerde imajı bozulan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, üç Asya ülkesine 150 milyar dolarlık yatırım vadetti.
Yeni Şafak
Sisi’nin katliam gibi idamları
Sisi’nin katliam gibi idamları

Geçtiğimiz Çarşamba sabahı Mısır’da Darbeci Sisi yönetimindeki mahkemenin verdiği karara istinaden 9 muhalif genç asılarak idam edildi. Önceki hafta da 6 kişi daha infaz edilmişti. Böylece iki hafta içinde idam edilenlerin sayısı 15’i buldu.

Video: Sisi’nin katliam gibi idamları

İsnat edilen suçun aslında çok önemi yok, çünkü Mısır’da birilerinin önce öldürülmesine karar veriliyor sonra onlara uygun bir suç uydurularak cinayet mahkeme kararı ve ardından idam yoluyla gerçekleştiriliyor.

Suçun uyup uymaması önemli değil. Sisi’nin dostları alışverişte görsün. Bir mahkeme gösterisi ve bir karar.

Kararı veren hakimler Mısır’da “idam hakimleri” olarak biliniyor, gözleri kara, hukuk fakültesi mezunları hepsi ama hukuktan zerre nasipleri olmamış. Hepsi de 2013’te gerçekleştirilen askeri darbeden sonra Sisi tarafından muhaliflerin susturulması, tasfiye edilmesi ve bertaraf edilmesi için kurulmuş olan “terör mahkemesi”nin üyeleri. Bu göstermelik mahkemelerin cellat gibi çalışan hakimlerinden birkaç örnek:

Muhammad Naci Şehata, mahkemede bile çıkarmadığı siyah gözlüğüyle şöhret salmış, gazete kupürlerine göre bir defada verdiği 263 idam cezasıyla biliniyor.

Hasan Farid, 147 idam cezasına imza atmış olan bu hakim de aynı zamanda son 9 kişinin idamını da vermiş olan kişi.

Şaban el-Şami Bir çoğuna gıyaplarında olmak üzere, yani hiç savunmalarını almadan, tarafları dinlemeden, muhakeme etmeden 160 kişiden fazla muhalife idam cezası veren hakim. İdam cezası verdiklerinin arasında Muhammed Mursi ve Dünya İslam Alimleri Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi de bulunuyor.

Said Sabri Yüzlerce kişinin idam kararını verdiği bilinen bu hakim de tek bir seferde 683 kişinin idam cezasını müftüye sevk etmiş aynı mahkeme sonucuyla 496 kişiye de müebbet hapis cezası vermiş. 25 Ocak Devriminde polisin katlettiği insanların yakınlarının açtığı davaları reddetmekle kalmamış bir de mahkeme masraflarını da maktul yakınlarına yüklemiş.

Muhammed Şirin Fehmi 46’dan fazla idam kararı olan hakim, şu anda terör dairesinin önemli hakimlerinden biri olarak görev yapıyor.

Bu hakimlerin mahkemelerinde yargılanarak en son infaz edilen gençlere isnat edilen suç mesela, eski Başsavcı Hişam Bereket’e düzenlenen suikast. Suikast denilen olay da şu: Başsavcının aracının geçtiği yerde bir bomba patlıyor. Patlayan bomba başsavcıya hiç bir şey yapmıyor, hatta görgü şahitleri başsavcının olay mahallinde inip olay yerini incelediğini bile söylüyor. Ancak birileri patlama dolayısıyla başsavcının hastaneye gitmesi gerektiğini söyleyerek başsavcıyı hastaneye götürüyor. Başsavcının kısa süre sonra hastanede ölmüş olduğu haberi yayılıyor.

Bu haber üzerine önceden kararlaştırılmış gibi hızla başlatılan bir operasyonla bir çok muhalif genç tutuklanıyor. Tutuklanan gençlerin her birisi kendi iyi yetişmiş, eğitimli, çevrelerinde sevilen, liderlik kapasiteleri olan özellikli şahsiyetler. Bunlar tutuklandıktan sonra ağır işkencelerden geçirilerek başsavcıya suikast yaptıkları itiraf ettiriliyor.

Bu gençlerden Mahmud el Ahmedi ile mahkeme reisi arasında mahkemede geçen şu diyalog, şimdiden bu korkunç devlet cinayetinin sembol diyaloğu haline gelmiş bulunuyor.

“Mahmud: Göklerin Yargıcından yerin yargıçlarına veyl olsun. Allah’ın önünde kıyamet günü bunun hesabını soracağız, ben ve yanımdakilerin mazlum olduğunu çok iyi biliyorsun.

