Satrançta ''Türkiye-Azerbaycan dostluk maçı'' başladı
Gündem
Satrançta ''Türkiye-Azerbaycan dostluk maçı'' başladı
Türkiye ve Azerbaycan'ın satranç sporcuları, FIDE On-line Satranç Olimpiyatı öncesi dostluk maçında buluştu. Türkiye Satranç Federasyonundan yapılan açıklamaya göre on-line düzenlenen turnuva, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu ile Azerbaycan Gençlik ve Spor Bakanı Azad Rahimov'un açılış konuşmalarıyla başladı.
AA
Adını rekorlar kitabına yazdıracak: Dünyanın en küçük satranç takımı
Hayat
Adını rekorlar kitabına yazdıracak: Dünyanın en küçük satranç takımı
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde yaşayan mikro minyatür sanatçısı Necati Korkmaz, dünyanın en küçük satranç takımını yaptı. 9 milimetre olan mikro eserini 5 ayda tamamlayan Korkmaz, normal boyutlardaki satranç takımı ile aynı özelliklere sahip mikro eserin tescili için Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na başvuracak.
AA
Dünyanın en küçük satranç takımını yaptı, tescil için Guinness'e başvuracak
Hayat
Dünyanın en küçük satranç takımını yaptı, tescil için Guinness'e başvuracak
Aydın'ın Kuşadası ilçesinde mikro minyatür sanatçısı Necati Korkmaz, dünyanın en küçük satranç takımını yaptı. Korkmaz, 9 milimetre olan mikro eserini 5 ayda tamamladı. Normal boyutlardaki satranç takımı ile aynı özelliklere sahip olan eserin tescili için Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na başvurulacak.
DHA
Elazığ'da mağarada PKK'lı teröristlere ait malzemeler bulundu
Gündem
Elazığ'da mağarada PKK'lı teröristlere ait malzemeler bulundu
Elazığ'ın Arıcak ilçesinde terör örgütü PKK'ya yönelik düzenlenen operasyonda tespit edilen iki katlı doğal mağarada çok sayıda doküman ve yaşam malzemesi ele geçirildi.
DHA
İdlip’i Gazze, Türkiye’yi Ürdün yapmak istiyorlar
İdlip’i Gazze, Türkiye’yi Ürdün yapmak istiyorlar

Körleme satranç oyunu şiddetlenmişti. Hani şu, ortada bir satranç masası olmayan… Masanın üzerinde satranç taşları olmayan… Sadece zihinde oynanan satranç türünden bahsediyorum.

Körleme satrancın başta Türkiye olmak üzere oyuncuları “Suriye satrancında” zihinleri zorlayan hamleler yaptı bugüne kadar.

Bugün körleme satranç İdlip sahasında bildik satranca dönüştü.

İdlip’te körleme ile bildik satranç arasındaki ince çizgi, aktörlerin sahada “vekalet verdikleri üzerinden” hala hamle yapıyor olması.

Birkaç gün içinde körleme satranç, İdlip masasında bildik satranç oyununa dönüşecek. Vekillerin yerini asıllar alacak gibi.

Bu kritik eşikte Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile Rusya lideri Putin arasında gelişecek yeni bir perspektif “sulh” yolunu açabilir. Bu bir temennidir ve şuracıkta dursun.

Ama an itibariyle sahada “piyonlar” üzerinden büyük bir “çatışma”, savaşa dönüşmek üzere!

SATRANÇ MASASININ GÖRÜNEN SADECE İKİ TARAFI YOK!

İdlip sahasında gerilim had safhada. Rusya ile Türkiye karşı karşıya gelir mi diye düşünmenin lüzumu yok. Çoktan geldik bile!

Bu aşamada, sahada “vekalet” üzerinden alan hakimiyeti kurmak bir yana, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) özellikle rejim ve Rusya’nın güney doğu hattından İdlip’e yürümesine karşılık kuzey doğu hattında tahkimatını neredeyse tamamladı.

