Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Gözün kodlarını arayan adam
Gözün kodlarını arayan adam

Her şey merakla başlar. Merak, iyi kötü, doğru yanlış bütün bilgilerin kapısıdır; bilim dünyasına göre ilmin hocasıdır.

Video: Gözün kodlarını arayan adam


Elimizden düşürmediğimiz akıllı cep telefonlarında bile sörf yaparken merak ettiren bir başlık ya da görüntü ararız, tıklayıp bakmak, okumak ve öğrenmek için.

Ağrılı Profesör Çetin Kaya Koç’un kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden biri olmasına kadar süren yolculuğu da merakla başlıyor.

Merakını geliştiren de Ağrı’da açılan bir devlet kütüphanesi.

Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ağrı’da açılan bir devlet kütüphanenin hayatına nasıl yön verdiğini Anadolu Ajansı muhabiri Hikmet Orçun Üresin’e şu sözlerle anlatmış:

“İlkokul son sınıfta Ağrı’ya bir devlet kütüphanesi açtılar. İlkokul son sınıftan lise son sınıfa kadar o kütüphanede okumadığım kitap kalmadı.

Her kitabı okumak bana çok şey öğretti.

Benim için kütüphane adeta bir altın madenine dönüştü.

Derslerde her zaman birkaç adım ileride oluyordum.

Sürekli ileride olmak duygusu çok güzel.

Türkiye’de okulda birinciydim ama Kaliforniya Üniversitesi’nde yedinci, sekizinci olmak güzel bir ders oldu benim için. Benden daha zeki insanlarla çalışmak, onlardan bir şeyler öğrenmek çok hoşuma gidiyordu.”

**

Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri ve dünya devi şirketlere kriptoloji hizmeti veren Koç’un hikayesi, 1957’de Ağrı’da başladı.

Ağrı Lisesi, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’nden sonra devlet bursuyla ABD’ye gitti.

Doktorasını Kaliforniya Üniversitesi’nde tamamlayarak Houston Üniversitesi’nde yardımcı doçent oldu.

Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olarak çalıştı.

Koç, kriptoloji mühendisliğine yaptığı katkılardan dolayı 2007 yılında IEEE Fellow (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanına layık görüldü.

Cryptographic Engineering isimli kitabı Çince’ye çevrilmiş. Koç’un, 200’den fazla akademik yayını ve ABD’de 13 patenti bulunuyor.

H-endeksi değerlerine göre en çok atıf alan 100 Türk araştırmacı arasında bulunuyor.

**

Kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden biri olan Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, görmenin kendi içinde bir şifresi olduğundan yola çıkarak çalışmalarını yapay göz alanında yoğunlaştırdı.

Prof. Dr. Koç’un geliştirdiği kriptolojik kodlar hem Türkiye’de hem de dünya çapında akıllı telefonlarda ve tablet bilgisayarlarda kullanılıyor.

**

Çalışmalarının kendisini birdenbire “insan ve beyin”, “insan ve görme” konularına ittiğini belirten Koç, merak duygusunun kendisini nasıl bir yolculuğa çıkardığını şu sözlerle anlatıyor:

“İnsan gözündeki sinirlerin beyin zarının içinde olması aslında insan gözünün, beynin bir parçası olduğunu bize gösteriyor.

Bir anlamda beynimiz dışarıya ulaşmak için göz boşluklarımızdan dışarı doğru sinirleri uzatmış diyebiliriz. Yani göz bir organ değil, beynin bir parçasıdır.”

**

Gözün kodlarını arayan profesörün genç meraklı beyinlere tavsiyesi ile yazıyı noktalayalım;

“Bir insan, çok iyi anlaştığı, çok sevdiği ve birlikte zaman geçirdiği 5 insanın ortalama zekasına sahiptir. Dolayısıyla genç arkadaşlarıma hep çok zeki arkadaşlarınız olsun, bu sizi de ister istemez o zeka seviyeye getirecektir diyorum.”

