Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Bu böyledir
Bu böyledir

“Bu kadar kitabı nasıl okuyacağız abi?” serzeniş -ve hatta feryadıyla- çok sık karşılaşırım. Ortadoğu okumaları yaptığımız arkadaş gruplarıyla her oturumumuzda şuna benzer cümleler kurarım ben de: “Şu anda, biz burada hasbihal ederken bile, mutlaka okumamız gereken ama bırakın okumayı, elimizi sürmeye bile imkân ve vakit bulamayacağımız en az 10 ‘baba’ kitap raflarda ve kitap satış sitelerinde yerini aldı. Bu, sadece Ortadoğu için ve şu an için. Bir de başka diğer sahaları ve günün diğer vakitlerini düşünün. Sürekli kitap, dergi, makale... Asla baş edemeyeceğiz.”

Üstümüze yağmur gibi “kitap okuma listeleri” yağarken, sıklıkla dile getirilen bir diğer şikâyet de şu: “Okumaya heyecanla başlıyorum, bir süre öyle gidiyor. Sonra heyecanımı yitiriyorum. Günde yüzlerce sayfa okuduğum zamanlardan, haftalarca doğru-dürüst kitap yüzü açamadığım zamanlara savruluyorum. İstikrarı sağlayamıyorum bir türlü!” Günümüzün bol telaşlı ve karmaşalı şartlarında, hepimizin dönem dönem yaşadığı bir hal bu belki.

Okumak vazgeçilmez bir eylem olduğuna göre -ki bunda şüphe yok- yönteme dair bazı mühim noktaları hatırlamak ve hatırlatmak yerinde olur. Madem şu koronavirüs günlerinde -en azından teorik olarak- okumak için bolca vaktimiz var, bu vakitleri daha verimli geçirebilme adına…

Evvelâ, yayımlanan her kitabı ve yazılı eseri okumaya takat yetiremeyeceğimiz gerçeğiyle yüzleşeceğiz. Yüzlerce yıllık ömrümüz olsa, sürekli okusak ve okumaktan başka bir iş yapmasak bile, kitaplar bizi mutlaka mağlup edecek. Bu gerçeğe teslim olmak bizi sakinleştirecek ve daha rasyonel bir bakış açısına ulaşmamıza yardımcı olacaktır. Hayal kurarken makul çerçeveden uzaklaşıldığında (mesela burada: “Çıkan her kitabı okuyacağım, en azından karıştıracağım”), o hayal insana psikolojik rahatsızlık ve huzursuzluk olarak da dönebilir.

İkincisi, “kitap yığma” takıntısının bizi esir almasına müsaade etmeyeceğiz. Köşeye yığılan ve paylaşılmayan her şey, insan için zamanla yüke dönüşüyor. Belli zamanlarda kütüphanemizde elemeler yapmak, ihtiyacı olanlara kitap ulaştırmak, tabir-i câizse “kitap infakı” çok önemlidir. Yaşarken hasis bir şekilde kitaplarını hiç paylaşmayan birçok kimsenin, ölümlerinden sonra kütüphanelerinin yağmalandığını veya yok pahasına el değiştirdiğini çok görmüşümdür.

Üçüncüsü: Okumalarımızı “bizi ilgilendirenler” ve “ilgilendirmeyenler” olarak ayırmak da hayatî ehemmiyet taşır. Vaktimiz zaten kısıtlıyken, bir de lüzumsuz vadilerde oyalanırsak, istikameti hepten şaşırırız. Temel İslâm kültürümüze dair okumalar, meslekî formasyonumuz çerçevesinde bilmemiz gerekenler ve hayatı anlamlandırmada bize yardımcı olacak faydalı, öğretici ve keyifli metinler şeklinde bir sıralama yaparak, işimizi biraz kolaylaştırabiliriz.

