4 ülkedeki varlıklarını satıyor
Ekonomi
4 ülkedeki varlıklarını satıyor

Çek enerji dağıtım şirketi CEZ , Türkiye, Polonya, Bulgaristan ve Romanya'daki varlıklarını satmayı ve iç pazara odaklanmayı değerlendiriyor.

Reuters
Polonya'da altız bebek doğdu
Hayat
Polonya'da altız bebek doğdu

Polonya'nın Krakow şehrinde bir kadın altız doğurdu. Ülke tarihinde bir ilk olan doğum sonrasında doktorlar altız doğurma ihtimalinin 4,7 milyarda bir olduğunu söyledi.

IHA
Tren, lastiği raylara takılan ambulansı biçti: 2 ölü
Dünya
Tren, lastiği raylara takılan ambulansı biçti: 2 ölü
Polonya'da hemzemin geçitte, arka tekeri raylara sıkışan bir ambulansa tren çarptı. Doktor ve bir sağlık görevlisinin öldüğü kaza, istasyonun güvenlik kamerasınca kaydedildi.
DHA
Kilise rahipleri kitapları yaktı
Dünya
Kilise rahipleri kitapları yaktı
Polonya'nın kuzeyindeki bir mahallede Katolik rahipler, aralarında Harry Potter'ın da bulunduğu bazı kitapları Hristiyanlığa ters olduğu gerekçesiyle ateşe verdi.
Diğer
Polonya'da öldürülen Türk öğrenci Furkan için tören düzenlendi
Dünya
Polonya'da öldürülen Türk öğrenci Furkan için tören düzenlendi
Polonya'da, bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybeden 21 yaşındaki Türk öğrencisi Furkan Kocaman için Türkiye'nin Varşova Büyükelçiliğinde tören düzenlendi.
AA
Polonya'da öldürülen Furkan'ın katili Muhammet Emektar tutuklandı
Dünya
Polonya'da öldürülen Furkan'ın katili Muhammet Emektar tutuklandı
Polonya'da eğitim gören Türk öğrenci Furkan Kocaman'ın katil zanlısı olarak açıklanan Muhammet Emektar tutuklandı.
AA
Furkan’ı katlettiler
Dünya
Furkan’ı katlettiler
Selçuk Üniversitesi öğrencisi Furkan Kocaman (21), Erasmus Değişim Programı kapsamında gittiği Polonya’da bir alışveriş merkezinde uğradığı bıçaklı saldırıda hayatını kaybetti.
Yeni Şafak
Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı
Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı

13-14 Şubat’ta Polonya’nın başkenti Varşova’da toplanan Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik Konferansı ABD’ye yeni bir hayal kırıklığı yarattı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, bu konferans ile kısa bir süre önce Ortadoğu’da yaptığı görüşmelerde aldığı sonuçları dünyaya ilan; daha doğrusu, aldığını zannettiği bağlılıkları teyit etmeyi planlamıştı. Ancak bunun olamayacağı toplantıdan birkaç gün önce ortaya çıkınca gündem değişikline giderek, toplantı Ortadoğu Konferansı’ndan, Ortadoğu’da Barış ve Güvenlik Konferansı’na dönüştü.

Video: Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı


MONOLOG MU DİYALOG MU

Altmıştan fazla ülkenin katıldığı toplantının değiştirilen gündemi “balistik füzelerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, siber tehditlere karşı alınacak önlemler, güvenlik ve enerji politikaları ile insani yardım” olarak ilan edildi. Ancak herkes bu toplantının İran’a ambargosunun takibi ve Pompeo’nun İran karşısında kurmaya çalıştığı İsrail ile müttefik Sünnî bloku güçlendirmeyi amaçladığının farkındaydı. Rusya ve Çin’in aldırmaması; Almanya ve Fransa gibi ambargoya güçlü destek veren ülkelerin toplantıya düşük düzeyde katılımları; AB’nin ilgisizliği toplantıyı hedeflerinden uzaklaştırmış ve bir monoloğa dönüştürmüştür. Kısaca ABD bu toplantıdan beklediğini alamamıştır. Ne Pompeo’nun biat teyitleri ne de İran karşısında güçlü bir blok görüntüsü verilememiştir. Dolayısıyla toplantının siyasi sonuçlarından çok magazin boyutu gündeme taşınmıştır. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun kulisleri, Uman Dışişleri Bakanı’nın Netanyahu ile gizli görüşme yapmak için geçtiği otopark manzaraları, İsrail’in İran’a karşı kendisini müdafaa hakkı olduğunu beyan eden bazı Arap ülkeleri dışişleri bakanlarının İsrail tarafından servis edilen ve sonra kaldırılan görüntüleri gündeme girmiştir.

Ortadoğu’da asla barışı istemeyen İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, toplantıdan mutlu ayrılıp, Arap ülkeleri ile bugüne kadar sağlanan en önemli diyaloğu sağladığını ilan etmesi; tamamen ülkesindeki iç siyasetin ve Şii baskısının altında Bahreyn Dışişleri Bakanı’nın, İran’ın İsrail’den daha zehirli olduğu yolundaki beyanatlarına rağmen bu toplantı bir fiyaskodur.

