Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
ABD'nin Afganistan'da yaşadığı hezimetin belgeleri ortaya çıktı
Dünya
ABD'nin Afganistan'da yaşadığı hezimetin belgeleri ortaya çıktı
Amerikan medyasına sızdırılan gizli belgeler, ABD'nin üst düzey yetkililerinin Afganistan'aki savaş hakkındaki gerçekleri gizledikleri, farklı bir tablo çizerek ülkedeki 18 yıllık savaşın artık kazanılamayacağı gerçeğini çarpıttıkları ortaya çıktı.
AA
Obama 11 milyon dolarlık malikane satın aldı
Dünya
Obama 11 milyon dolarlık malikane satın aldı
ABD eski Başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama Massachusetts eyaletinin Edgartown şehrinde 11.75 milyon dolarlık bir malikane satın aldı.

Diğer
11 Aralık 2002’den 13 Kasım 2019’a
11 Aralık 2002’den 13 Kasım 2019’a

2002 yılının son ayına gidiyoruz.

Dönemin ABD Başkanı Bush ile Ak Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Aralık ayının 11’inde, yine bir Çarşamba günü, yine aynı saatte, TSİ 20.00’de Beyaz Saray’da bir araya gelmişlerdi.

Erdoğan’ın bir ABD Başkanı ile ilk görüşmesi olacaktı bu.

Amerikalılar, kurnazca bir taktik geliştirmişlerdi.

Ülkesinde siyaset yasağı devam ettiği için milletvekili olamayan Ak Parti Genel Başkanı’nı Beyaz Saray’da ağırlayarak “Biz kendisini tanıyoruz” diyecekler ama karşılığında da sonradan önüne koymak üzere bir takım taahhütlerde bulunmasını isteyeceklerdi.

Irak’a ABD müdahalesinin ayak seslerinin duyulduğu dönemlerdi.

Bush, önceden planlandığı şekilde Erdoğan’ı şöyle bir yokladı, bağlayıcı bir söz almaya çalıştı.

Ancak Erdoğan tuzağa düşmedi, “Türkiye’ye dönünce arkadaşlarla değerlendirmelerimizi yapar, kararımızı veririz” dedi, geçiştirdi.

“BU İŞ BİTTİ” DENİLEN ANLARDA AÇILAN SAYFALAR

Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın A Takımı’nda yer alan, en son Genel Başkan Danışmanı sıfatıyla yine kendisine yakın bir yerde görev verilen Yalçın Akdoğan, dün Star gazetesindeki köşesinde Türk/Amerikan ilişkilerinin karakterini anlatan dikkat çekici bir yazıya imza attı.

Akdoğan, geçmiş dönemlerde Beyaz Saray’da yapılan görüşmeler öncesi yayılan karamsar atmosferlere atıflar yapıyor, sonra da şu tespitte bulunuyor:

“Geçmişte öyle zorluklar ve krizler yaşadık ki, ‘bu iş bitti’ denilen anlarda yeni bir sayfa açıldığına şahit olduk.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Türkiye saati ile 20.00’de Beyaz Saray’da, 17 yıl boyunca muhatap olduğu üçüncü ABD Başkanı olan Trump ile bir araya geldi.

Bu çalışma gezisinin yine Yalçın Akdoğan’ın ifadesiyle “sıkıntılı, zorlu ve gerilimli” bir süreçte yapıldığını biliyoruz.

İşin şöyle bir realitesi var:

1945 denkleminin kurulmasıyla başlayan ilişkiler tarihinde Türkiye, ABD’ye karşı son 74 yılın en güçlü dönemini yaşıyor.

Tersinden bir ifadeyle tanımlayacak olursak, ABD’nin Türkiye üzerindeki etkinliği hiç bu kadar zayıflamamıştı.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulması bu anlamda bir milat oldu diyebiliriz.

ELİNİ VERİRSEN KOLUNU KAPTIRIRSIN

Erdoğan’ın ABD açısından Trump’ın kullandığı tabirle tough/sıkı bir müzakereci olmasının arka planında, uzun bir liste halinde çıkarılabilecek olan ‘yaşanmışlıkların’ etkisi yok denebilir mi?

Yaz aylarında S-400 krizinin derinleştiği dönemlerde tehditler, şantajlar havada uçuşurken, Ankara’da pozisyon sahibi bir sürü insan yalpalarken, Cumhurbaşkanı milim kıpırdamadı.

Bir haber kaynağımızın ifadesiyle Erdoğan, etrafındaki bazı isimlerle bire bir konuşmalarında “yoksa bu işe sen de mi karşı çıkıyorsun” diye soruyordu.

