Hangi mahkeme?
Hangi mahkeme?

Emine Bulut’un, çocuğunun gözleri önünde kocası tarafından vahşice öldürülmesi ve geçen hafta haberdar olduğumuz Ümraniye’deki ruhsatsız sözüm ona Kur’an kursunda yaşanan aşağılık çocuk istismarı ve tecavüz vakası gündemdeyken idam meselesini bir kez daha tartışmakta fayda var.

Video: Hangi mahkeme?


Dünyada toplam 53 ülkede idam cezası hukuken veya fiilen uygulanıyor. Ekseriyetle Afrika ve Arap ülkeleri, ayrıca ABD, Japonya, Çin, Tayvan, Tayland, Vietnam ve Avrupa’da da Belarus bu cezayı uygulamaya devam ediyor. Fransa 1981 yılında idam cezasını kaldıran 35. ülke olmuş, akabinde de yaklaşık 140 ülkede idam cezası kaldırılmış. Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. ve 13. ek protokollerini onaylayan Türkiye’de 1984 yılından beri fiilen, 2004 yılından beri de hukuken idam cezası yok. Özetle böyle.

Biraz çaba, küçük bir değişiklikle idam cezası geri getirilebilir fakat ilişki içinde bulunduğumuz devletlerin menfi yaklaşımı ve uluslararası toplumun tepkisinden duyduğumuz endişe ile bu değişikliği yapamıyoruz. İdam cezasının varlığı sebebiyle Belarus’u üye yapmayan AB’nin bu konudaki net tavrı önümüzdeki en büyük engel gibi gözüküyor. Şöyle söyleyeyim tam anlaşılsın: İdam cezasının uygulanması durumunda bizi birtakım sert yaptırımlarla tehdit eden ülkelerin hemen hepsi Türkiye’de tek adam rejimi olduğunu iddia ediyor. Bu ülkede her dediği olduğuna vehmedilen o tek adam, yukarıda iki örneğini verdiğim toplumun vicdanını kanatan benzeri her hadiseden sonra, “Ben idam cezasının uygulanması taraftarıyım, Meclis’ten bu konuda bir yasa çıkartılırsa seve seve imzalarım” diyor. Sayın Bahçeli de bu konudaki tavrını net bir şekilde ortaya koyarak idam cezasının getirilmesini destekleyeceğini ifade ediyor. Öyle zannediyorum ki bu konu referanduma götürülse en az yüzde seksenlerle milletçe de kabul edilir. Şöyle düşünelim, millet istiyor, devlet reisi istiyor, Devlet Reis istiyor. Bu kadar isteyene eminim ki CHP de ayak uydurur ve günü geldiğinde ister istemez istiyormuş gibi yapar. Buradan bakınca bu kadar geniş bir mutabakatla istenen başka bir şey yoktur bu ülkede diyebiliriz. Peki, neden olmuyor?

ABD, Rusya ve AB arasında diplomasinin en kıvrak hamleleriyle yol aldığımız bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’nin güneyi ve doğusu, Akdeniz’deki hareketlilik, ABD ile gerginlik malum... Böylesi bir konjonktürde AB’ye tamamen rest manasına gelecek idam cezasını geri getirebilmek pek mümkün görünmüyor, benim anladığım bu. İstemediği şeyi açıkça dile getirmekten çekinmeyen, istediğinin arkasında da ne olursa olsun duran, milletim ne isterse o olur diyen bir cumhurbaşkanının samimiyetle istemesine ve milletin istediğini de bilmesine rağmen bu meseleyi halledememesini başka türlü izah edemiyorum.

Konjonktür, strateji, diplomasi derken olan nice garip cana, nice masum duyguya oluyor. Emine Bulut’un katili müebbet alır, iyi hal vs. derken 15 sene yatar çıkar, Ümraniye’de Kur’an öğrettiği talebeye musallat olan şerefsiz mahlûklar o kadar bile yatmaz; ciğerler yanar, vicdan sahipleri haykırır, kadınlar ölür, çocuklar istismar edilemeye devam eder. Böyle olmak zorunda mı? Hayır! Bir önerin var mı diyeceksiniz, var!

