Trump tehdit etti Küba yalanladı: Venezuela'da askerimiz yok
Dünya
Trump tehdit etti Küba yalanladı: Venezuela'da askerimiz yok
Küba, Venezuela'da askeri bulunmadığını ve bu ülkede herhangi bir güvenlik operasyonuna dahil olmadığını bildirdi. Fernandez de Cossio, Venezuela'da takriben 20 bin Kübalının bulunduğunu, ancak bu kişilerin sağlık çalışanları olduğunu belirterek, "Asker yok. Küba, Venezuela'da askeri operasyonlara ya da güvenlik operasyonlarına katılmıyor." ifadelerini kullandı.
AA
Maduro askeri kalkışmayı bizzat John Bolton'ın yönettiğini açıkladı
Dünya
Maduro askeri kalkışmayı bizzat John Bolton'ın yönettiğini açıkladı
Ülkede muhalif liderlerin dış ülkelerden aldığı destek ile başlattığı askeri kalkışmayı bastıran Venezuela Devlet Başkanı Maduro, yaptığı açıklamada "Dün girişilen darbe teşebbüsü bizzat Beyaz Saray'dan, John Bolton tarafından yönetildi" dedi.
AA
Maduro direndi ABD çuvalladı
Dünya
Maduro direndi ABD çuvalladı
ABD, “arka bahçe” olarak nitelediği Latin Amerika’da bozguna uğradı. Washington’ın bizzat kurguladığı Venezuela darbe girişimi, üzerinden 24 saat geçmeden püskürtüldü. Kalkışmanın taşeron liderleri kaçmak zorunda kalırken, darbeci askerler Brezilya Büyükelçiliği’ne sığındı. Zafer ilan eden Venezuela lideri Nicolas Maduro darbecilerden hesap sorulacağını duyurdu.
Yeni Şafak
Venezuela; başa sarılan bir film..
Venezuela; başa sarılan bir film..

Târihsel şartlar veyâ eylemeler, kavramın en nesnel mânâsıyla metinleri “dejenere” eder. Etrafında fırtınalar koparılan yorumlar bu dejenerasyonun “özürleri” veyâ “bahaneleridir” aslında. Dînî metinler için olduğu kadar dünyevî metinler için de tablo benzerdir. Meselâ Marx, hayâtını adadığı “devrimin”, bir gün Rusya’da ve Çin’de gerçekleşeceğini rüyâsında görse, muhtemelen bunun bir kâbus olduğuna hükmederdi.

Video: Venezuela; başa sarılan bir film..


Devrimci dalganın, meselâ Angola ve Mozambik’te de netice alacağını ona söyleseler, herhâlde “dükkânı kapatırdı”. Gözü, kapitalist sömürünün “en yüksek ve en keskin” aşamasını temsil eden İngiltere’deydi. Almanya bile, Marx’a göre hâlâ geri feodal yapıların tortusunu yok edememişti ve devrim için yiyeceği daha kırk fırın ekmek vardı. Hâlbuki işler tersine dönmekteydi. Devrim ihtimâli, Avrupa’nın en batısından en boğusuna kaydı. Zaman içinde, kapitalist birikimin çok az veyâ hiç olmadığı Asya, Lâtin Amerika ve Afrika’ya sıçradı.

Bu hâli, Marx’ın ölümünden sonra pekişen tekelci kapitalizm ve emperyalizmin doğuşuna bağlayanlar vardır. Marx’ın bu süreci tam manâsıyla izleyemediği için değerlendiremediğini; bu açığı Lenin’in kapattığını ve revize ettiğini yazar ve söylerler. Buna göre, emperyalist aşamasını yaşayan kapitalist süreçler devrim rüzgârının istikâmetini değiştirmiş ve rüzgâr artık, kapitalist nimetlerle barışarak yatışmış ve dinamiğini kaybetmiş olan Batı’dan değil, anti-kolonyalist ve anti- emperyalist savaşlar veren doğudan esmeye başlamıştır. Başka bir bakış ise, Marx’ın bakışının Avrupa merkezci ve mikroskobik kaldığını; ihâtası zayıf bir dünyâ okumasının mahsulü olduğunu değerlendirir. Her neyse; hayli emin olacağımız bir şey var; o da devrim düşüncesinin çok farklı târihsel şartların; üretim ve mübadele tarzlarının hüküm sürdüğü coğrafyalarda, çok başka unsurların tesiriyle çeşitlendiği ve melezlendiğidir.