Bu duruşu destekleyen faktörlerden bir tanesi hiç kuşkusuz Erdoğan’ın ABD’ye karşı beslediği güvensizlik duygusu idi.

Geri adım atması halinde bu durumun ‘elini verirsen, kolunu kaptırırsın’ haline dönüşeceğini düşünüyordu.

Kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmelerde, parti yönetimi toplantılarında dışarıya verdiği nabız buydu.

Bir kişinin sürekli bir biçimde ‘şeytana takla attırarak’ hareket eden bir muhatabı varsa eğer, böyle düşünmesini normal karşılamak gerekmez mi?

MODEL ORTAKLIKTAN ‘ERDOĞAN GİTSİN, ESED KALSIN’ POLİTİKASINA…

2008’de Obama Başkan seçildikten sonra ilk yurt dışı gezisini Türkiye’ye yapmıştı.

TBMM’de yaptığı konuşmada “partnership model/model ortaklık” teklifinde bulundu.

İlk döneminde ilişkiler hiç olmadığı ölçüde ‘ılımlı’ bir atmosferde gelişti.

Ancak devamında Obama’nın Türkiye için önerdiği model ortaklığı, İsrail’in Ortadoğu’da yalnızlaşmasına yol açan sonuçlar üretince, işbirliği arayışlarının yerini cezalandırma çabaları aldı.

Özellikle 2013’ten itibaren.

17 Mayıs 2013’te Beyaz Saray’da Erdoğan başkanlığındaki Türk heyeti ile Obama başkanlığındaki ABD heyeti arasında yapılan görüşme, Washington açısından Türkiye’yi cezalandırma politikasına yönelişin başlangıcı olarak görülebilir.

Obama o görüşmede Suriye politikasını değiştirmekten söz etti.

Artık Türkiye ile birlikte hareket etmeyecekti.

Esed giderse yerine kim gelir diye sordu.

O görüşme yapıldıktan sonra ortaya çıkan fiili gelişmeler, ‘Esed kalsın, Erdoğan gitsin’ şablonuna uyacak şekilde karşımıza çıktı.

Öyle olmadı mı?

Erdoğan Amerika’dan döndükten hemen sonra Gezi olayları başladı.

Devamını biliyorsunuz.

Benzer açıklama iki ayrı tarz: Obama ve Trump
Dünya
Benzer açıklama iki ayrı tarz: Obama ve Trump
ABD'li komedyen Jimmy Kimmel ABD Başkanı Donald Trump'ın Bağdadi açıklaması ile eski ABD Başkanı Obama'nın Bin ladin açıklamasını kıyasladı. İki başkanın konuşma farklılıkları ortaya komik bir kurgu çıkardı.
Yeni Şafak
PKK/YPG kaybedince Avrupa da kaybetti
Hayat
PKK/YPG kaybedince Avrupa da kaybetti
Avrupa Suriye’de ne askeri, ne de siyasi bir aktör. Avrupalı liderler, Türkiye’nin Rusya ile yaptığı anlaşma sonrası bu gerçek ile acı olsa da yüzleşiyor. Peki, ama Avrupa’nın bölge için sorumluluğu başlamadan bitti mi? Bitmesine izin verilmemeli! Bundan sonraki süreçte, Suriye’nin yeniden inşası ve mültecilerin evlerine dönmesinde Avrupa almadığı sorumluluğu alabilir.
Yeni Şafak
Acaba?
Acaba?

Trump, “IŞİD’in elebaşı Bağdadi’nin İdlib’de ABD operasyonuyla öldürüldüğünü” açıkladı: Sarışın Kovboy’un beyanına göre “Saklandığı evin altındaki tünelde kıstırılan Bağdadi intihar yeleğini patlatıp kendisini ve üç çocuğunu öldürdü!”

Eğer, Trump’ın anlattıkları doğruysa: “ABD, “son kullanma tarihi dolan” veya “misyonu biten” kullanışlı elemanının fişini çekmiş” demektir!

Nitekim: İran Haberleşme Bakanı Cahromi de, Trump’ın “Az önce çok büyük bir şey oldu” tweetini alıntılayıp “ Önemli bir şey değil, sadece yarattığın şeyi öldürdün!” diye yazdı!

Sarı Kovboy’un, “IŞİD’i Obama kurdu. Sahtekâr Hillary de ona yardım etti” yollu 2016’daki ifşaatını (itirafını) tam da burada hatırlatalım!

