Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Trump’ın ‘Beyaz’ stajyerleri olay oldu
Dünya
Trump’ın ‘Beyaz’ stajyerleri olay oldu
ABD’de başlayan bazı ülkelere de sıçrayan ırkçılık karşıtı protestolar devam ederken, Donald Trump’ın başkanlık dönemindeki ‘Beyaz’ Saray Stajyer Programı’nın fotoğrafları sosyal medyada tekrar gündem oldu. Fotoğraftaki beyaz yoğunluğu dikkat çekti. Stajyerlerin toplu fotoğrafı eski ABD Başkanı Obama'nın fotoğrafıyla kıyaslandı.
DHA
“Siyahlar”a nefes aldırmıyorlar…
“Siyahlar”a nefes aldırmıyorlar…

Küresel salgının merkez üssüne dönüşen ABD’de hayatını kaybedenlerin sayısı 100 bini geçerken 30 milyondan fazla Amerikalı işini kaybetti. Öte yandan koronavirüs salgını Amerika’nın yıkıcı eşitsizliklerini yansıtan bir ayna oldu. Salgın Amerikan toplumunun ekonomik olarak en alttaki kesimlerini çok daha fazla etkiledi. Bu kesimler içerisinde salgından en fazla etkilenenler ise “Siyahlar” başta olmak üzere Beyaz olmayan Amerikalılar.

“Siyah Amerikalılar” sadece salgınla ve yoksullukla değil kronikleşmiş Beyaz Irkçılıkla da mücadele ediyorlar. Yüzyıllar önce Afrika’dan kaçırılarak köleleştirilen “Siyahlar”ın özgürlük ve eşitlik mücadelesi Amerikan tarihinin en çarpıcı sayfalarını oluşturuyor. Malcolm X ve Martin Luther King bu mücadelede hayatlarını kaybeden Siyah önderler arasındaydı.

Amerika’da uzun bir tarihi olan ‘kurumsal ırkçılık’ ve ‘ekonomik eşitsizlik’ salgına karşı mücadeleyi de olumsuz etkiledi. Salgın toplumun sağlık erişimi kısıtlı olan kesimlerini adeta savunmasız bıraktı. Araştırmalara göre “Siyahlar” arasında kronik hastalıkların yaygın olmasının sebebi kurumsal ırkçılıktan kaynaklanan “stres” ve “yoksunluk hissi”. COVİD-19 ise kronik hastalıkları olan insanları öldürüyor. “Siyah Amerikalılar” daha fazla enfekte oluyorlar ve ABD nüfusu içindeki oranlarıyla kıyaslanamayacak sayılarda hayatlarını kaybediyorlar.

“Siyahlar”ın ölüm oranı Beyaz Amerikalıların yaklaşık üç katı. ABD’de en ağır işlerde Siyahlar başta olmak üzere renkli insanlar çalışıyorlar. Bu insanların evde çalışmak gibi lüksleri yok. Ulaşım, sağlık ve gıda tedarik ağları gibi durdurulmayan sektörlerde çalışanlar da keza bu insanlar. Eşitsizlik ve yoksullukta ilk sıralardaki bu kesimler salgınının da ön saflarındalar.

Wisconsin eyaletinde Siyahlar nüfusun yüzde 6’sını, Covid-19 ölümlerinin ise yüzde 40’ını temsil ediyorlar. ABD’nin en büyük üçüncü şehri Chicago’da Siyahlar vakaların yüzde 50’sini, ölümlerin ise yüzde 68’ini oluşturuyorlar. San Francisco’da vakaların üçte biri ve hastaneye yatırılanların yüzde 80’inden fazlası Hispanik. New York’ta Siyahlar, Beyaz akranlarının iki katı oranında ölüyor. New York’ta ön cephe çalışanların yüzde 75’ini renkli insanlar teşkil ediyor.