Lâtin Amerika bu melezlenme ve çeşitlenme temelinde tam bir laboratuvar gibidir. Liberâl tematiklere sâhip Criollo milliyetçiliğinin en damıtılmış hâli olan Bolivarizm, yerli halkların protest kültürü, Sosyal Hristiyanlığın çeşitlemeleri ile sosyalist devrimciliğin iç içe olduğu bir laboratuvardır bu. Che veyâ Castro, bu melezlenmenin ikonlarıdır. ABD’nin bağımsızlığı ve kuruluş süreçleri ile Lâtin Amerika ‘nın bağımsızlık ve kuruluş süreçleri birbirine çok benzer. İlki İngiltere’den diğeri ise İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinden kurtulmak için mücâdele etti. Ama târihin garip cilvesi, ABD, zaman içinde , compradores’leri kullanarak kaynak zengini Lâtin Amerika’yı emperyalist imparatorluğuna bağlamaktan çekinmedi.

Lâtin Amerika’nın tuhaf bir sarmalı var. Yukarıda bahsettiğimiz “melezlenme”nin unsurları arasında bir denge sağlamak her zaman kolay olmuyor. Kendisinden evvel Radikalist hareketin başlattığı süreçleri en ileri ve en programlı hâle getiren Peronizm bunun en tipik örüntüsüdür. Peronizm, sosyalist kolektivizm ile liberter bireyciliğe karşı çıkmış, Justicialismo olarak tanımladığı bir Üçüncü Yol modeli geliştirmişti. Aslında bu yol Lâtin Amerika’ya özgü bir Keynesçilikti. Tam istihdam ve büyüme temelinde devlete merkezî bir rolü veriyor; Keynesgil modeldeki “yeniden bölüşümü” ise siyâsal demokrasi üzerinden değil, yine devleti devreye sokarak, yerinde geliştirdiği toplumsal kademelerde çözüyordu. Peron, Criollo milliyetçiliğinden ve İtalya’da bizzat gözlemlediği faşizmin disiplininden etkilenmişti. Devlete bağımlı bir iş dünyâsı ve sendikâl hareket yaratmak ; üretim ve bölüşüm meselesini bu odakta çözmek Peronizmin temel hedefiydi. Faşizmden farkı, nihâî kertede aşağı sınıfları destekleyen tutumu ve biriken zenginlikleri aşağıya akıtmak yolundaki kararlılığıydı. Yeniden bölüşümü siyâset dışı kademelerde çözmesini sağlayan Bonapartist başarısının dayanağı ise gerek kendisinin gerek eşinin muazzam karizmasıydı. Peronism, bu başarıyı devâm ettiremediği noktada hızla, bürokratik yağmaya ve otoriterizme evrildi, sağcılaştı ve tasfiye edildi. Ama Brezilya’da Vargas, daha sonra Kirchner Peronizmin devâm eden etkisinin açık misalleridir.

Lâtin Amerika, sol ve sağ Peronizmin savrulmalarını yaşıyor. Venezuela’da Chavez, Peronizmin sol, Maduro ise sağ evresini temsil ediyor. Bu savrulma, egemen güç olan ABD’nin en büyük kozu. Bütün yaptıkları, sol ve sağ Peronizmler arasındaki geçişi hızlandırmak ve allanan pullanan concordancia veyâ compradores’leri örgütleyip yeniden iktidâra getirmek…

* Venezuela’da ABD’nin ‘iç işgal’ girişimi çöktü! * Türkiye dünyaya “yeni İstiklal mücadelesi yöntemi”ni öğretti. * “Guaido modeli”: Aç bırak, halkın direncini kır, yönetimi zayıflat ve müdahale et.. * İnsanlık, ABD ve ortaklarına çok acı bir sürprizi yaşatacak..
* Venezuela’da ABD’nin ‘iç işgal’ girişimi çöktü! * Türkiye dünyaya “yeni İstiklal mücadelesi yöntemi”ni öğretti. * “Guaido modeli”: Aç bırak, halkın direncini kır, yönetimi zayıflat ve müdahale et.. * İnsanlık, ABD ve ortaklarına çok acı bir sürprizi yaşatacak..

Venezuela, “darbe” adı altında bir işgal girişimini savuşturdu. ABD’nin, Avrupa’nın, bir ülkenin petrol ve altınlarını yağmalama teşebbüsü, şimdilik boşa çıkarıldı.