Dördüncü olarak, okuma eylemini sürekli hale getirmek zorundayız. “Her gün mutlaka 30 dakika okuyacağım. Öldüğümde, o günkü okuma ödevim, tabutumun başında yerine getirilecek kararlılıkta hem de. Hiçbir şartta, okumadan gün geçmeyecek” diyebilirsek, “en hayırlı amel, az da olsa sürekli olanıdır” ölçüsünü yakalayabiliriz. İstikrar ve devamlılık, hayattaki her alanda, muvaffakiyetin anahtarıdır.

Ve nihayet, okuduklarımızı kalıcı hale getirebilmek için mutlaka kayıt altına alacağız. Kitap özeti çıkarmak, sohbet halkalarında anlatmak, sosyal medyada paylaşmak… Bunun için çok sayıda yöntem mevcut. Okunanları kayıt altına almak, şu mecburiyeti de beraberinde getirecek: Okuduklarımız, kalıcı hale getirilecek kadar önemli ve muhtevalı olacak.

Bu böyledir. Usule riayet etmeden yapılan işler, bu isterse okumak gibi faydası asla tartışılamayacak bir şey olsun, istenen neticeyi ve bereketi getirmeyecektir.

***

Dikkatli okurların gözünden kaçmamıştır: Yazımın başlığı Mustafa Kutlu üstadımızdan. Öyle duru, öyle öz bir ifade ki, merâmımı kısaca anlatabilmek ve sözü mühürlemek için ödünç alıverdim.

***

Ramazan-ı Şerîf, bu sene bizi inziva halinde yakaladı. Şerrin hayr tarafından bakınca, bu aynı zamanda kendimize gelme, aklımızın ve kalbimizin tertibini gözden geçirme, dinginliğe ve sekînete erişme, tefekkür ve tezekkür fırsatı anlamına geliyor. Ve tüm bunlarla beraber, etrafımıza karşı daha fazla hassasiyet ve ilgi… Bu noktada belki de soracağımız ilk soru şu olmalı: “Komşumuz tok mu?” Ama belki ondan da önce: “Halini yakından bildiğimiz kaç komşumuz var?” Komşusu aç iken tok yatmama emri, herhalde “etrafınızda olan-biteni yakından takip edin!” hikmetine mebnî. Şu günlerimiz, bunun için de sıkı bir başlangıç olsun…

Hayırlı ve bereketli ramazanlar.

Beypazarı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde
Gündem
Beypazarı UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde
Beypazarı’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dahil edildiği açıklandı.
Yeni Şafak
Salgın sanata dönüşecek: Derginin Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kılıçarslan Cins'in nasıl kurulduğunu da anlattı
Hayat
Salgın sanata dönüşecek: Derginin Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kılıçarslan Cins'in nasıl kurulduğunu da anlattı
Cins Dergi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Kılıçarslan, dergi olarak bu günleri nasıl geçirdiklerini anlattı. Modern sanatın pandemiyi hızla takip edeceğini belirten Kılıçarslan, “Bunun ilk yansımalarını sanattan alırız bence. Çağdaş sanat dediğimiz modern sanat bir süredir ‘izolasyon’ ve ‘yalnızlık’ gibi kavramlar üzerinden pek çok iş üretiyordu. Dolayısıyla modern sanat bu pandemiyi hızla takip edecektir ve çok verimli şekilde sanat ürünlerine dönüştürecektir” dedi.
Yeni Şafak
4 bin yıllık 'Harput' ilk defa böyle boş görüntülendi
Koronavirüs
4 bin yıllık 'Harput' ilk defa böyle boş görüntülendi
UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine giren 4 bin yıllık tarihi geçmişe sahip olan Elazığ'ın simgesi medeniyetler beşiği Harput Mahallesi, tarihinde ilk kez korona virüs salgını nedeniyle tamamen boş kaldı. Camilerden 5 vakit ezan sesinin yükseldiği Harput'un Muhtarı Zülküf Demirpolat, "Öksüz kaldı" sözleriyle durumu özetledi.
IHA
Evde mi kalıyoruz yoksa ekrana hapis bir hayat mı yaşıyoruz?
Evde mi kalıyoruz yoksa ekrana hapis bir hayat mı yaşıyoruz?

