Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Minnettarım
Gündem
Minnettarım
İstanbul’da yaşayan anne Diğdem Şenol, velayeti kendisinde olan ancak eski eşi tarafından Irak’a kaçırılan oğluna Erbil’de kavuştu. Şenol, “Bu zorlu süreçte bana yardımcı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Erbil Başkonsolosluğuna minnettarım. Kelimelerle anlatılamayacak kadar mutluyum” dedi.
Yeni Şafak
Çiçek gibi cami
Gündem
Çiçek gibi cami
Denizli'nin Acıpayam ilçesindeki 217 yıllık Hacı Ömer Ağa Camii, duvarlarında kök boyalarla çizilen çiçek, gül, lale, karanfil, üzüm, armut, elma, nar ve karpuz resimleriyle ilgi çekiyor.
Yeni Şafak
Derbent’ten Gimri’ye…
Derbent’ten Gimri’ye…

Geçtiğimiz cuma (4 Ekim) sabahı güneş doğmadan, Bakü’den yola çıkıp kuzeye ilerledik. İstikametimiz, Kafkasya’nın en eski şehri Derbent, Dağıstan Cumhuriyeti’nin başkenti Mahaçkale ve Şeyh Şâmil’in doğum yeri olan Gimri köyü idi. Zorlu bir coğrafyada, konforu asgarîye indirerek, iki günlük yoğun bir seyahat gerçekleştirdik. Hamd olsun, bütün zahmete fazlasıyla değdi.

Video: Derbent’ten Gimri’ye…


Azerbaycan-Rusya arasında geçişi sağlayan Samur kapısından Kuzey Kafkasya’ya adım attıktan sonra, yaklaşık bir saatlik yolculukla Derbent’e ulaştık. Sâsânî İmparatoru İkinci Yezdicerd tarafından M.S. 438’de bir kale-şehir olarak kurulan Derbent, o dönemden bu yana sürekli meskûn olagelmiş. Müslüman Arapların ilk kez 653’te ayak bastığı, 712’de ise Emevî halifesi Abdulmelik bin Mervân’ın oğlu Mesleme bin Abdulmelik tarafından nihâi olarak fethedilen Derbent, Arap kaynaklarında “Bâbu’l-Ebvâb” olarak anılır: Kapıların kapısı. Derbent’in Farsça anlamı da “sınır karakolu, geçit, kapalı kapı” gibi çağrışımlar içerir. Bu isimlendirmeler, şehrin coğrafî konumuyla yakından alakalıdır. İpek Yolu üzerinde, Kafkaslara giriş-çıkışı kontrol eden Derbent, yüzyıllardan beri dünyanın tüm milletlerinin uğradığı bir şehir.

Arap fatihlerin genişleterek içine bir de cami yaptıkları Narin-Kala, Derbent’teki ilk durağımız oldu. Buradan şehri kuş bakışı izledikten sonra, sur içinde sokak aralarına indik. Aradan geçen zamana ve değişimlere rağmen, klâsik bir İslâm şehriydi gördüğümüz. Taş evleri, daracık sokakları, mahalle mescitleriyle… Cuma namazını Derbent Cuma Camii’nde eda etmeden önce, eski mahallelerin içinden yürüyerek “Kırklar Mezarlığı”na uzandık. Burada fetih için Derbent’e gelen sahabilere ait olduğuna inanılan çok sayıda eski kabir var. Mezarlığın ortasında ise, şehrin tarihiyle yakından alakalı, yeşil kubbeli bir türbe mevcut: Guba Hanı Feth Ali’nin eşi Tûti Bike, oğulları Ahmed, Hasan ve Hasan’ın eşi Nur Cihân burada medfûn. Rivayete göre, Tûti Bike, 1776’da Derbent’i kuşatan öz kardeşi Emir Hamza’ya karşı şehri savunmuş. Askerlerinin başında savaşa katılan Tûti Bike, mağlup ettiği kardeşinin öldürülmesine ise izin vermemiş.