Venezuela devleti, askeri birimleri, meşru kurumları ve halkı, “iç işgal” şeklinde planlanan ama “tam bir dış müdahale” olan saldırıyı atlattı.

Video: * Venezuela’da ABD’nin ‘iç işgal’ girişimi çöktü! * Türkiye dünyaya “yeni İstiklal mücadelesi yöntemi”ni öğretti. * “Guaido modeli”: Aç bırak, halkın direncini kır, yönetimi zayıflat ve müdahale et.. * İnsanlık, ABD ve ortaklarına çok acı bir sürprizi yaşatacak..


Türkiye’nin yaşadığı, FETÖ üzerinden servis edilen “15 Temmuz iç işgal girişimi” gibi Venezuela’da da Juan Guaido üzerinden bir deneme yapıldı. Yöntemler, söylemler benzer olduğu gibi, müdahaleye karşı koyma formatı da çok benzer.

TÜRKİYE DÜNYAYA “YENİ TÜR İSTİKLAL MÜCADELESİ MODELİ”Nİ YAYIYOR.

Öyle görünüyor ki; her ne kadar Türkiye’de unutturulmaya çalışılsa da, 15 Temmuz direniş modeli, ABD ve Batı’nın yeni sömürge girişimlerine karşı bir “direniş yöntemi” olarak yayılıyor, yayılacak.

Onlar nasıl müdahale yöntemleri geliştirip birçok ülkeye uyguluyorsa, Türkiye’nin 15 Temmuz günü verdiği mücadele de, birçok ulus tarafından direniş yöntemi olarak kabul ediliyor, edilecek.

Birinci Dünya Savaşı ile çöken bir coğrafyada Anadolu’da başlatılan İstiklal mücadelesi nasıl ki; Güneydoğu Asya’dan Afrika’nın derinliklerine kadar “emperyalizmle mücadele” ruhunu uyandırmışsa, bu da yeni sömürge müdahalelerine karşı bir direniş ruhu oluşturuyor, oluşturacak.

“GUAİDO MODELİ”: AÇ BIRAK, HALKIN DİRENCİNİ KIR, YÖNETİMİ ZAYIFLAT, SONRA DA MÜDAHALE ET.

ABD’nin seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro yerine kukla lider olarak atadığı, Avrupa ülkelerinin sıraya girip tanıdığı Juan Guaido’nun, bazı askeri birliklerle ülke yönetimini ele geçirme girişimi Venezuela’nın bağımsızlığını ve zengin kaynaklarını hedef alıyordu.

Asla demokrasi ve özgürlük meselesi değildi. Aç bırakarak, ilaçsız bırakılarak, elektriksiz bırakılarak, petrol satışı engellenerek halkın direnci kırılacak, mevcut yönetim zayıflatılacak sonra da müdahale edilecek… Uygulanan yöntem bu.

Guaidomodeli” dedikleri yeni saldırı biçimi bu. Irak ve Afganistan işgallerinden sonra, Libya müdahalelerinden sonra bu formatı keşfettiler. İçeride bir grubu eğitip hazırla, artık kendilerinin bile dile getirmediği demokrasi ve özgürlük söylemleriyle donat, o ülkenin liderini ve meşru yönetimini tanımadığını ilan et, bir eyalet valisi ataması yap sonra da ”iç isyan ve iç işgal”e başla.

İNSANLIK, ABD VE ORTAKLARINA ÇOK ACI BİR SÜRPRİZİ YAŞATACAK

Küresel sistem diye bir şey zaten yok. Uluslararası kurum ve sözleşmeler zaten yok. Dünyanın ekseni kaymış, güç kimde ise onun hoyratlığı, açgözlülüğü, saldırganlığı öne çıkmış, Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar her yerde ağır ABD saldırıları almış başını gidiyor. Hiçbir ahlaki, insani değer yok. İnsanlık için, bütün yeryüzü için tarihin en tehlikeli dönemi başlamıştır.

ABD ve Avrupa’nın Venezuela’dan sonra birçok ülkede uygulamayı deneyeceği format bu. Yeni tür işgal, iç savaş biçimi bu. Yeni uluslararası yağma ve talan şekli bu. Trump ve ABD şahinlerinin dünyayı kasıp kavuracak kötülüklerinin yeni şekli bu.