  • Tesettürlüysen müşteri olabilirsin ama çalışan olamazsın
  • Geçtiğimiz Çarşamba günkü yazımda bir mağazada çalışabilecek vasıfta üniversite öğrencisi tesettürlü bir kızın, (Kendisi kızımın arkadaşı olur, aynı zamanda komşumuz) eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için derslerin olmadığı günlerde part time çalışmak için iş aradığından bahsetmiştim.
  • Olayı tekrar hatırlatayım;
  • 29 Mart 2019 Cuma günü İstanbul Anadolu yakasında Ataşehir’de Optimum, Kadıköy Acıbadem’de Nautilus ve Akasya alışveriş merkezlerinde bulunan
  • İpekyol, Zara, Nike, Adidas ve Mango’ya iş başvurusunda bulunuyor.
  • Hepsinden aldığı cevap şu; Kapalı çalıştırmıyoruz.
  • Bu markaların mağazaları mal satarken ‘kapalı yani tesettürlülere mal satmıyoruz’ demiyor.
  • Ama çalıştırmaya gelince yanaşmıyor.
  • Geçen haftaki yazımda, “Bu kapalı çalıştırmama kuralı mağazaların tercihi mi markanın tercihi mi?”
  • Diye sormuştum.
  • Cevabını öğrendik.
  • İş başvurusunda bulunan kıza, mağaza sorumluları kapalı çalıştırmama kuralının kendi kararları olmadığını, firma kararı olduğunu söylemişler.
  • Yani diyor ki bu markalar kısaca; Sen sadece müşteri olabilirsin.
‘Meselesi Türkiye’ olanlar kendisini güncelleyecek
‘Meselesi Türkiye’ olanlar kendisini güncelleyecek

1 Nisan 2019 tarihi itibariyle 4.5 yıl seçimsiz bir döneme girdik.

2023 hedeflerine ulaşmak için önümüzde bulunan 4.5 yıllık süreyi popülist politikalardan uzak, ülkenin ihtiyacı olan reel politikalar izleyerek çok iyi değerlendireceğiz.

Başka şansımız yok.

Video: ‘Meselesi Türkiye’ olanlar kendisini güncelleyecek

Bu hedeflere ulaşmak için de iş dünyasının, inovasyon, Ar-Ge ve tasarım odaklı üretim ve ihracata yoğunlaşması, iktidarın reformlara odaklanması, üniversitelerin de eğitimini güncelleştirmeye yönelmesi gerekiyor.

Toplumun tüm kesimleri aynı bilinçle hareket ederse ekonomi içine girdiği darboğazdan kısa sürede çıkar.

Yani seçim bitti, şimdi çalışma zamanı.

Artık gündemimizi toplumun en alt kesimindeki insanların sorunlarından başlayarak ekonomiye çevirelim.

**

Seçilen belediye başkanlarının görevi; hizmete odaklanarak vatandaşların yaşam kalitesini yükseltmek.

İş dünyasının önceliği; ekonomiyi düzlüğe çıkarmak.

Siyasetçilerin önceliği de toplumun tamamını kucaklayan söylemlerle politikalarını güncellemek olmalı.

**

Çünkü bugünün küresel ekonomik düzeninde artık kalkınma yerelden başlıyor.

2018 yılının son çeyreğinde yüzde 3 küçülen Türk ekonomisinde küçülmenin durması ve tekrar büyümeye geçmesi için mahalli idarelerin yöneticilerine büyük görevler düşüyor.

İşbirliğine daha açık olacaklar.

Kamu kaynaklarını verimli kullanacaklar.

Yerel değerleri katma değerli bir şekilde ekonomiye kazandırarak kalkınmanın yerelden başlamasına öncülük edecekler.

Yeni seçilen mahalli idareciler, geçmiş dönemde yerel kalkınma için atılan adımları daha ileri taşıyacaklar.

**

Yeni reform döneminde öncelikli hedef ekonomik sorunlara kalıcı çözümler üretmek olmalı.

İstihdam en öncelikli sorunumuzdur.

Gençnüfusu yedtenekleri ve eğitimi ile iş dünyasına kazandırmak, bizi hem dışarıda hem içeride güçlü bir ülke yapmanın en kestirme yoludur.

Avrupa ile ekonomik ilişkileri kesintisiz devam ettirirken İslamcoğrafyasındaki ülkelerle olan ekonomik sosyal ve siyasal ilişkilerini güçlendirmeli, Asya Amerika ve Afrika ülkelerinde yeni pazarlar aramalıdır.

