Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Vahim bir yanlış: Kültür Bakanlığı
Vahim bir yanlış: Kültür Bakanlığı

Son birkaç aydır Ankara kulislerinde sürekli duyduğum bir husus var. Deniliyor ki “Kültür ve Turizm Bakanlığı ayrılacak, Kültür Bakanlığı isimli ayrı bir bakanlık kurulacak.”

İki yıl öncesine kadar canhıraş şekilde desteklerdim bu öneriyi. Zira iki yıl öncesine kadar kültürün turizmle hiçbir ilgisinin olmadığını, kültür yönetiminin turizmden bağımsızlaştığında başarılı olabileceğini falan düşünüyordum. Fakat iki yıldır hem kültür yönetimi, hem de kültür ekonomisi üzerine okumalar yapıyorum ve şimdi geldiğim noktada fikrim şudur: “Kültür Bakanlığı kurulması fikri vahim bir yanlıştır.”

Niçin? İzah etmeye çalışayım.

Türkiye gibi ülkelerde “Kültür Bakanlığı’nın temel bütçesi” ağırlıklı olarak çalıştırılan personelin ücretlerine harcandığı için ve korolardır, opera-baledir, devlet tiyatrolarıdır vd. hantal yapılarıyla “yenilikçi kültürel üretimler” bahsine neredeyse hiç katkı sağlamadığı için kültürün turizmden ayrılması demek kurulacak Kültür Bakanlığı’nın memleketin en hantal bakanlığı olmasından başkaca bir fayda sağlamayacaktır. Turizmden aktarılan kaynaklar olmazsa Kültür Bakanlığı çok kısa süre içerisinde devasa bir yüke dönüşecektir. Bu birinci ve en önemsiz neden…

Önemsiz, zira hiç ihtimal vermemekle birlikte belki de müstakil bir Kültür Bakanlığı’nda “personel istihdam etme tabanlı” bu saçma düzenden vazgeçilme ihtimali doğabilir. “Bizim ülkemizde asla doğmaz” diyeceğim elbette ama diyelim ki doğabilir. Bu durumda benim bu tezim berhava olabilir. Fakat ikinci ve daha önemli neden “berhava” olacak gibi durmuyor.

UNESCO, Birleşmiş Milletler’in ilgili komisyonları vb. kültür alanında çalışan kurum ve kuruluşlar “sürdürülebilir kültür ekonomisi” bahsinde sürekli aynı noktayı vurguluyorlar: “Bir şehrin sürdürülebilir bir kültürel ekonomiye sahip olması için girdilerinden birinin turizm olarak planlanması gerekmektedir.”

Ne demek bu? “Şehirde bir bakır işleme kültürünüz varsa bunu mutlak surette bir turizm girdisine dönüştürmelisiniz ki şehrinizin kültürel sürdürülebilirliği devam etsin” demek.

“Dünyanın yeni ülkeleri şehirlerdir” cümlesinden hareketle denilebilir ki bir şehrin kültür ekonomisi için gereken en önemli girdi turizm girdisidir. Dolayısıyla bir şehrin kültürel gelişimini planlamak aynı zamanda turizm gelişimini de planlamakla mümkün olabilmektedir. Örneği Antalya’dan vereyim. Yörüklerin dokuma kilimlerini turistlere pazarlayacak bir vasat bulursanız “dokuma kilim kültürü” yaşar, bulamazsanız yaşamaz. Antalya’ya gelen turistleri “her şey dâhil otel konsepti” ile paketlerseniz kültürel üretim donar örneğin. Turiste “el dokuma” diye makine kilimi kakalarsanız kültürel üretim tükenir. Örneğin Kahramanmaraş’ta Hartlap bıçağı kültürünü yaşatmak istiyorsanız Kahramanmaraş turizm planı yapmak zorundasınız.

El sanatları için de bu böyle, plastik sanatlar için de bu böyle, müzecilik için de bu böyle, gastronomi için de bu böyle, sahne sanatları için de bu böyle… Kültürle turizmi birbirinden ayrı düşünme ve planlama hatası yaparsanız Türkiye, eşsiz kültür ve turizm potansiyelini havaya savurmuş olur. Turizmimiz deniz ve doğa turizminden, kültürümüz ise bir takım genel müdürlüklerin çalıştırdığı personel maaşlarından ibaret kalır.