Derbent Cuma Camii, 734’te Emevîler tarafından inşa edilen devasa bir külliye. Tarihin bir ironisi olarak, cami, günümüzde Şia’nın kontrolü altında. Sadece caminin içi ve dışı değil, camiye çıkan bütün sokaklar ve caddeler siyah-kırmızı Şia bayraklarıyla donatılmış. Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Hz. Ali gibi isimlerle Rusya bayraklarını, caminin girişinde Vladimir Putin’le Ayetullah Ali Hamaney’i yan yana görmek, ilginç bir manzara oluşturdu doğrusu. Sovyetler Birliği döneminde, 1930’da ibadete kapatılan cuma camii, 1938-43 arasında hapishane olarak kullanılmış, daha sonra ise yeniden Müslümanlara iade edilmiş. Camide cuma namazı önce Şiîler tarafından, daha sonra da Sünnîler tarafından kılınıyor. Şia ezanı hoparlörden yüksek sesle okunurken, normal ezana yalnızca caminin içinde ve çıplak sesle müsaade ediliyor. Sadece Kafkasya’nın değil, tüm Rusya’nın en eski Müslüman mabedi olan caminin çevresinde Ayetullah Humeynî’nin sözlerinin yazılı olduğu afişleri de sıkça görüyorsunuz. Muhitte öylesine baskın bir İran tesiri var ki, kendinizi bir an İran’ın herhangi bir şehrinde zannedebilirsiniz.

Mahaçkale’de teşehhüt miktarı kaldıktan ve şehrin simgesi durumundaki Yusuf Bey Camii’nde namaz kıldıktan sonra, gezimizin en heyecan verici kısmına geçtik: Sarp dağları tırmanarak, 1797’de Şeyh Şâmil’in dünyaya geldiği Gimri’ye vasıl olduk.

Geçtiğimiz yıllarda silahlı gruplarla Rusya arasında yaşanan yoğun çatışmalar nedeniyle, Gimri ancak özel izinle girilen ve olağanüstü hal kurallarına tabi olan bir mıntıka. Köydeki Müslüman askerlerle kurduğumuz temas sonucu, fazla zorlanmadan -ama girişteki kontrol noktasında bekletilerek- içeri kabul edildik. Etrafı tamamen yalçın dağlarla çevrili, kartal yuvasını andıran ve ortasından geçen nehrin iki yakasına dağılmış evlerden oluşan Gimri, ihtişamıyla bizi büyüledi. Tarihte ve günümüzde Rusları sürekli uğraştıran köyde dolaşırken, “Coğrafya, insan karakterine böyle tesir ediyor işte” demeden edemedik. Köyün yüzlerce yıllık mezarlığında Şeyh Şâmil’in babası Denga Muhammed’in, silah arkadaşı Gazi Muhammed’in ve diğer Müslümanların kabirlerini ziyaret ederken, Şâmil’in namaz kıldırdığı camide namazlarımızı kılarken, köylü çocukların heyecanla verdiği selamları alırken yaşadığımız duygular ise tarifsizdi.

Kendisi Medine-i Münevvere’de medfûn bulunsa da, Şeyh Şâmil’in çağların ötesinden yüzümüze değen nefesiydi hissettiğimiz…