Tarafların kara gücü olarak kullandığı “vekiller” var. Rejim, Şii milisleri ve paralı askerleri (Ruslar dahil) sahaya sürmüş durumda. Türkiye’nin karadaki partneri kısa adı SMO olan Suriye Milli Ordusu. Havada ise Rusya var.

Zaten bizi sıkıntıya düşüren de bu. Rus askerleri karada çatışma ortamının dışında. Ne var ki TSK’nın ya da SMO’nun operasyonlarına karada direnemeyen rejimin imdadına Rusya havadan yetişiyor. İdlip hava sahasını kontrol eden Rusya bir şekliyle ikna edilemediği sürece karada işimiz güçleşiyor

Körleme satrancının masası İdlip’te kuruldu ve bildik satranca dönüştü.

İdlip satranç masasının sadece görünen iki tarafı yok. Yani bir yanda Türkiye ve SMO diğer yanda rejim ve Rusya yok. Bir bakıyorsunuz masanın yancıları zaman zaman masadaki “piyonlar”ı hareket ettiriyor. Amerika işte bu noktada önemli. Almanya ve Fransa da elbette. İran’ın durumunu hiç tartışmıyorum bu aşamada.

VATANSIZLARLA BAŞIBOZUKLAR MAZLUMLARI KALKAN YAPIYOR

Çünkü İdlip’te sıkışan milyonlarca sivilin yanı sıra onlarla iç içe olan Türkiye’nin de terör örgütü olarak tanıdığı gruplar var. Bunların başında kısa adı HTŞ yani Heyet Tahrir el Şam .

Geçtiğimiz günlerde “silah bırakmaya ve buharlaşmaya en yakın örgüt” demiştim HTŞ için. Son dönemde bölgeden gelen haberler de buna işaret ediyor.

Ne var ki emperyal güçlerin taşeronu diğer birçok terör örgütü hala silah bırakmamakta, buharlaşmamakta kararlı görünüyor. Çünkü “vatansız” bunlar!

Yabancı savaşçı diye adlandıranlar da var. Batı’nın safraları olarak Suriye’ye gönderdikleri de… Zaten sıkıntı da buradan çıkıyor.

Türkiye’yi Soçi Mutabakatı’nın uygulanmasında en çok sıkıştıran, zor durumda bırakan da o terör grupları.

İdlip’teki satrançta “taşlar”ı hareket ettirerek hamle yapan iki taraf yok. Bakıyorsunuz öyle anlarda öyle taşları hareket ettiriyorlar ki bu ne Türkiye’nin ne de Rusya’nın müdahil olabildiği türden.

İdlip’in Türkiye sınır boylarındaki kamplarda zaman zaman yapılan “Türkiye aleyhtarı” gösterileri böyle görenlerdenim. Yine bazı “başıbozuk” saldırıları böyle görmekteyim. “Türkiye kapıları açsın” diye bağıranları da…

İDLİP’İ GAZZE, TÜRKİYE’Yİ ÜRDÜN YAPMA PROJESİNE HAYIR

Türkiye’nin İdlip’teki sivilleri korumak gibi insani bir sorumluluğu var. Yine Türkiye içine akacak yeni bir göç dalgasıyla demokrafimiz ve sosyolojimizin değişmesine karşı da.

Çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek yerinden yurdundan sürüldü. Hama’dan, Humus’tan, Halep’ten süpürüle süpürüle İdlip’e ve Türkiye’nin yanı başına hapsedildi.

Tıpkı Filistinlilerin İsrail tarafından Ürdün’e ve Gazze’ye sürülmeleri gibi…

Şimdi Türkiye’ye sınırlarımız içinde olan Suriyelilerin kalması ve İdlip’te tıpkı Gazze Şeridi gibi bir alanda Suriye’nin meşru ve gayri meşru tüm muhaliflerini kontrol etmesi görevi verilmek isteniyor.