Yargıç: Fakat sen suçunu itiraf etmişsin Mahmut

Mahmut: Bana o elektrik düzeneğini getir seninle bir odaya geçelim, vallahi sana Enver Sedat’ı öldürmüş olduğunu itiraf ettiririm. Bize Mısır’a yirmi sene yetecek kadar elektrik verildi.”

İfadelerin hepsinin çok ağır işkenceler altında alınmış olduğuna dair fiziki deliller aslında medyaya da döküldü. Böyle bir iddia olduğunda, itirafa dayanılarak bir ceza verilemeyeceği, en azından bu iddiaların araştırılması gerektiği bütün dünya adalet ölçülerinin en temel kabullerinden biridir. Buna rağmen bu iddialar araştırılmaksızın tek celsede idam kararı alelacele verildi. Çünkü aslolan suçluyu bulmak değildi. Bir suçu bahane ederek önceden seçilmiş kişileri toplayıp katletmekti.

Esasen suç denilen Başsavcı suikastı buram buram bir Mısır derin devlet operasyonu kokuyordu. Zaten bu mahkemeye ve verdiği kararlara, “babamızı bu gençlerin öldürmüş olduğuna inanmıyoruz” diyerek ilk itiraz eden de maktul Hişam Bereket’in ailesi olmuş.

Bütün bunlar Mısır halkının Mısır’ın darbeci diktatörünün elinde şu anda korkunç bir esaret altında olduğunu gösteriyor. Sadece halihazırda Mısır zindanlarında keyfi bir biçimde tutuklu bulunan yüzbin kadar insanın en ağır işkence şartlarında yaşıyor olmasında bahsetmiyoruz. Bütün Mısır halkı şu anda böyle bir güvensizlik ortamında yaşıyor.

Tabi bilhassa en ağır işkence şartlarının olduğu hapishanelerdekilerin her biri birer Cemal Kaşıkçı gibi. Cemal Kaşıkçı cinayetinin ifşa ettiği gerçek bu ülkelerde bir vatandaşın kendi devletinin şiddetine karşı hiçbir güvencesinin olmamasıdır. Bir devleti devlet yapan kendi vatandaşının can, mal, akıl, nesil ve din güvenliğini temin etmesidir. Bunu temin etmek yerine bütün bu insan hakları üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan bir devlete karşı vatandaşını koruyacak bir güç yok maalesef. Dünyanın Cemal Kaşıkçı’ya gösterdiği ilginin tam da Kaşıkçı’nın katillerinin himaye ettiği, desteklediği bir düzendeki sistematik cinayetlere dikkatleri çekmesi gerekirdi. Kaşıkçı’nın hatırasına ödenecek bir borç varsa budur.

Kaşıkçı cinayeti maalesef BAE ve SA’nin Ortadoğu’da kurmuş olduğu düzenin tipik bir modelidir. Kendi ülkelerinde bu tür eylemlerin tonlarcası varken, bu düzenlerini bir model olarak Mısır ve müdahil oldukları diğer bütün ülkelere de hakim kılmaya çalıştıklarını görmek gerekiyor.

Mısır’daki katliam gibi idamların bir sorumlusu elbette Sisi’dir ama asıl sorumlusu onu destekleyip finanse edenler ve onunla daha yakında ticaret anlaşmaları yaparak cesaretlendiren Fransa gibi AB ülkeleridir.

Malik kardeşin asıl başarısı
Malik kardeşin asıl başarısı

“Tarihler 21 Şubat 1965’i gösterdiğinde şehit edilen Malcolm X’in asıl başarısı nedir?” sorusuna pek çok açıdan pek çok cevap verilebilir elbette. “Müslüman olması” da denilebilir, “tavizsiz bir karakterinin olması” da denilebilir, başka şeyler de…

Video: Malik kardeşin asıl başarısı


Benim açımdan bu sorunun cevabı başkadır ve biraz uzun anlatmam gerekir.

Harlem sokaklarında işlediği hırsızlık, uyuşturucu ve silah satışı gibi adi suçlar yüzünden hapse giren Malcolm’ın hayatı burada değişir malum. Nation of İslam topluluğu ve Elijah Muhammed’le burada tanışan Malcolm kısa zamanda bu topluluğun bir üyesi haline gelir.