**

Uluslararası rekabet alanında ülkemizi güvenilir bir yatırım ortamı ve ticaret partneri haline getirecek kalıcı, uzun vadeli ve çok yönlü yapısal değişimlerin bir an evvel hayata geçirilmesi adına, iş ve sermaye dünyası elinden gelen her desteği sağlamaya hazır olduğunu açıkladı.

**

‘Meselesi Türkiye’ olan herkes seçimden sonra kendisini yeni duruma göre güncelleyecek ve hayata öyle devam edecek.

‘Meselesi başka’ olanlar ise aynı kafayla devam edecek.

‘Meselesi Türkiye’ olanlar çoğunluk olursa değişen uluslararası ekonomi-politik konjonktür içinde yeniden yazılan kuralların kabullenen ve uygulayan tarafı değil, oyun kuran ve kuralları bizzat belirleyen tarafı olacağız.

**

‘Meselesi başka’ olanlar çoğunluk olursa iç barışı sağlayamayan, işbirliğini beceremeyen zayıf bir toplum ve devlet olup, mağdur olacağız.

Gazze’de Kudüs’te, Doğu Türkistan’da, Suriye’de Irak’ta Afganistan’da Yemen’de seyirci olacağız.

Biz güçlü olmak zorundayız.

Bunun da tek yolu iç barış.

  • ‘Kapalı çalıştırmıyoruz’ ne demek
  • Üniversite öğrencisi modern denecek tarzda tesettürlü bir kız, (Kendisi kızımın arkadaşı olur, aynı zamanda komşumuz) eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için derslerin olmadığı günlerde parttime çalışmak için iş arıyor.
  • Geçen hafta İstanbul Anadolu yakasında Ataşehir’de Optimum, Kadıköy Acıbadem’de Nautilus ve Akasya alışveriş merkezlerinde bulunan bazı mağazalara iş başvurusunda bulunuyor.
  • İsimlerini de vereyim; İpekyolu, Zara, Nike, Adidas ve Mango.
  • Hepsinden aldığı cevap şu; Kapalı çalıştırmıyoruz.
  • Benim anlamadığım şey şu; Bu markaların mağazaları mal satarken ‘kapalı yani tesettürlülere mal satmıyoruz’ demiyor.
  • Ama çalıştırmaya gelince yanaşmıyor.
  • Bu kapalı çalıştırmama kuralı mağazaların tercihi mi markanın tercihi mi?
  • Ve nedeni?
  • Bir cevap bekliyorum.
Gözaltına alınan saldırgan: Peçesini açmaya çalışmadım elim çarptı
Gündem
Gözaltına alınan saldırgan: Peçesini açmaya çalışmadım elim çarptı
Adana'da tesettürlü iki kadına sözlü ve fiziki saldırıda bulunan Zübeyde G. polis ekiplerinin çalışması sonucu gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen kadın Adli Tıp Kurumu'ndan çıkarken basın mensuplarına, “Benim de ailem kapalı. Onlar önce bana saldırdı. Peçesini açmaya çalışmadım, elim çarptı” dedi.
IHA
Üniversite kampüsünde başörtülü öğrencilere hakaret
Gündem
Üniversite kampüsünde başörtülü öğrencilere hakaret
Konya'da bulunan KTO Karatay Üniversitesi bahçesinde çekilen görüntülerde, Karatay Üniversitesi'nin kendi sitesinde yaptığı açıklamada bildirdiği üzere Üniversite'nin öğrencisi olmayan bir şahıs, başörtülü öğrencileri kayda aldığı sırada 'nesli tükenen Rabialar göç ediyor' diyerek hakaret etti. Şahıs hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Diğer
Herkesin hayatına kimse karışamaz!
Herkesin hayatına kimse karışamaz!

Barış Yarkadaş, şu meşhur 10yearschallenge şeysi kapsamında Lübnanlı bir porno oyuncusunun başı kapalı ve açık fotoğrafı kullanılarak servis edilen “özgürleştim diye linç edilmem değil mi?” kurgusal tweetini dolaşıma sokunca hiç şüphem kalmadı. Bu son zamanlarda BBC eliyle ve twitter marifetiyle yaygınlaştırılan “başımı açınca özgürleştim” kampanyası tam bir operasyondur.

