Ticaret savaşları, 11 Eylül ve Somalili korsanlar
Ticaret savaşları, 11 Eylül ve Somalili korsanlar

Takvimler 11 Eylül 2001 tarihini gösterdiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nde iç uçuş gerçekleştiren dört yolcu uçağı adını sonradan tüm dünyanın öğreneceği El Kaide terör örgütü üyeleri tarafından kaçırıldı ve “İkiz Kuleler” adı verilen New York’taki “Dünya Ticaret Merkezi” binalarına çarptı.

Video: Ticaret savaşları, 11 Eylül ve Somalili korsanlar

Çarpmanın etkisi ile her biri 110 katlı olan iki bina saatler içinde çöktü ve toplam 2 bin 996 kişi hayatını kaybetti. Böylelikle dünya bir daha geri dönmemek üzere yeni bir faza girdi. ABD, “Teröre Karşı Küresel Savaş” ilan etti. Bu terör saldırısı ile ilgili pek çok komplo teorisi geliştirildi. Bunlardan en çok itibar edileni ise ABD’nin Irak ve Afganistan’a yapmak istediği müdahale için meşru zemin oluşturmak olduğuydu. Sebebini belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da saldırı için neden Dünya Ticaret Merkezi’nin seçildiği.

ABD’nin son dönem politikalarını saymazsak, bu tercihin nedeni New York’taki Dünya Ticaret Merkezi binalarının kitaplara da konu olduğu üzere ABD’nin dünya ticareti açısından temsil ettiği serbest, özgür ve hukuk kuralları çerçevesindeki ticaretin sembolü olmasıydı. Verilmek istenen mesaj; bir yandan ABD’nin sadece sokakları değil artık en güvenli olduğu ifade edilen hava taşımacılığı dahil lojistiği de tehlike altında olması diğer yandan da ABD’nin kontrolündeki(!) dünya ticaretinin hedef alınmasıydı.

HUKUKSUZ KARARLAR, ÇARPAN UÇAKLAR

Son dönemde ABD yönetiminin aldığı radikal kararlarla dünyayı sürüklediği noktanın çok da iyi bir yer olmadığını sanırım hepimiz görüyoruz. Ekonomik korumacılığın çok çok ötesindeki bu politikaların artık küresel ticaretin önündeki en büyük engel haline geldiği aşikar. Hatta bu politikaları hayata geçirirken uygulanan yöntem de hem uluslararası hukuka hem de Dünya Ticaret Örgütü kurallarına tamamen aykırı olunca küresel ticaretin “11 Eylül” saldırılarında karşı karşıya olduğu algısal tehditten çok daha büyük teknik bir tehdit altında olduğu görülüyor. Belki çok radikal gelecek ama bu resmin etkilerini okuduğumuzda ABD yönetiminin küresel ticaretin gelişimini olumsuz etkileyecek şekilde aldığı kararların ve hukuksuz yaptırım tehditlerinin verdiği zarar, El Kaide terör örgütü lideri Usama Bin Laden’in Dünya Ticaret Merkezi kulelerine çarpan uçaklarından çok da farklı değil sanki.

O ZAMAN SOMALİLİ KORSANLARA NEDEN MÜDAHALE EDİLDİ?

Hatırlarsanız bir dönem sürekli olarak Somalili korsanlar tarafından el konulan yük gemileri haberleri yapılıyordu. Gerçekten de Somalili korsanlar dünya ticareti açısından son derece kritik önem sahip deniz sularında gerçekleştirdikleri faaliyetlere oldukça ciddi bir tehdit haline gelmişti. Hatta 2009 yılında ilk kez ABD’li şirkete ait bir yük gemisi korsanlar tarafından ele geçirildi ve daha sona geminin kaptanı fidye için kaçırıldı. O dönemde deniz ticareti açısından Somalili korsanların tehdit ettiği sular yüzünden pek çok taşıma işinin ertelendiği, yüksek sigorta maliyetlerinin oluştuğu ve çok büyük aksamalar yaşandığı biliniyor. Bu tarz olayların ardından, bölgeyi kontrol altına almak ve denizler üzerinden yapılan ticaretin yeniden güvenli hale getirilebilmesi için oldukça ciddi sayılabilecek miktarda deniz gücünün bölgede önlem almak zorunda kaldığını unutmayalım.