İngiltere seyahatimizde yanımızda Türkiye’de ilahiyat fakültesini, Ürdün’de Şeriat Fakültesi’ni bitirmiş bir dostumuz vardı. Sohbet arasında espriyle karışık ona dediler ki sen burada olsan Şeriat Mahkemesi’nde kadılık yapabilirsin. İngiltere ve Şeriat Mahkemesi! Önce şaka yapıyorlar zannettik, baktık ki gayet ciddiler. Biraz araştırınca şunu öğrendik: İngiltere’de Anglo-Sakson hukuk geçerli. Fakat evlilik hukukunu önce Yahudilerin sonra Müslümanların talebi neticesinde bir istisna kabul etmişler. Bir Müslüman boşanmak istediğinde eğer isterse çocukların velayeti, mal paylaşımı, mihr ve benzeri konuların halli için ülke genelinde mevcut olan 4 Şeriat Mahkemesi’nden birisine başvurabiliyor. Ve o mahkemece verilen karar İngiliz hukuk sistemi tarafından kabul ediliyor. İlginç değil mi?

Hıristiyan İngiltere, kendi hukuk sistemini esneterek Yahudi ve Müslüman vatandaşları için demokrasi ve inanç özgürlüğü adına evlilik hukukunu onların dinlerinin yorumuna bırakabiliyor. Kıyamet kopmuyor, kimse siz nasıl bunu yapabilirsiniz demiyor, bilakis demokrasi ve insan hakları başlığında İngiltere’ye bu sebeple artı puan yazılıyor.

Şimdi...

Müslüman Türkiye’de hukuk sistemi aynı kalmak şartıyla bir Şeriat Mahkemesi ihdas edilse, idam cezası gerektiren suçlar net olarak tespit edilip belirlense ve işlenen suç şayet idam cezasını gerektiriyorsa mağdurun kendisine yahut ailesine suçlunun hangi mahkemede yargılanmasını istersiniz diye sorulsa güzel olmaz mı?

Laikler korkmasın, ülkeye şeriat değil Şeriat Mahkemesi gelecek, Ertuğrul Özkök dert etmesin dört evlilik hâlâ yasak, zamparalık hâlâ bedava, AB endişe etmesin mevcut hukuk sistemimiz aynen devam ediyor fakat demokrasiye olan inancımız gereği ülkemizdeki Müslüman insanımıza bir alternatif sunmuş oluyoruz. Hatta tıpkı İngiltere’de olduğu gibi bazı başlıklar, kurulacak özel Yahudi ve Hıristiyan mahkemelerince ele alınabilir. Hem ülkemizdeki diğer dinlere mensup vatandaşlarımıza bir jest yapmış oluruz hem de devletin bütün dinlere eşit olması prensibinden hareketle hakiki laikliğe de inceden bir selam çakarız, fena mı?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın gerçekten dert ettiğine emin olduğum idam meselesinde ilgili bürokratların çözüme ulaşmasına yardımı olacağını umduğum önerim budur: Kurun Şeriat Mahkemesi’ni, kapsamı idam gerektiren suçlarla sınırlı kalmak üzere, bırakın suçlunun nerede yargılanacağına mağdur taraf karar versin. İnsan hakları ve demokrasi, laiklik ve adalet adına bunun yapılması zorunludur.

Ümraniye’deki çocukların adaletini, müebbet yemiş delikanlıların şişlerine, Emine Bulut davasının adaletini, o çocukcağızın gözyaşları ve hıncına emanet edeceğinize, şayet mağdurlar istiyorsa Şeriat Mahkemesi’nin kılıcına bırakın. Şeriat Mahkemesi ifadesi seküler tayfaya sert geliyorsa adını değiştirip “Adalet Mahkemesi” de yapabiliriz.