Video: Herkesin hayatına kimse karışamaz!


Deyin ki bana “niçin Barış Yarkadaş dolaşıma sokunca inandın?” Ben de size “lise öğrencilerinin okuma gruplarından rejim krizi çıkarmaya çabalayan Barış Bey sanırım seviyor böyle işleri” diyerek kapatayım o bahsi.

Önce bir konuda anlaşalım. Tesettürün yani bedenin Allah’ın izin verdiği sınırlar dışında kalan bölümlerinin gösterilmemesinin Müslümanlara farz olduğuna inanıyorum. Kadın tesettürünün şekli konusunda ise yaygın ve “gelenekli” olana itibar ediyorum. Yani “bileklerden itibaren eller, yüz, bileklerden itibaren ayaklar dışında kalan beden bölümlerinin mahremi olmayanlara gösterilmemesi” olarak algılıyorum kadın tesettürünü.

Anlaştıysak devam edelim. Tesettürün, fakat daha da detayda başörtüsünün, “Müslüman ve özgür kadınların sembolü” olduğunu öğreniyoruz tarihten. İslam tarihinin hiçbir döneminde gayrimüslim, köle ya da cariye kadınların örtünmesi söz konusu değildi. Dolayısıyla başörtüsü bu yanıyla Müslüman ve özgür kadını Müslüman olmayan köle kadından ayırıyordu. Bugün elbette aynı normatif bakışla ilerlemiyor başörtüsü durumu.

“Başımı açınca özgürleştim” kampanyasının ise bu kadim durumla hiç ilgisi yok elbette. “Özgürleşme” kavramı daha çok “dini zorunlulukların insanda oluşturduğu manevi baskı ortamından kurtulup dilediğince sekülerleşme” olarak sunuluyor kampanyada. Dans etmek, şarap içmek ve benzeri unsurların bolca kullanıldığı bir kampanya dilinden söz ediyoruz zira.

Şuradan devam edelim. Ülkemizde yetişkin bir birey, başını örtmek-açmak konusunda bütünüyle ihtiyar sahibidir. İsterse açar, dilerse kapatır. İsterse önce açar, ardından kapatır. Dilerse önce kapatır, ardından açar. Üstelik isterse bu kararlarının her birini kamusal alanda çeşitli cümleler eşliğinde paylaşabilir. Dolayısıyla, pek ihtimal vermemekle birlikte, bu kampanyanın etkisiyle samimi olarak aldığı bir kararı toplumla paylaşma gereği duyan biri olduysa onlarla ilgili sorun sayım “sıfır”dır. Bana nedir. Açılsa da bana nedir, kapansa da bana nedir, bunu ilan etse de bana nedir, etmese de bana nedir.

Benim derdim, bu kampanyanın tuhaf ötesi dili ve önermeleri iledir.

“Kadın özgürleşmesi” kavramının bugün bütün sınırlarını modern/seküler dünyanın belirlediğini ayrıca konuşmaya lüzum yok elbette. 20. yüzyılın bütün bir feminist külliyatı, modern kadın hareketleri ve benzeri unsurlarla belirlenmiş bir alandan söz ediyoruz “kadın özgürleşmesi” derken.

Meseleyi biraz daha derinleştirerek devam etmek gerekirse aslında “özgürleşme” kavramının bizatihi kendisi hümanizm ve materyalizmin ilmek ilmek dokuduğu “kutsalsız hayat” fikrinin doğal bir sonucudur. “Baba otoritesini, aile otoritesini, toplumsal normları geçerek ilerlemek; finalde göksel/kutsal otoriteyi ve normları da reddederek özgürleşmek… Dahası da var. Böylesi bir “özgürleşme” tanımının dışında kalan bütün “özgürleşme” tanımlarını da reddetmek, ötekileştirmek ve boğmak.

Dağıtmayayım. Derdim şu: Bir kadına başörtüsünü çıkararak özgürleşebileceğini vaz’etmek sekülarizmin çektiği planlı bir numaradır. 2010’lu yıllar boyunca tüm dünyada bütün bir yayın dünyasının başat meselesinin “Müslüman kadınlar ve kadın hakları” olması da boşuna değildir, BBC’nin “açılınca güzelleştik” konulu dosyalar yapması da boşuna değildir, 10yearschallenge şeysi üzerinden “başını açıp şarap içen kız” kodlaması yapılması da boşuna değildir.