Rusların en son teklifi buydu. “İdlip’in Türkiye sınırı boyunca yüzde 40’lık alanını kontrol edin” denmişti.

Bunun ileride bir felaket olacağını gördük.

İnsani olanı yapmak boynumuzun borcu. Ama Türkiye’nin göç ve göçmen sorunu ile İdlip’teki “silah bırakmayan” terör grupları üzerinden tehdit edildiğini artık ayan beyan gördük.

“Suriyelisiz Suriye” projesine karşı çıkmak… Suriye’nin “butik devletçikler” halinde parçalanmasına karşı çıkmak… PYD/PKK terör koridoruna karşı çıkmak….

Ve elbette, içimize akan Suriyeliler nedeniyle değişen sosyolojimizin dengesini korumak gibi zorunluluklarımız var.

İşte bu yüzden bugün İdlip’te alacağımız risk, gelecekte yaşayacağımız büyük sorunlardan çok daha küçük kalıyor.

Yanılıyor muyum?

“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın”
“Yalnız hüznü vardır kalbi olanın”

Üniversite yıllarında elden ele dolaşan fotokopi nüshalarından tanıdım birçok dostum, arkadaşım gibi İlhami Çiçek şiirini, Satranç Dersleri’ni... Okuyanlar bilir, bir kere size dokunmasına izin verdiniz mi bir daha sizden ayrılmayan bir şiirdir bu. İlhami Çiçek, sadece surlarımızda gedikler açan bu ‘yaralayıcı’ şiirleriyle değil, aynı zamanda neredeyse ‘yalnız hüznü olan’ dokunaklı hikayesiyle de içimizde nüfuz ettiği hiçbir yerden çıkıp gitmedi bir daha. Oysa ne kadar da sessizce çıkıp gitmişti dayanılmaz acılarla daraldıkça daralan, azaldıkça azalan bir hayatın, kendi hayatının içinden yine böyle bir Haziran günü.

Video: “Yalnız hüznü vardır kalbi olanın”


Türk şiirini bir insanın bedeni olarak düşünürsek, o bedenin bazı acıyan yerleri olduğunu farkederiz. Hiç şüphe yok ki İlhami Çiçek, şiirimizin o acıyan yerlerinden biridir. Şiirine can kulağını verenlere o acıyı derinliğine hissettirir ve yaşatır. Çünkü o acı, tek başına İlhami Çiçek’in yüklenmeye çalıştığı ama yine hiç şüphe yok ki bir insanın tek başına tutup, kaldırıp, omuzlayabileceğinden çok daha büyük bir yüktür. O yük, bütün bir insanlığın hep birlikte omuzlaması gereken devasa anlam yüküdür. İlhami Çiçek, yetiştiği toprakların gözüpek yiğitliğiyle hiç gözünü kırpmadan o yükün altına girmeyi göze almış ama her faniye olacağı gibi bir zaman sonra o yükü taşımaktan yorulmuş, o yükle yaşamaktan mecali günbegün azalmış, tükenmiştir.

Bu çerçeveden bakarsak Satranç Dersleri, adeta tek bir insanın, şairin, hayatın her yerini işgal etmekte olan yaygın şuur kaybına bütün bir insanlık adına tek başına direnişidir. Öyle ki, anlamı bir göz odasında biriktirirken şair, hayatı nefes nefes akıp tükenmektedir diğer göz odasında kum saatinin. İlhami Çiçek şiiri, bedeli 29 yıllık bir hayatın yaşamayı kolaylaştıran bütün bahanelerinden vazgeçilmekle ödenmiş bir şiirdir. Şair, sırf ‘göğe bezgin bakan’lardan olmamak, yaşadığı sürece göğe yalın bir insan güzelliğiyle bakmayı sürdürebilmek için göğsünü açıkta bırakmış, kendini savunmamıştır zamanın süngü takmış hoyrat, acımasız, düşmanca saldırılarına karşı. Kaçılmaz ve kaçınılmaz olarak ölümcül yaralar almakla nihayetlenecek bu büyük savaşta yalınkalp bir şairin yegane cephanesi elbette sadece kelimeleri, imgeleridir. Bir satranç tahtasının üstüne özen, dikkat ve rikkatle dizdiği derin dizeleri, çetelesi çileyle tutulmuş gür ve zihinlerimizde yankılandıkça birer haykırışa dönüşen fısıltılarıdır.