Barış’ı hedefleyen bir toplantının gerçek taraflarından, mağdurlarından ve bu konuda bağımsız fikir üreten düşünürlerden yoksun bir şekilde yapılması elbette böyle bir sonuç doğuracaktı. Toplantı için Varşova’nın seçilmesi bile sorunlu veya maksatlı bir tercih idi. İsrail’in kuruluşuna giden Filistin topraklarına göçün buralardan başladığını unutmamak gerekiyor. Polonya’da 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Yahudilere uygulanan soykırımda iyi bir sınav vermeyen ve II. Dünya Savaşı yıllarında Almanya ile yapılan işbirliği hatıralarının yaşadığı bir coğrafyada, Ortadoğu barışını aramak beyhudedir. Zaten toplantının sona ermesinden bir kaç saat sonra bu konuda İsrail ile Polonya arasında bir polemiğin yaşanması da bunu göstermiştir. Yahudi meselesinin başladığı noktada meseleyi sonlandırarak, dünyaya mesaj verme hevesi ABD’nin kursağında kalmıştır. ABD başkanının danışmanı Jared Kushner’in toplantıda açıklaması beklenen Trump’ın “asrın projesinden” söz edilmemesini de Polonya’nın istediği anlaşılmaktadır.

Peki bu meseleyi toplantının mimarlarının bilmemesi veya düşünmemesi mümkün müdür?

Elbette değildir. Ancak ABD, 2003’ten beri Ortadoğu konusunda akıl tutulması yaşamaktadır. Sahip olduğu üstün askeri güç ile bölgede her şeyi yapabileceğini zanneden ABD, Irak’ta başarısız olmuş, Suriye meselesini içinden çıkılmaz hale getirmiş ve uyguladığı siyaset ile bugün karşı olduğu İran’ı bölgeye yerleştirmiştir.

EVANJELİK, BEDEVî VE MEDENî

Trump’ın ABD başkanı seçilmesinden sonra ticaret dışındaki ABD siyaseti rasyonalitesini yitirmiştir. Ticarette, “ticareti dini bir ritüel sayan Hind menşeli Banyanlar” gibi davranan ABD; siyasette evanjelik aklı hakim kılmıştır. Selçuk’ta medfun Aziz Yuhanna’nın yorumuna istinaden; her fırsatta önce İsrail’i güçlendirip Kudüs merkezli bir Yahudi devleti yaratarak ardından İsa Mesih eliyle bir yeryüzü krallığı kurma zihniyeti, bugünkü Ortadoğu politikalarına egemen olmuştur.

Peki, ABD’nin dümen suyuna giden bölge ülkeleri bunun farkında değil midir? Evet, onlar da farkındadır. Ancak toplantıda öne çıkan bazı Körfez ülkelerinin, bedevi hayatın normlarına göre geliştirdikleri siyasetleri, böyle davranmalarını gerektirmektedir. Asırlardır varlıklarını ve kendi sınırları içindeki güç ve nüfuzlarını kabilevî kimliklerinden alan bu güçler, tarih boyunca hep günlük siyaset takip etmişlerdir. Bu yüzden itaatkar görünüp, isyan etmişler, müttefik görünüp, şartlara göre taraf değiştirmişler, hatta sadakat yemini edip ihanet etmişlerdir. Bu ifadeler, tahkir değil, tespittir. Bunları bilmeyenler veya anlamayanlar, bölge siyasetini çözme imkanından mahrumdur. Yarım asır boyunca ABD siyaseti, bölgeyi bilen İngiltere’nin eski uzmanlarından beslenirken, aynı kapasitede insan yetiştirememiştir. Hülasa, her zaman söylediğimizi tekrar edelim: Zannedildiğinin aksine ABD, bölgeyi tanımamaktadır.

Peki İran meselesi muallakta mı kalacaktır? İran’ın siyaseti ve ürettiği karmaşa ayrı bir yazı konusudur. Ancak bir başlangıç olarak bu soruya medenî Müslüman bir devletin aklı ile cevap vererek yazıyı sonlandıralım.

İstanbul’da mukim Batılı büyükelçilerin Osmanlı diplomatları ile bir araya her geldiklerinde İran da söz konusu edilmekteydi. Zira İran’ın Rusya ile olan yakınlaşmaları ve tavizleri onları rahatsız ediyordu. İran’a karşı Osmanlı nüfuzunu bir maşa olarak kullanmak istiyorlardı. Bir ara, İran ile Osmanlı arasındaki bazı sınır sorunlarını bahane eden Fransız elçisi III. Selim’e, bazı bedeller karşılığında, aracılık teklif eder. Nahifliği ile tanınan ve siyasette mahareti göz ardı edilen III. Selim’in, teklife “usule mugayir acayip şey” diyerek verdiği cevap, hâlâ geçerlidir: “İki devleti buluşturan İslam birliği sayesinde, tarafların memurları, sorunlarını aracı olmadan da çözmeye muktedirdirler. Batılılar, hesaplarını açıktan söylesinler bu işe karışmasınlar.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.