Her düğümde güzelleşiyor: II. Abdülhamid himayesinden günümüze
Hayat
Her düğümde güzelleşiyor: II. Abdülhamid himayesinden günümüze
Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası, 176 yıldır saray, köşk ve kasırların ipekli mefruşatını üretirken, ''müze fabrika'' özelliğini de koruyor.
AA
Türkiye çok okuyor çokkk
Türkiye çok okuyor çokkk

Günün ve güncelin dilini küçük mekanlardan okuyorum. En net görüntü oralarda. Bir kitapçı dükkanı ya da bir kafe. Bir tadilatçı dükkanı ya da bir tamirci. “Herkes”in herkes ile karşılaştığı yerler buralar...

Video: Türkiye çok okuyor çokkk


Mahallemizin kitapçısı, tadilatçısı, ayakkabı ve çanta tamircisi, 16 yüzyıl kahvehaneleri gibi herkesin kendi meşrebine, yaşına göre mekan tuttuğu kafeleri, insanın kendine yük olmadığı yerler olarak varlığını sürdürüyor.

(İnsanın kendine yük olduğu yerler var bir de... Nereler mi? Bu sorunun cevabı sizde. Kendinize sorun. Varlığınızı bir yük olarak en çok nerede taşımakta zorlanıyorsunuz?)

Biraz sonra sizi mahalle kitapçımıza götüreceğim. Kitapçının müşterileri ya çocuklarının okul ödevi için kitap arayan veliler ya da emekli beyler ve hanımlar. Emekli hanımlar çoğunlukta elbet.

Dükkana girdim. Tek bir müşterisi var kitapçının henüz. Minyon, güzel bir kadın.70 yaşlarında olmalı. Yüzündeki çizgiler kalemle kondurulmuş kadar ince. Kitapçıya arka arkaya sorular soruyor. Neşeli bir ilkokul öğrencisi gibi içi içine sığmıyor. Birinin cevabını almadan ötekini soruyor: “İpek’in kitabı geldi mi? Yılmaz’ın kitabı ne zaman geliyor. Ay çok merak ediyorum hangisi daha güzel acaba?”

İki soru arasında nefesini erteliyor adeta, bir taraftan da çantasından çıkardığı Sarah Jio kitaplarını değiş tokuş ediyor. Herkese, her şeye hakim. Hakimiyetinin dışında kalabilecek olan şeylere karşı gardı mükemmel.

“Bir daha Doğan’ın kitabını almam. (Doğan Cüceloğlu’ndan bahsediyor). Ay ne popülist o adam öyle. Her konuda bir fikri var, her şeyi ben biliyorum diyen bir popülist.”

Konuşmasına es verir gibi olunca kitapçıya Serbest Fırka ile ilgili elinde kitap olup olmadığını soruyorum. Kitapçı bilgisayarına bakarken 70 yaşlarındaki sarışın güzel kadın, benim sorduğum soruyu geçersiz kılmak için derhal duruma müdahale ediyor: “Serbest Fırka ile ilgili kim ne kitap yazabilir. Yani!”

“Siyasal Bilimler Fakültesinin hocaları yazabilir...” diyorum sırf sorusuna cevap vermiş olmak için. “Ama ben döneme tanık olanların kitabını arıyorum daha ziyade.”

“Hoca mı? Var öyle meşhur biri?”

Verdiğim isimlere dudak büküyor. “Hiç rastlamadım!” diyor. Ne demek istediğini anlıyorum. Ama anlamamış bir şekilde, “Birisi rahmetli oldu zaten öteki de karşı yakada oturuyor” diyorum, sanki kadın bana bu semtte karşılaşmadığından bahsetmiş gibi. Onun bahsettiği tek semt var o da ekran.

Bir zamanlar ekranlardan inmeyen bir stratejistin kitabını gösterip “Erol’un ilk kitabı bu muydu?” diye soruyor kitapçıya.

“Onun çok kitabı var efendim hangisi olduğunu bilemem” diyor kitapçı kibar bir şekilde.

Kitapçı dükkanına başka bir sarışın kadın giriyor. Saçları tarazlanmış. Dip boyası gelmiş. Benim minyon sarışın hanım kadar enerjik değil. Tezgahın üzerindeki küresel aşk pazarının kitaplarını çantasından çıkardığı kitaplarla değiş tokuş ediyor. Bir de torunun siparişleri varmış. İki harften oluşan üç tane isim sayıyor. (Kitapların reklamına ufacık bir katkımın olmasını istemem).

“Aaa” diyor sarışın minyon hanım “benim torunum da onlardan istediydi. Nasıl kitaplar onlar?”

“İnternet sitesinde dizisi yayınlandı” diyor kitapçı. “Tamam o zaman” diyor kadın.

Ekrana düşen her şey iyidir. Sorup soruşturmaya gerek yok(!)

