Valéry’nin gölgesi
Valéry’nin gölgesi

Paul Valéry, Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler - Paradoxe Sur L’Architecte -Eupalinos ya da Mimar’ını tıpkı ilk bakışta Platon’un diyaloglarını kurguladığı gibi kurgulamıştır.

Sokrates, Platon diyaloglarında, en önemli, en yüksek şeyler’i bildiklerini umduğu sofistleri, siyasetçileri, şairleri, tragedya yazarlarını, hatipleri, zanaatkarları.. konuşturmak suretiyle (zihini bir doğurtmayla) bulmaya çalışmıştır.

Onun aradığı en önemli, en yüksek şeyler’in ise, “... Atina’daki tüm faaliyeti ve insanlarla üzerinde konuştuğu şeylerin neler olduğu dikkate alınırsa, bunların hayatla, hayatın anlamı ile, ölümle, ölümden sonra bizi bekleyen kaderle, iyi yaşama ve mutlulukla ilgili şeyler olduklarını tahmin edebiliriz.” (Ahmet Arslan, İlk Çağ Felsefe Tarihi, İBÜ Yayınları, İstanbul 2014)

Dolayısıyla Platon’un diyaloglarında Sokrates, insanda doğuştan var olan (verili) bilgiye erişebilmek için konuşturan, ilgili kişiler ise konuşturulandır.

Valéry, kendi diyalogunda bu yapıyı tersine çevirmiştir; konuşturan Phaidros, konuşturulan ise Sokrates’tir; nitekim Platon’un Phaidros’u, Sokrates’in “Sevgili Phaidros, nereden gelip nereye gidiyorsun?”; Valéry‘nin Eupalinos ya da Mimar’ı ise Phaidors’un “Ne yapıyorsun orada Sokrates?” sorusuyla başlar.

Hal böyle olunca, doğurtma yöntemi de tersine dönmekle kalmaz ve bu kez Sokrates’in bilgilenme amacı da, kendisinden kimi itirafları sağlama şeklinde yeni bir mahiyet yüklenir.

Valéry, diyalog sahnesini ölüm sonrası mekanda kurmakla itirafa en uygun ortamı elde ederek, bu ortamı ve pişmanlığı Sokrates’e bizzat söyletir:

“Phaidros, benim solgun Phaidros’um. Gölgem’in kardeşi Gölge, işleyecekleri herhangi bir töz ellerinde bulunmasa ve çabaları tenden yoksun olmasa son derece pişman olacağımı hissediyorum! Ortalığı kırıp geçiriyorlar, ardı arkaları da kesilmiyor! Biçimleniyorlar ama renklenmelerine olanak yok!... Beyhude bilgenin gölgesinden daha beyhude bir şey var mıdır.”

Valéry, bu beyhudeliği, yine Phaidros’un soruları (doğurtma gayreti) üzerinden Sokrates’i felsefi tefekküründe dünyada iken eksik bıraktığı bir hususu konuşturarak, bizim (yaşayanlar) için fikri bir doluluğa / bilgiye / anlama tevdi eder. Bunun adı, sanattır!

Platon’un sanata değil ama sanatkara mesafesi, hocası Sokrates’in ona mirası olarak değerlendirilir. Haşlakoğlu, “Platon düşüncesinde sanatın ve sanatçının olumsuzlanması tümüyle hakikatle ilişkisindeki tutumuna bağlıdır, yoksa sanat ve sanatçıyı kendi içlerinde hedef alan bir olumsuzluk söz konusu değildir” dese de, Platon’un Sokrates’in sanatçılarla ilgili ironik tutumunu vermedeki gayretine baktığımızda, onun sanatla / sanatçıyla mesafesi önemli hale gelir.

Valéry’nin eserini yazarken, bu durumu özellikle gözettiğini, kendi önsözündeki şu yakınmasından, ironisinden ve siteminden fark ederiz:

“Yüzyılın çabası gelecek ilkelerin zekasını fethetti. Bugün yapılan estetik analiz geleceğin eserleri arasındaki sentezin zafer kazanacağını öngördü. Yine de geleneksel çatı katlarının somurtkan ağırlığı, çelikten yapılma çiftliklerin kasvetli katılığı yaşamla bu kadar çok temas kurmuş olsa da heyecanlanmıyor! Çirkinliğe ve kazanca sövüp sayan, külah çatıların altında ilahi okuyan küçük kutsal tabulardan uzakta, dizelerden uzakta, senfonilerden uzakta merak uyandırmayan düzenlemeler üzerinde çalışıyor duvarcılar. Sözcükleri sert birer taş gibi uzun uzadıya yontan ve Tapınak’larını ayağa diken inşaatçısı oldu şiirin, ama tek bir mimar bile Flaubert olamadı...”