Gazze el yazmaları tarihi aydınlatacak
Hayat
Gazze el yazmaları tarihi aydınlatacak
Gazze arşivlerinde bulunan el yazmalarının restorasyonuna başlandı. El yazmalarının Filistin’deki Arap varlığının tarihi kanıtlarını da içerdiğini söyleyen yetkililer, belgelerin tüm dünyaya sunulacağını belirtti.
Yeni Şafak
5 milyon kişi ziyaret etti
Gündem
5 milyon kişi ziyaret etti
İstanbul’un yeni sembollerinden biri haline gelen Çamlıca Camisi’ni ibadete açıldığı 7 Mart’tan bu yana 5 milyon kişi ziyaret etti. Külliyenin içinde caminin yanısıra sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu ve sanat atölyesi de bulunuyor.
Yeni Şafak
Tarihi Eyüpsultan Mezarlığı'nda mezar taşlarında mermi izi şüphesi: Yapanlar bulunsun
Gündem
Tarihi Eyüpsultan Mezarlığı'nda mezar taşlarında mermi izi şüphesi: Yapanlar bulunsun
Eyüpsultan Camii'nin yan tarafında bulunan mezarlık bölümünde mezar taşlarındaki izlerin kurşunlama sonucu meydana geldiği öne sürüldü. 30 yıldır Eyüpsultan ilçesinde yaşayan Şevki Şahin, hemen hemen her gün Eyüpsultan Camii ve mezarlık bölgesini ziyaret ettiğini belirterek, "Büyük bir saygısızlık. Yetkililer bu kişileri yakalasın. Bu kişinin bulunmasını, yakalanmasını istiyorum" dedi.
DHA
Metrobüs yandı; Seferler aksıyor
Gündem
Metrobüs yandı; Seferler aksıyor
Darülaceze durağında bir metrobüsün motor kısmında yangın çıktı. Yangın kısa sürede söndürüldü. Ancak metrobüs seferlerinde aksama yaşanıyor.
DHA
Kastamonu hakkında
Kastamonu hakkında

1890 tarihli idarî taksimata göre Kastamonu vilayetinin sınırları Gerze kazasından başlıyor, Göynük ve Gerede’ye kadar uzanıyor. Bolu, Çankırı ve Sinop vilayetin sancakları. Çorum’da kalan İskilip ve Kargı, Kastamonu merkeze bağlı. Bugün il olan Bartın, Düzce, Karabük ve Zonguldak da kazalar arasında. Yani Kastamonu vilayeti, Batı Karadeniz denilen bölgenin tamamını kapsıyor. Öte yandan, çoğu zaman, hava durumlarında Batı Karadeniz verilirken bile Kastamonu yok sayılıyor. Kastamonu’nun yakın tarihi, aynı zamanda bir ihmalin tarihidir.

Video: Kastamonu hakkında


Ninem Tosya, annem Akkaya, eşim Devrekâni, babam Taşköprülü. Ailemiz İstanbul’a 1953 yılında göç etmiş. Fakat ‘memleket’ ile münasebet hiç akamete uğramamış.

Babam, evlatlarının ata topraklarında doğmasını istemiş. Doğuma birkaç ay kala annemi memlekete, dedemin yanına bırakmış. Mevsimine göre, kimini kırkı çıkınca, kimini de üç aylıkken gidip almış. Böylece ilk beş kardeşin doğum yeri Taşköprü olmuş. Garip bir şekilde, İstanbullu olmamıza rağmen, hepimiz topraktan ve tabiattan yanayız. Demek ki babamın tercihinin hikmeti buymuş.

Kastamonu il sınırında olan Araç ilçesine girer girmez şive kendiliğinden değişmeye başlıyor. Sebebini anlamasam da bu durumdan hayli memnunum.

İl merkezindeki tarihi eserleri uzun uzadıya yazacak yerimiz yok. Kısaca: Kastamonu’nun iki kalbi vardır. Birincisi Nasrullah Kadı Camii. Millî Mücadele yıllarında Mehmet Akif bu caminin kürsüsünden ahaliyi gayrete getiren vaazlar veriyor. Kastamonu’nun İstiklal Harbi’ne katkısı Ankara’dan az değildir.

Kastamonu’da padişahların yaptırdığı herhangi bir camii yok. En büyük caminin bânisi bir kadı efendidir. Demek ki ihmal daha eskilere uzanıyor.

Şehrin ikinci kalbi ise Şeyh Şaban-ı Veli hazretlerinin makamıdır. Şaban isminin Kastamonu ve civarında yaygın kullanıldığını da hatırlatmış olalım. Mesela bizim sülalemize Şabanoğulları deniliyor. ‘Kimlerdensin’ sorusuna bu cevabı veriyoruz. Bilinen en eski aile büyüğümüzün ismi Şaban Koca. Kastamonu’yu “evliyalar şehri” kılan sayısız mübarek zat var. Küçük bir araştırma sonucu birçoğuna ulaşabilirsiniz.