Adalet mahkemesine hayır diyecek dostlara bir soru sorarak bitireyim yazımı: Allah etmesin o kursta taciz edilen sizin çocuğunuz olsa, sokak ortasında gözünüzün önünde vahşice öldürülen sizin anneniz olsa, 15 Temmuz’da helikopter ateşiyle katledilen sizin babanız olsa davanızın hangi mahkemede görülmesini isterdiniz?

PKK'nın iğrenç yüzü: Önce tecavüz ardından infaz
Gündem
PKK'nın iğrenç yüzü: Önce tecavüz ardından infaz

PKK içerisinde kadın teröristlere tecavüz edildiğine ilişkin ifadeler, bu kez örgüt tarafından infaz edilen kadın bir teröristin not defterinde yer aldı. Kadın teröristin not defterinde anlattığına göre, örgüt cinsel istismar ya da tecavüze direnen kadın teröristleri aç ve susuz bırakıyor.

AA
Bir tecavüz hikâyesi
Bir tecavüz hikâyesi

Bir grup vicdanlı avukat bana bu hikâyeyi “bunu yazar mısınız?” diye ilettiklerinde insan teklerinin ne kadar vicdansız olabileceklerine dair her şeyi bildiğini zanneden bir adamdım. Hayır, eksik biliyormuşum. İnsanın vicdansızlığına hudut yokmuş. Meseleyi okuduğumdan beri o Özbek kadın çıkmıyor aklımdan.

Video: Bir tecavüz hikâyesi

Geçici süreyle Türkiye’de ikamet eden kadının öykü için takma adı Cemile olsun. Özbek bir şehit polisin kızı o. Üstelik bir anne, küçük bir kızı var.

2018 Ekiminde bir gece Cemile, taksiyle bir yerden bir yere giderken iki polis taksiyi durduruyor. Cemile’ye diyorlar ki “sen in.” Çaresiz iniyor Cemile ve ekip otosunda beklemeye başlıyor. Bu bekleyişe dair hiçbir gerekçe beyan edilmiyor tabii. “Bekle” diyorlar sadece. Uzun bir bekleyişin ve ekip otosu gezisinin ardından polis memurlarından biri diğerini güya atlatıp Cemile’yle yalnız kalıyor ekip otosunda.

Burası insanlığın tükendiği ilk yer. Polis, Cemile’ye, devletin kendisine verdiği üniforma üzerindeyken ağzına silah dayayarak tecavüz edip ardından da kadıncağızın cüzdanındaki 1.400 lirayı gasp ediyor, yağmalıyor.

Tecavüze uğramış ve beş parasız şekilde kaldırıma fırlatılmış Cemile’nin imdadına helâl süt emmiş bir taksici yetişiyor. Cemile’yi önce bir eczaneye, ardından da evine bırakıyor. Ertesi gün kendisini toparlayan Cemile, şikâyet için Aksaray’daki Polis Merkezi Amirliği’ne gidiyor. Bir polis memuruna derdini anlatıyor.

Burası insanlığın tükendiği ikinci yer. Polis memuru diyor ki, “O zaten it gibi pişman yaptığına. Ben onun cezasını vereceğim. Sen şimdi git duşunu al, güzelce dinlen, bu olayı kafana takma.” Elbette bu sözlere ikna olmayan Cemile, bu kez de bir komisere gidiyor şikâyetini verebilmek için.

Burası insanlığın tükendiği üçüncü yer. Komiser olacak vicdansız, ahlâksız herif diyor ki, “Ben onun komiseriyim. Ceza olarak onu buradan süreceğim. Sen hiç merak etme.” Yılmıyor Cemile. Nöbetçi amire çıkıyor bu kez de.

Burası insanlığın tükendiği dördüncü yer. Nöbetçi amir meseleyi dinliyor ama işlem yapılması için emir vermediğinden yine eli boş kalıyor Cemile’nin. Fakat bu arada bir polis gelip, Cemile’nin gasp edilen parasını iade ediyor.

Anlı şanlı polis merkezimiz şikâyeti ancak ertesi gün, vardiyalar değişince, bir insaflı muhatap bulunabilince alıyor.