Ama bence insanlığın, kadim insanlık birikiminin ABD ve müttefiklerine çok acı bir sürprizi olacak. Bu kontrolsüzlük bir şekilde etkisizleştirilecek. Zaten öyle bir dönem de başladı.

Batı, Atlantik dünyası, belki dört yüz yıl sonra merkez iktidar alanı olmaktan çıkıyor. Böylesi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları döneminde bile olmadı. İlk kez güç dağılıyor, Doğu’ya kayıyor, ilk kez ABD ve Batı’nın temsil ettiği düzen gerçekçi bir meydan okumayla karşı karşıya.

İşte yeryüzünün asıl eksen kayması bu olacak. Bunu bildikleri için de, gücün ellerinden kayıp gittiğini gördükleri için de, alabildiğine saldırganlaştılar. Ama saldırganlaştıkçada karşılarında güçlü bir küresel ittifak biçimleniyor.

VENEZUELA’DA BİR KİRLİ DOSYA!

2 Şubat’taki notları hatırlatayım: ABD ve Batı; terörü bütün insanlığa karşı kanlı bir silah olarak kullanır. Bütün terör örgütlerini besler, büyütür, silahlandırır, ülkelere saldırtır. Sonra da terörle mücadele diye küresel ölçekte bir kampanya başlatır. Bu kampanyaya katılmayan ülkeleri teröre destek veren ülke ilan eder.

Dünya genelindeki askeri üslerinin hemen hepsinde terör örgütleri istihdam eder. Onları orada eğitir, toplantılar oralarda yapılır. Sonra o örgütü, askeri üssün bulunduğu ülkeye karşı kullanır.

LİDERLER, ÜLKELER NASIL, NEDEN CEZALANDIRILIR?

Kaynaklarını sömürüye, talana açmayan ülkeleri doğrudan “Haydut Devlet” ilan eder. Zenginliklerine sahip çıkan ülkeleri açık açık tehdit eder, küresel finans sistemi üzerinden baskı altına alır.

Hemen ardından o ülkeyi istikrarsızlaştırma süreci başlatır. Darbe girişimleri, liderlerin tasfiyesi, terör saldırıları, etnik çatışmalar, ekonomik krizler, kitlesel protestolar ardı ardına gelir.

Bu ülkelerin tamamına uygulanacak şablon bellidir: Ekonomik ambargo. Ülkelerin ekonomilerini vurur, halkını cezalandırır, ambargoya uymayan ülkeleri incelemeye ve baskı altına almaya başlar.

PETROLÜ, DOĞALGAZI MİLLİLEŞTİREN HER ÜLKE SALDIRIYA UĞRAMIŞTIR..

Petrolünü, doğalgazını, altınını, madenlerini, suyunu, tarımını, pazarını Batılı şirketlerin himayesine ve denetimine vermeyen her ülkeyi tehdit eder. Savaşla, işgalle, iç çatışmayla, suikastlarla tehdit eder.

Petrol şirketlerini millileştiren ülkelerin hemen tamamına yakını saldırıya uğramıştır. Petrol ve doğalgazına sahip çıkan ülkelerin neredeyse tamamı kaosa sürüklenir.

Libya böyledir. Irak böyledir.. Paramparça olmuşlardır. Bazıları da S. Arabistan gibi, tamamen teslim olmuş, rehin alınmış, zenginlikleri yağmalanmıştır.

ALTINI, PETROLÜ ABD ŞİRKETLERİNE PEŞKEŞ ÇEKMEZSEN BÖYLE OLUR!

Şimdi Venezuela’da aynı senaryoyu bir kez daha yaşıyoruz. Dev petrol üreticisi, petrolünü ABD’ye peşkeş çekmediği için, ABD şirketlerine teslim olmadığı için darbeyle, savaşla, işgalle tehdit ediliyor.

Altınını ABD’ye peşkeş çekmediği için, altın madenlerini ABD ve Batılı şirketlerin işletmesine izin vermediği için, altınını ABD denetiminde piyasaya sokmadığı için açıkça tehdit ediliyor.

MADURO GİDECEK GUAİDO GELECEK: ALTIN DA, PETROL DE “SAHİBİNİ” BULACAK..

Maduro gidecek Guaido gelecek. Çünkü Guaido, ABD ile, İngiltere ile, Avrupa ile, onların kontrolündeki Latin Amerika ülkeleriyle beraber. Çünkü Guaido petrolü de, altını da, ülkenin pazarlarını da daha şimdiden ABD ve Batılı şirketlere taahhüt etti. Varlık sebebi bu zaten. O güçlerin, o şirketlerin tayin ettiği bir kişi çünkü.