Minnesota eyaletindeki Minneapolis şehrinde polis gözaltına aldığı bir Siyah Amerikalı’yı adetâ boğarak öldürdü. Polis dizini yerde yatan George Floyd’un ensesine dakikalarca bastırarak nefessiz bıraktı. Ne Floyd’un “nefes alamıyorum” sözleri, ne çevredeki insanların tepkisi polisi durduramadı. Floyd salgın sebebiyle işini kaybeden milyonlarca insandan biriydi.

Floyd’un ölümüyle ilgili en çarpıcı açıklamalardan biriyse New York Belediye Başkanı Bill de Blasio’dan geldi. Yayınladığı twett’te Blasio, “Videoyu gördüm. Dehşete kapıldım. George Floyd gün ışığında öldürüldü ve onu öldüren adam bir polis memuruydu - ve bu memur bir adamın hayatını aldığını hiç umursamadı. George beyaz olsaydı, şimdi hayatta olurdu” dedi. Bu sözler Beyaz Irkçılığın güvenlik güçleri arasında virüs gibi dolaştığını ifşa ediyordu.

Floyd ilk değildi. 13 Mart’ta da Louisville kentinde Breonna Taylor isimli 26 yaşındaki Siyah Amerikalı kadın gece yarısı 3 Beyaz polis tarafından evinde sekiz kurşunla vurularak öldürüldü. Polis uyuşturucu arama gerekçesiyle eve girmişti. Evde uyuşturucu bulunmadı. Dahası, Taylor sağlık sektöründe çalışan ve salgınla mücadelede ödül almış bir kadındı.

Siyah Amerikalılar “Siyah Hayatlar Önemlidir” sloganıyla bu cinayetleri protesto ediyorlar. Floyd’un “nefes alamıyorum” sözü yeni protestoların simgesi oldu. Siyahlar, Hispanikler ve Irkçılık karşıtı diğer Amerikalılar şimdi “nefes alamıyoruz” sloganıyla günlerce sokaklardalar.

ABD eski Başkanı Barack Obama, milyonlarca Amerikalı için Irk ayrımcılığına maruz kalmanın adeta normalleştiğine vurgu yaparak “yeni bir normal” inşa etme çağrısı yaptı. Özetle söylemek gerekirse salgın ABD’de devasa boyutlardaki eşitsizlik sorununu daha kötüleştirdi. Beyaz Amerikan ırkçılığı ise salgının eşitsiz ve orantısız dağılımının kaynağı olmayı sürdürüyor.

ABD Başkanı Trump: Koronavirüs ile mücadele için sıtma ilacı kullanıyorum
Koronavirüs
ABD Başkanı Trump: Koronavirüs ile mücadele için sıtma ilacı kullanıyorum
ABD Başkanı Donald Trump, koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında sıtma ilacı (Hidroksiklorokin) kullandığını açıkladı. "Son birkaç haftadır, önlem amaçlı hidroksiklorokin kullanıyorum." diyen Trump, bunu kendisinin istediğini doktorlarının da itiraz etmediğini vurguladı.
AA
Trump'tan Obama çağrısı: Kongrede ifade versin
Dünya
Trump'tan Obama çağrısı: Kongrede ifade versin
ABD Başkanı Donald Trump, Rusya soruşturmasına ilişkin yaşanan son gelişmelerin ardından Kongreye, ABD'nin eski Başkanı Barack Obama'yı ifade vermeye davet etme çağrısında bulundu. Trump'ın açıklamasında, "Ben, Senato ya da Temsilciler Meclisi üyesi olsaydım, ülkemizin tarihinde en büyük siyasi suçu ve skandalı için ifadeye çağıracağım ilk kişi Barack Obama olurdu. O, her şeyi biliyor" ifadeleri yer aldı.
AA
Tuskegee’den New York’a değişen bir şey yok
Tuskegee’den New York’a değişen bir şey yok

New York’ta covid-19 virüsüne bağlı olarak gerçekleşen ölümlerin istatistiklerine baktığımda hiç şaşırmadım. İstatistikler, Hispanik ve siyahilerin beyazlara göre daha çok öldüğünü söylüyordu zira. “Amerika lan bu” dedim, “bildiğimiz Amerika.”