Dertleri Müslüman kadınlarla, Müslüman erkeklerle falan değildir. Dertleri topyekûn bir “tehdit algısı” olarak gördükleri İslam iledir.

Dolayısıyla 10yearschallenge ile “hadis usulü yalan söylemenin yöntemidir” cümlesinin kurulmasını yan yana okumadan doğru anlayamayız meseleyi. Ahundov’u imdada çağıran adamla Aliya’yı yıpratmaya çalışan adamın yapmaya çalıştıklarını yan yana düşünmezsek ıskalamış oluruz meseleyi.

Bugün, dünyaya “değişik bir şey” söyleme ihtimali olan yegâne topluluk -hepimiz bunun farkında değilmişiz gibi davransak da- Müslümanlardır ve küresel kapitalist düzen bundan nefret etmekte, bulabildiği her fırsatla ön almaya çalışmaktadır.

Küresel kapitalist dünyanın derdi de umuru da başörtüsü değildir. Kendi varlığının devamını “sekülerleşme, daha da sekülerleşme, pür sekülerleşme” olarak belirlemiş bu lanetli düzenin aklı tek bir şeye erer: “Herkes tamı tamına benim onlara kodladığım gibi düşünürse benim gemim asla batmaz.”

Barış Yarkadaş’ın, BBC’nin, aptal FETÖ mensuplarının falan alet olduğu düzen işte o düzendir, başkası değil.

Başörtüsü ve Vietnam Sendromu
Başörtüsü ve Vietnam Sendromu

Başörtüsü neredeyse yarım asır “yasak” olma boyutuyla Türkiye’nin gündeminde oldu.

Video: Başörtüsü ve Vietnam Sendromu

Her ne kadar dünün “Arabistan’a gitsinler” sözü bugünlerde “burası Arabistan mı” şeklinde tezahür etse ve başörtülüler nadir de olsa ayrımcılığa maruz kalsalar da, mesele artık kabuk değiştirmiş, başörtüsü farklı şekillerde tartışılır hale gelmiş durumda: Başörtülüler JİP’e biner mi? Başörtülüler alkol içer mi, alkollü mekana takılır mı? Tesettür ile moda, defile, makyaj bir arada olabilir mi? Başörtülü bir kadın sosyal medyada istediği pozu verebilir, sosyal medya “trendlerine” malzeme olabilir mi?

En başta belirtelim: Okuduğumuz ve dinlediğimiz kadarıyla başörtülü kadınlar, bu tür soruların sorulmasından dahi rahatsız oluyorlar. Hele hele, bu soruları erkeklerin sormasından, erkeklerin başörtülü kadınlara bir çerçeve çizme, bir misyon yükleme gayretinden hoşnutsuzlar ve bunu da açık açık dile getiriyorlar.

Başörtüsü ya da genel olarak tesettür, iktisadi ve siyasi gelişmelere paralel olarak büyük değişim yaşıyor. “Değişen Tesettür Algısı” üzerine çalışmalar yapan Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Melek Çaylak, tesettürlü kadının tesettürü modernizmin bir eklentisi haline getirdiğini söylüyor. Çaylak, “Dini bir emir olan tesettür modalaşarak, markalaşarak, defileler, dergiler aracılığı ile bir tüketim nesnesine indirgenmekte ve metalaşmaktadır” diyor.

Cihan Aktaş da, Gerçek Hayat Dergisi’ndeki “Başörtüsü Aynı Açıklama Değil Artık” başlıklı yazısında “Bugün İslam’ı en doğru bir şekilde temsil eden gösterenin her hal ve yorumuyla başörtüsü olduğunu söylemekte ne yazık ki zorlanıyoruz. Başörtüsü artık tesettür için gerekli takva, tevazu ve rıza hallerini yansıtmıyor genel bir bakışta” dedikten sonra “Başörtülü kadınların ortalama bir Türkiye fotoğrafında tutmaya başladığı şimdiki yer bir normalleşme anlamına geliyor. Bu normalleşme, sayısal çokluk içinde her türlü profilin var olmasıyla aynı şey. Başörtülü kadın melek değil… Tuhaf olan yasakların var ettiği eski telakkilerdi… Bu açıdan, normalleşme sürecinin özellikle biçimler bağlamında abartılı tezahürler sergilemesine de şaşmamak gerekir” diyor.