Bu örnekten yola çıkarak yeniden bir soru soralım. Son dönemde ABD yönetiminin aldığı kararları ve hukuksuz yaptırımlarını “dünya ticaretinin güvenliği” açısından incelersek Somalili korsanların yaptığından ne farkı var?

ÇÖZÜM HUKUKA DÖNMEK

Sizlere iki farklı radikal örnekle ABD yönetiminin son dönemde aldığı kararlar ile başta kendi ilkelerini yok sayarak dünya ticaretinin güvenliği açısından ne denli bir tehdit haline geldiğini özetlemeye çalıştım. Yaşanan tüm bu sorunların aslında çok basit bir çözümü var: ABD’nin yeniden “uluslararası hukuka saygılı hareket” etmesi ve çeşitli bahanelerle ilan ettiği yaptırımları “Dünya Ticaret Örgütü kuralları” çerçevesinde geri alması.

Ruslar savaş uçağında istekli
Ekonomi
Ruslar savaş uçağında istekli
Rus devlet savunma sanayi şirketi Rosteh’in Uluslararası İşbirliği ve Bölgesel Politikalar Direktörü Viktor Kladov, ”Ortak 5. nesil savaş uçağı üretimi konusunda karar alınması halinde, Türkiye ve Rusya, önemli sonuçlar elde edebilecek teknoloji ve sanayi altyapısına sahip” dedi.
Yeni Şafak
'Türkiye ve Rusya ortak savaş uçağı üretebilecek kapasiteye sahip'
Ekonomi
'Türkiye ve Rusya ortak savaş uçağı üretebilecek kapasiteye sahip'
Rus devlet savunma sanayi şirketi Rosteh'in Uluslarası İş birliği ve Bölgesel Politikalar Direktörü Viktor Kladov, "Ortak 5. nesil savaş uçağı üretimi konusunda karar alınması halinde, Türkiye ve Rusya, önemli sonuçlar elde edebilecek teknoloji ve sanayi altyapısına sahip” dedi.



Kladov, “S-400 anlaşması, ülkelerimiz arasındaki askeri-teknik iş birliğini güçlendirmek ve geliştirmek için önemli bir adım. İlk sistemin Türkiye’ye 2019’da teslim edilmesini planlıyoruz" açıklamasında bulunurak, S-400 ortak üretimine ilişkin, "Böyle bir üretim organizasyonuna hazırlanılması için belirli bir zamana, uygun malzemelerin tedarikine, teknik altyapıya ve insan kaynaklarına ihtiyaç var" ifadelerini kullandı.

AA
947 yıllık zafer: Malazgirt
Hayat
947 yıllık zafer: Malazgirt
Malazgirt Savaşı, 26 Ağustos 1071’de Malazgirt ovasında meydana gelmiş, Selçuklu Sultanı Alparslan ve Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşmiş, Anadolu'nun Türk’lere yeni yurt olmasını sağlamış olan meydan savaşıdır. Peki Malazgirt savaşı ne zaman nerede olmuştur? Malazgirt Savaşının sonuçları nelerdir? İşte tüm ayrıntılarıyla 1071 Malazgirt Savaşı...
Diğer
Büyük Taarruz, büyük zafer
Gündem
Büyük Taarruz, büyük zafer
Türk tarihinde Ağustos ayının ayrı bir yeri ve önemi var. Çünkü 26 Ağustos 1071'de başlayan Malazgirt Savaşı'nda Bizans ordusu hezimete uğradı. Bundan tam 9 asır sonra 1922'de yine bir 26 Ağustos günü başlayan Büyük Taarruz ile Anadolu'nun sonsuza dek Türk yurdu olarak kalacağı tüm dünyaya ilan edildi.
Yeni Şafak
Savaş pilotları 'en doğru karar'ı öğreniyor
Ekonomi
Savaş pilotları 'en doğru karar'ı öğreniyor
Türk savaş pilotları, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yer alan ve dünyada sayılı ülkede bulunan simülatörlerle acil durumlarda en doğru kararı verebilecek şekilde eğitiliyor. Savaş pilotlarının eğitim seviyelerini uçuş emniyetinden taviz vermeden, pilot ve uçak kaybı yaşamadan en üst seviyeye çıkarmak için simülatörlerde verilen eğitimler ana jet üs komutanlıklarında konuşlu F-16 Simülatör Filo Komutanlıklarınca sağlanıyor.
AA
Ticaret savaşı
ABD'yi vurur
Ekonomi
Ticaret savaşı ABD'yi vurur
Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, küresel sistemde süregelen ticaret savaşından en olumsuz etkilenecek ülkelerden birinin yine ABD olduğunu söyledi. Doların bütün dünyada Fed'in faiz artırımlarından beslenerek değer kazandığına değinen Bali, bu durumun ABD'nin dış ticaret açığını daha da artırdığını belirtti.
Yeni Şafak
Savaşın ekonomik çatışma olarak kılık değiştirmesi
Savaşın ekonomik çatışma olarak kılık değiştirmesi