KUŞKULAR

Rusya ve de İran; ABD’nin Bağdadi’nin ölü ele geçirildiğine dair beyanına şüpheyle yaklaştıklarını duyurdular!

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Konaşenkov, “Güvenilir bilgilere sahip değiliz. Bağdadi’nin El Kaide’nin kontrolü altındaki bölgede bulunduğuna dair doğrudan kanıt görmek istiyoruz” dedi…

İgor Konaşenkov’un,DEAŞ’ın, 2018’in başında Rusya Hava Kuvvetlerinin desteğiyle yenilgisinden bu yana; Bağdadi’nin ‘bir defa daha’ölmesinin, Suriye’deki durum ya da İdlib’te kalan teröristlerin eylemleri üzerinde hiçbir operasyonel önemi yok şeklindeki sözleri de pek manidardır!

*

Şu ana dek yahut “bu satırların yazıldığı sırada” Washington, Bağdadi’nin öldürüldüğünü kanıtlayan “herhangi bir delil” sunabilmiş değildir…

“Cesede iki kez DNA testi yapıldı ve cesedin Bağdadi’ye ait olduğu kesinlik kazandı” şeklindeki Beyaz Saray açıklaması da; şu DNA testinin belgesi dünya kamuoyuyla paylaşılamadığı müddetçe ikna edici olamayacaktır.

*

ABD, 1963’te “kendi başkanını katletmiş” bir devlettir.

“İslam’ı, Müslümanları kötülemek” gayesiyle kurduğu Kontra Terör Örgütü’nün elebaşını “derin vazifesi” bittiğinde operasyonla ortadan kaldırması da; öyle zor bir iş değildir…

Bu tarafı tamam da; ama ya ciddi kuşkular?

Bir defa, operasyonun Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtını yaptığı döneme denk getirilmesi dikkat çekiyor. Ayrıca, “başka kuşkulu hususlar” da vardır.

Rusya Sözcü Konaşenkov’un açıklamasında da atıfta bulunulduğu üzere “daha evvel, birkaç kez Psikolojik Harekât kapsamında öldürülmüş olan!” bir DEAŞ elebaşından bahsediyoruz!

*

Gazetecilik mesleğinin temel ilkelerinden biri de “kuşku” duymaktır: Gelen haberlere şüpheyle yaklaşabilmektir. “Acaba?” diye sorabilmektir!

Buradan hareketle…

ABD’nin Bağdadi’nin “İdlib’te bir operasyon sonucu öldürüldüğü” iddiasına dair “muhakkak delil sunması gerektiğini” ısrarla işaretlemek, bunu beklemek…

Gerçeği arayan gazetecilerin işidir; dahası haklı talebidir.

Aksi halde: Amerika Birleşik Kuyruklu Yalanlar Devleti’nin dolmuşuna binmek kaçınılmaz olur!

“Gazeteci” görünümlü Etki Ajanları (mesela, Ertuğrulgiller familyası) Washington’dakilerin veya Beyaz Saray’ın açıklamalarından asla zerre miskal kuşku duymazlar!

Bu gibilerin özel görevi; Haydut Devlet ABD’nin 11 Eylül’deki yalanlarından, “Saddam’ın Kitle İmha Silahı” zırvalarına kadar birçok hadisede –kitleleri, ısrarla ve itina ile yanıltmaktır!

BİN LADEN YALANINI UNUTMUYORUZ

ABD’nin başta Bin Laden Operasyonu olmak üzere, benzeri olaylarda İyi Hal Kâğıdı bulunmadığı bir gerçektir!

Bu sütunda defalarca değinildiği gibi; dönemin ABD Başkanı Obama’nın 2 Mayıs 2011’de “Laden’in Pakistan’daki bir özel askeri operasyon sonucunda öldürüldüğü” yolundaki malum açıklaması devasa bir yalandan ibarettir.

Bu hakikati; başta ABD olmak üzere hiç kimse değiştiremez!

“Böbrek yetmezliğinden” dolayı 20 Şubat 2007 tarihinde öldüğü KESİN olan Bin Laden’in dört sene sonra (2 Mayıs 2011’de) ABD’nin operasyonunda “öldürülmesi” elbette mümkün değildir! Ancak, bu büyük yalan tüm dünyaya yedirilmiştir!

Aradan 8 yıldan fazla bir zaman geçtiği halde; ABD, Bin Laden’in “öldürüldüğünü” kanıtlayan tek bir delil dahi sunamadı; tek bir fotoğraf karesi ya da görüntü sunamadı! Neden? Çünkü hepsi yalandı!