“Evde Kalma” günlerinde anneler vakitlerini daha verimli bir şekilde geçirmek için çaba sarf ediyor. WhatsApp gurupları üzerinden okudukları kitapları paylaşmaya çalışıyorlar. Gayretlerine saygı duymakla birlikte beş kişiyi geçen bir WhatsApp gurubunda kitap paylaşımı verimden çok yorgunluk getirir diye düşünüyorum.

Okuma eylemini illa bir teknolojik platformda gerçekleştirmek yerine tam tersine teknoloji üzerine eleştirel kitapları okuyarak, not olarak, yazılı bir paylaşım içine girilmesinin daha verimli olacağını düşünüyorum. WhatsApp gruplarında kitaplar üzerine konuşulması hakkında ne düşündüğümü soran değerli okuyucularıma öncelikle gruptaki her bireyin kitap okuma ve anlama kapasitesinin birbirine denk olması gerektiğini hatırlatmak isterim.

“Evde kalma günleri”nde esasında eve değil ekrana kapatıldığımızı idrak etmemiz gerekiyor. Sözlü kültür, yazılı kültür, dijital kültür. “Evde kalma günleri”ni dijital köleler haline gelmeden tamamlamak için eleştirel mesafemizi korumak zorundayız. Kendi aranızda teknoloji üzerine tartışmanız için size Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış Bary Sanders’in Öküzün A’sı kitabından notlar aktarmak istiyorum. Aşağıda dikkatinize sunacağım notlardan her birinin kendi hayatınız üzerinden izini sürerek en yakın arkadaşınızla bu iz üzerinden sohbet edebilirsiniz. Notların üzerine attığım başlıklar bana ait. Buyurun:

Sözlü kültürde bilgelik

“Sözlü kültürde yaşayan insanlar çok şey öğrenir birçok bilgiye sahip olur ve bunları kullanabilirler ama bu bilgeliği bizim “çalışma” dediğimiz yöntemle edinmezler. Onlar ustayla çok yakın yaşanan bir çıraklık ilişkisinde dinleyerek, duyduklarını tekrarlayarak, atasözlerini benimseyip onları farklı şekilde bir araya getirmeyi öğrenerek, kalıplaşmış bazı bilgileri özümseyerek toplu bir anımsamanın içine girerek öğrenirler” (s.28).

Okuma-yazma-göz

“Okuma-yazma görsel olanın üzerinde durarak göze öncelik verir. Anlama ulaşmak için göz devamlı taramalıdır. Göz sürekli olarak deneyim arar ve görme alanı içinde kalan her şeyi yakalar. Gerçeği deşifre edebilmek için gördüğü her şeyi ayrı ayrı parçalara bölmek ve görme alanı içine giren her şeye hâkim olmak zorundadır göz… Oysa her organ gibi gözün de sınırları vardır” (s.29).

“Kulak da görür”

“Antik dünyada insanlar kulağın görme kapasitesinin farkındaydılar” (s.29).

“Sözellik kültürü fazla sır tutamaz. Sırları rahatça anlatabilmek için başkalarının gözünden ve kulağından uzaklaşması gerekir “(s.32).

Sözlü kültürde mantık

Sovyet psikolog Alexander Luria, 1930’ların başında Sovyetler Birliği’nde Özbekistan ve Kırgızistan’ın bazı ücra bölgelerinde araştırmalar yapmıştır.

Luria okuryazar olmayan köylülerde ‘eleştirel’ düşüncenin bazı özelliklerini bulmaya başladı. Luria’nın verdiği örneklerden biri şuydu: “Kuzeyde, karların olduğu yerde bütün ayılar beyazdır. Novaya Zemba Kuzeydedir ve orada her zaman kar vardır. Orada ayılar ne renktir?” Deneklerden birinin verdiği yanıt bütün grubu tanımlayan tipik bir yanıt oldu: “Bilmem. Ben kara ayı gördüm. Başka ayı görmedim… Her yerin ayısı başkadır” (s.36).