Liberal yazarların, casus papaz krizine ekonomik bir gözle bakılması, Amerika’nın Türkiye’ye tehditleri karşısında AB ülkelerinden kimileri açıkça yanımızda yer alıyorken, hâlâ bir Haçlı seferinden söz edilmemesi şeklindeki telkinleri artarak sürüyor.

Video: Savaşın ekonomik çatışma olarak kılık değiştirmesi

Elhak bu telkine, doğruluk vasfı taşıdığı için ilk bakışta karşı çıkmamız da gerekmiyor. Ancak, Marksist terminolojiyi tersyüz etmekte mahir olan yerli liberallerin, altyapı terimini kullanmaksızın, Amerika’nın Türkiye’ye açtığı savaşın ekonomik güç çatışması olarak kılık değiştirmesini de fırsat bilerek, kendi işlerine (fikriyatlarına) uygun gelen bir doğruyu, bundan başka hiçbir doğru yokmuşçasına öne çıkarmaya çalıştıklarını görmemiz gerekiyor.

Çünkü, “geçmiş geçmiştir, ne tekrar ele gelir, ne de geçmişteki duruma göre hareket edilebilir” tarzındaki teranelerin yaygınlığına rağmen, milletlerarası problemlerde, gerekli durumlarda geçmişin nasıl güncellendiğini ve oradan seçilmiş problemlerin nasıl aktüelleştirildiğini gün be gün yaşıyoruz.

Bu bağlamda geçmiş dediğimiz şey, sadece tarihi olaylarla sınırlı değildir; tarihi olaylara mahiyet kazandıran inançlar, milli mizaçlar, ekonomik ve sosyal rekabetler, çatışmalar, savaşlar, kavmi dayanışmalar, başka milletlerle kader ortaklıkları... da ona dahildir.

Bunun en güncel örneklerinden biri, Makedonya isminin kullanımı üzerinden Yunanlarla Makedonlar arasında yaşanan gerilimdir.

Yakın sayılabilecek geçmişteki bizimle ilgili örneklerinden biri de Kırım Savaşı’dır (1854-1855).

Sultan Abdülmecid’in yeni reformlarla devleti güçlendirmeye yönelmesinden tedirginlik duyan Rusya’nın, Kudüs’te İngilizlere ve Fransızlara verilen imtiyazlardan kendi devletin mahrum bırakılmasını bahane edinerek açtığı bu savaşta, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’nın yanında yer alarak, Osmanlı’nın üzerine çığ gibi gelen Rus işgalini birlikte bertaraf ettikleri malumdur.

Öte yandan, Birinci Dünya Savaşı’nı takiben, Osmanlı’yı paylaşıma açanlar da İngiltere ile Fransa’dır. Bu kez de Rusya onları uzaktan takip etmek durumunda kalmıştır.

