Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Toplama kamplarını kapatın
Gündem
Toplama kamplarını kapatın
Türk Dışişleri, Çin’den Uygur Türkleri için kurduğu toplama kamplarını kapatmasını istedi. Dışişleri Sözcüsü Hami Aksoy, halk ozanı Abdurrehim Heyit’in hapishanede vefat ettiğini hatırlatarak, “Bu vesileyle, Çin makamlarını Uygur Türklerinin temel insan haklarına saygı göstermeye ve toplama kamplarını kapatmaya davet ediyoruz” dedi.
AA
Heyit’i öldürdüler
Heyit’i öldürdüler

Bir gece vakti Konjic’ten Saraybosna’ya sürerken arabamın kart okuyucusundan geliyordu sesi, hatırlıyorum. “Dedim zincir vardır, dedi boynumda / dedim ölüm vardır, dedi yolumda / dedim bilezik dedi kolumda / dedim korkar mısın? O dedi yok, yok” diye çığırıyordu yemyeşil Bosna dağlarında.

Video: Heyit’i öldürdüler


Bu dutarıyla “yok yok” diye çığıran adamın söylediği bu şiirin aslını, en güzel ifadesini “kilidi mülk-ü İslamın” terkibinde bulan Erzurum’da doğmuş büyük bir âşık olan Emrah yazmıştı. Tarihler 1948 yılını gösterdiğinde Türklerin yaşadığı en uzak coğrafyalardan birinde yani Doğu Türkistan’da büyük şair Abdürrehim Ötkür bu şiire bir nazire yazmış, sadece 1 yıl yaşayan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti’ni “dedim on beş nime(?), dedi yaşımdır” dizesiyle selamlaşmıştı. Ve işte şimdi ben, 2017 yılında, 450 yıla yakın Türklerin hakimiyetinde yaşayan Müslüman Bosna’nın Konjic Dağı’nda bu şiiri ezgi haline getirmiş bir adamın sesini ve dutarını dinliyordum.

Zannediyorum o günlerde almışlardı o sesin sahibini toplama kampına. O sesin sahibinin adı Abdürrehim Ötkür’dü. Elinde bir tek dutarıyla, Doğu Türkistanlılar için Aşık Veysel, Erzurumlu Emrah yahut Neşet Ertaş mesabesinde bir adamdı. Bilhassa sözleri Abdürrehim Ötkür’e ait “Karşılaşınca” ezgisi bir çeşit “milli marş”, bir çeşit “bayrak” olmuştu Doğu Türkistanlılar için. Çin, daha fazla dayanamadı bu adama ve öldürdü onu.

Bakın şu değil. Doğu Türkistan gibi yıllardır sistematik şekilde zulme uğrayan bir coğrafyada çeşitli dalavereler olur elbette. CIA de kullanmaya çalışır, IŞİD de tezgah açmaya uğraşır falan. Bunu belli oranda görmek, dile getirmek de gerekir. Bunu görüp dile getirmek de Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesine destek vermektir. Ancak bu, Doğu Türkistan’ın bir mazlumlar coğrafyası olduğunu gözden kaçırmamızı gerektirmez. Uygur Türklerinin tam yanıbaşında olmamamızı gerektirmez.

Üç beş Maocu artığının sözlerine kaldıysa işimiz, vay ki hayıf bize.

Çin’i biliyoruz değil mi? Mao denen ahmak herifin “kültür devrimi” adı altında yaptığı sistematik katliamlardan, o aptal Küçük Kırmızı Kitap’ı kutsal metin haline getiren dangalaklıktan haberdarız yani.

Bu yeni kapitalist Çin’in de bir baskı ideolojisi ürettiğini biliyoruz değil mi? “Sisteme uymuyorsa yok et” anlayışıyla canavar gibi eziyor insanları.

Lafı dolandırmaya lüzum yok. Doğu Türkistan meselesi bizim meselemizdir. Toplama kamplarına gönderilen, akşam evlerine baskın yapılan insanlar bizim insanlarımızdır. Öldürülen, göçe zorlanan, zorla beyni yıkanmaya çalışılan insanlar bizim insanlarımızdır.

Ve bu insanlar için yapılabileceğimiz epeyce şey vardır. Öncelikle bir çeşit baskı grubu oluşturup “Çin’den gelen istihbarat notuyla kayıtsız-şartsız insan iadesi” prosedürünü ortadan kaldırmamız gerekir. Türkiye’deki Uygur Türkleriyle yakın ilişkiler kurmamız gerekir. Çin’in vahşetini bütün dünyaya ilan etmek için var gücümüzle çalışmamız gerekir. Bütün bunları yaparken de CIA’in, IŞİD’in ve en önemlisi Çin’in tuzaklarına düşmemek gerekir.