Adam fazla zekidir, hitabeti çok etkileyicidir ve karizması da acayip yerindedir. Böyle olunca, üyesi olduğu Nation of İslam topluluğunda yükselmesi “ışık hızında” olur. Çok kısa denilebilecek bir zaman içerisinde örgütün hem sözcüsü hem de ikinci adamı haline gelir.

Konferansları çok etkileyicidir. Katıldığı televizyon programlarında bir yıldız gibi parlamaktadır. Kısa sürede bütün Amerika için tanınan bir figür haline gelir. “Beyaz adam”ı ve onun ikiyüzlülüğünü yerden yere vurmakta da, hareket tarzlarını fazla yumuşak bulduğu Afro-Amerikan topluluklarıyla alay etmekte de üzerine yoktur.

Organizasyon meselesinde ise neredeyse deha düzeyinde bir kabiliyeti vardır. Nation of İslam’ın masrafları için gereken paraları toplamak, miting ve toplantılar organize etmek, örgüte üye kazanmak… Hepsini tıkır tıkır işleten biridir Malcolm.

Eh, hal böyle olunca Nation of İslam açısından da zihinlerde durum “Elijah’tan sonra Malcolm” şeklinde bir netleşmeye doğru ilerlemiştir. Yani adı konulmasa da, hatta Elijah biraz burun kıvırsa da örgütün doğal “halifesi” Malcolm kardeştir. Hatta derler ki Malcolm’ın popülaritesinin kendi popülerliğini geçtiğini gören Elijah Muhammed, bu durumdan rahatsız da olmaktadır ama sistemin bütün devamlılığını ve büyümesini Malcolm’a borçlu olduğu için pek de sesini çıkaramamaktadır.

1960’lı yılların başında Malcolm için durum şudur: Koca bir topluluğun pratikteki lideri ve neredeyse Amerikalı her bireyin tanıdığı bir popüler figür.

O yıllarda peş peşe birkaç “can sıkıcı” meselesi olur Malcolm’ın. İlki, örgütteki para akışının nereye gittiği konusundaki soru işaretleri. Belli ki Elijah sağlam para götürmektedir. İkincisi, Elijah’ın kurduğu harem düzeni ve taciz/tecavüz meseleleri. Üçüncüsü ise Kennedy suikastında Elijah’ın “vurulmasına üzüldüm” yönündeki açıklamaları.

Şöyle düşünelim: Malcolm istese bu para akışındaki düzensizliğin ortağı haline gelebilir, taciz/tecavüz iddialarına kulak tıkayabilir, Kennedy konusunda da Elijah ile bir ortak zemin bulabilirdi. Böylece zaten var olan liderlik/halifelik pozisyonunu garantiye alır, berbat durumdaki ekonomisini düzeltir ve yoluna devam ederdi.

Şimdi soruya geri dönelim: Malcolm X’in asıl başarısı nedir?

Hiç şüphe yok ki Malcolm’ın asıl başarısı bağlılığını zenginliğe, iktidara, üne, şana, şöhrete değil hakikate yöneltmesidir. Malcolm bir hakikat delisidir ve hakikatin hatırı için geri kalan ne varsa elinin tersiyle itme başarısı göstermiştir.

İşte tam da bu nedenle hem Malcolm X’den Malik el Şahbaz’a dönüşmüş, tam da bu nedenle şehit edilmiştir.

Malcolm’ın sıradan bir suçludan bir zenci ırkçısına dönüşmesi de, bir zenci ırkçısından tertemiz bir mümine dönüşmesi de “hakikatin hatırını her türlü hatırdan yüksek tutması” ile mümkün olabilmiştir. Hakikati ararken hiçbir bağlılığın, hiçbir alışkanlığın, hiçbir zincirin kendisini engellemesine müsaade etmemiştir.

Başta elbette şahsımı kastederek söylüyorum bunu: Kendi acınası hayatlarımıza nazaran Malcolm’ın hayatının “dev bir hayat” olmasının altında yatan yegâne sebep “reddetme” becerisidir. Bütün ihtişamları, bütün çeldiricileri, bütün zaafları, bütün mecburiyetleri, bütün altın tepsileri, bütün putları ve bütün tanrıları reddetme becerisi.

Biz Müslümanlar için bu becerinin özeti “Lailaheillallah - Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesidir.

Malcolm bu cümlenin bedelini canıyla ödemiş, canı karşılığında cenneti satın almıştır. Biz “la” demeyi bir türlü beceremeyenler ise onun hakkında “ne büyük adamdı” yazıları yazmakla yetinmekteyizdir. Durum budur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.