MESELE SİYASİ DEĞİL, YAĞMA MESELESİDİR.

Mesele siyasi değil, yağmadır. Talan edilecek ülke listesinde sırada Venezuela var. Petrolünü de, altınını da, ülkenin varolan zenginliklerini de yağmalayacaklar.

Zenginliğini koruyorsan, ülkeni koruyorsan, yerlileşiyorsan, sömürüya tavır alıyorsan saldırı altındasın demektir. Batı’nın yüzyıllardır devam ettirdiği sömürgecilik aynen devam ediyor.

TÜRKİYE DE BU YÜZDEN SALDIRIYA UĞRAMADI MI?

Ya o ülkeyi yok edip yağmalıyorlar, ya kukla bir yönetim ve lider atayıp teslim alıyorlar, ya da bütün halkı cezalandırıp, diz çöktürerek yağmalıyorlar.

Türkiye’ye yaptıkları da bu değil mi? Türkiye’ye yönelik bütün saldırıların arkasında ülkemizin yerlileşme mücadelesi yok mu? Bu da öyle bir şey… Kimse gizli Amarikancılık oynamasın, süslü cümlelerin arkasına sığınmasın.

Petrol, İran ve Venezuela
Petrol, İran ve Venezuela

Bugün, ABD tarafından Türkiye dahil 8 ülkeye İran’dan petrol ithalatı için verilen 6 aylık geçici muafiyetin son günü. Dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip 4.ülkesi olan İran artık petrol ihracatı yapamayacak. İran, ekonomisinin belkemiği olan petrol gelirlerinden mahrum kalacak.

Video: Petrol, İran ve Venezuela


Diğer yandan dünyanın en büyük rezervlerine sahip olan ve dünyada 1. sırada yer alan Venezuela, son aylarda başta ABD olmak üzere batılı ülkeler tarafından desteklenen bir darbe girişimi ile kuşatılmış durumda. Dünyada en yüksek petrol rezervlerine sahip olan Venezuela bir yandan uygulanan yaptırımlar diğer yandan içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle petrol gelirlerinden mahrum kalmaya devam ediyor.

Yani dünyada petrol rezervlerine sahip ülkeler arasında ilk 4 içerisinde yer alan İran ve Venezuela, dünya petrol piyasalarından adeta siliniyor. Bu ülkeler dünya enerji piyasalarından zoraki çıkartılıyor. Bu ülkelerin mevcut siyasi yapıları ve politikalarıyla söz konusu enerji denkleminde yer alamayacakları da ABD tarafından kendilerine açıkça ifade edilmekte.

YENİ PETROL DENKLEMİ

İran ve Venezuela’nın devre dışı kalması ile dünya piyasalarında daha da görünür olan ülkeler ABD’nin de adres gösterdiği Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oluyor.

Hatta İran’ın bugün devre dışı kalmasıyla uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarında oluşacak şokları bertaraf etmek ve tepkileri azaltmak için ABD bu ülkelerle müzakere yaparak petrol ihtiyacı olan ülkelere de adres gösteriyor.

PETROLÜN VAR DERDİN VAR

Petrol lanetli mi? Bu soru petrol rezervlerine sahip olan ülkeler için sorulan soruların başında gelmekte. Venezuela 300 milyar varil kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyada petrol rezervine sahip ülkeler arasında birinci sırada yer alarak petrol zengini olan Suudi Arabistan, Kanada ve İran’ın önünde olmasına rağmen ekonomik olarak çok büyük sorunlarla mücadele etmekte.

Petrol zengini olan Venezuela’da elektrik santralleri çalışmıyor, halk karanlıkta kalmak zorunda kalıyor. Siyasi istikrarsızlık ve belirsizlik nedeniyle oluşan kaotik durum yüzünden insanların yurtdışına yerleşmek amacıyla ülkeyi terk edecek kadar yoksullaşması ise üzerinde durulması gereken bir durum.

Venezuela’da darbe girişimleri oluyor. Petrole rağmen büyük bir ekonomik çaresizlik ve siyasi kaos yaşanıyor.

İran, ABD tarafından uygulanan yaptırımlardan kurtulamıyor ve ekonomide mücadele etmek zorunda olduğu birçok sorunla karşı karşıya.