İşte tam burada devreye vicdanı da gönlü de zengin bir grup gönüllü avukat giriyor. Davaya müdahil olmaya çabalayarak ve bunu da belli oranda başararak Cemile’yi savunmaya başlıyorlar. Tabii Aile Bakanlığı’nın da davaya müdahil olduğunu belirteyim. Belirteyim belirtmesine de “kurumlar arası hukuk”un nasıl işlediğini de hatırlatarak belirteyim.

Davanın ilk oturumunda Cemile’nin “fuhuş ile meşgul biri olduğunu” ispatlamaya çalışmış sanıklar. İkincisinde de Cemile’ye nasıl tecavüz edildiğini tüm detaylarıyla anlatıp “rıza vardı” demişler. Yani şu: Ekip otosunda, üniformalı, belinde silahı olan bir aşağılık yaratık “Cemile zaten fuhuş sektöründe çalışıyordu, rızası ile benimle birlikte oldu” diyerek davadan yırtmaya çabalamış.

Cemile’nin olay gecesine dair mahkemede anlattıkları ise utanç verici… Yazamayacağım kadar kötü detaylarla dolu. Ama şu kadarını söyleyeyim: Devletin kendisine verdiği yetkileri kötüye kullanma konusunda karşılaştığım en berbat örneklerden biri. Rüşvet, tehdit, şantaj, tecavüz, gasp… Ne ararsanız mevcut…

Şimdi gelelim insanlığın tükendiği beşinci ve son yere. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı karara bağladı. Buna göre, Cemile’nin şikâyetini almayıp onu, “Git duşunu al, dinlen” diyerek evine gönderen A. B., Y. S. ve E. S. o suçlardan beraat etti. Cemile’nin şikâyetini işleme koymayan A.B. isimli polis 7 ay 15 gün ceza aldı, hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Cemile’ye tecavüz edilirken “çokoprens almaya giden” ekip otosundaki polis İ. K. beraat etti.

Cemile’ye silah zoruyla tecavüz eden, parasını yağmalayan Ş. Ş. ise 20 yıl ceza aldı.

Adalet yerini buldu mu? Elbette bulmadı. İ.K., Y.S., E.S. ve A. B. polislik yapmaya devam edecekler çünkü. Cemile’nin ifadesini tam olarak dinleme zahmetine bile katlanmadan gecenin bir yarısı Yedikule ıssızına çekilmiş bir kadın için “inip kaçsaydı madem” değerlendirmesi yapan; Cemile’nin parasına çökmeyi “hırsızlık, yağma, gasp” gibi şahane suçlar dururken “irtikap” olarak değerlendiren savcılık mütalaası saçma sapandır çünkü. Tanıkların net ifade ve beyanlarına rağmen suçu karartan leş polislerin adeta sırtı sıvazlanmıştır çünkü. Polisler hakkında “kamu hizmetinden yasaklama” kararı çıkmamıştır çünkü.

Şimdi asıl meseleye gelelim. Hem Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde hem de Aksaray v.b. gibi yabancı nüfusun çok olduğu İstanbul’da “polis tecavüzü, yağması, rüşvet” v.d. gibi işlerin olduğunu; mağdurların korkularından ya da “sonuçsuz kalır” diye düşünmelerinden seslerini çıkaramadıklarını daha ne kadar inkâr edeceğiz acaba?

İşte buradan hem Aile Bakanlığı’na hem de İçişleri Bakanlığı’na açık çağrı yapayım. Neler döndüğünden haberiniz olmayabilir. Gelin sizi neler döndüğünü bilen STK’larla, gönüllü hukukçularla bir araya getireyim. Bir araya getireyim ki bir daha Cemile’nin, Cemilelerin başına böylesi utanç verici, böylesi alçakça, böylesi insanlık dışı olaylar gelmesin.

Umudumu koruyorum. Bu dava temyize gidince o insanlık düşmanı ahlâksız polisler, şerefli polislik mesleğinin şerefini iki paralık eden o beş para etmez şerefsizler meslekten men edilirler. Temyizle olmazsa Bakanlık marifetiyle de pekâlâ olabilir.

