Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
En Güçlü İslami Banka ödülü
Ekonomi
En Güçlü İslami Banka ödülü
Kuveyt Türk, “Türkiye’nin En Güçlü İslami Bankası” ödülüne layık görüldü. Dünyanın önde gelen finansal hizmetler kuruluşu Cambridge IFA tarafından verilen ödüller Dubai’de takdim edildi. Kuveyt Türk’ün ödülünü Özel Bankacılık Grup Müdürü Ali Bağatır aldı.
Yeni Şafak
SMA ilaçlarına 650 milyon TL
Hayat
SMA ilaçlarına 650 milyon TL
Maliyeti nedeniyle birçok ülkenin ödeme listesinden çıkardığı SMA ilaçları için Türkiye, 650 milyon TL bütçe ayırdı. Şimdiye kadar 281 Tip 1 SMA hastası için 396 milyon TL para harcayan Türkiye, TİP 2 ve TİP 3 sahibi 168 hasta için de 235 milyon ödeyecek.
Yeni Şafak
Kaşıkçı’da hedef şaşırtıyorlar!
Dünya
Kaşıkçı’da hedef şaşırtıyorlar!
FETÖ’nün satılık kalemleri, Suudi gazeteci Kaşıkçı cinayetinde yine sahneye çıktı. Kaşıkçı olayında hedef şaşırtan firari FETÖ’cüler Adem Yavuz Arslan, Emre Uslu ve Tarık Toros, Türkiye’ye karşı karalama kampanyasını devreye soktu.
Yeni Şafak
Spekülasyona denge freni
Ekonomi
Spekülasyona denge freni
Tarım ürünlerinde stok ve spekülasyon, ‘değer zinciri projesi’ ile bitiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, maliyet ve fiyat analizi yaparak tarım ürünlerinde rekabet edilebilir maliyette dengeli fiyat oluşumu sağlayacak.
Yeni Şafak
Tarım ihracatına
ilave finansman
Ekonomi
Tarım ihracatına ilave finansman
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, Türk Eximbank'ın yeni başlattığı Mevsimsel Kredi Destek Programı ile yıl sonuna kadar pamuk, incir, üzüm, zeytin, fındık, kayısı ve diğer tarım ürünleri ihracatı yapan firmalara 200 milyon dolar ilave finansman sağlayacağını bildirdi.
Yeni Şafak
Tramp bize hiçbir zaman teşekkür etmesin
Tramp bize hiçbir zaman teşekkür etmesin

“Hangi masada oturuyorsanız, çayınızı oraya getireyim.”

Ne güzel bir teklif.

Tek başına bakınca öyle görünüyor.

Ancak evvelini bilince, durum epey farklı.

Video: Tramp bize hiçbir zaman teşekkür etmesin


Yol yorgunluğu… Acil çay ihtiyacı… Bir çay bahçesi… Pek çok masa varsa da sadece iki üç masada müşteri bulunuyor.

Garson bir kenara çekilmiş, cep telefonunda başparmaklarını yarıştırıyor.

Gelenin gidenin farkında olmadığını anlayınca, doğrudan ocağa yöneldim.

Çay istedim.

Ocaktaki yaşlı adam, bir bardağa oralet koyuyor çay kaşığıyla.

O kadar titiz ve aheste davranıyor ki, adeta elmas tartar gibi.

Bir miligram fazla yahut noksan olmasın derdinde.

Nihayet bardağı doldurdu, yanına şeker ilave etti, ocağın hemen dışında oturan kadınlara doğru açık pencereden uzattı.

Kadınların yanındaki çocuk oralet içmekten vazgeçmiş.

“İstemiyom, istemiyom…”

İade ettiler.

Adam keyifsiz, bardağı geri aldı, kenara bıraktı.

Tezgâhın önünde beklemeye devam ederken, bir kere daha söyledim çay istediğimi.

“Hah” dedi, iki bardak alıp sıcak su ile çalkaladı.