Amerika’da pek çok alanda “genetiğe sirayet etmiş beyaz üstünlüğü fikri” kırılmış olabilir. Ekonomide, sporda, kültürde… Fakat üç alanda asla bir kırılma söz konusu değildir: Eğitim, politika ve sağlık.

Anglo Sakson tabanlı ırkçılık, geçmeyen bir hastalık gibi, Amerika’nın kılcal damarlarında yolculuğunu sürdürmektedir. Üzerine beyaz çarşaf, başına külah geçirenlerin sayısında azalma yoktur. Sadece çarşaf-külah ikilisini giymemeyi akıl edecek kadar “sofistike” hale gelmiştir ırkçılık.

Obama’nın “Obamacare” adıyla bilinen sağlık paketinden önce ABD’de sağlık sigortası olmayan insanların oranı yüzde yirmilere dayanmıştı. Obama, bunu yüzde ona kadar geriletebildi ama Amerika’nın nüfusunu düşündüğünüzde bu şu demek: “30 milyon insan, hasta olmamak için gece gündüz dua ediyor.”

Amerika’da sağlık sigortanız yoksa ölüyorsunuz. Ya fiziken ya da ekonomik olarak. Acilden giriş yapmanın 800, standart doktor ücretinin 400, ambulansla nakilin 2.000 dolar düzeyinde olduğu yazılıp çiziliyor gazetelerde.

Eh, bilinmeyen şey değil. Sağlık sigortası olmayan kitlenin kahir ekseriyeti Hispanikler ve siyahiler. Yani “kolaylıkla gözden çıkarılabilecek alt sınıf”ın insanları.

Bizim safdil liberallerle, “Amerikan muhibbi” diyebileceğimiz merkez sağcılarımızın “saklamak zorunda oldukları” çok gerçek var anlayacağınız ABD konusunda.

1932’den 1972’ye değin Tuskegee’de vazgeçtiği siyahilerden bugün de vazgeçmeye devam ediyor ABD.

Bence hem tıp hem de bilim tarihinin en büyük utanç vesikalarından biridir Tuskegee deneyleri.

1932 yılında, Amerikan Sağlık Servisi isimli kuruluş, “fakir halkı tedavi edeceklerini” ilan ederek Alabama’nın Tuskegee bölgesinde 600 siyahi erkeğe güya testler yaptı. Oysa yaptıkları test değil, bu insanlara frengiye yol açan bakteriyi enjekte etmekten başka bir şey değildi. Amerikalı bilim adamları, frenginin tedavisini bulmak için siyahlar arasında frenginin yaygınlaşmasını sağlamıştı.

Bu korkunç deneydeki kahredici ayrıntı ise şuydu. 1947 yılına gelindiğinde bulunan penisilinin frengiyi tedavi ettiği doğrudan ortaya çıkmıştı ama bu deneyi yürütenler, frengi bulaştırdıkları hastalara penisilin vermediler zira hastalığın nasıl seyrettiğini görmek ve hastalık yüzünden ölenlerin cesetleri üzerinde otopsi yapmak istediler. Üstelik bu deney kapsamında hastaların “yaşadıkları yerden çıkmaları ve başka bir kliniğe gitmeleri” yasaktı; zira hastalar başka bir kliniğe gittiklerinde penisilin tedavisiyle bu hastalıktan kurtulacaklardı.

Basitçe söylemek gerekirse, deneyi 1932’den 1972’ye kadar devam ettiren ABD’li bilim adamları “hastalığı tanımak” için bu insanları ölüme mahkûm etmişti.

Bulunduğunda “yerliler daha çabuk ölsünler” diye Avrupa’dan gemiler dolusu çiçek hastasını Amerika kıtasına getiren Avrupa emperyalizminin en gelişmiş haline bugün “Amerika Birleşik Devletleri” diyoruz özetle.