Şunu biliyoruz: Gaziantep’e “gastronomi turizmi” için gelen turist, Alanya’ya denize girmek için gelen turistten 3 kat daha fazla girdi sağlıyor memlekete. Bu, Gaziantep’in eşsiz gastronomi kültürünü yaşatırken aynı zamanda Zeugma Mozaik Müzesi’nin ziyaretçi sayısını artırıyor, şehre bir Mevlevilik Müzesi açılmasını temin ediyor falan. “Şehrine gelecek turistin niteliğini belirleme” konusunda sınıfta kalan Gaziantep bile bunu başarıyorsa “kültürel kalkınma eylem planı” yaparak şehrinin kültürünü turizmle harmanlama başarısı gösterebilecek şehirlerimiz neler başarmaz, bir düşünün.

Diyeceğim odur ki “Türkiye’nin en hantal bakanlığı olması muhtemel” bir kültür bakanlığı ihdas etmek yerine mevcut Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı “bunca sabit personel çalıştırmayan bir bakanlık” haline getirerek “şehir tabanlı operasyonel bir merkez” haline getirmek isabet kaydetmek demektir.

Eli artırayım: “Kültür Bakanlığı hiç olmasın, onun yerine 50-60 kişinin çalıştığı ve memleketteki tüm kültürel çıktıyı destekleyen bir Türkiye Kültür Sanat Vakfı kurulsun” derseniz size derim ki “ağzınız bal yesin.”

“Belki bakan olurum yahut bakan bizden olur” niyetiyle Başkan Erdoğan’ın eşiğini “efendim kültürü turizmden ayıralım” diyerek aşındıranlara da tavsiyem şudur: Biraz kültür endüstrisi, kültür yönetimi, sürdürülebilir kültürel üretim” konularına çalışın. Hiç olmazsa yönetmeye talip olduğunuz bakanlık hakkında iki gram şey öğrenirsiniz.