PETROL ÜLKEYİ HEDEF HALİNE Mİ GETİRİYOR YOKSA BAĞIMLILIK MI OLUŞTURUYOR?

Petrole sahip olan ülkeler ya hedef haline geliyor ya da tek petrol gelirlerine olan bağımlılık nedeniyle sorunlar yaşıyor. Neden böyle? Çünkü, petrol ve doğal gaz zengini olan bu ülkelerde ekonominin çeşitlendirilmesi yani başka sektörlerin geliştirilmesi pek önemsenmediği gibi bu kaynaklardan geleceğe aktarılan bir fon veya tasarruf da bulunmuyor.

Dolayısıyla bu sektörde yaşanan olası bir kriz, yaptırım ya da siyasi sorun ortaya çıktığında, enerji gelirlerine yüksek oranda bağımlılık nedeniyle bu ülkeler ekonomi krizle baş başa kalıyor.

Diğer yandan, enerjide görünür duruma gelen ve önemli gelir kaynaklarına sahip olan ülkeler de ekonomik güç olunca hedef haline geliyor. Bir de bu kaynakları ve elde edilen ekonomik kazanımları kendi vatandaşlarıyla paylaştıklarında bu ülkelerin tıpkı Venezuela’da olduğu gibi hedef haline geldiğini görüyoruz.

Bu açıdan, petrol ve doğal gaz gibi tek enerji gelirine bağımlı olan ülkelerin yaşadığı siyasi ve ekonomik sonuçlar, aynı zamanda büyük petrol rezervlerine sahip olan tüm üreticiler için de geçerlidir.

Sömürü mekaniği
Sömürü mekaniği

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebiyle, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Anadolu yakasından girişine bir müze yapılıyor. Şehitler Abidesi’nin hemen yanında. Adı, Hafıza 15 Temmuz.

Video: Sömürü mekaniği

Mimari tasarımını Hilmi Şenalp yaptı. İçeriğinin oluşturulması için bir grup akademisyen, entelektüel ve iletişimci bir araya geldi. 15 Temmuz darbe girişiminin hafızalarda kalması için yapılacak bu müzenin konseptini tartıştılar.

Darbelerin aslında yüz yıllardır devam eden sömürü sisteminin bir parçası olduğunu, bunun için sömürü sistemini anlatmanın doğru olacağına karar verdiler.

Sömürü sisteminin ve darbelerin tek amacı, güçlü devletlerin diğer devletler üzerinde hegemonya kurmasıydı.

Müzenin alt katını panolar, videolar, infografikler, fotoğraflarla sömürgecilik tarihinden başlayıp, 15 Temmuz’a kadar gelen hegemonya kurma sürecini anlatan bir bölüme dönüştürdüler.

Neredeyse 500 yıllık bu sömürü düzenini daha net, daha anlaşılır anlatmak için bir infografik tasarladılar. Adı, Sömürü Mekaniği.

Müzenin büyük duvarına işledikleri bu grafikte, sömürü düzeninin nasıl başladığı, nasıl işlediği, ilişki süreçleri ve nasıl evrim geçirdiği anlatıldı.

İşte Venezuela’da yaşananlar tam olarak bu mekanikte anlatılanlara uyuyor.

Şimdi size bu sömürü mekaniğinin kronolojik süreçlerini yazlı olarak anlatmaya çalışacağım.

1. KOLONİ KUR

-Yeni keşfettiğin yerlere koloniler kur (Kolomb 1492 Amerika, Cortes G. Amerika, Cook Avusturalya, Gama G. Afrika).

-Doğal madenleri al (1500-1650 yılları arasında İspanyollar yeni kıtadan 180 ton altın, 16 Bin ton gümüş getirdiler)

2. SÖMÜRGELEŞTİR

-Toprak ilhak et, sömürgeleştir (Amerika 1500, Gine 1446, Kongo 1483, Hindistan 1600, G. Afrika 1652…)

-İlhak ettiğin topraklarda soykırım yap (öldürülen yerli halklar: İnkalar 7 milyon, Aztekler 5 milyon, Kızılderililer 9 milyon, Kongo 6 milyon, Cezayir 45 bin…).

-Ucuz iş gücü için insanları köleleştir (Afrika’dan Amerika ve Batı ülkelerine taşınan köle sayısı 11 milyon. Bunlardan 1.4 milyonu gemilerle taşınırken yolda öldü).