Siyahların, Hispaniklerin, Amerikan yerlilerinin, fakir alt sınıftan beyazların “kaybı”nı hiçbir zaman sorun etmemiş Amerika’nın çok okunan gazetelerine “Türkiye koronayla mücadele etmiyor abicim” mülakatı veren solcularımızı görünce aklıma geldi bunları yazmak.

Liberaller, “Amerikan muhibbi” merkez sağcılar falan yapsa bunu çok garipsemezdim. Ama kendisini “solcu” diye tanımlayan adamın ülkesini emperyalist Amerika’ya yalan ve iftiralarla şikâyet etme çabasını hâlâ “acıklı” buluyorum. “İnsan, iddiasına bu kadar ihanet eder mi?” sorusuna bulduğum cevapsa şu: “Türkiye düşmanlığı parantezi, insanı bütün iddialarından da, bütün ilkelerinden de vazgeçirecek kadar aşağılık bir parantez.”

“Millet olma”nın ve “millet kalma”nın yolu ise bu parantezin dışında kalan herkesle yürümenin yolunu bulmaktır. Görünen o ki başka çare yoktur.

Trump’ın “Afganizasyon” politikası…
Trump’ın “Afganizasyon” politikası…

Münih Güvenlik Konferansı”nda Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Savunma Bakanı Mark Esper ile bir araya geldi. Görüşmeye ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad da katılmış. Görüşmeden yansıyan bilgilere göre, ABD ile “Taliban” arasındaki ‘barış müzakereleri’nin çok kısa bir süre içerisinde sonuçlanması bekleniyor. Eğer müzakereler beklendiği gibi gelişir ise ABD askerleri 18 yıldır savaştıkları Afganistan’dan çekilecekler.

ABD Başkanı Trump, 2016’daki seçim kampanyasında Amerikan askerlerini Afganistan’dan çekeceği vaadinde bulunmuştu. Ne ki Trump bu vaadini gerçekleştiremedi. Kasım 2020’de ABD’de seçimler yapılacak ve Trump vaadini gerçekleştirememiş bir Başkan olarak seçmenlerinin karşısına çıkmak istemiyor. Amerika’nın genç kuşaklarıysa Afganistan’ı ABD’nin ikinci Vietnam’ı olarak görüyorlar.

Hakikaten ABD’de Afganistan ve Vietnam arasında paralellik kuran yorumlar yapılıyor. “Sovyetler Birliği” 1979’da Afganistan’ı işgal etmişti. 10 yıl süren Afgan savaşı Sovyetler Birliği’nin dağılmasını hızlandırdı. Amerikalılar Afganistan’ı “Rusların Vietnam’ı“ olarak görüyorlardı. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilmesinin üzerinden yaklaşık 30 yıl geçti. Şimdiyse roller değişti, Sovyet askerleri 10 yıl Afganistan’da kalmıştı, Amerikalılar ise 18 yıldır oradalar. Trump, Afganistan’da ABD’nin hiçbir kazanım elde etmediğini, tam tersine trilyonlarca dolar kaybettiğini sıklıkla dile getirdi. ABD Savunma Bakanlığı verilerine göreyse 18 yılda Afganistan’da 800 milyar dolara yakın miktarda para harcandı.

Yapılan yorumlara göre Trump Afganistan’dan Amerikan askerlerinin çekilmesini sağlayabilirse, ikinci kez Başkan seçilme ihtimali güçlenecek. Bu yorumları yapanlar, 1972’deki Başkanlık seçimlerine atıflarda bulunuyorlar. 1968’de Cumhuriyetçi Parti’den Başkan seçilen Richard Nixon, Vietnam’daki Amerikan askerlerini çekmeyi vaat etmişti. Nixon vaadini gerçekleştirmek için “Vietnamizasyon” adı verilen bir politika izliyordu. Bu politikayı Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger üstlenmişti. Vietnamlılarla gizlice görüşmeler yürüten Kissinger, ayrıca Çin lideri Mao ile flört ediyordu. Nixon “kötü polis”, Kissinger ise “iyi polis” rolündeydi. Bu rol paylaşımı Kissinger’ın elini güçlendirmişti.