Çünkü Çin, sadece Heyit’i değil, bütün halde Uygur Türklerini yeryüzünden silmek istiyor. Çünkü Çin, kara propaganda yapabilmek için kitle iletişim araçlarını oldukça iyi kullanıyor. Çünkü Çin, dilediğinde İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de bile operasyon yapabiliyor.

Heyit’i öldürdüler. Heyit’in bayraktarlığını yaptığı koca bir halkı öldürmek için de pusuda bekliyorlar. Bu hali öylece kabullenmek vallahi acizlikten başkası değildir.

Türkiye'den Çin'e tepki: Toplama kamplarını kapatın
Dünya
Türkiye'den Çin'e tepki: Toplama kamplarını kapatın
Dışişleri Bakanlığı, Uygur Türklerine büyük zulümler uygulayan Çin hükümetine sert tepki gösterdi. Bakanlık açıklamasında "Çin makamlarını, Uygur Türklerinin temel insan haklarına saygı göstermeye ve toplama kamplarını kapatmaya davet ediyoruz." denildi.
AA
Uygur Türklerinin ünlü ozanı Çin kamplarında işkenceyle öldürüldü
Dünya
Uygur Türklerinin ünlü ozanı Çin kamplarında işkenceyle öldürüldü
Uygur Türklerinin dünyaca ünlü ozanı Abdurehim Heyit, söylediği türküler sebebiyle Çin yönetimi tarafından 8 yıla mahkum edildi. Çin toplama kamplarında türlü işkencelere maruz kalan Heyit, daha fazla dayanamayarak hayatını kaybetti.

Yeni Şafak
ABD Türk ailenin ikiz çocuklarını elinden aldı
Dünya
ABD Türk ailenin ikiz çocuklarını elinden aldı
ABD’nin Arizona eyaletinde yaşayan Türk aile, Çocuk Hizmetleri Servisi (DCS) tarafından kendilerinden alınan 6 yaşındaki ikiz çocuklarını geri almak için savaşıyor.
IHA
Türklerin gelmiş geçmiş en eski gelenekleri
Hayat
Türklerin gelmiş geçmiş en eski gelenekleri
Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan, zamanla unutulan ya da hala kullanılan en eski adetler kimimize eskileri hatırlatırken kimimiz ise "Biz bunları hala yapıyoruz" dedirtiyor.
Yeni Şafak
Çin mezâlimi ve Dünya Müslüman Âlimler Birliği
Çin mezâlimi ve Dünya Müslüman Âlimler Birliği

Çin’in Doğu Türkistan Müslümanlarına yıllardan beri yaptığı zulmü bütün dünya biliyor, ama kılını kıpırdatan yok. Gözü kör olası dünya menfaati ve uluslararası ilişkilerin hâkim unsuru olan çıkar ilişkisi bu zulme dur demeyi engelliyor. Dünya Müslüman Âlimler Birliği aşağıya aldığım açıklamasıyla dünyanın, ne kadar varsa, vicdanlı insanlarını bu zulme dur demeye çağırıyor:

Video: Çin mezâlimi ve Dünya Müslüman Âlimler Birliği


Yıllardan beri Müslümanların Çin’de, özellikle de doğu Türkistan’da Müslümanların haklarını elde etmede, dini özgürlükte, sosyal hayatta maruz kaldıkları zulüm ve onları zorla dinlerinden vazgeçirme çabaları hakkındaki haberleri art arda gelmektedir.

Bunlardan bazıları:

a. Milyonlarca Müslüman çocuğu toplayıp, zorla “Rehabilitasyon, yeniden elverişli hale getirme kampları” diye adlandırdıkları zorunlu çalışma kamplarında tutsak etmeleri, onurlarını kırıcı ve inançlarını, kültürlerini, dinlerini ve dine bağlılıklarını zayıflatacak her şeye maruz bırakmaları.

b. Müslümanlara camilerinde, dinlerini öğrenmede, dinî sembollerini icrada, ibadetlerini uygulamada ve seyahatlerinde baskı uygulamaları.

c. Müslümanları, kendi evlerinde yerli Çinlilerden misafir kabul ettirip, beraber yaşamayı ve günlük hayatı paylaşmayı zorla dayatmaları; bundan da maksatları Müslüman bireylerin namaz kılma, oruç tutma, giyim kuşam, Kur’ân-ı Kerimi bulundurma, seccade, sigarayı veya içkiyi bırakma gibi, İslâm’a bağlılıklarını sergileyen herhangi bir davranış veya İslâmî hükümlerin herhangi bir uygulamasında, kişiler hakkında rapor tutma ve dosyalamayı, onları zorla izleyip yakından takip etmeyi sağlamaktır.