Okuma-yazma algıyı tümüyle değiştirir

Okuma yazma algıyı tümüyle değiştirir. Okur-yazarlığın azı-çoğu olmaz. Azıcık okuma-yazma becerisi bile algıyı değiştirmeye başlar. Neredeyse anında kişiyi topluluk düşünce tarzından uzaklaştırıp benmerkezci ve soyut bir dünyaya yerleştirir. Batıda okur-yazarlığın ilk gerçek temsilcisi Platon oraya ve zamana ait öyküleri anlatan tüm şairleri -o eski moda “rhetorları”- hemen Devletinden atmış ve yerlerine soyut düşünür ve felsefecileri getirmiştir” (s.39).

Fazla televizyon seyreden çocuklarda limbik sistem gelişmez

Limbik sistem nasıl gelişir?

“Limbik sistem, kendi yarattığı imgelerle beslenir. Kimi araştırmacılara göre, çocuklar -örneğin kitap okurken, masal dinlerken ya da oturup hayal kurarken- kafalarına herhangi bir görüntüyü canlandırdıklarında; kalp limbik sistemi besleyen, onu güçlendirerek daha canlı görüntüler yaratmasını sağlayan bir hormon üretir. Güçlü bir limbik sistem de günümüz tüketici kültüründe yaygın olan sadizm ve şiddet görüntülerinin bombardımanına karış doğal bir savunma oluşturur”(s.47).

Limbik sistem bağışıklık sistemini düzenler.

Cinayetlerin tanıklığı olarak geçen çocukluk

“Bir çocuk eğer günde ortalama iki ila dört saat arası televizyon izliyorsa ilkokulu bitirdiğinde toplam sekiz binden fazla cinayete tanık olmuş olacaktır. Ancak burada tanık sözcüğünü kullanırken dikkatli olmalıyız, bu çocuk insanlığa karşı işlenebilecek en iğrenç suçun son derece grafik bir temsilini normal alışılmış bir davranış olarak kabul etmeyi öğrenmiş, buna karşı sessiz kalmış, suç ortağı olmuştur. Televizyon, çocuğu hareket fırsatı elinden alınmış bir tanık, konuşma yeteneğine sahip, ancak ses telleri kesilmiş güçsüz bir yaratık haline getirir” (s.48).

“Çocuk, televizyonu; her gereksinimini bilen elektronik bir anne gibi kullanır. Oysa televizyon evrensel bir annedir” (s.48).

YediHilal Derneği dijital okuma grupları kurdu: Bereket Dijitalde Yayılsın
Gündem
YediHilal Derneği dijital okuma grupları kurdu: Bereket Dijitalde Yayılsın
YediHilal Derneği, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) yayılmasını önlemek amacıyla insanların evde kaldıkları süreçte dijital okuma grupları ve hadis halkaları kampanyası başlattı.
AA
Bakanlıktan 65 yaş üstü vatandaşlara koronavirüse karşı 19 'altın' öneri
Hayat
Bakanlıktan 65 yaş üstü vatandaşlara koronavirüse karşı 19 'altın' öneri
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 65 yaş ve üstü vatandaşların yeni tip koronavirüsten korunmaları için dikkat etmeleri gereken önlemlerin bulunduğu 19 maddelik öneri listesi hazırladı. Listede, salgınla mücadelede kişisel temizlik, hijyen tedbirlerinin yanı sıra 'Televizyon başında hareketsiz uzun saatler geçirmeyin', 'Su kısıtlaması önerilen bir hastalığınız yoksa bol su içmeye özen gösterin' gibi tavsiyeler bulunuyor.
AA
Sosyal medyada korona günleri: Her güne yeni bir challenge
Hayat
Sosyal medyada korona günleri: Her güne yeni bir challenge
Koronavirüsten korunmak için sosyal izolasyanu benimseyen birçok kişi evine kapandı. Gün içinde yapacak aktivite sayısı kısıtlı olanlar ise sosyal medyada birbirlerine meydan okudukları yeni akımlar başlattı. Kitap okuma challenge, tuvalet kağıdı sektirme challenge ya da çocukluk fotoğraflarını ifşa etmek gibi birçok challenge korona günlerinde insanların eğlencesi haline geldi.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.