Nixon’ın 1972’de ikinci kez Başkan seçilmesinde Vietnam ‘dan çekilme taahhüdü önemli rol oynadı. Nixon yönetimi Ocak 1973’te imzalanan bir anlaşmayla Amerikan askerlerini Vietnam’dan çekti. Şimdi de Trump benzer bir kader ile karşı karşıya. Trump da bir süredir Nixon’ın “Vietnamizasyon” politikasını andıran nitelikte bir “Afganizasyon” politikası izliyor. Ancak işi Nixon kadar kolay değil. Trump, ABD’de savaşlardan beslenen ve her iki parti üzerinde nüfuz sahibi olan “Amerikan Askeri-Endüstriyel Kompleksi” tarafından ciddi bir baskı altında. “Kompleks” ABD’nin en kudretli lobisidir.

Önceki yazımızda dünyanın değişen koşulları içerisinde ittifak ilişkilerinin değiştiğine işaret etmiştik. ‘Yükselen küresel güç’ olarak Çin, ‘yerleşik küresel hegemon’ ABD için en ciddi rakip. Vietnam’da 58 bin askerini kaybeden ABD 2000’lerin başlarından itibaren Vietnam ile ilişkilerini iyileştirmeye başladı. Obama’nın Vietnam’a yönelik silah ambargosunu kaldırması yeni bir dönemin kapısını araladı. Trump ise Vietnam’ı ‘dost ülke’ olarak görüyor. Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ikinci görüşmesini Vietnam’da gerçekleştirdi. Vietnam ile gelişen ilişkinin Çin faktöründen kaynaklandığı söylenebilir.

Yaşlı tilki Kissinger şimdiyse Çin’i yalnızlaştırmak için Rusya ile iyi ilişkiler kurulması yönünde Beyaz Saray’a tavsiyeler veriyor. Aynı Kissinger, 1970’lerin başlarında Sovyetler Birliği’ne karşı Çin ile yakınlaşmayı savunuyordu. “Soğuk Savaş” döneminde Sovyetler Birliği, ABD’nin baş rakibiydi. Kissinger, Nixon’ı Çin ile diplomatik ilişki kurmaya ikna ederek Sovyetler Birliği’nin Asya’daki nüfuzunu zayıflattı. Kezâ Trump’ın “Afganizasyon” politikasını, ‘yeni rakip’ Çin ile irtibatlandırmak yanlış olmaz.

Obama'dan Trump'a ABD'nin savrulan Libya stratejisi: Terör örgütü DEAŞ ile değişti
Dünya
Obama'dan Trump'a ABD'nin savrulan Libya stratejisi: Terör örgütü DEAŞ ile değişti
2016'da DEAŞ'ın Libya'da etkin olmaya başlamasıyla bu ülkede UMH'ye doğrudan destek vermeye başlayan Barack Obama yönetiminin stratejisi, 2017 başında göreve gelen Donald Trump tarafından da devam ettirildi. Nisan 2019'da ABD aniden askerlerini Libya'dan çekme kararı alırken, Trump'ın Halife Hafter ile telefonda görüşmesi dikkati çekti. ABD'nin Libya politikasındaki bu değişimde, Trump'ın aynı tarihlerde Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri liderleriyle yaptığı görüşmelerin etkili olduğu belirtiliyor.
AA
Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan: Trump da, Obama da Ağrılı
Gündem
Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan: Trump da, Obama da Ağrılı
'11 Aralık Uluslararası Dağ Günü' dolayısıyla düzenlenen Ağrı Dağı Paneli'nde konuşan Belediye Başkanı Savcı Sayan, ''Herkes Ağrılıdır. Çünkü dünyadaki bütün canlılar Nuh'un Gemisi ile kurtulanların soyundandır. Dolayısıyla Trump da, Obama da Ağrılıdır'' dedi.
DHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.