Ömer Çelik'ten Ayasofya Camii açıklaması: Türkiye içinden yapılan eleştirileri yakışıksız buluyorum
Gündem
Ömer Çelik'ten Ayasofya Camii açıklaması: Türkiye içinden yapılan eleştirileri yakışıksız buluyorum
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK ve MYK Toplantıları sonrası açıklamalarda bulundu. Ayasofya'nın ibadete açılmasına ilişkin de açıklamalarda bulunan Çelik, 'Ayasofya, cami ve evrensel dünyanın kültürel mirasının ihtişamını taşıyan büyük bir mekan olarak görkemini göstermeye devam edecek. UNESCO yetkilileri şunu bilsinler, Ayasofya'nın evrensel mirasının korunması konusunda Türkiye her türlü iş birliğine açıktır. Başkentinde cami olmayan tek AB ülkesi Yunanistan'dır. Osmanlı camilerine ve Osmanlı eserlerine karşı saygısızlık yapmakta birinci olan bir ülkedir. Hiç konuşmaması gereken bir ülke varsa o da Yunanistan'dır. Ayasofya'nın bütün özellikleri korunacaktır. Bundan sonrasında daha iyi muhafaza edilecektir. Kültürel miras listelerinden Ayasofya'nın çıkarılacağını düşünmüyoruz. O listeyle Ayasofya şereflenmez, o liste Ayasofya'yla şereflenmiştir' ifadelerini kullandı.
IHA
Papa Francis’in tepkisi kiliseye dönüştürülen Kurtuba Camiiyi hatırlattı
Gündem
Papa Francis’in tepkisi kiliseye dönüştürülen Kurtuba Camiiyi hatırlattı
Papa Francis’in Ayasofya’nın yeniden camiye dönüştürülmesinin ardından “derinden acı duyuyorum” ifadeleri, aynı zamanda Müslümanların da 1236 da kiliseye kiliseye dönüştürülen Kurtuba Camii’ni hatırlamasına sebep oldu. Papa Francis, “Uluslararası Deniz Günü” vesilesiyle gerçekleştirdiği konuşmasında "Deniz aklımı uzaklara götürüyor, İstanbul’a. Ayasofya’yı düşünüyorum ve derinden acı duyuyorum" ifadelerini kullandı.
IHA
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın'dan UNESCO açıklaması: Ayasofya cami olunca 'dünya mirası' statüsünü neden kaybedecek?
Gündem
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın'dan UNESCO açıklaması: Ayasofya cami olunca 'dünya mirası' statüsünü neden kaybedecek?
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, BBC ve TRT World'de Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi kararını değerlendirdi. Asıl sorunun Ayasofya'nın neden 1934'te müzeye çevrildiği olduğunun altını çizen Kalın, "Cumhuriyet 1923'te kuruldu, Atatürk bile 11 sene bekledi. Bu konu tarihi bir perspektiften araştırılmalı" ifadelerini kullandı. Kalın ayroca UNESCO'nun Ayasofya ile ilgili açıklamasını da değerlendirerek, "UNESCO'nun açıklamasını da gördük. Anlaşılması güç olan, Ayasofya cami olarak kullanılmaya başladığında neden 'dünya mirası' statüsünü kaybedecek olması. Bu camilere karşı bir ayrımcılık mı? Eğer bu karar alınırsa UNESCO'nun kriterleri sorgulanabilir olacaktır" diye konuştu.
AA
Ayasofya'nın açılmasına karşı çıkan UNESCO'ya Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan madde madde cevap: Bu durum Ayasofya’nın üstün evrensel değerini asla etkilememektedir
Gündem
Ayasofya'nın açılmasına karşı çıkan UNESCO'ya Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan madde madde cevap: Bu durum Ayasofya’nın üstün evrensel değerini asla etkilememektedir
Danıştay'ın 86 yıl sonra Ayasofya'nın müze olması kararını iptal ederek yeniden ibadete açılmasına imkan tanıyan kararının ardından UNESCO tarafından yapılan açıklamada 'Kararı üzüntüyle karşıladık' ifadeleri kullanıldı. UNESCO'nun açıklamasına madde madde yanıt veren Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, "UNESCO Sözleşmesinde listeye kayıtlı bir varlığın işlevinin değiştirilmesine engel herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayasofya'nın cami olarak kullanılması kesinlikle anılan sözleşmenin ihlali değildir. Bu durum Ayasofya’nın üstün evrensel değerini asla etkilememektedir" ifadelerini kullandı.
Yeni Şafak
Hazımsızlık başladı: Karar uluslararası öfkeye neden olabilir!
Gündem
Hazımsızlık başladı: Karar uluslararası öfkeye neden olabilir!
Danıştay 10. Dairesi beklenen Ayasofya kararını verdi. Ayasofya'nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair karar iptal edilirken yabancı medya kuruluşları bu gelişmeyi son dakika olarak duyurdu. Bazı medya kuruluşlarında ise Danıştay'ın kararı hazımsız ifadelerle yer aldı. New York Times gazetesi haberi "Danıştay Ayasofya'nın cami olarak kullanılmasının yolunu açtı. Karar Ayasofya'nın 80 yıllık statüsünün iptal edilmesinin ve yapının ibadet yeri haline getirilmesinin önünü açtı. Bu karar muhtemelen uluslararası öfkeye sebep olacak" spotuyla duyurdu. BBC ise kararı "Tartışmalı karar" olarak duyurdu.
Yeni Şafak
UNESCO’dan düşündüren rapor: 258 milyon çocuk yoksulluk nedeniyle okula gidemiyor
Dünya
UNESCO’dan düşündüren rapor: 258 milyon çocuk yoksulluk nedeniyle okula gidemiyor
BM Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) dün açıkladığı rapora göre dünya genelinde 250 milyondan fazla çocuk eğitim hakkına ulaşamıyor. UNESCO Küresel Eğitim İzleme Raporu’nda çocukların eğitim alamamasının başlıca nedeni olarak yoksulluk gösterilirken korona salgınınında eğitim hakkına erişimdeki eşitsizliğin daha da arttığı belirtildi.
Yeni Şafak
PISA Direktörü: “Öğretmenler hazır değil”
PISA Direktörü: “Öğretmenler hazır değil”