Üçüncü bir kadın giriyor içeri. Onu görmüyorum. Sadece sorusu ile, ses tonu ile yeni bir kadın olduğunu anlıyorum. (Kapıya doğru sırtım dönük olduğu için kadına bakmam ayıp olur diye merakımı yenip bakmıyorum.) Bir yazar ismi söylüyor. “İslam tasavvufu gibi bir şeydi kitabının adı” diyor. “Haa” diyor benim sarışın minyon hanım “evet bu sıralar en çok televizyonda onun kitabı tanıtılıyor.”

Böyle işte. Nineler televizyonda tanıtılan kitapların, torunlar da internette dizi olan kitapların peşinde.

Velhasıl Türkiye çok okuyor çokkkk.

Gazete okuyabilmek için 8 kilometre yürüyor
Hayat
Gazete okuyabilmek için 8 kilometre yürüyor
Giresun'un Güce ilçesinde yaşayan 84 yaşındaki Ahmet Ali Demirel, gazete okuyabilmek için her gün yaklaşık 8 kilometrelik yolu yaya olarak katediyor. Hiç yorgunluk hissetmediğini söyleyen Demirel, gazetelere ulaşma heyecanının kendisini ayakta tuttuğunu belirtti.
AA
Hayatı yazarak
yaşamak güzel
Hayat
Hayatı yazarak yaşamak güzel
Yazı dünyasının önemli isimlerini ağırlayan İstanbul Edebiyat Festivali 10 yaşında. ‘Yazmak ve yaşamak’ temasından yola çıkan festivalin onur yazarı Sevinç Çokum. Festivalin tarihi 10-15 Aralık.
Yeni Şafak
40 yıl sonra gelen Selvi Boylum Al Yazmalım itirafı
Hayat
40 yıl sonra gelen Selvi Boylum Al Yazmalım itirafı
'Selvi Boylum Al Yazmalım' filminin senaristi Ali Özgentürk 40 yıl sonra itiraf etti. Türkan Şoray'ın finalde Cemşit karakterine değil de İlyas'a dönmek istediğini söyleyen Özgentürk, bavulunu alıp seti terk ettiğini anlattı. Ali Özgentürk, Türkan Şoray'ı Rüçhan Adlı'nın ikna ettiğini ve senaryonun böylelikle değişmediğini kaydetti.
Diğer
Sanat nazariyatı için yorucu okumalara talip olmak gerekir
Sanat nazariyatı için yorucu okumalara talip olmak gerekir

Gelenek sanat ortamlarında sonu gelmez bir talep olarak konuşula gelen nazariyat ihtiyacının, bu sanatları asıllarına has olarak anlama ve anlatma arzusundan çok, modern sanat nazariyatıyla rekabet etme arzusundan kaynaklandığı aşikardır.

Video: Sanat nazariyatı için yorucu okumalara talip olmak gerekir


Dolayısıyla, söz konusu arzunun, herşeyden önce kendi zemininden kaymış olmasındandır ki, bu şekliyle esas alınması veya itibar görmesi halinde, ortaya konulabilecek nazariyat da zaten yanlış bir zeminde tesis edilmiş olunacaktır.

Zira, modern ile geleneksel sanat nazariyatlarında sanatkara yüklenen roldeki ayrım başta gelmek üzere, yaratım ve tekrarlama anlayışlarından kaynaklanan kapatılması nerdeyse imkansız olan farklılıklar, ya zoraki bir sentezle geçici olarak halledilmeye çalışılacak, ya da bunlardan birinin inkarıyla, hangisi öne çıkarılacaksa ona mahsus bir güzelleme yapılması yoluna gidilecektir.

Bu durumda, bir nazarıyata ulaşma arzusunda samimi olan geleneksel sanat sanatçılarının modern bilimlerle, İslami ilimler arasındaki kategorik farkları bilerek, gerek sanat gerekse yaşayışta hâl esasında tümlenen nazar(iyat)ı ve pratiği birlikte kavramaya çalışmaları çok daha isabetli olacaktır.

Bunun yolu ise, başta hâl ilmi olan tasavvuf ile metafiziğe dair metinlerin sanat/çı gözüyle okunmasından ve dolayısıyla adeta ummandan inci çıkartırcasına bir zahmete talip olunmasından geçecektir.

Bu bahiste tasavvuftan sıkça bahsettiğimi hatırlayarak, ilgili örneğimi Ebu’l-Hasan el-Âmiri’nin Kitâbü’l-Emed Ale’l-Ebed (Sonsuzluk Peşinde adıyla çev.: Yakup Kara, TÜYEK Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2013) adlı metafizik kitabından vermek istiyorum.