Temizlik şart. Yoksa kokacağız.

Faaliyet raporuna göre, MEB’den yedi yılda 107 bin 963 öğretmen ayrıldı
Faaliyet raporuna göre, MEB’den yedi yılda 107 bin 963 öğretmen ayrıldı

Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2018 Yılı Faaliyet Raporu incelendiğinde öğretmenlerle ilgili çarpıcı sonuçlara ulaşmak mümkündür. Bu rapordaki öğretmenlerle ilgili önemli bilgileri okuyucularımızla paylaşarak çıkardığımız sonuçları ve görüşlerimizi açıklayacağız.

Video: Faaliyet raporuna göre, MEB’den yedi yılda 107 bin 963 öğretmen ayrıldı

*Yıllara göre atama yapılan öğretmen sayıları

Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2018 Yılı Faaliyet Raporu incelendiğinde öğretmen atamalarıyla ilgili çok ciddi verilere rastlayamıyoruz. Ancak, daha önceki yıllarda yayımlanan raporlarla bir araya getirdiğimizde önemli verileri elde edebiliyoruz. Bu verilere göre;

1- 2013 yılında 39.676, 2014 yılında 49.002, 2015 yılında 51.326 ve 2016 yılında 29.699 öğretmen ilk atama yoluyla göreve başlamıştır. 2017 yılında 22.026 ve 2018 yılında 25.001 Sözleşmeli Öğretmen Ataması (4/B) yapılmıştır.

2- 2013 yılında 250, 2014 yılında 366, 2015 yılında 404 ve 2016 yılında da 238 öğretmen Açıktan Atama, Kurum içi, Kurumlar Arası ve Yeniden Atama yoluyla göreve başlamıştır. 2017 yılında bu atama türünü göremiyoruz. 2018 yılında (657 sayılı Kanun’un 74 ve 92’nci maddesine göre) 6 açıktan atama yapılmıştır.

3- Sadece 2013 yılında 1.011 Açıktan İlk, Kurum İçi, Kurumlar Arası İlk Atama yapılmış olup, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında bu yöntemle öğretmen ataması yapılmamıştır. 2017 yılında bu atama türünü göremiyoruz. 2018 yılında (657 sayılı Kanun’un 74 ve 92’nci maddesine göre) 6 açıktan atama yapılmıştır.

4- 2013 yılında 106, 2014 yılında 83, 2015 yılında 152 ve 2016 yılında da 63 milli sporcu öğretmen olarak atanmıştır. 2017 ve 2018 yıllarında bu atama türünü göremiyoruz.

5- 2013 yılında 311, 2014 yılında 671, 2015 yılında 723 ve 2015 yılında da 498 engelli öğretmen ataması yapılmıştır. 2017 yılında 1.319 engelli atamasına yer verilmiş, ancak bu atamanın kaç tanesinin öğretmen olduğu bilgisi verilmemiştir. 2018 yılında 515 engelli öğretmen ataması yapılmıştır.

6- 2013 yılında 226, 2014 yılında 798 ve 2015 yılında 131 ve 48 Açıktan Atama (28 Şubat Dönüşü) yoluyla öğretmen ataması yapılmıştır. Bu yolla başörtüsü mağduru öğretmenlerin sorunu çözülerek devlet utançtan kurtulmuştur.

7- 2013 yılında 32, 2014 yılında 1, 2015 yılında 1, 2016 yılında 259 ve 2017 yılında 46 ve 2018 yılında 55 olmak üzere 3713 sayılı Kanun’a göre atama (Şehit Yakını) öğretmen ataması yapılmıştır.

8- 2013 yılında 73, 2014 yılında 136 ve 2015 yılında da 48 olmak üzere yargı kararıyla (İlk Atama, Açıktan, Kurumlar Arası) öğretmen ataması yapılmıştır. 2016 yılında bu yöntemle atama yapılmamıştır. 2017 yılında 22.026 ve 2018 yılında 25.001 Sözleşmeli Öğretmen Ataması (4/B) yapılmıştır.