Dün Bahçeşehir Üniversitesi tarafından online düzenlenen ‘Okulları Tekrar Açma Stratejileri’ toplantısını katıldım. Toplantıda pandemi süreci sonrasında eğitim sisteminin geleceği masaya yatırıldı. Toplantıya konuşmacı olarak Uluslararası PISA Direktörü Andreas Schlicher, BAU Global Başkanı, Eğitimci Enver Yücel ve Türk-Alman Siyasetçi Özcan Mutlu katıldı. Toplantıyı Eğitim Teknoloğu, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz yaptı. Öncelikle şunu söylemeliyim ki Türkiye’de böyle bir toplantıyı yüz yüze bir salonda yapsanız katılım ne olur bilmiyorum ama dün bu toplantıyı Türkiye’nin her yerinden tam 1.344 kişi takip etti. Tabii ki en çok merak edilen Andreas Schlicher’in konuşmasıydı. Konuşmasını ‘Kriz sırasında eğitim tedbirlerinin uygulanması’ başlığıyla yaptı. Konuşmasında 36 ülkenin verilerini kullandı ve çok önemli tespitleri vardı. Schlicher, “1,5 milyar öğrenci son iki ay içinde teknoloji ile öğrenmenin gerekliliğini öğrendi. Uzaktan öğrenme, öğrenmenin yaşam çizgisi haline geldi” dedi. Ama en önemli vurgularından birisi öğretmen yeterliliğinin yükseltilmesi gerektiği idi. PISA Direktörü Andreas Schlicher, “Öğrenme kaybını tespit ederek buna uygun bir süreç tasarımı yapmamız gerek. Yeni normal sürecinde, öğretmen yönetici ve çocuklarımıza vermemiz gereken her türlü sosyal mesafe eğitimini de tasarlamamız gerek. Öğrencilerimizin esenliği, öğretmenlerimizin, yöneticilerimizin, çocuklarımızın alacağı psikolojik desteğin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Okullardaki psikolojik danışmanlarımıza, bu noktada okula geri dönen çocuklarımız için de önemli görevler düşüyor. Öğrencilerin akademik öğrenmelerinin sürekliliğini sağlamak, öğretmenlere profesyonel destek vermek, öğrencilerin sosyal gelişimini sağlamak, dezavantajlı öğrencilerin eğitiminin desteklenmesi, evde şiddet riski bulunan öğrencilere yardım edilmesi gibi maddeler, stratejilerin odağını oluşturmalı” şeklinde konuştu. Genel olarak pandemi döneminde uzaktan öğretimin eğitim sistemleri için ne kadar önemli olduğunu vurgulasa da yeni dönemde yüz yüze eğitim ve öğrenme kayıplarının ciddi oranda olabileceğini belirtti.

Schlicher, yeni dönem hakkında çok çarpıcı önerileri ve tespitlerini de paylaştı. Gelecekte pek çok ülkenin dış mekanlara daha güvenli olduğu için öğrenme ortamı olarak daha çok önem vereceğini belirtti, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi. Yeniden açılma planlarında teknolojinin etkin olacağını, ancak içerik yönetimi konusunda öğretmenleri tam teşekküllü hale getirmemiz gerektiğini belirtti ve ekledi: “Kimse buna hazır değil.” Öğrencilerin iyi olması için özellikle psikolojik desteğin verilmesi, strese maruz kalan çocukların belirlenmesi, ek olarak doktor ve psikologların istihdam edilerek destek sağlanması gerektiğini anlattı. Bence düşünmemiz gereken çok şey var. Öğretmenlerin işi çok fazla, alanınız dışında bilmeniz gereken çok şey var, sosyal becerilerini güçlendirmeliyiz. Schlicher son olarak en çarpıcı tespiti yaptı: “Eğitim sistemimiz daha da zorlaşacak. Bunun için yenilikçi çözümler bulmamız lazım.”

Eğitimci Enver Yücel de konuşmasında; okulların tam olarak hazır hale geldiğinde ve öğretmenlerin yeni sisteme ayak uydurabilmesi durumunda açılabileceğini belirtti. Yücel, “Okullarda hizmetlisinden müdürüne kadar herkesin hazır olarak bekliyor olması lazım. Tabii dünyada bu bir anda eşit bir şekilde olamaz. Ama bu korona döneminden sonra da aslında bir eşitlik söz konusu olacak. Ayrıca bir ülkenin internet altyapısı, telekomünikasyon sistemleri iyi ise bir de uzaktan öğretim kültürü var ise o zaman bu daha çabucak yerleşebiliyor. Bizim ülke olarak telekomünikasyon altyapımız çok iyi” ifadelerine yer verdi. UNESCO’nun açıkladığı verilere göre 262 milyon çocuğun eğitimden uzak kaldığına değinen BAU Rektörü Prof. Dr. Şirin Karadeniz, “UNESCO verilerine göre dünyada 262 milyon çocuk okula gidemiyordu. Yani eğitime erişemeyen 262 milyon çocuk zaten vardı. Pandemi süreci ile beraber çocukların eğitime uzak kalmaları giderek arttı. Ayrıca özel gereksinimi olan çocuklarımızın eğitime ulaşamaması ile beraber aradaki makas gittikçe artmış durumda” dedi ki bence toplantının genel özeti idi.

Dünkü toplantıdan anladığım; online eğitim artık eğitimin ayrılmaz parçasıdır. Yeni bir eğitim ve okul yaklaşımına ihtiyaç var. Öğretmenler yeni sisteme hazır değil, hazırlamak durumundayız. Bütün dünya aynı sorunu yaşıyor. Ne diyelim işimiz zor yeni dönemde.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.