Cihan Aktaş’ın “normalleşme” vurgusu çok önemli. Bu normalleşmeyi biraz da şöyle okumak gerekir: Başörtülüler, kamusal alanda var olmak için yoğun bir mücadele verdiler. Üniversitede okumak, kamu ya da özel sektörde çalışmak için uzun soluklu bir direniş sergilediler. Müslümanların iktisaden güçlendikleri ve iktidara geldikleri bir süreçte, en baştaki bu modern taleplerin, bugün yeni başörtüsü fotoğrafını oluşturmasından daha doğal, daha normal ne olabilir ki? İstenen, arzulanan, hedeflenen ve uğrunda savaşılan zaten bugün gelinen nokta değil midir?

Modern ve kapitalist dünyadan pay kapma çabası zafere ulaşmıştır.

Özgür ve modern bireyler olma mücadelesindeki başörtülü kadınların kendilerini yargılayanlara yönelik tepkisi son derece haklıdır. Kimsenin de modern, özgür, seküler başörtülü kadın imajından şikayet etmeye hakkı yoktur.

Yeni başörtülü imajından benim neslimin rahatsızlığını ise kadınların bir şikayet olarak değil de, bir hayal kırıklığının, burukluğun tezahürü olarak anlamalarını temenni ederim.

Bizimkisi bir şekilde Vietnam Sendromu…

Amerikan askerleri Vietnam’dan ülkelerine döndükten sonra uyum sorunu yaşamışlardı. Özellikle de, kendileri yoğun bir savaşın içindeyken, kan gölünde boğulmaktan kurtulmuşken, ülkelerinde insanların hiçbir şeyden habersiz günlerini gün etmeleri kendilerini rahatsız etmişti. Bekledikleri saygıyı da görmeyen askerler uyumsuzluk sergilemiş, buna da Vietnam Sendromu denmişti.

Bizimki de biraz böyle… 40 yıl boyunca verilen mücadelenin ardından gelinen nokta, çoğumuzda “bunun için mi savaştık?” duygusu oluşturuyor.

Değişen sosyolojiyle tesettürün şekli de kuşkusuz değişmeye, tesettür daha da açılıp saçılmaya devam edecektir. Aysha, Vuslat, Ala, İkra, Enda, “Hijab in Style” gibi dergilerle, Tekbir, Vahdet, Safamerve gibi “moda evleri”nin defileleriyle başörtülü kadın özgürleştikçe özgürleşecektir.

Tesettür bir kesimi “özgürleştirirken”, diğer bir kesim için tesettür, tesettür olarak kalmaya da kuşkusuz devam edecektir. Cihan Aktaş, Gerçek Hayat’taki makalesinde umudunu muhafaza ediyor: “Bu baş örtme dalgasının içinde toplumsal duyarlılık ve takva sorumluluğu gibi ölçülerle hareket edenler hiç eksik değil, ama öyle ya, onlar zaten hiçbir zaman ortalıkta görünmeyi sevmediler. Porselen gülüşleri yok onların, köşeleri, unvanları, koltukları yok. İsimsizce koşturuyorlar gecede ve bir gecekonduda donmaya başlayan mülteci çocuğu bağırlarına basıp ısıtmaya çalışıyorlar.”

Restoranda başörtülü kadına saldırı kamerada
Hayat
Restoranda başörtülü kadına saldırı kamerada
Ankara Sıhhiye'de bir restoranda başörtülü bir kadın, başörtüsüne tahammül edemeyen başka bir bayan tarafından hem fiziksel hem sözlü tacize uğradı. İnsanların tepkisini gören kadın restorandan kaçtı. Sanatçı Umut Mürare'nin paylaştığı görüntüler sosyal medyada kısa süre içerisinde yayıldı. Tesettürlü kadına yapılan bu saldırı büyük tepki topladı.
Yeni Şafak
Tesettür Modasının Vazgeçilmezleri
Tesettür Modasının Vazgeçilmezleri
Tesettür Giyim Modasına Yön Veren Renkler Hangileri?
Diğer

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.