El-Âmiri, “nefsin bedenden ayrıldıktan sonraki durumunu araştırmak amacıyla kaleme” aldığı bu eserde, “metafizik meselerin geometri ilkeleriyle açıklanışı” babında şunları söylemektedir:

“Geometri meseleri hakkında eğitim görüp daha sonra metafizik ilimleri elde eden her insan, geometrinin temel prensiplerini, metafizik meseleri izah (takrîr) etmede kullanır. O, geometrinin bütün temel prensiplerinin, Allah (cc.)’ın yaratmasının büyüklüğünü ve Allah’ın süflî ve ulvî âleme nüfuz etmiş olan kudretini salih kullarına gösteren alametler ve deliller olduğunu iddia eder ve şöyle der:

Eğer bölünme (tecezzî) ile nitelenemeyen, fakat gücü bütünde (fi’l-küllî) etkili olan ve hiçbir şeyde gâip olmayan bir zâtı idrak etmek istersen, noktayı hayal et. Nitekim nokta, bölünme kabul etmez, âlemdeki cisimlerin her yerinde bulunur ve gücü, dünyanın her yerinde geçerlidir. Çünkü âlemin ayakta durması (sebât) tamamen ona, yani âlemin merkezi olan noktaya bağlıdır. Zira bilinmektedir ki nokta, Allah (cc.)’ın takdiriyle dünyadaki bütün cisimlerin sürekliliğini koruyan bir şey makamındadır. Yani Allah’u Teâlâ, yaratmasıyla feleğin hareketinin devam etmesi için noktaları koruyucu olarak ikame etmiştir.

Eğer geniş bir zaman dilimine yayılmaksızın, kulun Mevlâ’sı ile olan ani irtibatının nasıl olduğunu; yine geniş bir zaman dilimine yayılmaksızın, Mevlâ’nın kula ani bakışı (nazar) irtibatının nasıl olduğunu ve hiçbir zeval ve sapma olmaksızın, Mevlâ ile kulun aralarındaki bağlantının (vuslat) sağlamlığını idrak etmek istersen düz bir çizgiyi hayal et. Nitekim düz bir çizgi tek bir sûrete sahiptir ve onun uzaması düz bir tarzda olmaktadır. Düz çizginin hareketine asla bir kopukluk (inkıt’) ârız olmamaktadır. Aksine düz çigide hareket bulunduğu zaman bu, sabit bir şekilde, yani başında, sonunda, ortasında devam eder. Allah’ı tesbih ve zikretmeler bu şekilde cereyan etmektedir. (...)

Eğer herkese verilmiş, gerçek mertebeye erişilebilir, sağlıklı gözler için aşikar, salih dualar ve mukaddes tesbihler ile ilişkili, birincil olanlardan ikincil olanlara yani rûhânî varlıklardan cismânî varlıklara kadar, hepsinden yardım elde etmeye bitişik –ki bu, âlemin her tarafına yayılmış olan rahmettir- fazileti idrak etmek istersen düzlemi hayal et. Nitekim düzlem, karşılaşma ve dokunmaya açık, şekil ve sûret vermeye konu olabilen, bölmeye (tafsîl) ve sınırlandırmaya (tahdîd) elveren, kendisini çevreleyen sınır ile ilişkili, birinci miktar ile son miktar, yani uzunluk ve derinlik arasında bulunandır. Kendi başına kâim olan miktar –ki bu, cisimdir- bunda son bulmaktadır.

Eğer tam cömertliğe, yüce bir inayete, gerçek bir paylaştırmaya –yani hak etme (istihkak) ilkesine göre taksim edilmiş ihsana, adalet ve eşitliğe delalet eden bakışa (nazar), eşyanın, mertebelerine göre elde edilmesi için ilim yerine kâim olan hikmete ve künhüne vâkıf olunmayacak erdemli siyasete vâkıf olmak istersen o halde, cismi hayal et.”

Örneğimi neden geometriden verdiğime gelince: Hans Belting’in kelimeleriyle, Batı sanatındaki geometri tasarı geometridir. İslam sanatlarındaki geometri ise saf geometridir. İki zihniyet arasındaki fark ise, mekan ve bakış farkına dayanır.

Okumak dostluk kurmaktır
Hayat
Okumak dostluk kurmaktır
“Okumak” herkes için ayrı bir tanıma sahip. Kimimiz için bilgi kaynağı, kimimiz için mecburiyet kitap okumak. Biz yine de Proust’un dediğine inanalım: “Okumak bir dostluk kurmaktır.” Hayatlarını kitaplara adayan, kendi kelimelerini de onları anlatmakta kullanan yazarlar mı? İşte onların kitapla ilişkisi herkesten biraz daha samimi.
Yeni Şafak
İnsan hayatının keşfedilişi
Hayat
İnsan hayatının keşfedilişi
Ercüment Cengiz’in Yazmaya Devam Et adlı romanı Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Daha önce de Gırnatacı romanıyla iyi bir çıkış yakalayan, Çellocu romanıyla da kendinden söz ettiren Ercüment Cengiz, bu defa ünlü kalp cerrahı Sarp Özkan’ın merak dolu hayatını ele alıyor.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.