Bardaklardan birini dolu bıraktı, diğerine çay doldurdu.

O sırada ben de parasını çıkarıp tezgâh üzerine bıraktım.

Ocaktaki adam ağır ağır çayı uzatırken öyle söyledi: “Hangi masada oturuyorsanız, çayınızı oraya getireyim.”

“Yok” dedim, çayı aldım, bir masaya geçip oturdum.

Çay güzel, hava güzel. Dünya da güzelleşti.

Acil çay ihtiyacının ne demek olduğunu bilmeyen, bu güzellikleri tam olarak anlayamaz.

Başında dikilip çayı bir an önce içmek isteyen birine yapılan o teklif de apaçık belli ki gereksiz bir nezaket.

Bir bardak çayı üç dört dakikada doldurabilen birinin, masaya servis yapmasını beklemek olacak iş değil.

*

Tramp, Suudi Arabistan’a teşekkür etti.

Aman ne güzel.

İlk bakışta teşekkür etmek, başlı başına bir nezaket gibi.

Ya evvelini bilince?

Cemal Kaşıkçı cinayetinde ne kadar ayak dirediğini gördük.

Kapı gibi gerçek delilleri yok saymak, görmezden gelmek, kabul etmemek için kırk dereden su gerekti.

Sonunda kabul eder gibi oldu.

Şimdi bu teşekkürü duyunca, “Acaba ne için” dedim.

Kaşıkçı’yı ne güzel öldürdünüz, ne güzel ortadan kaldırdınız diye mi yoksa?

Değilmiş, petrol fiyatlarıyla ilgiliymiş.

Her ne için olursa olsun, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki yakın ilişki, bütün dünyanın gözü önünde işlenen cinayeti örtbas etmeye yetmedi.

Aptalca hazırlanan tezgâh, Türkiye’nin ısrarlı baskısıyla ortaya çıktı.

*

Maktul (öldürülen) belli.

Katil (öldüren) belli.

Azmettiren (öldürten) belli.

Cinayet mahalli (yeri) belli.

Cinayet vakti belli.

Cinayet şekli belli.

Cinayet aleti belli.

Elde cinayet anındaki ses kayıtları da var.

Bir tek ceset yok ortada. Kayıp. Parçalandı, uçtu gitti.

Bu durum, cinayetle ilgili uygulamaları kökten değiştirecek bir niteliğe sahip.

“Ceset yoksa cinayet de yok” gibi bir kural, yeni baştan ele alınacaktır bundan sonra.

*

Tramp’ın herhangi bir konuda bize teşekkür etmesine fırsat olmasın.

Genç siyasetçi adaylarına tavsiyeler
Genç siyasetçi adaylarına tavsiyeler

Sitemlerinde haklılar. Cuma günleri gençlere yönelik yazılarıma epey ara verdim. Genç okuyucularım da bundan dolayı sitemlerini ilettiler. Gündemin yoğun azizliğini mazeret olarak kabul etmiyorlar. Haklılar. Sıcak gündemi, gençlere yönelik yazıyla birleştirmeye bu yüzden karar verdim…

Video: Genç siyasetçi adaylarına tavsiyeler


Çok sayıda genç başkan adayının olduğunu biliyorum. Siyasete henüz yeni girmiş bu genç arkadaşlarımla zaman zaman konuşuyorum. Soruları, kaygıları, sitemleri, itirazları, üzüntüleri, talepleri var.

Seslerini duyurmak benim görevim.

Aslına bakarsanız yerel seçimlerle ilgili yazdığım yazıların çoğunda bunların bir kısmından bahsediyorum.

Daha spesifik olarak bu genç insanların ruh hallerini, onların içinde bulundukları durumu yansıtmak istiyorum. İlgilenene tabii.