Cuma günü Ankara’da, M. Latif Çiçek’in düzenlemek için uzun zamandır çok takdire şayan bir gayret ve ısrarla hazırlıklarını sürdürdüğü panelde, ‘Hüznün Şairi İlhami Çiçek’i anmak üzere toplandık. Vefatından tam 36 yıl sonra... Çok kalabalık değildik belki ama ilk andan son anına kadar hepimiz odağında bir derin şiirin ve bir kederli şairin bulunduğu bu yakıcı ve lirik duygunun tam içindeydik. Yani şairin dediği gibi, “hüzün öylece orta yerde” idi. Şahin Torun dostumuz kendisiyle aynı topraklarda boy atan bir fidan olarak İlhami Çiçek’i ve şiirini bizim bakamayacağımız bir yerden bakarak etkileyici ve derinlikli dokunuşlarla resmetti bize. Şair Asuman Susam, bir şairin bir başka şaire şiiriyle açtığı sırları paylaştı bizimle. Prof. Dr. Ali Utku, Satranç Dersleri’nin şüphesiz çok hak ettiği derinlikteki felsefî çözümlemesiyle İlhami Çiçek’in çok katmanlı şiir diline ve anlam dünyasına ışık tuttu.

Konuşmacıların dile getirdikleri arasında önemli tespitler vardı. Satranç Dersleri’nin ‘bitmemiş bir şiir’, İlhami Çiçek’in ‘şiirini terkeden bir şair’ olduğuna vurgu yapıldı mesela. Bu vurgu elbette şiirin eksik kalmışlığına yönelik eleştirel bir vurgu değildi. Aksine, Satranç Dersleri’nde toprağı delerek gün yüzüne çıkan gümrah şiir ırmağının daha başka nerelere akabileceği merakını okurunun zihnine bırakan bir şiirin, bir müstesna şiir damarının gücüne, muhtemel dalga boylarına ilişkin bir saptamaydı.

Panelle birlikte İlhami Çiçek’i anmak adına bir de Türkiye Satranç Federasyonu ile birlikte bir Satranç Turnuvası da düzenlendi. Bu fikri de çok şairane bulduğumu buraya not düşmek istiyorum.

Son olarak, satranç tahtasının üstüne dizdiği imgelerle hepimizi neredeyse ‘insan’ı kaybedecek kadar kapılmış olduğumuz ‘oyun’u hatırlatan hüzünlü, kederli, yiğit şair İlhami Çiçek’e Allah’tan rahmet diliyorum.

Satrançla eşitlendik
Hayat
Satrançla eşitlendik
Antalya’da düzenlenen Türkiye Küçükler, Yıldızlar ve Emektarlar Satranç Şampiyonası 7’den 77’ye binlerce sporcu katıldı. Tekerlekli sandalyede satranç oynamaya başlayan ve özgüvenle tedaviye başlayan Yusuf Kaya, “Arkadaşlarım futbol oynarken ben onları izlerdim, şimdi onlar beni izliyor. Satrançla eşitlendik” diyor.
Yeni Şafak
Satranç oynayarak 45 madalya 18 kupa kazandı
Hayat
Satranç oynayarak 45 madalya 18 kupa kazandı
Elazığ'da 14 yaşındaki Uğur Can ablası sayesinde oynamaya başladığı satranç sayesinde 45 madalya 18 kupa kazanırken, milli takıma da girmeyi başardı. Uğur'un babası Coşkun Genç de oğlu sayesinde satrancı öğrenerek hakemliğe kadar yükseldi.
IHA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.