Genel olarak görünen odur ki; Çin’in, Müslümanlara yönelik resmi politikası, İslâm’ı silmeyi ve İslâmiyet’e bağlılığı ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Binaenaleyh Müslüman Dünya Âlimler Birliği, Çin Müslümanlarına karşı uygulanan eziyetin, zulmün ve haksızlığın tehlikelerine dikkat çekmekte, tüm bunlara karşı çıkmakta, sorumluları suçlu bulmakta ve tehlikeli sonuçlarını hatırlatmaktadır.

Bu yüzden Dünya Müslüman Âlimler Birliği:

1. Çin ve İslâm âlemi arasındaki, devletler ve halklar arası çeşitli ve kökleşmiş ilişkileri ve bağları hatırlatıp vurgulamaktadır; Birlik olarak biz bu bağlantıları ve ilişkileri sarsma ve kopartma yerine, genişletip güçlendirmeyi hedefliyoruz.

2. Dünya Müslüman Âlimler Birliği, Çin hükümetinden Müslüman azınlığın tüm haklarına, dine ve topluma ait özgürlüklerine saygılı olmaya davet etmektedir. Özellikle şunları istemektedir:

* Müslümanlardan tutuklananların serbest bırakılmaları, zorunlu toplu kamplarda alıkonulanların özgürlüklerine kavuşmaları.

* Mescitleri inşa etme, dini öğretme, Müslümanların ve başkalarının, birey ve toplum olarak ibadetlerini özgürce yapmaları ve sembollerini taşımaları dâhil olmak üzere herkesin dindarca yaşama ve dinî haklarını kullanma özgürlüğünün güvence altına alınması.

* Çin Müslümanlarının, ülkenin içinde ve dışında, çeşitli meşru amaçlar uğruna; seyahat etme, taşınma, ulaşım ve iletişim hakkına sahip olmaları.

* İslâm yardımlaşma ve dayanışma kuruluşu ve İslâm ülkelerini teker teker bu konuyla ciddi anlamda ilgilenmeye, olaylara ve gelişmelere vâkıf olmaya, gündeme taşımaya, Çin tarafı ile beraber ve Birleşmiş Milletler’e bağlı İnsan Hakları Konseyi önünde takipte kalmaya çağırmaktadır.

“Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler” (Yusuf: 21).

Prof. Dr. Ahmet

Abdusselam er-Reysuni

Dünya Âlimler Birliği Başkanı.

Prof. Dr. Ali Muhyiddin el-Karadâğî

Genel Sekreter.

Sönmeyen ateş
Sönmeyen ateş

Doğu Türkistan’ın Kaşgar şehri, 12 Kasım 1933 günü tarihî bir toplantıya ev sahipliği yapıyordu. Uygur ileri gelenleri, çatışmayla dolu uzun ve sancılı bir sürecin ardından, nihayet bağımsızlığın ilânı için anlaşmaya varmıştı. “Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti”, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” ve “Uyguristan Cumhuriyeti” şeklinde üç ayrı isimle anılan devlet, bunlardan birincisiyle şöhret bulacaktı. Devletin kurucu kadroları, dünyayı yakından takip eden isimlerdi. İçlerinden bazıları İstanbul, St. Petersburg ve Moskova’daki okullarda “yeni usul üzere” eğitim görmüştü. Başbakanlığa getirilen Sabit Damullah Abdulbaki, bilhassa Mısır ve Türkiye’de yaşanan “modernleşme” süreçlerine hayrandı. Kurucular, İslâm ortak paydasını “vazgeçilmez bir şart” olarak görüyordu. Devletin ismi de, bunun bir göstergesiydi.

Video: Sönmeyen ateş


Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Hoca Niyaz Hacı, kuruluş felsefesinin temelini oluşturacak beş maddeyi şöyle açıklıyordu:

1) Bütün Uygur bölgesi, Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti’nin bir parçasıdır,

2) Yönetim ve ekonomi, tamamen Uygurların kontrolünde bulunacaktır,

3) Doğu Türkistan’ın baskı altına alınmış milletleri, şimdi artık tamamen özgürdür,

4)Cumhurbaşkanı, tamamıyla halkın huzur ve saadeti hedefini benimsemiş bir hükümetin kurulmasına öncülük edecektir,

5) Cumhuriyet, bütün kurumlarıyla, modernleşmekte olan diğer toplumlar seviyesine çıkmaya çalışacaktır.

Uygurları heyecan ve sevince boğan bu siyasî oluşum, Doğu Türkistan topraklarında daha önce yaşanan bir başka tecrübenin de tekrarıydı adeta. 1867-77 arasında Hokand Hanlığı’nı idare eden ve Doğu Türkistan’ı bağımsızlığına kavuşturan Yakub Beğ, Uygurların önündeki en yakın örnekti. Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Rusya’yla diplomatik ilişkiler kuran Yakub Beğ, Doğu Türkistan mescitlerinde Sultan Abdulaziz adına hutbeler okutmuş, göndere Osmanlı bayrağı çektirmiş, bastırdığı paralara da padişahın adını kazıtmıştı. Çinliler, 16 Mayıs 1877’de Hokand Hanlığı’nı asker kuvvetiyle yıkmış olsalar da, Uygurların kalbindeki bağımsızlık ateşini söndürememişlerdi.

Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti, 1934’ün ilk günlerinden itibaren -tıpkı 1877 sürecinde olduğu gibi- Çin’in baskısı altında kaldı. Nihayet, Müslüman Çinli komutan Ma Zhongying’in Turfan’ı ele geçirmesinden sonra yoğunlaşan çatışmalar neticesinde, 6 Şubat 1934’de cumhuriyet resmen tarihe karıştı, Uygurların bağımsızlık sevinci de böylece yarıda kaldı.

12 Kasım 1944’te, Uygurlar yeni bir kadro ve yeni bir heyecanla, tekrar bağımsızlık ilânına giriştiler. Bu kez, Uygur bölgesinin Kazakistan sınırındaki Gulca’da “İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti”nin kuruluşu gerçekleştirildi. Sovyetler Birliği, bu cumhuriyetin tesisine yardımcı olmuş, askerî ve ekonomik desteğini cömertçe sunmuştu. 1933’teki devleti açık ve kararlı biçimde desteklemeyen Ruslar, 11 yıl sonra Çin topraklarında kurulan Müslüman bir cumhuriyeti menfaatlerine uygun bulmuştu.

İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlığına getirilen Özbek asıllı âlim ve asker Alihan Töre, kısa bir süre sonra Sovyetler’le görüş ayrılıkları yaşamaya başladı. 1946’da Töre’yi devre dışı bırakan Sovyetler, yerine komünist eğilimleriyle tanınan Ahmetcan Kasımi’yi getirdi. Doğu Türkistan’da bunlar olurken, Çin’de de milliyetçilerle komünistler arasındaki çatışma sürüyordu. 1949 yazında kavgayı komünistler kazanınca, Sovyetler Birliği Pekin’le ilişkileri sıkılaştırmaya koyuldu. İlginç bir ‘tevafuk’ eseri, Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin 11 kişilik üst yönetimi, 22 Ağustos 1949’da Kazakistan’da Sovyet yetkililerle yaptıkları görüşmenin ardından, bindikleri uçağın Baykal Gölü’ne düşmesi sonucu toplu halde hayatlarını kaybetti. Çin ordusu, kazadan hemen sonra harekete geçerek Doğu Türkistan’ı ilhak etti ve cumhuriyet yönetimine son verdi.

***

Tarihsel tecrübe, Doğu Türkistan topraklarındaki bağımsızlık damarının asla yok olmadığını, aksine nesilden nesile aktarılarak Uygurların iliklerine işlediğini gösteriyor. Çin yönetimi, bu gerçeğin farkında olduğu için, “Şincan” ismini verdiği bölgedeki halklara baskılarını sürdürüyor. “Eğitim kampları”nda terbiye edilmeye çalışılan, dinî ve millî hakları kısıtlanan, dış görünüşlerine bile müdahale eden Uygur Türklerinin, böylece bağımsızlık hayalinden vazgeçecekleri ve Çin’in ‘makbul’ vatandaşları haline gelecekleri umuluyor Pekin tarafından. Tarihin ve coğrafyanın şaşmaz ilkeleri, bu yöntemin uzun vadede kesin bir şekilde başarısızlığa uğrayacağına işaret ediyor.

Tarihsel tecrübenin bize gösterdiği bir diğer şey de, Doğu Türkistan topraklarının dış müdahalelere ve büyük devletlerin iştihalarına hep açık bulunması. Kurulan her üç bağımsız yönetimin de kısa ömürlü ve sarsıntılı serüvenler izlemesi, tamamen bu nedenle. “Doğu Türkistan Davası” dediğimiz meselede, söz konusu dış müdahaleleri bugün de açık-seçik görmek mümkün. Uygurlar kendi vatanlarında akıl almaz muamelelerle karşılaşırken, süper güçlerin Çin topraklarına olan iştihası da kabarıyor bir yandan. Avrupa ve Amerika (hatta Rus) basınındaki “Doğu Türkistan hassasiyeti”nin arka planında, bölgeye dikilmiş kötü niyetli ve bencil bakışları sezmemek imkânsız. Bu nazik durum, günün birinde Çin işgali sona erse bile, Doğu Türkistan’ın yine kendi haline bırakılmayacağını ve aç kurtların saldırısına uğrayacağını gözler önüne seriyor.

İslâm dünyası -halklar ve hükümetler düzeyinde- Doğu Türkistan konusunu gündeminden düşürmemeli. Günün birinde el ve güç yetecekse eğer, buna giden yol, evvela ilgilenmekten ve arka plana dair bilgilenmekten geçiyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.