GENÇLER ÇABUK UMUTSUZLUĞA DÜŞÜYOR

En dikkat çekici şey, bu gençlerin çok sık umutsuzluk içine düşmesidir. Siyasetin acımasız yollarına girdikçe ve oradaki zorluklarla karşılaştıkça dirençleri düşüyor, umutsuzluğa kapılıyorlar. Kimi vazgeçmeyi, kimi çaresizce beklemeyi, kimi yine de elinden gelen son hamleleri yapmayı tercih ediyor.

Yarışın adaletli olmadığına dair itirazları en çok duyduğum şikâyet. Gençler, siyasete yeni girmişler, dolayısı ile Ankara’da çok fazla tanıdıkları yok. Onları destekleyecek biri olmayınca şanslarının hiç olmadığını düşünüyorlar. Böylece umutsuzluk bulutu çöküyor üzerlerine.

Benim de itiraz ettiğim ve zaman zaman dile getirdiğim adil yarış, adil seçim konusu siyasetin genel sorunu zaten. Sadece gençler değil, liyakat ve ehliyet sahibi olup, siyaset yapamaya karar veren herkesin sorunu bu seçilme şekli zaten.

Bu sorun tüm partiler için geçerli. Zaten ülkede siyaset kalitesini, siyasetçi kalibresini etkileyen önemli bir konudur bu. Her parti siyasetçi adaylarını seçme yöntemlerini gözden geçirmek zorunda. Ülkede siyasetin ve siyasetçinin kalitesi ancak böyle artırabiliriz.

MÜCADELE ETMEK TAMAM AMA HANGİ KONUDA?

Ancak gençler çok mücadeleci değiller gördüğüm kadarıyla. Tuttuğunu koparacak potansiyelleri var ama bu potansiyellerini kullanma sorunu yaşıyorlar.

Fakat yol uzun ve zor. Bu zorlukları yenmek, yolun sonuna ulaşmak için mücadele etmek lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi kişiliğindeki mücadeleci ve asla pes etmeyen yönünü ekip arkadaşlarında da görmek ister. Bunu sık sık dile getirir: ‘Yılmak yok, pes etmek yok, küsmek yok, mücadeleye devam’ der.

Gençlerin buna çok itirazları yok aslına bakarsanız. Ancak siyasete girmek için illa bir tanıdığın himmetine muhtaç olmak ve onu bulamayınca tüm sahip oldukları yeteneğin boşa gittiğini görmek, onları en çok üzen ve ümitsizliğe iten konu. İşte buna itiraz ediyorlar.

Haklılar. Bu itirazı destekliyorum. Destekliyorum ama şu andaki cari politikanın eko sistemi şu anda böyle işliyor.

Belki bu sorunu çözmesi gereken, ilk adımı atması gereken parti, AK Parti olmalıdır. Siyasete çok sayıda yenilik katan, klasik kurallarını değiştiren ve yeni gelenekler oluşturan yenilikçi bir parti olarak bu adımı atmalıdır. AK Parti’nin genç yönetici siyasetçilerinin üzerinde bir vebal bu. Onlar da aynı zorlukları ve haksızlıkları yaşadı zira.

‘BENİM ADAMIM’ DEVRİ KAPANMALIDIR

Değişmesi gereken şey şudur: Siyasete giden yolda fırsat eşitliği, herkes için adil yarış ortamı olmalı. İltimas ve torpille işleyen ‘benim adamım’ devri kapanmalıdır.

Belediye başkan adaylarının belirlenmesinde ‘benim adamım’ meselesi başlı başına bir sorundur. ‘Neden senin adamın olsun?’ ‘Çünkü o zaman ben ne istersem yapar.’ Basitçe mantık budur.

Ülkedeki belediyelerden bürokrasiye, medyadan parlamentoya kadar yaşadığımız ne kadar sorun varsa, hepsinin altında yatan gerekçe işte bu ‘benim adamım’ sorundur.

İşte gençler bu sıkıntıyı çok yaşıyor.