Dolayısıyla, bugünkü krize salt ekonomik açıdan bakmalıyız şeklindeki liberal telkinler özü itibariyle perakendeci telkinler olmaları bakımından, yanıltıcı ve yanlışa sürükleyici telkinlerdir.

Milli bir sorumluluk yüklenmemeyi, ilgili problemleri zihinlerine yük etmeksizin rolantif bir kaygıyla ahkam kesmeyi çok seven yerli liberallerin zikredilen tutumları, her şeyden önce devleti halk desteğinden mahrum etmeye yönelik tehlikeli bir girişimdir.

Diğer bir söyleyişle, milletlerarası problemlerin yapısı ve zamansal yaygınlığı öz olarak aynı kaldığı halde, güçlü (egemen) olanın kararının onanmasına çıkan liberal teslimiyetçiliğin, kendini modern mürailikte gizleyerek, güçlünün lehine bozgunculuk yapmasıdır.

Carl Schmitt (v. 1985), söz konusu durumu, başat ideolojiler nezdinde şöyle somutlaştırmaktadır:

“Bugün için hiçbir şey, siyasi olana karşı mücadele kadar modern değildir. Amerikalı finans adamları, endüstriyel teknikerler, marksist sosyalistler ve anarko sendikalist devrimciler, siyasetin, ticari hayatın tarafsızlığı üzerindeki tarafgir hükümranlığının bertaraf edilmek zorunda olduğu talebinde birleşirler. Artık siyasi sorunlar değil, yalnızca örgütsel-teknik ve ekonomik-sosyolojik ödevler olmalıdır. Bugün hüküm süren ekonomik-teknik zihniyet artık siyasi bir düşünceyi kavrayamamaktadır. Modern devlet, gerçekten Max Weber’in onda gördüğü şeye dönüşmüş gibidir: Büyük bir fabrika. Bir siyasi fikir, genel olarak, ancak bu fikri kendi yararına kullanmak için makul bir ekonomik ilgisi olan toplumsal grup saptandığında anlaşılabilir. Siyasi olan, bir yandan ekonomik veya teknik-örgütsel olanın içinde yok olurken, öte yandan, estetik nitelemelerle bir çağı klasik, romantik ve ya barok olarak ayıran kültür ve tarih felsefesine ilişkin sıradanlıkların ebedi dohbeti içinde eriyip gider. Her ikisinde de siyasi düşüncenin çekirdeği olan titiz ahlaki karardan sakınılır.” (Siyasi İlahiyat – Egemenlik Kuramı Üzerine Dört Bölüm, çev.: A. Emre Zeybekoğlu, Dost Kitabevi, Ankara 2010)

Bu bağlamda, modernizmin bir tür simulakrum olarak gerektiğinde tepe tepe kullanmaları için egemenlerin hizmetine sunduğu perakendeci yaklaşımlara, bugünkü güncel sorunlar üzerinden yerli liberallerin sahip çıkmaları altı özenle çizilmesi gereken bir durumdur.

Belirlediğimiz bu gerçeklik, “Haçlılar geliyor” çığılıkları atmamıza bir neden teşkil etmemelidir, ancak mevcut savaşın ekonomik güç çatışması olarak kılık değiştirmiş zamansal bir yaygınlığa (ve hayati muhteviyata) sahip

olduğunu görmemizi de engellememelidir.

Din, mezhep, milliyet, rekabet, çatışma, savaş, dayanışma... hayata dair her ne varsa bu olgularda bir eskime ve bunlardan üretilen olaylarda (problemlerde) bir geçersizleşme söz konusu değildir. Sadece güncel gerekliliklere, stratejik bahanelere göre (yer ve form değiştirme kurgusuyla) bunların kimileri öne çıkarılmakta, kimileri de geri plana itilmektedir; hayat devam ettiği sürece bunlarda bir yok oluşa hükmetmek, birini diğerine (öncelemek değil) baskın kılmak mümkün değildir.

O halde, casus papaz kriziyle ilgili de, yerli liberal murailiğin perakendeci yaklaşımı yerine, toptancı bir bakışı kuşanmak zorunluluğumuzdur.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.