Ne var ki; yalan ne kadar büyük olursa, peşine takılan da o kadar çok oluyor…

Mesela; Hürriyet’in bir devşirme yazarı, dünkü köşesinde “ABD, Bin Laden’in ayağına taş bağlayıp okyanusun dibine yollamıştı” palavrasını “zevkle” tekrarlıyordu!

Sekiz yıl önce; Sahtekâr Obama ve Düzenbaz Hillary ile adamları Beyaz Saray’da -güya- Laden’in “öldürülmesi” operasyonunu dikkatle izlerken poz vermişlerdi!

“Bin Yalan Donald” ile kadrosunu, “Bağdadi Operasyonunu izlerken” gösteren fotoğraf da; aynı kuşkuları beraberinde getiriyor…

Trump da “Film izler gibi izledik. Mükemmeldi” dedi, ya!

Trump'tan çekilme kararını eleştiren Obama'nın danışmanına sert tepki
Dünya
Trump'tan çekilme kararını eleştiren Obama'nın danışmanına sert tepki
ABD Başkanı Trump, Suriye'den çekilmesini eleştiren selefi Obama'nın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice'ı çok sert tepki gösterdi: 'Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak Başkan Obama'nın felaketi olan Susan Rice şimdi bize Suriye'de ne yapılacağı hakkında fikrini söylüyor. 'Kumda kırmızı çizgiyi' hatırlıyor musunuz? Bu Obama idi. Milyonlarca insan öldü. Hayır, sağ ol Susan, sen bir felakettin'

Yeni Şafak
Çocuk terörist yetiştirme kampları
Çocuk terörist yetiştirme kampları

Diyarbakır’da çocuklarının terör örgütü PKK/YPG-HDP tarafından dağa kaçırılması nedeniyle HDP il binası önünde oturma eylemi başlatan annelerin sayısı 13’e çıktı. Bilindiği gibi Hacire Akar, 21 Ağustos’ta kaybolan oğlu Mehmet’in HDP’liler tarafından dağa kaçırılarak terör örgütü saflarına katıldığı iddiasıyla 22 Ağustos’ta partinin il binası önünde oturma eylemine başlamıştı.

Video: Çocuk terörist yetiştirme kampları


Bu eylemden 3 gün sonra terör örgütü tarafından Mehmet Akar ailesine geri gönderilmişti. Anlaşılan PKK/YPG terör örgütünün sözde yöneticileri eylemin genişlemesinden korkarak Akar’ı serbest bırakmışlardı. Zira çeşitli yöntemlerle çocukları dağa kaçırılan Kürt anneleri yaklaşık 7 yıl öncede bir ilk olarak belediye önünde gerçekleştirdikleri eylemlerle; ’’PKK’nın uzun yıllardan bu yana Kürt vatandaşlarımız başta olmak üzere Türkiye genelinde uyguladığı şiddet politikasının ve silahlı mücadelenin sonunu getirebilecek bölgeyi normalleştirecek yeni bir dalganın önünü açmışlardı.’’ PKK/YPG terör örgütünün Güneydoğu’da uzun yıllar boyunca terör ve şiddet yaratarak baskı ve kontrol altına aldığı anneler ve aileler çocuklarının terör örgütü saflarına katılmalarını üzüntü, çaresizlik ve korku içinde izlemiş, dağa çıkan çocukların kahraman olduğu savıyla yapılan psikolojik harekat, mahalle baskısı ve örgütün şiddet eylemlerine muhatap olmamak için en yakınlarına bile çocuklarının dağa katılmasına karşı olduklarını açıklayamamışlardı. 16 Aralık 2012 tarihinde istihbarat birimlerimiz tarafından İmralı’da Öcalan ile yapılan görüşmeler sonucu başlayan milli birlik ve kardeşlik projesi olarak adlandırılan ÇÖZÜM SÜRECİ’inde silahların susması, PKK terör örgütünün silahtan ve şiddetten arındırılması ve bölge insanının ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlarının demokratikleşme hamleleriyle çözüme kavuşturulması yönünde atılan önemli adımlar bölgede insan hakları ve özgürlükleri çerçevesinde önemli paradigma değişikliklerine neden olmuştu. Çocukları dağa kaçırılan Kürt annelerinin PKK/YPG terör örgütüne karşı Diyarbakır Belediyesi önünde başlattıkları ilk eylemi bir milat olarak kabul edebiliriz. Çünkü PKK/YPG terör örgütü için bu eylem sonrasında Güneydoğu başta olmak üzere tehdit ve şiddetle elde edilen kamuoyu desteği asgari seviyeye inmiş örgüte katılımlar açık bir şekilde azalmıştır. Çözüm sürecinin ABD Başkanı Obama döneminde Pentagon’un kontrolündeki PKK/YPG-HDP terör örgütünün sözde yöneticileri tarafından 20 Temmuz 2015 tarihli Suruç katliamında Türkiye’nin parmağı olduğu gibi gülünç bir iddia ile 22 Temmuz’da Ceylanpınar ilçesinde görevli iki polis memurunun Suruç katliamına misilleme olarak örgüt tarafından infaz edilmesiyle bozulmuştu. Oysa Suruç katliamında DEAŞ, PKK/YPG-HDP ve FETÖ işbirliği yapılan soruşturmalar sonrasında açık bir şekilde ortaya çıkarılmıştı.