-Sömürülen ülkelerdeki yer altı ve yer üstü kaynaklarını al.

3. EMPERYALİZME DÖNÜŞ

-Sömürgeciliğin tepki görmesi üzerine sistemi emperyalizme dönüştür.

-Hammadde kaynaklarını al, ülkeleri pazara dönüştür (Hindistan kumaş, çay. Afrika altın, elmas. Ortadoğu petrol, gaz. Amerika şeker kamışı, tütün…)

-Ülkeleri sömürgeleştirmek için işgal et (1830 Cezayir/Fransa, 1882 Mısır/Britanya, 1911 Libya/İtalya, 1979 Afganistan/Rusya, 1988 Panama/ABD, 1991-2003 Irak/ABD…).

-İşgal ettiğin ülkeleri daha kolay yönetmek için böl (Osmanlı, Hindistan, Sudan, Yemen, Filistin, Libya…).

-Hegemonya kurmaya devam etmek için yapay etnik, dini, mezhep çatışmaları çıkar (Tutsi-Husi, Sri Lanka, Bosna, Afganistan, Keşmir, Kosva, Filistin).

4. MODERN SÖMÜRGECİLİĞE GEÇ

Sömürgeleştirilen ülkelerde bağımsızlık hareketleri başlayınca hegemonya kurmak için sömürü düzeni dördüncü aşamaya evrilir.

-Ülkeleri istikrarsızlaştır.

-Mezhep çatışması çıkart (Suriye, Yemen, Bahreyn, Lübnan, Irak).

-Ekonomik ambargo uygula, ülkeleri batıya bağımlı hale getir (Küba, İran, Rusya, Liberya, K. Kore, Venezuela…).

-Terör örgütleri oluştur (Türkiye Asala, PKK, FETÖ, DHKP-C. Sri Lanka-Tamil Gerillaları. Filistin-Irgun. Ortadoğu El Kaide, IŞİD, Haşdi Şabi. Afrika Boko Haram, El Şebap. Kolombia-FARC. Nikaragua-Contras.

-Ekonomik kriz çıkar (Dövizi yükselt, faizi arttır, borsayı düşür, borçlandır).

-Askeri darbe yaptır (1953 İran, 1958 Irak, 1961 Güney Kore, 1944 Brezilya, 1966 Gana, 1968 Panama, 1973 Şili, 1980 Türkiye, 2002 Venezuela, 2013 Mısır, 2016 Türkiye, 2019 Venezuela…)

Sömürü mekaniği tablosu daha detaylı ve görsel olarak daha güçlü. Üzerinde çalışılmaya devam ediyor sanırım. 15 Temmuz 2019’da müzenin açılmasıyla görebileceğiz.

Venezuela’da yaşanan son darbe girişimi bu mekaniğe çok uyuyor. Olayı daha geniş açıdan görmek gerek.

Amerika, Venezuela yönetimini niçin kolayca değiştiremiyor?
Amerika, Venezuela yönetimini niçin kolayca değiştiremiyor?

Venezuela’da Amerika’nın sebep olduğu gerilim yeni darbe girişimi ile bir kez daha şiddetlendi. Amerika’nın ülkeyi yönetilemez bir hâlde getirerek mevcut yönetimin direncini kırmak istediğini söyleyebiliriz. Bu da yönetimleri değiştirmek için kullanılan özel bir uygulama gibi gözüküyor.

Video: Amerika, Venezuela yönetimini niçin kolayca değiştiremiyor?


Türkiye de dâhil olmak üzere Amerika, yönetim değişikliği yapılmasını istediğinde askerî seçeneklere başvururdu. Bu vesile ile bazı ülkeler işgal bazı ülkeler de darbe yoluyla kontrol altına alındı. Bu, iki kutuplu dünya dengesi içinde Amerika’nın çok geniş bir manevra gücüne sahip olmasından kaynaklanıyordu. Müdahale yapılır ve kimse de ses çıkaramazdı. Bugün Venezuela örneğinde görüldüğü gibi Amerika, doğrudan müdahale yoluyla istediklerine ulaşamıyor. Bunun çok önemli bir boşluk oluşturduğunu görmemiz gerekir.