VAZGEÇMEYİN GENÇLER

Bu konuları koştuğum tüm genç arkadaşlara aynı şeyi söylüyorum: Vazgeçmeyin. Siyasetten soğumayın. Ülkeyi gelecekte siz yöneteceksiniz. Şimdi yaşadığınız sıkıntıları not edin ve bir gün güçlü olduğunuzda bu sıkıntıları giderin. Böylece sizden sonra gelecek kuşaklar aynı sıkıntıları yaşamaz.

‘Böyle gelmiş, böyle gider’ demeyin sakın. İtirazınız varsa, susmayın. Yanlış varsa, düzeltmek için uğraşın. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ derseniz, bir gün o yılan sizi sokar.

Siyasetin niteliğe, kaliteye, seviyeye ihtiyacı var. Bunu da ancak siz gençler gerçekleştirebilirsiniz.

Sakın sıradanlaşmayın, kötü sisteme uymayın, isyan hakkınızı hep kullanın.

Bir gün her şeyin değiştiğini göreceksiniz.

Kudüs muvahhidler için bir emanettir
Kudüs muvahhidler için bir emanettir

“Sizin hesabınız yıllar önce ödendi” sözü, gündelik hayatımıza dokuz yıl önce girmişti.

Başkan Erdoğan’ın, Şimon Peres’e karşı “one minute” çıkışını takiben, körfez ülkelerindeki mükrim kimi esnafın, Türk müşterilerine söyledikleri sözdü. Giderek İslam coğrafyasının tamamında kullanılan bu sözün ve dolayısıyla Türklere yeni ikram tarzının son örneklerini geçtiğimiz hafta Kudüs’te gördük.

Video: Kudüs muvahhidler için bir emanettir


Bu örneklerden önce, İsrail’in Kudüs Emniyet Müdürü’nce, geçmişte Filistinli dostlarımızdan biri üzerinden yapılan şu sorgulamayı paylaşayım ki, ilkin konunun özünü doğru nakletmiş olalım:

Emniyet Müdürü, Türkleri yakından tanıyan dostumuzu makamına çağırarak, “Buraya turist olarak milyonlarca Hristiyan ziyaretçi gelir. Turist çekingenliğiyle ve şehre duydukları tarihsel hayranlıkla, burada sessizce gezer ve geri giderler. Çok az sayıda da Türk turist gelir. Ama onlar sanki şehrin gerçek sahipleriymiş gibi davranırlar ve üstelik sizinkilerle de onlara karşı hiçbir yabancılık duymaz, bilakis asıl ev sahipleri onlarmış, aralarında kadim bir tanışıklık varmış gibi sevinçle, sevgiyle mukabelede bulunurlar. Bu fark nedendir?”

Dostumuz buna karşılık (mealen) şu cevabı verir:

“Osmanlılar 1517’den 1917’e kadar dört yüz yıl bu toprakları yönettiler. Halkımız hakkında iyilikten, refahtan, huzurdan başka bir şey düşünmediler. Zulmetmediler, haksız yere bir kimsenin burnunu bile kanatmadılar. İngilizler burayı 1917’de işgal ettiğinde, sizler önce onların arkasına saklanarak, sonra onların vekilleri olarak kendi yönetiminizde halka zulmettiniz, zulmetmeye de devam ediyorsunuz; bırakın halkın iyiliğini, refahını sağlamayı, bir günlük huzuru bile onlara çok gördünüz ve görmeye de devam ediyorsunuz. Türkler buranın sahibiymiş gibi davranmakta, halkım da onlara saygıyla mukabele etmekte, onları sevmekte haklı sayılmazlar mı?”

Cevap böyle olunca, müdürün, sorguladığı dostumuza, alelacele kapıyı gösterişini tasvire ayrıca gerek yoktur.

Gelelim sözünü ettiğimiz örneklere.