* 2012, 2013, 2014, 2015, 2017 ve 2018 yıllarında MEB’den ayrılan öğretmen sayıları

Faaliyet Raporuna göre, Millî Eğitim Bakanlığı’ndan 2012 yılında 8.800, 2013 yılında 7.877, 2014 yılında 7.975, 2015 yılında 10.988, 2016 yılında 44.144 ve 2017 yılında 19.217 ve 2018 yılında 8.982 olmak üzere emekli, istifa, göreve son, muvafakat, vefat, müstafi ve devlet memurluğundan çıkarılma yoluyla öğretmen ayrılmıştır. 2016 yılındaki yüksek artış FETÖ/PDY ve BTÖ kapsamında görevine son verilen öğretmen sayılarından dolayıdır.

* 2018 yılında MEB’de çalışan öğretmen sayısı

2017 yılı Faaliyet Raporu’na göre Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı’nda 920.524 öğretmen görev yapmaktadır. 2017 yılı Faaliyet Raporu’na göre ise Eğitim ve Öğretim Hizmetleri Sınıfı’nda 904.679 öğretmen görev yapmaktaydı. Emeklilik vb. nedenlerle ayrılanları çıkardığımızda 6.863 öğretmen artışı olmuştur. 2018 yılında atanan 4/B’li (sözleşmeli) öğretmen atamasının da 25.001 olduğunu dikkate almalıyız.

MEB’de çalışan toplam personel sayısı ise 2016 yılında 977.893 iken bu rakam 2017 yılında 984.354 olup, toplam artış ise 6.461’dir. MEB’de görev yapan öğretmen sayısının birçok ülke nüfusu kadar olduğunu ifade etmek isteriz. Bu kadar büyük bir öğretmen kitlesini etkin bir şekilde idare etmenin ne kadar zor olduğunu anlatmaya gerek olmadığını düşünüyoruz.

* 2018 yılında MEB’de disiplin cezası verilen personel sayıları

360 personele Uyarma, 804 personele Kınama, 294 personele Aylıktan Kesme (2017 yılında 7.298), 77 personele Kademe İlerlemesinin Durdurulması (2017 yılında 680) ve 41 personele Devlet Memurluğundan Çıkarma cezası verilmiştir.

Ayrıca, 41 personel hakkında Adli Teklif (Mahkemeye sevkedilmiş ve adli süreç başlatılmış) ve 200 personel hakkında da İdari Teklif (görev ve görev yeri değişikliği vb.) (2017 yılında 8.530) getirilmiştir.

* Tablolarla gerçekler ne kadar uyuşuyor?

Faaliyet raporunda yer alan “Birimlerin Ana Sorumlu Olduğu Stratejilere İlişkin Genel Tablo” incelendiğinde mükemmele yakın bir sonuç görüyoruz. Birimlerin sorumlu olduğu stratejilerle gerçekleştirdikleri stratejilere baktığımızda aklımıza hemen kedi ve ciğer karşılaştırması geliyor. Keşke daha güzel ve gerçekçi tablolarla karşılaşsaydık.

Yine raporda; Liderlik ve sınıf yönetimi, yetkinlik, öğretme usulü, ölçme ve değerlendirme, materyal hazırlama, iletişim kurma, teknolojiyi etkin ve verimli kullanma, yabancı dil, mesleki etik kapsamında açılan eğitim faaliyeti sayısı için hedef olarak 81 adet belirlenmiş, gerçekleşme ise 1.209 olmuştur. Gerçekleşme oranı ise yüzde 1492,59 olmuştur. Buradan hedefin ne kadar gerçekçi belirlendiğini öğrenmiş oluyoruz. Raporda maalesef bu tür gariplikler de yer alıyor.