Türkiye, terörle mücadelede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terörü kaynağında bitirme doktrinini başarı ile uygulayarak, Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı, Zeytindalı, Pençe, Kıran ve Kandil’i hedef alan hava destekli askeri harekatlarda PKK/YPG terör örgütüne büyük darbeler indirdi. Kaybettiği örgüt elemanlarının boşluğunu çocuklarla doldurmaya çalışan terör örgütü PKK/YPG maddi zorluk içindeki aileleri kandırarak ya da zorlayarak çocuklarından koparıyor, 11-16 yaşındaki çocukları, sözde eğitim kampı görünümünde kamplara götürerek bir daha aileleriyle görüştürmüyor. İşlediği bu suç, uluslararası insan hakları örgütlerince sık sık ele alınıyor. BM’ye göre YPG/PKK 2017’de 72’si kız olmak üzere en az 224 çocuğu ailelerinden koparıp sözde kamplarında eğitime alırken, 2018’de ise bu sayı 5 katına çıktı.

PKK’nın bünyesinde “Çocuk Savaşçıları” barındırdığına dair uyarılar ile bunların serbest bırakılmalarını içeren çağrılar, birçok uluslararası örgütlerce defalarca gündeme getirilmiş ve bu konu Zeytin Dalı Harekâtı esnasında ele geçirilen materyallerden de, çocukların sözde savaşçı terörist olarak kullanıldığına dair elde edilen bilgilerle tescillenmişti. Terör örgütü, uluslararası hukukun benimsediği insani değerleri de ayaklar altına alarak insanlık suçu işlemek suretiyle, 1994 yılından beri sistematik olarak çocukları ailelerinden kaçırarak veya ikna ederek koparmış ve küçük yaştan itibaren çocukların örgüt ideolojisi ile devşirilmesini kendisine bir ilke olarak benimsemiş ve uygulamıştır. Örgütün lider kadrosu 18 yaşın altındaki çocukları geri göndermediklerini ve bunlara cephelerde, ideolojik, siyasi, kültürel eğitimler verdiklerini kabul etmektedir. PKK bölge illerinde yaptığı faaliyetlerle çok sayıda çocuğu önce politize etmekte ve daha sonra dağ kadrosuna katmaya çalışmaktadır. Çocuk asker kapsamına giren ve terörist olarak yetiştirilen bu kesim PKK tarafından hem çatışmalarda hem de propaganda amaçlı olarak kullanılması oldukça yaygın bir uygulamadır. Çocukların gösterilerde kullanılması sonucunda çok sayıda çocuğun yaralandığı, öldüğü ve gözaltına alındığı bilinmektedir.

Sözde PKK’ya verdiği desteği Kürtlere veriyor maskesi altında Pentagon’un kontrolü altındaki uluslar arası kuruluşlara son günlerde BM de katıldı. BM Genel Sekreteri’nin ‘Silahlı çatışmalarda çocuklar’ konusundaki özel temsilcisinin SDG üyesi Mazlum Abdi ile örgütün bünyesindeki çocuk savaşçıları bırakması için imzaladığı ‘ortak eylem planına’ Cumhurbaşkanı Erdoğan terör örgütünün meşrulaştırıldığı sav’ıyla karşı çıkmıştı. Nitekim BM ile bu anlaşmanın imzalanması ve açıklamaların yapılmasının üzerinden 2 ay bile geçmeden terör örgütünün çocukları kaçırarak zorla silahlı terör eğitimi verdiği ortaya çıktı. PKK terör örgütü mensuplarını Kürt olarak gösteren Batı ve medyası terör örgütünün kaçırıp terör eğitiminden geçirdiği Kürt analarının sesini neden duymaz?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.