Geçen hafta, Albayrak Medya Grubu bünyesindeki Reklam Piri şirketi, kendi sektörünün seçkin temsilcilerinden oluşan bir grubu Kudüs’e götürdü. Ben de şehri tanıyor olmam nedeniyle, ola ki yeni ziyaretçilere bir faydam dokunur mülahazasıyla oradaydım. Topluca yapılan ziyaretlerden sonra, gruba şehri kendi gönüllerince gezebilmeleri için “serbest zaman” verildi.

Bu zamanda, gruptan birkaç kişi Şam Kapısı’na giderek, oradaki bir dükkândan alışveriş yapmışlar (ki, Yahudilerin şerrine uğraması endişesiyle, dükkânın tam yerini ve esnafın adını bildirmiyorum). Sonrasında, doğal olarak hesabı istediklerinde, dükkân sahibinden yukarıda zikrettiğim sözü işitmişler: “Sizin hesabınız yıllar önce ödendi!”

İkinci örneğim ise Yafa’dan.

Yafa, şimdi çok az sayıdaki Filistinlinin de yaşadığı bir eski Osmanlı şehridir.

Akşamları, Akdeniz’in suları daha bir farklı cilveleşir Yafa’nın kıyılarıyla; dalgalar Üsküdar’ın Harem’inden, Harem-i Şerif’e yolculanan hacı adaylarından bir rahiya taşır gibidir; Kudüs’le vedalaşan kalplerin harareti, Akdeniz’in sularıyla ancak burada kısmen dizginlenir.

Bizim grubumuz da akşam vasıl oldu Yafa’ya. İstanbul dönüşü için yeterli zaman da vardı; kimimiz sahile indik, dalga sesleriyle avunmak için, kimimiz de demlenmiş çay ihtiyacıyla kafelere attık kapağı.

Yirmiyi aşkın arkadaşımız, o kafelerden birinde, iki saat boyunca yiyip içerek oturdular. İstanbul’a hareket etme saati geldiğinde, tur şirketinin yetkilisi gerekli ödemeyi yapmak için kasaya yöneldiğinde, aldığı cevap ilk örnektekinin aynısıydı: “Sizin hesabınız yıllar önce ödendi!”

Türklerin Kudüs’ü ziyaretleri, bu kutlu beldeyi görmekten ve Allah tarafından burası için vadedilen berekete mazhar olabilmek için orada ibadet etmekten başka bir amaç taşımıyor.

Erken dönem İslam fatihleri (Hz. Ömer), Eyyubiler (Selahaddin), Memlukler ve Osmanlılar (Yavuz Sultan Selim) Kudüs’ü kan dökmeden teslim aldılar ve yönettiler. Bu şimdiki zamanın Müslümanları için de geçerli bir ölçüdür: Kudüs’te kan dökülmez, can yakılmaz! Kudüs Allah’ın sadece muvahhitler için değil, kâfirler için bile kendisini mübarek ve çevresini bereketli kıldığı bir evdir!

O halde söylenen o mezkur sözün tefsiri ne olabilir?

Allahualem şu olabilir:

“Kudüs, muvahhidler için bir emanettir. Allah burayı mülk olarak size verdiğinde, o emaneti layıkıyla taşıdınız. Allah’ın o emaneti sizden alması, emanetin şartlarını kaybetmiş olmanızdan çok, O’nun emanetindeki isabetin, İslâm olmayan milletlerce de sizin ehliyetiniz yönünden anlaşılması içindir. Nitekim sizsizlikte zulmün her çeşidine maruz kalarak kan ağlayan bu şehrin sulh ü selametini isteyenler de hâlâ sizsiniz. Filistin halkının gözyaşını silmeye uzanan tek elsiniz. Siz Kudüs emanetini doğru taşıdınız ve yine doğru taşımaya talipsiniz ki, artık küçük hesapların muhatapları değilsiniz.”

İnşallah bu böyledir ve böyle olma potansiyeli bile Yahudileri çılgına çevirmektedir.

Değilse, gidişi ve dönüşüyle Kudüs’ün yolunu bizim için bir çileye dönüştürmelerinin başka ne izahı olabilir?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.