Pahaidros’la Sokrates’in konuşmaları zaman kavramıyla başlayıp düş, aşk, bilim, kent, tapınak, ebediyet, filozof, hakikat, anı, perde, güzellik, kendini inşa etmek kelimelerinden mimariye ulaşır. Beden – mimari – musiki ilişkisinden, eser terimine ve dolayısıyla sanata / sanatçıya gelip dayanır. Buradan itibaren konuşmaların söz, sayı, söylem, biçim, eserle büyülenme, ruhun sakinleşmesi, doğa(llık) ve yapaylık, düzenle düzensizlik.. kelimelerinden sürmesi sanki kaçınılmaz gibidir. Son sahnede ise en çok konuşan Sokrates’tir, zira, Phaidors’un sorularıyla felsefi tefekkürünü yeniden değerlendirme noktasına gelmiştir.

Valéry, konuşmaları baştan sona bir şiir özeniyle kurarken, kim bilir belki Sokrates’in sanata / sanatçıya yan bakışıyla hesaplaştığını, hatta büyük bir şair olarak ondan intikam aldığını bile düşünmüş olabilir.

Ama asıl önemli olan, onun gölge Sokrates’i konuşturmakla, şimdi bir gölge olarak kendisinin de konuşturulabilirliğine dair bize sunduğu yeni imkandır.

Sokrates’in gölgesi
Sokrates’in gölgesi

Sokrates, felsefi tefekkürüne dair yazılı hiçbir eser bırakmadığı halde, öğrencisi Platon’un kendi felsefi tefekkürünü, diyalog esaslı eserlerinde, onun üzerinden nakletmesiyle felsefe tarihi içinde müstesna bir mevki kazanmıştır.

Platon’un diyaloglarında dile getirdiği felsefi tefekkürün ne kadarının kendisine, ne kadarının hocası Sokrates’e ait olduğu bilinmemekle birlikte, her ikisinin hayatına ve tefekkürüne dair malzemeler de yine ancak diyaloglarından devşirilebilmekte. Diğer bir söyleyişle, hoca olarak Sokrates ile öğrenci olarak Platon’un hayatına ve tefekkürüne dair bilgiler, Sokrates diyaloglarında iç içe geçmiş bulunmaktadır.

Platon’un bunları ve bu şekilde Sokrates’i baş role oturtarak, diyaloglar yoluyla vermesi de oldukça ilginçtir. Zira, Oğuz Haşlakoğlu’nun belirlemesiyle diyaloglar bir sahneye sahiptir ve bu sahne “diyalogların kendi iç bütünlüğünde anlaşılmasını sağlayacak ‘asli görsel mimetik’ unsurdur.”

“Bu açıdan bakıldığında’ der Haşlakoğlu, “Diyalogların sahnesi, tıpkı bir tiyatro sahnesinde olduğu gibi, her şeyden önce izleyicisini muhatap alan belli bir mekandan ve içinde ‘sahneye koyulan’ belli bir oyundan oluşur. Bir sahne, izleyici yoluyla anlamını bulan bir temaşa anlamında theoria mekanıdır, çünkü sahneyi bir tiyatro (theatron) kılan özellik onun ‘nazari’ (theoria) esasından gelir. Öyle ki tiyatro izleyicisi de bu nedenle ‘nazari bakışında sahneyi kuşatarak temaşa eden’ anlamında theorian adını alır. Demek ki izleyici, sahneyi seyrediyor olması sebebiyle aslında oyunun vazgeçilmez bir parçası olarak oyuna esas bakımından dahildir. Ne var ki bu katılımın koşullarına baktığımızda şu sınırlayıcı durumla karşılarız: sahne her şeye rağmen bir mekan olarak yalnızca oyuncu içindir, çünkü oyun seyirci için oynansa da bunu sağlayan asli öğe oyuncudur. Dolayısıyla bir oyun, gerçekleşebilmek için, elbette seyirciye hitap etmek zorundadır, ancak yine de yalnızca oyuncu vasıtasıyla oynanabilir.” (Platon Düşüncesinde Tekhnê, Sentez Yayınları, İstanbul 2016)

Haşlakoğlu’nun bu değerlendirmesi esasında asıl ilginç olan theo, theoria, theorian kelimelerinin kökdeşliğinde gelişen Sokrates diyaloglarının, bir sahne imgesi olarak hâlen sahneden temaşa edilebilme özelliğini taşıyor ve dolayısıyla kendisini bu manada da halen sürdürüyor olmasıdır ki bunu (Platon’un mağara istiaresine göndermede bulunarak söyleyecek olursak), Sokrates’in (ve Platon’un) asırlar önce bedenen yokluğa karışmalarına rağmen, birer gölge halinde, felsefi tefekkürleriyle aramızda bulunuşlarında pekiştirmemiz de mümkündür.

Zira Sokrates, Nietzsche’nin kelimeleriyle, tıpkı yaşadığı zamanlardaki gibi bugün de hayat sahnesinde yine baş rolde, “Felsefi görevlerini yerine getirmekte, soru sormakta, bizar eden bir atsineği gibi insanları canından” bezdirmekte ve “İnsanın elde edebildiği en büyük mutluluk (olarak) erdemi ve başka konuları” her gün tartışmakta (halen tartışılmasına neden olmakta) değil midir? (Platon Öncesi Fiozoflar, çev.: Nur Nirven, Pinhan Yayınları, İstanbul 2018)

Sokrates diyaloglarının imgesel olarak sahnelenmede sürekliliğini, imgeden esere tevdi ederek teyid eden bir deneme de var üstelik:

Paul Valéry’nin (1871 – 1945) dilimize Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler adıyla çevrilen eseri (Çev.: Alp Tümertekin, Janus Yayıncılık, İstanbul 2018).