* MEB tecavüz olaylarına acil tedbir almak zorunda

Basında çok sayıda öğretmenin tecavüz olaylarına karışması bakanlığın acilen bu konuda eylem planı çıkarmasını gerektiriyor. Öğretmenler baş tacımız olmakla birlikte çocukların da göz bebeğimiz olduğunu dikkate alarak acilen bütün gücümüzle bu konuların üzerine gitmek zorunda olduğumuzu ifade etmek zorundayız. Bir de basına yansımayanlar dikkate alındığında ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle çok detaylı sağlık kurulu raporları başlangıç olabilir.

Özellikle çocuklara baba ve annelik yapan, onların her derdine çare olan ve hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan çok sayıda örnek öğretmenlerimizi de burada saygıyla selamlıyorum. Onların emeklerinin karşılığının hiçbir şekilde ölçülemeyeceğini de ifade etmek istiyorum.

MEB’de Eğitimde Cinsiyet Eşitliğinin Desteklenmesi Projesi

Faaliyet raporunda Avrupa Birliği kaynaklı “Eğitimde Cinsiyet Eşitliğinin Desteklenmesi Projesi”ni görüyoruz. Üzülerek belirtmek isterim ki MEB’de uzun süredir pilot okullarda bu proje uygulanıyor. Bu projenin ne olduğunun ve neyi amaçladığının Sayın Cumhurbaşkanı’na anlatılması gerekiyor. Çok faydalı bir proje ise bunun yaygınlaştırılması tavsiye edilebilir. Şayet faydalı değilse toplum dinamikleriyle taban tabana zıt bu tür saçmalıklardan bir an önce vazgeçilmelidir.

Kızına defalarca tecavüz eden babaya 30 yıl hapis cezası
Gündem
Kızına defalarca tecavüz eden babaya 30 yıl hapis cezası
Kütahya'da 2 yıl önce kızı 17 yaşındaki kızına tecavüz edip hamile bırakan Yılmaz K. 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkemede tecavüzü inkar eden Yılmaz K. "Ben sürekli alkol alıyordum. Böyle bir şey yaptığımı hatırlamıyorum" ifadelerini kullandı.
DHA
Almanya'da kampta tecavüz skandalı
Dünya
Almanya'da kampta tecavüz skandalı
Almanya, Lügde şehrinde çocukların kaldığı bir kampta gerçekleşen tecavüz skandalıyla çalkalanıyor. Kamptaki 2 görevli, 31 çocuğa tecavüz ederek görüntüleri kayıt altına almış. Alman polisinin örtbas ettiği insanlık dışı olayın faili olan 2 kişinin evinde 10 binden fazla çocuk pornografi dosyası ele geçirildi.
Diğer
PKK iğrençliği: Militan için kadınları doğuma zorluyor
Gündem
PKK iğrençliği: Militan için kadınları doğuma zorluyor
Yurt içinde ve sınır ötesinde yapılan operasyonlarla ağır darbeler alan terör örgütü PKK'ya katılım oranı neredeyse sıfırlanmak üzere. Operasyonlarda da büyük ölçüde öldürülen ya da yakalan teröristlerin ardından eksilen örgütün yeni militan bulmak için kadın teröristlere tecavüz ya da çarpık ilişkilerle çocuk doğurmaya zorladığı ortaya çıktı. Bu yolla doğan çocukları bir kampta büyütmeye başlayan örgütün iğrençliği kadın teröristlerin itirafı ile anlaşıldı.
Diğer
PKK'lı teröristler Suriye'den kaçırdıkları çocuklara tecavüz ediyor
Gündem
PKK'lı teröristler Suriye'den kaçırdıkları çocuklara tecavüz ediyor
Terör örgütü PKK'nın içindeki cinsel istismar olayları, kadın teröristlerin ifadeleriyle bir kez daha gün yüzüne çıktı. Teröristlerden Y.S. ifadesinde, "Bir kadın için Kandil demek tecavüz demektir. Kandil'de kadın, isteyenin dilediğince kullandığı bir metadır. Sözde yönetici kadronun cinsel sapkınlığı kadınla da sınırlı değil. Suriye'den kaçırılıp getirilen oyun çağındaki çocuklara bile tecavüz ediyorlar" dedi.
AA

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.