Amerika’nın kendi hegemonya sahasında doğrudan müdahale yoluyla istediklerine ulaşamamasını Venezuela örneği ile sınırlı tutmak doğru olmaz. Benzer bir durum Türkiye ve Mısır için de geçerlidir. Amerika Mısır’da hedefine ulaşmış gözükse de Sisi yönetimine karşı oluşan güçlü muhalefeti bastırmak çok da kolay olmadı. Hatta Mısır’da bütün süreçlerin tamamlandığını da söyleyemeyiz. Sisi yönetiminin zorlukla ayakta durduğu hemen görülür. Türkiye için ise durum çok daha karmaşıktır. Erdoğan’ı devirmek ve Türkiye’yi durdurmak için birbirinden farklı yollara başvurmuş olsalar da iki kutuplu dünya düzeninde olduğu gibi istediklerine ulaşamadılar. Hatta Amerika’nın her müdahalesi Türkiye’nin millîlik ekseninde seyreden değişim sürecini kuvvetlendirdi. Bu de yeni direnç alanlarının oluşmasıyla neticelendi. Çünkü müdahaleler Amerikancı unsurların mağlubiyeti ile sonuçlandıkça tasfiyeler de kaçınılmazdı. Merkez çevre mücadelesi daha çok sosyolojik bir süreçtir, hâlbuki bu dönemle birlikte değişimin hızı arttı. Aslında Amerikancı unsurlar mağlup oldukça kendilerini tasfiyeye açık hâle getirmiş oldular. Yaşadığımız değişimi salt merkez çevre mücadelesi şeklinde izah etmek çok da açıklayıcı olmayabilir.

Değişimin bu kadar hızlı yaşanması birtakım sorunlara yol açabiliyor. Bazı kesimlerin yaşanan hızlı değişim karşısında ahlakî bir tutum geliştirdikleri, kullandıkları kavramlardan anlaşılıyor. Ahlakî kavramların daha çok kullanılmaya başlanması anlamlıdır. Özellikle Türkiye’de yatırımlarını arttıran yeni basın kurumlarının da benzer bir dil geliştirmeye çalışacaklarını söyleyebiliriz. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Suudî Arabistan ve BAE arasında güçlü bir ortaklıktan bahsedebiliriz. Bunların merkezinde İsrail’in yer alması şaşırtıcı değildir. Bu birlikteliğin görülmemiş yeni bir eksene tekabül etmesi ise çok şaşırtıcıdır. Suud ve BAE’nin yönlendirdiği çok güçlü bir Arap-Doğu sermayesi ile İsrail’in yönlendirdiği bir Yahudi-Hıristiyan sermayesi birlikteliği elbette şaşırtıcıdır. Bu gücün Mısır’ı esir aldığı çok açıktır.

Mısır’ı esir aldıkları gibi coğrafyanın dinamiklerinin harekete geçmemesi için ellerinden ne geliyorsa yapacaklarını tahmin etmek zor değil. Bu sebeple Türkiye’de millîlik karşısında bir eksen oluşturabilmek için evrenselci bir dilin öne çıkacağı anlaşılıyor. 2013’ten sonra yaşadığımız derin sarsıntıların kalıcı sonuçları olacak. Soğuk Savaş ya da İki Kutuplu Dünya bizim için de bitti. Birinci Dünya Savaşı öncesi şarlarının yeniden gündeme gelmesi de bu çerçevede anlam kazanır. Biz de iddialarımıza geri dönmüş oluyoruz.

Amerika’nın doğrudan müdahale yoluyla yönetimleri değiştirememesi yeni müdahale yollarının gündeme gelmesini gerektirdi. 90’ların başında komünist blok dağıldığında Türkiye gibi ülkelerin yeni döneme geçişine izin verilmedi. İktisadî baskılar o zaman da çok şiddetliydi. Türkiye kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek büyük değişimi organize edebilecek güçteydi. Fakat uygulanan baskılar soğuk savaş döneminden çıkmamızı engelledi. 28 Şubat soğuk savaş artığı son müdahale idi.

Amerika, istediği yönetim değişikliğini doğrudan müdahale yoluyla değiştiremiyor. Venezuela ve Türkiye örnekleri bunu ispat eder. Her iki ülkenin uzun zamandır Amerika’nın yoğun baskısına maruz kaldığı da bilinen bir gerçektir. Fakat bu gerçek, Amerikan gücünün sınırları hakkında da yeni şeyler söyler. Amerika, tartışmasız bir güç olmaktan çıkmıştır. Farklı güç merkezlerinin ortaya çıkmasını önemsemek gerekir. Sarsıcı bir değişim sürecinin merkezindeyiz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.