Bu kitapla ilgili Fransız yayımcının Notu’nda şu bilgiler verilmektedir:

Eupalinos’un ardından yazarın gençken kaleme aldığı ve L’Ermitage dergisinin 1891 Mart sayısında yayımlanan, ancak daha sonra hiç yayımlanmayan bir parçasını okumak ilginç olacaktır; bu parça mimarlığın ve sorunlarının yazarın hep ilgisini çektiğini göstermektedir.

Bu parçanın son satırları aleksandrin olarak kaleme alınmış ve Pierre Louys’un girişimiyle Conque dergisinin 3. sayısında (1 Mayıs 1891) Orphée başlığıyla sone biçiminde yayınlamıştır.”

Valéry, bir önceki yüzyılın büyük şarilerinden biri. Aynı zamanda mütefekkirdir ki, zaten büyüklüğü bunu zorunlu kılar.

Mimar Üzerine Aykırı Düşünceler’i edebi planda “Fransız üslûbunun” oluşmasında mimarlık, iç dekorasyon, resim, heykel ve gravür çalışmaları cihetinden bir etki taşısa da, asıl Sokrates diyloglarının günümüzde de sürdürebilirliğini göstermesi bakımından önemlidir; zira ayrıca sone biçiminde yayınlanmış da olsa başlı başına bir diyalogdur.

Sokrates ile Phaidros arasında diyalog tarzında kurgulanan eser, Platon’un güzellik, aşk, belagat konularını işlediği Phaidros’un devamı gibidir.

Bu nasıl mümkün olmuştur; bakalım inşallah...

Norveçli firma için üretilen balık taşıma gemisi denize indirildi
Ekonomi
Norveçli firma için üretilen balık taşıma gemisi denize indirildi
Yalova'nın Altınova ilçesinde, Norveç merkezli Nordlaks firması için inşa edilen canlı balık taşıma gemisi denize indirildi. Gemide iki adet, 2 bin metreküp kapasiteli balık taşıma tankının bulunuyor.
AA
Juventus'un gözü Pogba'da
Spor
Juventus'un gözü Pogba'da
İtalya Serie A takımlarından Juventus, Manchester United’ta forma giyen eski oyuncusu Paul Pogba’yı kadrosuna katmak istiyor. İngiliz ekibi de Fransız oyuncudan gelecek bonservis bedelini Haaland ve Sancho’nun transferleri için kullanacak.
IHA
Evanjelik kilisesi Beyaz Saray
Dünya
Evanjelik kilisesi Beyaz Saray
ABD Başkanı Donald Trump’ın, hakkında azil soruşturmasının resmileşmesinin ardından, ülkedeki popüler televanjelik isimlerden ve aynı zamanda ruhani danışmanı Paula White’ı Beyaz Saray’da resmi bir göreve getirmesi dikkat çekti.
Yeni Şafak
Felsefî problemler tarihi
Hayat
Felsefî problemler tarihi
Elmalılı M. Hamdi Yazır’ın Fransızca’dan tercüme ettiği, içine özel notlar eklediği Gabrieal Seailles ve Paul Janet imzalı felsefe tarihi kitabı “Metalib ve Mezahib” hem yazarları hem de çevireni açısından oldukça kıymetli bir çalışma. Asım Cüneyd Köksal tarafından orijinal nüshasından da karşılaştırılarak eser yeniden günümüz okuruyla buluştu. Köksal giriş yazısında iki yazarın bilindik bir felsefe tarihini değil felsefi problemler tarihini ele aldıklarını önemle vurguluyor.
Yeni Şafak
St. Pauli’den terör örgütünü destekleyen koreografi
Spor
St. Pauli’den terör örgütünü destekleyen koreografi
Türk futbolcu Enver Cenk Şahin’i Barış Pınarı Harekatı’na destek vermesinden dolayı kadro dışı bırakan Alman ekibi St. Pauli terör örgütüne destek verdi.
IHA
Enver Cenk Şahin'den kulübüne rest: Türkiye'ye dönüyor
Spor
Enver Cenk Şahin'den kulübüne rest: Türkiye'ye dönüyor
Futbol kariyerini Almanya'nın St. Pauli takımında sürdüren Enver Cenk Şahin, bugün yaptığı paylaşımla Barış Pınarı harekatına katılan Mehmetçik için desteklerini iletti. Bunun üzerine Alman kulübü sosyal medya hesabından futbolcunun uyarıldığını ve sorun çözülene kadar yorum yapmayacaklarını belirtti. 25 yaşındaki futbolcu kulüp yönetimine rest çekerek Almanya'dan ayrıldı.
Yeni Şafak

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.