Kastamonu sadece evliyalar şehri değil, aynı zamanda şehitler diyarıdır. Kastamonu, Birinci Cihan Harbi ve İstiklal mücadelesinde yüksek sayıda şehit vermiştir. Bu coğrafyanın insanına “devlet düşkünü” denilmesinin nedenlerinden biri de budur. Özellikle Boyabat, Taşköprü, Tosya hattı dikkate değerdir. Belki bir gün, hakkaniyetli bir şekilde bu konu işlenir. Kendi adıma, Gökhan Gökçek kardeşimizden çok umutluyum.

Kastamonu’da beni en çok etkileyen ise son Candar hükümdarı İsmail Bey’in kederli hikâyesidir. Şahinşah Kayası da denilen tepe üzerinde İsmail Bey Külliyesi var. Camii, imarethane ve türbeden oluşan bir toplam. İnşa tarihi 1454 olarak kayıtlı. İsmail Bey, bu külliyeyi, türbe dâhil, sağlığında yaptırıyor. Aynı zamanda âlim bir zat olan İsmail Bey, beyliği Fatih Sultan Mehmet’e savaşmadan teslim ediyor. Kardeş kanı dökülmesin diye.

Türbede İsmail Bey’in yakınlarının sandukaları bulunuyor. Eşi, çocukları. Fakat kendisi yok. Çünkü 1479 yılında ‘oturmakla görevlendirildiği’ Filibe şehrinde hayata gözlerini yumuyor. Bulgar Krallığı, yol genişletme bahanesiyle kabrini yok ediyor. Bugün bir mezar taşına bile malik değil. Yeri de tam mânasıyla bilinmiyor. Elbette üzücü. Türbeyi ziyarete gittiğimde, mutlaka İsmail Bey için de dua ediyorum.

Candar beylerinin ikamet ettiği sarayların bir kısmı Devrekâni ilçesinde imiş. Fakat bu yapılardan günümüze bir taş parçası bile ulaşmamış.

Kastamonu hakkında sayfalar dolusu yazabilirim. Türk boylarının aziz hatıraları, ismi değiştirilen yerleşim yerleri, dağlı - ovalı farkı, sükût etmiş köyler ve onların hazin durumu, dağılan bey sülaleleri… Son beylerden biriyle bizzat tanışma imkânım olmuştu. Aldığım habere göre, bir gölete bekçi durmuş.

Nahid Sırrı Örik, 1941 yılında gazeteci kimliğiyle Kastamonu’ya gidiyor ve şehirde birkaç gün kalıyor. İzlenimlerinden iki cümle: “Kastamonu pek fakirleşmiş bir yer, fakat fakru zaruretini teşhire tenezzül etmeyecek bir vakar içinde yaşadığı muhakkak. Kastamonu’da hayat ölgün.” İşte bu yüzden en çok göç veren şehirlerden biridir. Seksen yılın sonunda fazla bir şeyin değiştiğini de söyleyemeyiz.

Kastamonu’da sık kullanılan bazı yer isimleri de dikkate değerdir. Ören tamlamasıyla biten köy isimleri onlarcadır. Kızılcaören, Karacaören gibi. En sevdiğim ise Bük ismidir. Kastamonu - Taşköprü yolunda Bük köyü var mesela. Bük, akarsu kenarındaki ağaçlık, çalılık yer anlamına geliyor. Bük köyünün hemen kıyısından Akkaya çayı geçiyor. Böylece anlam tamamlanmış oluyor. Karabük şehri de böyledir.

Dedem babamı bir kere Taşköprü Panayırı’na götürmüş. Kırklı yılların ortaları. Çocukmuş daha. Hayal meyal hatırlıyor ama “çok güzeldi” diyor. Uzun zamandır Kastamonu vilayetiyle ilgili ne bulursam topluyorum. Örneğin Taşköprü Panayırı’na ait iki eski fotokart buldum. Yine, iyi sayılabilecek bir posta tarihi koleksiyonu oluşturdum. Osmanlı’dan başlıyor, erken cumhuriyette sona eriyor. Kalan ömrümde, bir vefa numunesi olarak, bütün bunları iki kapak arasına toplamak isterim.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.